bugün
- koklayarak öpmek17
- yiyişmeye gidilen sinemada filmin sarması8
- kemal sunal'ın en başarısız filmleri8
- zengin akpli kızların çok daha güzel olması17
- akp kazandı11
- koklayarak insan tanımak6
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur4
- arkadaşlar çok acil bakar mısınız8
- yalnız erkek sayısının patlaması10
- öpmek istediğiniz sözlük yazarları8
- fatma betül sayan kaya12
- sözlüğün embesillerle dolu olması8
- müslüman toplumlarda para adil dağılmıyor6
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları19
- hamburgerciler bu kadar eti nereden buluyor3
- siyahi peygamber olmaması8
- 30 yaş üstü yazarlar silinsin kampanyası7
- usualsuspect'i tedavi ettirmek4
- sözlüğü sonsuza kadar terk ediyorum8
- dünya52
- koklayarak öpen erkek3
- kendini doktor sanan tıbbi malzemeci3
- otobüste hava atmak için açılacak kitaplar3
- çingene mahallesinde mokar diye bağırıp kaçmak4
- sözlüğün en iyi kalpli yazarı10
- anın görüntüsü29
- morkstar yazdı bunu12
- şuan dinlediğin şarkı7
- sözlük yazarlarının ruh hali6
- dolunay2
- atatürk'ün çanakkale kumandanı olması4
- beraber sözlüğün içine edeq mi tatlı kıs5
- süper para kazanma yöntemi buldum garanti5
- s'i l v'e r m'i s t11
- bir ilişkinin olmazsa olmazı3
- gocu32
- libido artışı2
- şampuanı ve sıvı sabunu sulandıran ebeveyn2
- koklayarak öperken burna kaçan minyon kız2
- tek göz odalı evde kocasıyla mutlu olan kadın7
- ali tarakcı'nın tutuklanması2
- akşam akşam canın kahveli yaş pasta çekmesi6
- morkstar11
- üründül plaza4
- ter kokan kızların daha samimi olması3
- ermeni rum soykırımını inkar etmek14
- hem sırrı süreyyacı hem atatürkçü olmak4
- günün özeti3
- aleyna tilki nin memeleri3
- gocunun elleri9
Şu yorgun gözlerimin, pazartesi bezginliği ile uyandığı istanbulda üç gündür olduğu gibi, yine yağmur yağıyordu. Pazartesi
Haftanın kalan diğer altı günü gibi tıraş olmak zorunda olduğum gün. ben tıraşlı olmayı severim, tıraş olmayı değil. Sonra, kitap almayı severim, okumayı değil. 5 Mart 2008 Pazartesi
Son altı senedeki her 5 mart gibi zamanla kavga ettiğim, gün bitene dek tırnaklarımı yeyip boyalara buladığım tarih. ben, sadece resim yapmayı severim. Ama bugün
Yağmur yağıyor, istanbulda.
Ölü şemsiyeler vardı, kaldırımlarda. bugünü fırsat bilip gizlice yalnızlıklarına ağlıyorlardı. Çoktan beri hiç bu kadar geri getirmek istememiştim zamanı. Bu, artık hiçbir şey yolunda gitmiyor demektir. Çünkü zaman bir yola sokar bizleri. Çıkmak mı? Her yol gibi mümkün değildir. Geri döndüğün yol, giderken gördüklerini hiçbir zaman sunmaz sana.
Sıraların arasında dolanarak silgilerimizi toplarken "Silme olmaz resimde. Bir zamanı, bir de çizgileri geri getiremeyiz." Demişti tüm günümün anlam ve önemi olan kadın. Ve bir yandan da dolduruyordu avcuna öz güvenlerimizi. lise yıllarımın bu uçlarında kızıl çeşnili saçları, yüksek topuklu, güzel resim öğretmeni böyle lafları gençliğinin tecrübesizliğini ve sınıftaki gürültüyü biraz olsun dindirmek için yaptığını biliyordum. Ben, diğerlerinden farklıydım. Sessizdim, sessizliği severdim. Yine de ona karşı nedenini anlayamadığım bir çekingenlik sergilerdim. Aslında biliyordum, bildiğini. Aklımdaki gürültülü hisleri duyduğunu biliyordum. Arkamdan ağır ağır topuk sesleri yükseldikçe, anlardım ki yaklaşıyor, daha korkak çizmeye başlardım.
Yüzümde, takıntılı bir gülümseme ile o günleri düşünürken atölyenin kapılarını açtım. varlığının, yürekleri tertemiz bir suyla yıkarcasına ferahlattığı, yokluğunun güzel bir masalın ölümle sonlanması kadar acı verdiği zamanlardı. Şimdiyse, ömrünü tamamlamış hayaller gibi kırılıyordu renkler. yavaş, ve kararlı. Renkler bıraktığım halde, öylece beni bekliyorlardı. Ben mi? kimseyi beklemiyorum artık. Beklenen lakin gelmeyenleri çizerek mutluluğu arıyorum sadece.
Etrafta bir göz gezdirdim. Duvardaki koca saatten başka her şey varlığının ayrımında değil gibiydi sanki. içime hapsedercesine boya kokusunu çektim derin derin Ve bir tanesini kavradım. Tik, tak Tik, tak Yalnızlığımı çizdim önce, o da bir şeyler bekliyordu. Yağmur yağıyordu. Sonra bir nehir: taşkın ve bol tuzlu kıpırdıyordu düşen damlalarla. Yanıbaşında yatan şemsiye ölülerini teselli ediyorlardı. tik taklar acımasızca kulağıma vururken ben, bütün bekleyişlerimi, özgüvenimi, cesaretimi attım avuç avuç umutsuzluğun kızılına. Taştı nehir, ellerime kadar sıçradı. Karıştı renkli atıklar birbirine, kapılıp gittiler
"Resme baktığınızda insan çizdiğiniz anlaşılıyorsa, resim yapabiliyorsunuz demektir." Tak taklar tahta zeminle hemen arkamda bir yerlerde çarpışıyor olmalıydı. Terliyordum. Çizmeyi bıraktım, başka bir şeyler yapmak adına çakımla kalemin ucunu sivriltmeye başladım. "iyi bak." Dedi. "iyi bak ki, yoğunlaş." Kafamı bile kaldıramıyordum. Çakı, küçük kırmızı bir havuza dönen avuçlarımda kayarak dönüşler yapıyordu. Kulağıma kadar eğildi, boya kokuyordu. "iyi bak!" içime çektim derin derin Gözlerimi kapadım, dişlerim sımsıkı. Avcumu kilitledim adeta. Olduğu yerde topuğunu tahta zemine vurmaya başladı. Tak, tak tak, tak
Binlerce kez çiçeklendi nehir. Birini koparıp kokladım, bütün çiçekler soldu. Ben de her adımda attım yaprak yaprak nehre Tik taklar kulaklarımı ağrıtıyorlardı. Yürüdükçe sesler yükseliyordu. Anladım ki yaklaşıyordum. Ama yolun sonu uçurumdu. Kıyıda tik taklar, kıvrak figürler sergileyerek dans ediyordu. Etekleri kızıl çeşnili bir elbise giymişti.. Attığı her adımda, ince bileklerinden ayaklarına kızıl damlalar akıtarak izler bırakıyordu. Yaklaştı, etrafımda dolandı. Dokundum, kanlar fışkırdı. Ellerime kadar sıçradı. Yükseldi, süzüldü boşlukta. Eteklerinden kızıl yağmurlar yağdırdı. Yer kızıl, gök kızıl, uçuruma doğru giderek dans ediyorduk. dans etmeyi sevmem. Ama inceydi beli, yüksekti ökçeleri. Ayartıyordu işte beni ayarı bozuk tik taklar. Geri çeviremediğim gibi adımlarımla, duruşumla mükemmel bir uyum sağlamıştım. Yokluğuma doğru giden bu ölümcül ritme boyun eğiyordum.
Başım öne eğik; gözlerim o küçük ayaklarına takılıp kalmış. Kıvrıldı sonra ince beli, eğildi. Elime dokununca kanlar fışkırdı. Çiçekli bir mendil verdi. Bastım yarama, mendilin bütün çiçekleri soldu. O savurdu saçlarını, koridorda akıp giden insan nehrine karıştı. Sonra tüm nehir kızıla boyandı, taştı. Ellerime kadar sıçradı. Çiçekler, yaprak yaprak döküldü. Yer kızıl, gök kızıl. Şıp şıp
O kadar uzun süredir dans ediyorduk ki kendimi kaybetmişim. Sonumdan habersiz, mutlulukla dönüyordum. sonra benim ayaklarımın altından da kan aktığını gördüğümde canımın acıdığını ve yorulduğumu fark ettim. Ne zaman başladığını bile bilmediğim müzik de tam o anda durdu. biz durmuyorduk, o susmuyordu. Tik, tak Tik, tak Dayanamadım. Gözlerimi kapadım, ağzım sımsıkı. Ellerim kulaklarımda, atladım aşağı.
Ve işte o! Bembeyaz çiçeklerin arasından bakıyordu bana. Yaklaştım, döndüm etrafında. Dokundu ya, yüreğimden şimdi yıllar fışkırıverdi. Bir resim gibiydi saçları, ama canlanıp yaralarımı sardılar. Tanelenip düştüm toprağa. Yeşerdim çevresinde, çiçeklendim. Dolandım her bir telinin kızıl kıvrımına.
Şimdi Ses yok. Huzurluyum.
Ölü şemsiyeler vardı, kaldırımlarda. bugünü fırsat bilip gizlice yalnızlıklarına ağlıyorlardı. Çoktan beri hiç bu kadar geri getirmek istememiştim zamanı. Bu, artık hiçbir şey yolunda gitmiyor demektir. Çünkü zaman bir yola sokar bizleri. Çıkmak mı? Her yol gibi mümkün değildir. Geri döndüğün yol, giderken gördüklerini hiçbir zaman sunmaz sana.
Sıraların arasında dolanarak silgilerimizi toplarken "Silme olmaz resimde. Bir zamanı, bir de çizgileri geri getiremeyiz." Demişti tüm günümün anlam ve önemi olan kadın. Ve bir yandan da dolduruyordu avcuna öz güvenlerimizi. lise yıllarımın bu uçlarında kızıl çeşnili saçları, yüksek topuklu, güzel resim öğretmeni böyle lafları gençliğinin tecrübesizliğini ve sınıftaki gürültüyü biraz olsun dindirmek için yaptığını biliyordum. Ben, diğerlerinden farklıydım. Sessizdim, sessizliği severdim. Yine de ona karşı nedenini anlayamadığım bir çekingenlik sergilerdim. Aslında biliyordum, bildiğini. Aklımdaki gürültülü hisleri duyduğunu biliyordum. Arkamdan ağır ağır topuk sesleri yükseldikçe, anlardım ki yaklaşıyor, daha korkak çizmeye başlardım.
Yüzümde, takıntılı bir gülümseme ile o günleri düşünürken atölyenin kapılarını açtım. varlığının, yürekleri tertemiz bir suyla yıkarcasına ferahlattığı, yokluğunun güzel bir masalın ölümle sonlanması kadar acı verdiği zamanlardı. Şimdiyse, ömrünü tamamlamış hayaller gibi kırılıyordu renkler. yavaş, ve kararlı. Renkler bıraktığım halde, öylece beni bekliyorlardı. Ben mi? kimseyi beklemiyorum artık. Beklenen lakin gelmeyenleri çizerek mutluluğu arıyorum sadece.
Etrafta bir göz gezdirdim. Duvardaki koca saatten başka her şey varlığının ayrımında değil gibiydi sanki. içime hapsedercesine boya kokusunu çektim derin derin Ve bir tanesini kavradım. Tik, tak Tik, tak Yalnızlığımı çizdim önce, o da bir şeyler bekliyordu. Yağmur yağıyordu. Sonra bir nehir: taşkın ve bol tuzlu kıpırdıyordu düşen damlalarla. Yanıbaşında yatan şemsiye ölülerini teselli ediyorlardı. tik taklar acımasızca kulağıma vururken ben, bütün bekleyişlerimi, özgüvenimi, cesaretimi attım avuç avuç umutsuzluğun kızılına. Taştı nehir, ellerime kadar sıçradı. Karıştı renkli atıklar birbirine, kapılıp gittiler
"Resme baktığınızda insan çizdiğiniz anlaşılıyorsa, resim yapabiliyorsunuz demektir." Tak taklar tahta zeminle hemen arkamda bir yerlerde çarpışıyor olmalıydı. Terliyordum. Çizmeyi bıraktım, başka bir şeyler yapmak adına çakımla kalemin ucunu sivriltmeye başladım. "iyi bak." Dedi. "iyi bak ki, yoğunlaş." Kafamı bile kaldıramıyordum. Çakı, küçük kırmızı bir havuza dönen avuçlarımda kayarak dönüşler yapıyordu. Kulağıma kadar eğildi, boya kokuyordu. "iyi bak!" içime çektim derin derin Gözlerimi kapadım, dişlerim sımsıkı. Avcumu kilitledim adeta. Olduğu yerde topuğunu tahta zemine vurmaya başladı. Tak, tak tak, tak
Binlerce kez çiçeklendi nehir. Birini koparıp kokladım, bütün çiçekler soldu. Ben de her adımda attım yaprak yaprak nehre Tik taklar kulaklarımı ağrıtıyorlardı. Yürüdükçe sesler yükseliyordu. Anladım ki yaklaşıyordum. Ama yolun sonu uçurumdu. Kıyıda tik taklar, kıvrak figürler sergileyerek dans ediyordu. Etekleri kızıl çeşnili bir elbise giymişti.. Attığı her adımda, ince bileklerinden ayaklarına kızıl damlalar akıtarak izler bırakıyordu. Yaklaştı, etrafımda dolandı. Dokundum, kanlar fışkırdı. Ellerime kadar sıçradı. Yükseldi, süzüldü boşlukta. Eteklerinden kızıl yağmurlar yağdırdı. Yer kızıl, gök kızıl, uçuruma doğru giderek dans ediyorduk. dans etmeyi sevmem. Ama inceydi beli, yüksekti ökçeleri. Ayartıyordu işte beni ayarı bozuk tik taklar. Geri çeviremediğim gibi adımlarımla, duruşumla mükemmel bir uyum sağlamıştım. Yokluğuma doğru giden bu ölümcül ritme boyun eğiyordum.
Başım öne eğik; gözlerim o küçük ayaklarına takılıp kalmış. Kıvrıldı sonra ince beli, eğildi. Elime dokununca kanlar fışkırdı. Çiçekli bir mendil verdi. Bastım yarama, mendilin bütün çiçekleri soldu. O savurdu saçlarını, koridorda akıp giden insan nehrine karıştı. Sonra tüm nehir kızıla boyandı, taştı. Ellerime kadar sıçradı. Çiçekler, yaprak yaprak döküldü. Yer kızıl, gök kızıl. Şıp şıp
O kadar uzun süredir dans ediyorduk ki kendimi kaybetmişim. Sonumdan habersiz, mutlulukla dönüyordum. sonra benim ayaklarımın altından da kan aktığını gördüğümde canımın acıdığını ve yorulduğumu fark ettim. Ne zaman başladığını bile bilmediğim müzik de tam o anda durdu. biz durmuyorduk, o susmuyordu. Tik, tak Tik, tak Dayanamadım. Gözlerimi kapadım, ağzım sımsıkı. Ellerim kulaklarımda, atladım aşağı.
Ve işte o! Bembeyaz çiçeklerin arasından bakıyordu bana. Yaklaştım, döndüm etrafında. Dokundu ya, yüreğimden şimdi yıllar fışkırıverdi. Bir resim gibiydi saçları, ama canlanıp yaralarımı sardılar. Tanelenip düştüm toprağa. Yeşerdim çevresinde, çiçeklendim. Dolandım her bir telinin kızıl kıvrımına.
Şimdi Ses yok. Huzurluyum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar