bugün
- iskilipli atıf hoca21
- favlayan yazarın asıl amacı9
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması5
- kasımda aşk başkadır5
- kablosuz mouse7
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- iş yerinde atletle çalışmak4
- robert de niro denince akla gelen ilk film5
- güney kore devlet başkanı lee den türkiye mesajı3
- evli bir kadını sikmek4
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- otel odasında yalnız kalmak4
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- herşeyi kusursuz sadece ayağı çirkin olan kız3
- traveler seri oy atınca ay silkecek beni sanmak3
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- sevimli kafir3
- millette manyak para var21
- sözlüğün sapık dolması sorunsalı3
- kale3112 tarzı entry girmek2
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- pazarama com3
- ahmet nazif zorlu6
- casino2
- dünürüm haçan sana hamsi yaptum'ye bagayım3
- zenci kadın poposu2
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor4
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- anın görüntüsü32
- sözlük kürdü54
- osmanlı hanedanı3
- hüzünlü bakışlı ünlüler2
- red flag sözlük yazarları2
- 693
- boşandığı eşine araba alan adam8
- nick vermeden bir yazara seslen3
- tanımadığı kadına tokat atan adam2
- ismail kartal16
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler2
- escort ile para kavgası6
- nar tanelemek5
- zenci uşağın aniden içeri girmesi5
- okulda ayağa kalkma ritüeli3
- handjob3
- gıda çarşısında çalışan yuzır2
- erken uyanmak4
- yere düşen araba anahtarı3
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- artılama ile manevi gururu ihya edilen kezo2
Bir vapur gidiyordu okyanus gecesinde. Vapurun ışıkları suların karanlığını eritemeden sulara vuruyordu. Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklar, gökle denizi aynı karanlıkların içinde birleştirerek, sonsuz karanlıklara doğru uzanıyordu.
Bir tek adam vardı vapurun içinde... Ne kaptan, ne çarkçı, ne doktor, ne aşçı, ne çımacı...
***
Vapur kendiliğinden gidiyordu. Adam bacanın dibine oturmuş; gemiden yansıyan ışıkların, okyanus gecesinden süzülen karanlıklarla oynaşan aydınlığında, maskeler yapıyordu.
***
Alnı bir düşünce çilesiyle azıcık kırışmış, bakışları derinlerde, solgun yüzlü bir bilge maskesi...
***
Kaşları kartal kanadı gibi, gözleri keskin, dudak çizgileri gerilmiş bir yiğit maskesi...
***
Uzun saçlı, evcil bir güvercin sevimliliğinde, çekici bir gülücükle bakan âşık kadın maskesi...
***
Geniş alnı, kemerli burnu, kemikleri belirgin çenesiyle her acıya ortak, her neşeye yandaş, iyi ve kötü gününde sımsıkı yanında bir dost maskesi...
***
Vapur hızla gidiyordu karanlıklar ortasında...
Adam sırtını dayamış bacaya, durmadan maskeler kesiyordu.
***
Masum çocuk maskeleri...
***
Yürekten gülüşlü kardeş maskeleri...
***
Yüzüne doğruluğun arılığı sinmiş, erdemli kişi maskeleri...
Dalgaların köpükleri, bin başlı ejderlerin açılmış dişleri gibi saldırıp sarılıyordu gemiye...
***
Gemide hiç kimse yoktu. Sadece bir tek o adam vardı... Maskeler yapan adam...
Ve bir de...
Bir de, salonlara oturmuş mangal maşaları, süpürge sopaları, elbise askıları, bostan kazıkları, dış kapı mandalları, davul kayışları, dümbelek derileri, ayı postları, öküz boynuzları vardı.
***
Adam bazen ayağa kalkıp aşağıya iniyor, bir bostan kazığıyla tekrar yukarı çıkıyordu...
Bir dostluk maskesi takıyordu kazığın üstüne...
Kazık, üstündeki maskeyle her acıya ortak, her neşeye yandaş bir dost oluyordu.
***
Sonra adam aşağıdan bir mangal maşası çıkarıyordu.
Onun da üstüne, seven kadın maskesini takıyordu. Ve konuşuyordu onunla:
- Seni ne kadar severim bilemezsin...
Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklardan esen rüzgârla, kıpırdayıp duruyordu maske...
Bazen çenesi azıcık öne savruluyor, altındaki mangal maşası, bir görünüp bir kayboluyordu...
Adam eliyle düzeltiyordu maskeyi, altındaki mangal maşası görünmesin, diye...
***
Sonra yine salonlardan birine, yahut bir kamaraya iniyor; bir öküz boynuzu çıkartıyordu yukarı...
Onun da üstüne bir bilge maskesi takıyordu. Onunla da konuşuyordu:
- Yaşam sence nedir?
Öküz boynuzu, üstündeki maskeyle öyle düşünüyordu.
***
Dümbelek derilerinin üstüne yiğit maskelerini; dış kapı mandallarının üstüne kardeş maskelerini; süpürge sopalarının üstüne erdemli kişi maskelerini koyuyordu...
***
Ve karanlık okyanus gecesinin içinde, nereye gittiği bilinmeyen vapurda; adam, sırtını bacaya dayamış, karşısında kendi yapıp taktığı maskeleriyle, bir garip karnaval yaşıyordu.
Rüzgâr, maskeleri oynattıkça ve dümbelek derileri, öküz boynuzları, süpürge sopaları ortaya çıktıkça; adam eliyle hepsini tek tek düzeltiyordu.
içten içe, eliyle yapıp taktığı maskelere, azıcık da inanıyordu galiba...
Dost desen dost; aşk desen aşk; kardeş desen kardeş; hepsi sıralanmış duruyordu karşısında...
***
Dalgalar gitgide kabarıyordu. Rüzgâr sertleşiyordu.
Vapurun nereye gittiği belli değildi... Çünkü ne kalktığı bir limanı vardı vapurun, ne de varacağı bir limanı... Işıklarını yakmış öyle gidiyordu.
***
Bacanın dibindeki adam da, sertleşen rüzgârla uçuşarak oraya buraya dağılan maskelerini toplamaya uğraşıyordu.
Süpürge sopası, mangal maşası, dış kapı mandalı, öküz boynuzu, sağa sola yuvarlanıyorlardı.
Adam toplayabildiği maskeleri elinde; uçuşan saçlarıyla okyanus gecesinin ortasında, önünde birbirine çarparak yuvarlanan maşaya, mandala, boynuza bakıyordu.
cetin altan
Bir tek adam vardı vapurun içinde... Ne kaptan, ne çarkçı, ne doktor, ne aşçı, ne çımacı...
***
Vapur kendiliğinden gidiyordu. Adam bacanın dibine oturmuş; gemiden yansıyan ışıkların, okyanus gecesinden süzülen karanlıklarla oynaşan aydınlığında, maskeler yapıyordu.
***
Alnı bir düşünce çilesiyle azıcık kırışmış, bakışları derinlerde, solgun yüzlü bir bilge maskesi...
***
Kaşları kartal kanadı gibi, gözleri keskin, dudak çizgileri gerilmiş bir yiğit maskesi...
***
Uzun saçlı, evcil bir güvercin sevimliliğinde, çekici bir gülücükle bakan âşık kadın maskesi...
***
Geniş alnı, kemerli burnu, kemikleri belirgin çenesiyle her acıya ortak, her neşeye yandaş, iyi ve kötü gününde sımsıkı yanında bir dost maskesi...
***
Vapur hızla gidiyordu karanlıklar ortasında...
Adam sırtını dayamış bacaya, durmadan maskeler kesiyordu.
***
Masum çocuk maskeleri...
***
Yürekten gülüşlü kardeş maskeleri...
***
Yüzüne doğruluğun arılığı sinmiş, erdemli kişi maskeleri...
Dalgaların köpükleri, bin başlı ejderlerin açılmış dişleri gibi saldırıp sarılıyordu gemiye...
***
Gemide hiç kimse yoktu. Sadece bir tek o adam vardı... Maskeler yapan adam...
Ve bir de...
Bir de, salonlara oturmuş mangal maşaları, süpürge sopaları, elbise askıları, bostan kazıkları, dış kapı mandalları, davul kayışları, dümbelek derileri, ayı postları, öküz boynuzları vardı.
***
Adam bazen ayağa kalkıp aşağıya iniyor, bir bostan kazığıyla tekrar yukarı çıkıyordu...
Bir dostluk maskesi takıyordu kazığın üstüne...
Kazık, üstündeki maskeyle her acıya ortak, her neşeye yandaş bir dost oluyordu.
***
Sonra adam aşağıdan bir mangal maşası çıkarıyordu.
Onun da üstüne, seven kadın maskesini takıyordu. Ve konuşuyordu onunla:
- Seni ne kadar severim bilemezsin...
Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklardan esen rüzgârla, kıpırdayıp duruyordu maske...
Bazen çenesi azıcık öne savruluyor, altındaki mangal maşası, bir görünüp bir kayboluyordu...
Adam eliyle düzeltiyordu maskeyi, altındaki mangal maşası görünmesin, diye...
***
Sonra yine salonlardan birine, yahut bir kamaraya iniyor; bir öküz boynuzu çıkartıyordu yukarı...
Onun da üstüne bir bilge maskesi takıyordu. Onunla da konuşuyordu:
- Yaşam sence nedir?
Öküz boynuzu, üstündeki maskeyle öyle düşünüyordu.
***
Dümbelek derilerinin üstüne yiğit maskelerini; dış kapı mandallarının üstüne kardeş maskelerini; süpürge sopalarının üstüne erdemli kişi maskelerini koyuyordu...
***
Ve karanlık okyanus gecesinin içinde, nereye gittiği bilinmeyen vapurda; adam, sırtını bacaya dayamış, karşısında kendi yapıp taktığı maskeleriyle, bir garip karnaval yaşıyordu.
Rüzgâr, maskeleri oynattıkça ve dümbelek derileri, öküz boynuzları, süpürge sopaları ortaya çıktıkça; adam eliyle hepsini tek tek düzeltiyordu.
içten içe, eliyle yapıp taktığı maskelere, azıcık da inanıyordu galiba...
Dost desen dost; aşk desen aşk; kardeş desen kardeş; hepsi sıralanmış duruyordu karşısında...
***
Dalgalar gitgide kabarıyordu. Rüzgâr sertleşiyordu.
Vapurun nereye gittiği belli değildi... Çünkü ne kalktığı bir limanı vardı vapurun, ne de varacağı bir limanı... Işıklarını yakmış öyle gidiyordu.
***
Bacanın dibindeki adam da, sertleşen rüzgârla uçuşarak oraya buraya dağılan maskelerini toplamaya uğraşıyordu.
Süpürge sopası, mangal maşası, dış kapı mandalı, öküz boynuzu, sağa sola yuvarlanıyorlardı.
Adam toplayabildiği maskeleri elinde; uçuşan saçlarıyla okyanus gecesinin ortasında, önünde birbirine çarparak yuvarlanan maşaya, mandala, boynuza bakıyordu.
cetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar