bugün
- yaşlandığının farkına varmak6
- sözlük kızları çirkin oldukları için buradalar3
- arkadaşlar bi bakar mısınız4
- sigara içmeyen erkek3
- hutiler suudlara saldırdı ne olacak4
- sözlüğün çok durgun olması6
- sıcak hava vs soğuk hava6
- güldür güldür vs çok güzel hareketler 22
- eşitlik mi özgürlük mü2
- sözlük yazarlarının kekleri2
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler5
- geleceğe yolculuk vs geçmişe yolculuk4
- yeni partinin çerçeve yasa kararı13
- 2000 doğumlu kızlar6
- ekşi sözlük referans17
- müzik dinlemek2
- arabayla almanya'dan türkiye'ye gitmek7
- yaşlı izlenimi veren isimler2
- arkadaşlar hesabımı sildim haberiniz olsun3
- ev almak isteyenlere tavsiye7
- ekonomi16
- sakallı aşçı4
- türkiye11
- ulu parti5
- evlenmeme nedenleri4
- corona adasında bira tadımı yapacak uzman ilanı4
- mekke anlaşması20
- baliye balayına gitme ezikliği4
- ingiliz ajanları5
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- özgür özel6
- çerçeve yasaya hayır diyen yeni parti vekilleri2
- koko14
- ekonomi çok güzel2
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- merfulu11
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- yazarların para ödediği yapay zekalar7
- burak kut4
- dönen tekme atabilen sözlük yazarları7
- recep tayyip erdoğan6
- çocuğuna kendi ismini veren ebeveyn4
- kod yazarken müzik dinlemek6
- kürt sorunu4
- yeni parti7
- en gey özelliğiniz7
- terörsüz türkiye den rahat olan kesim2
- yanlışlıkla gey olmak9
- din ve ahlak5
- torpil peşinde koşan tip5
Bir vapur gidiyordu okyanus gecesinde. Vapurun ışıkları suların karanlığını eritemeden sulara vuruyordu. Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklar, gökle denizi aynı karanlıkların içinde birleştirerek, sonsuz karanlıklara doğru uzanıyordu.
Bir tek adam vardı vapurun içinde... Ne kaptan, ne çarkçı, ne doktor, ne aşçı, ne çımacı...
***
Vapur kendiliğinden gidiyordu. Adam bacanın dibine oturmuş; gemiden yansıyan ışıkların, okyanus gecesinden süzülen karanlıklarla oynaşan aydınlığında, maskeler yapıyordu.
***
Alnı bir düşünce çilesiyle azıcık kırışmış, bakışları derinlerde, solgun yüzlü bir bilge maskesi...
***
Kaşları kartal kanadı gibi, gözleri keskin, dudak çizgileri gerilmiş bir yiğit maskesi...
***
Uzun saçlı, evcil bir güvercin sevimliliğinde, çekici bir gülücükle bakan âşık kadın maskesi...
***
Geniş alnı, kemerli burnu, kemikleri belirgin çenesiyle her acıya ortak, her neşeye yandaş, iyi ve kötü gününde sımsıkı yanında bir dost maskesi...
***
Vapur hızla gidiyordu karanlıklar ortasında...
Adam sırtını dayamış bacaya, durmadan maskeler kesiyordu.
***
Masum çocuk maskeleri...
***
Yürekten gülüşlü kardeş maskeleri...
***
Yüzüne doğruluğun arılığı sinmiş, erdemli kişi maskeleri...
Dalgaların köpükleri, bin başlı ejderlerin açılmış dişleri gibi saldırıp sarılıyordu gemiye...
***
Gemide hiç kimse yoktu. Sadece bir tek o adam vardı... Maskeler yapan adam...
Ve bir de...
Bir de, salonlara oturmuş mangal maşaları, süpürge sopaları, elbise askıları, bostan kazıkları, dış kapı mandalları, davul kayışları, dümbelek derileri, ayı postları, öküz boynuzları vardı.
***
Adam bazen ayağa kalkıp aşağıya iniyor, bir bostan kazığıyla tekrar yukarı çıkıyordu...
Bir dostluk maskesi takıyordu kazığın üstüne...
Kazık, üstündeki maskeyle her acıya ortak, her neşeye yandaş bir dost oluyordu.
***
Sonra adam aşağıdan bir mangal maşası çıkarıyordu.
Onun da üstüne, seven kadın maskesini takıyordu. Ve konuşuyordu onunla:
- Seni ne kadar severim bilemezsin...
Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklardan esen rüzgârla, kıpırdayıp duruyordu maske...
Bazen çenesi azıcık öne savruluyor, altındaki mangal maşası, bir görünüp bir kayboluyordu...
Adam eliyle düzeltiyordu maskeyi, altındaki mangal maşası görünmesin, diye...
***
Sonra yine salonlardan birine, yahut bir kamaraya iniyor; bir öküz boynuzu çıkartıyordu yukarı...
Onun da üstüne bir bilge maskesi takıyordu. Onunla da konuşuyordu:
- Yaşam sence nedir?
Öküz boynuzu, üstündeki maskeyle öyle düşünüyordu.
***
Dümbelek derilerinin üstüne yiğit maskelerini; dış kapı mandallarının üstüne kardeş maskelerini; süpürge sopalarının üstüne erdemli kişi maskelerini koyuyordu...
***
Ve karanlık okyanus gecesinin içinde, nereye gittiği bilinmeyen vapurda; adam, sırtını bacaya dayamış, karşısında kendi yapıp taktığı maskeleriyle, bir garip karnaval yaşıyordu.
Rüzgâr, maskeleri oynattıkça ve dümbelek derileri, öküz boynuzları, süpürge sopaları ortaya çıktıkça; adam eliyle hepsini tek tek düzeltiyordu.
içten içe, eliyle yapıp taktığı maskelere, azıcık da inanıyordu galiba...
Dost desen dost; aşk desen aşk; kardeş desen kardeş; hepsi sıralanmış duruyordu karşısında...
***
Dalgalar gitgide kabarıyordu. Rüzgâr sertleşiyordu.
Vapurun nereye gittiği belli değildi... Çünkü ne kalktığı bir limanı vardı vapurun, ne de varacağı bir limanı... Işıklarını yakmış öyle gidiyordu.
***
Bacanın dibindeki adam da, sertleşen rüzgârla uçuşarak oraya buraya dağılan maskelerini toplamaya uğraşıyordu.
Süpürge sopası, mangal maşası, dış kapı mandalı, öküz boynuzu, sağa sola yuvarlanıyorlardı.
Adam toplayabildiği maskeleri elinde; uçuşan saçlarıyla okyanus gecesinin ortasında, önünde birbirine çarparak yuvarlanan maşaya, mandala, boynuza bakıyordu.
cetin altan
Bir tek adam vardı vapurun içinde... Ne kaptan, ne çarkçı, ne doktor, ne aşçı, ne çımacı...
***
Vapur kendiliğinden gidiyordu. Adam bacanın dibine oturmuş; gemiden yansıyan ışıkların, okyanus gecesinden süzülen karanlıklarla oynaşan aydınlığında, maskeler yapıyordu.
***
Alnı bir düşünce çilesiyle azıcık kırışmış, bakışları derinlerde, solgun yüzlü bir bilge maskesi...
***
Kaşları kartal kanadı gibi, gözleri keskin, dudak çizgileri gerilmiş bir yiğit maskesi...
***
Uzun saçlı, evcil bir güvercin sevimliliğinde, çekici bir gülücükle bakan âşık kadın maskesi...
***
Geniş alnı, kemerli burnu, kemikleri belirgin çenesiyle her acıya ortak, her neşeye yandaş, iyi ve kötü gününde sımsıkı yanında bir dost maskesi...
***
Vapur hızla gidiyordu karanlıklar ortasında...
Adam sırtını dayamış bacaya, durmadan maskeler kesiyordu.
***
Masum çocuk maskeleri...
***
Yürekten gülüşlü kardeş maskeleri...
***
Yüzüne doğruluğun arılığı sinmiş, erdemli kişi maskeleri...
Dalgaların köpükleri, bin başlı ejderlerin açılmış dişleri gibi saldırıp sarılıyordu gemiye...
***
Gemide hiç kimse yoktu. Sadece bir tek o adam vardı... Maskeler yapan adam...
Ve bir de...
Bir de, salonlara oturmuş mangal maşaları, süpürge sopaları, elbise askıları, bostan kazıkları, dış kapı mandalları, davul kayışları, dümbelek derileri, ayı postları, öküz boynuzları vardı.
***
Adam bazen ayağa kalkıp aşağıya iniyor, bir bostan kazığıyla tekrar yukarı çıkıyordu...
Bir dostluk maskesi takıyordu kazığın üstüne...
Kazık, üstündeki maskeyle her acıya ortak, her neşeye yandaş bir dost oluyordu.
***
Sonra adam aşağıdan bir mangal maşası çıkarıyordu.
Onun da üstüne, seven kadın maskesini takıyordu. Ve konuşuyordu onunla:
- Seni ne kadar severim bilemezsin...
Karanlıkların içinde kaybolan karanlıklardan esen rüzgârla, kıpırdayıp duruyordu maske...
Bazen çenesi azıcık öne savruluyor, altındaki mangal maşası, bir görünüp bir kayboluyordu...
Adam eliyle düzeltiyordu maskeyi, altındaki mangal maşası görünmesin, diye...
***
Sonra yine salonlardan birine, yahut bir kamaraya iniyor; bir öküz boynuzu çıkartıyordu yukarı...
Onun da üstüne bir bilge maskesi takıyordu. Onunla da konuşuyordu:
- Yaşam sence nedir?
Öküz boynuzu, üstündeki maskeyle öyle düşünüyordu.
***
Dümbelek derilerinin üstüne yiğit maskelerini; dış kapı mandallarının üstüne kardeş maskelerini; süpürge sopalarının üstüne erdemli kişi maskelerini koyuyordu...
***
Ve karanlık okyanus gecesinin içinde, nereye gittiği bilinmeyen vapurda; adam, sırtını bacaya dayamış, karşısında kendi yapıp taktığı maskeleriyle, bir garip karnaval yaşıyordu.
Rüzgâr, maskeleri oynattıkça ve dümbelek derileri, öküz boynuzları, süpürge sopaları ortaya çıktıkça; adam eliyle hepsini tek tek düzeltiyordu.
içten içe, eliyle yapıp taktığı maskelere, azıcık da inanıyordu galiba...
Dost desen dost; aşk desen aşk; kardeş desen kardeş; hepsi sıralanmış duruyordu karşısında...
***
Dalgalar gitgide kabarıyordu. Rüzgâr sertleşiyordu.
Vapurun nereye gittiği belli değildi... Çünkü ne kalktığı bir limanı vardı vapurun, ne de varacağı bir limanı... Işıklarını yakmış öyle gidiyordu.
***
Bacanın dibindeki adam da, sertleşen rüzgârla uçuşarak oraya buraya dağılan maskelerini toplamaya uğraşıyordu.
Süpürge sopası, mangal maşası, dış kapı mandalı, öküz boynuzu, sağa sola yuvarlanıyorlardı.
Adam toplayabildiği maskeleri elinde; uçuşan saçlarıyla okyanus gecesinin ortasında, önünde birbirine çarparak yuvarlanan maşaya, mandala, boynuza bakıyordu.
cetin altan
yaklaşık 5 sene kadar önce okuduğumda yazının sonuna 26 yıl önce yazılmış bir yazı diye eklimişti altan dede. her zamanki gibi kesip saklarken bu yazıyı keşke 26 yıl önce okuma şansım olsaydıda bugüne kadar yürüdüğüm yollarda sağlam bir el fenerim olurdu diye düşünmüştüm ve fotokopisini bastırıp bu yazının bir kaç sevdiğimede vermiştim...
herkese renkli günler
herkese renkli günler
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar