bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri34
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı17
- fiziğiyle gündeme gelmek istemeyen yazar14
- sözlük yazarlarının tatlıları8
- memeleri ile gündeme oturan yazar8
- sözlükte edebiyat istiyorum felsefe istiyorum5
- sözlük erkeklerinin adonisleri11
- mabel matiz şarkılarında geçen acımasız sözler5
- fiziği kötüyse yüreği güzeldir5
- kale'nin sözlük erkeklerine kötü örnek olması6
- beni geçmişimle yargılama diyen erkek3
- uludağ sözlük ün insana hiçbir şey kazandırmaması3
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması13
- fenerbahahahahahçe7
- kası olmasığı halde aşkı arayan erkek6
- fon vurgunu41
- sevim koş fener'e koydular3
- yakışıklı olmayan ve kassız erkekler niye var4
- kale'nin bicepleri altında güvende hissetmek6
- fiziği güzel sözlük kızları4
- bicepsleriyle gündem olmak isteyen erkek yazar6
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek10
- nervio adlı yazara uyarı14
- izmirbeyfendisi5
- ulu sözlük camiasına duyuru4
- anın görüntüsü19
- kaslı sözlük erkekleri3
- kale3112 de olup true da olmayan ne var4
- fiziği kötü sözlük erkekleri3
- from gold from dust10
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması12
- yemek yapmayı bilmeyen erkek5
- nohut köftesi6
- 20 ekim 2026 galatasaray strasbourg basketbol maçı3
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- götü en güzel manifestci3
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- kale'nin bicepsleri4
- sergen yalçın9
- özelden gelen saçma mesajlar12
- fatma betül sayan kaya10
- kale kardeşimizin objeleştirilmesi3
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- arkadaşlar3
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur13
- clemence baptista16
- sol framenin azgınlarla dolu olması2
- kolye140
- ismail kartal11
vazgeçilişi hakkında söylenenlerin kalıp haline geldiği, fakat insanların gözünde "aşağılık" görülmekten caymayan "izm"dir.
hani şu "kocayı bulana kadardır" denen şeyden bahsediyorum. tabi bir de "erkek düşmanı" olarak nitelendirilmesi var feministlerin, halbuki pek çok kişi açıklamış erkek düşmanlığı değil erkek egemen toplum düşmanlığı olduğunu... okumaktan aciz bireylerimizin küt beyinleri bizi ilgilendirmiyor tabi. yine de benden günah gitsin
her ne kadar mary wolstonecraft ilk feminizm içerikli yazıyı 1700'lerde yazmışsa da kadının ezilmeye başlaması özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla başlıyor.
kadının üretimin içinde olmasına rağmen artı değeri elinde tutan erkeğe köle haline gelmesi ise doğurganlığın sadece iş gücüne katkı sağladığının düşünülmesi ve kadını sadece iş gücü üreticisi olarak görmeyle hız kazanıyor. kadın bebeğin yanında kalması gereken süre içersinde evin etrafıyla uğraştığı için o alanda "uzman"laşırken, erkek evin dışında kalan işlerle uğraşıyor ve bu kadının eve hapsedilişinin öncüsü haline geliyor.
köleci toplumlarda erkek kölelere eğlenme hakkı verilirken, kadın köleler evin efendisine cinsel hizmetkarlık da yapmak zorunda bırakılıyor.
feodal topluma gelindiğinde ise yeni adetler, gelenek ve görenekler üretiliyor. örneğin ilk gece hakkı, evlenen kadının bekaretini bozanın derebeyi olması gerektiğini söylüyor.
burjuva devrimi döneminde ise değişen çok fazla şey yok; kadınlar ve köleler için tabi...
fakat daha sonraları yani 19.yy'ın sonlarına doğru birinci dalga feminizm olarak adlandırılacak olan talepler silsilesi baş gösteriyor. yani kadının seçme, seçilme, mülkiyet ve eğitim talepleri... genel olarak bunlar üzeride yoğunlaşan bu hareketin ayrıntılı talepleri aslında fazlasıyla aşin olduğumuz şeyler. doğum izni, eşit işe eşit ücret vs. birinci dalga feminizm burada kalarak tarihin çok ileri safhalarında "marksist feminist" dediğimiz kişilerin kadınlara yönelik taleplerin içeriyor olacak.
durum türkiye'de dışlanma olarak yansıtılacak ve her ne kadar cumhuriyet döneminde bazı haklar "verilmiş"se de daha sonraları geriye gidiş başlayacaktır. türkiye'de diğer pek çok ülke gibi "siz hak almazsınız, biz size hak veririz" söylemiyle yola çıktığı için; kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı birçok kadın tarafında hak statüsüne sokulmaycak ve meclise giren kadınlar sadece konu mankeni olarak kalacaklardır.
ikinci dalga feminizm ise kadının doğurganlığıyla cinselliği ayırma çabasıdır ki bu konuda yazılan üç ciltlik bir yazı insanın doğumundan itibaren aslında cinsel bilince sahip olmadığı fakat daha sonraları toplumsal yönlendirmelerle kimliğini kazandığını ortaya koyacak. ki bizler şu zamanda bunu adına "toplumsal cinsiyet" diyeceğiz.
bu durum sonucunda kadınların doğurduğu insanları isteklerine göre yetiştirebilmeleri masaya yatırılacak ve kürtaj hakkı istenecekti. ilk alan fransa oldu tabi...
türkiye'de ise 80'lerin başında baş gösteren bu akım neredeyse feminizmin doğuşu olarak kabul edildi. türkiyeli kadınlar için feminizm daha yeni başladı diyebilirzi de.
buna ise daha sonraları sosyalist feministler diyeceğiz ki bu kişiler birinci ve ikinci dalgayı sahiplenen kişiler olacaklar.
üçüncü dalga kadının kimliği sorunu oldu ve ikinci dalganın aksine eşitlik yerine kadınlığın az buçuk üstünlüğünden bahsetti. türkiye'de 90'ların sonlarına doğru gördük biz bunu ve hala daha sürmekte olduğunda bir başka dalgadan henüz söz edemiyoruz. üçüncü dalgada talepler daha çok sistem içerisine yöneldi. kadın sığınma evleri, kadınlar için farklı haklar gibi sesler yükselmeye başladı. biz bu insanlara ise radikal feminist dedik ki marksist feministlerle günümüzde eylem birliği kalmamıştır.
sosyalist feministler hem birinci dalga hem de üçüncü dalga eylemliliğiyle hareket edebilseler bile bu kıvraklık diğer iki akım içim geçerli değil.
buraya kadar işin orada burada yazan teorik kısmını aktardım. gelelim asıl meseleye...
feminizmin mücadele ettiği şey erkekler değil, "erk"ler; ki zaten asıl düşman bir erkek değil bütün erk'ler. erkten kastım hükümet iktidar kim olursa olsun özel mülkiyet var oldukça insanlar üzerinde hüküm sürebilmeyi başaran topluluklardır. bu topluluklar ki kadının ezilmişliğini taze beyinlere aşılayabilmek adına ilkokul kitaplarına yemek yapan anne ve kızını, gazete okuyan baba ve oğlunu çizenlerdir, bu topluluklar ki ortaya bir namus kavramı atıp kadının yaşam hakkını bacaklarının arasına sıkıştıranlardır, bu topluluklar ki kadın üzerinde güç gösterisi yapmaya kalkan örümcek beyinleri cezadan kurtarmak için anayasa yapanlardır, bu topluluklar ki kadının doğurgan ve estetik bedenini (ki estetik olması gerektiğini de onlar söyler) pazar ihtiyaçlarını karşılamak için kullananlardır, bu topluluklar ki işçiyi kadın erkek diye ayırıp aralarındaki eşitliği bozanlardır, bu topluluklar ki kadını öküzden sonraya atanlardır...
temennimiz, uzun zamandır var olan kadın cinayetlerinin, taciz-tecavüz-şiddet olaylarının en kısa zamanda bitmesidir. elbette mücadelemiz ve kalkan yumruğumuz da bu amaca yöneliktir.
ben sosyalist feminist olarak benden sonra gelecek olan kuşağa iyi bir gelecek bırakmak niyetindeyim, ya siz?
hani şu "kocayı bulana kadardır" denen şeyden bahsediyorum. tabi bir de "erkek düşmanı" olarak nitelendirilmesi var feministlerin, halbuki pek çok kişi açıklamış erkek düşmanlığı değil erkek egemen toplum düşmanlığı olduğunu... okumaktan aciz bireylerimizin küt beyinleri bizi ilgilendirmiyor tabi. yine de benden günah gitsin
her ne kadar mary wolstonecraft ilk feminizm içerikli yazıyı 1700'lerde yazmışsa da kadının ezilmeye başlaması özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla başlıyor.
kadının üretimin içinde olmasına rağmen artı değeri elinde tutan erkeğe köle haline gelmesi ise doğurganlığın sadece iş gücüne katkı sağladığının düşünülmesi ve kadını sadece iş gücü üreticisi olarak görmeyle hız kazanıyor. kadın bebeğin yanında kalması gereken süre içersinde evin etrafıyla uğraştığı için o alanda "uzman"laşırken, erkek evin dışında kalan işlerle uğraşıyor ve bu kadının eve hapsedilişinin öncüsü haline geliyor.
köleci toplumlarda erkek kölelere eğlenme hakkı verilirken, kadın köleler evin efendisine cinsel hizmetkarlık da yapmak zorunda bırakılıyor.
feodal topluma gelindiğinde ise yeni adetler, gelenek ve görenekler üretiliyor. örneğin ilk gece hakkı, evlenen kadının bekaretini bozanın derebeyi olması gerektiğini söylüyor.
burjuva devrimi döneminde ise değişen çok fazla şey yok; kadınlar ve köleler için tabi...
fakat daha sonraları yani 19.yy'ın sonlarına doğru birinci dalga feminizm olarak adlandırılacak olan talepler silsilesi baş gösteriyor. yani kadının seçme, seçilme, mülkiyet ve eğitim talepleri... genel olarak bunlar üzeride yoğunlaşan bu hareketin ayrıntılı talepleri aslında fazlasıyla aşin olduğumuz şeyler. doğum izni, eşit işe eşit ücret vs. birinci dalga feminizm burada kalarak tarihin çok ileri safhalarında "marksist feminist" dediğimiz kişilerin kadınlara yönelik taleplerin içeriyor olacak.
durum türkiye'de dışlanma olarak yansıtılacak ve her ne kadar cumhuriyet döneminde bazı haklar "verilmiş"se de daha sonraları geriye gidiş başlayacaktır. türkiye'de diğer pek çok ülke gibi "siz hak almazsınız, biz size hak veririz" söylemiyle yola çıktığı için; kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı birçok kadın tarafında hak statüsüne sokulmaycak ve meclise giren kadınlar sadece konu mankeni olarak kalacaklardır.
ikinci dalga feminizm ise kadının doğurganlığıyla cinselliği ayırma çabasıdır ki bu konuda yazılan üç ciltlik bir yazı insanın doğumundan itibaren aslında cinsel bilince sahip olmadığı fakat daha sonraları toplumsal yönlendirmelerle kimliğini kazandığını ortaya koyacak. ki bizler şu zamanda bunu adına "toplumsal cinsiyet" diyeceğiz.
bu durum sonucunda kadınların doğurduğu insanları isteklerine göre yetiştirebilmeleri masaya yatırılacak ve kürtaj hakkı istenecekti. ilk alan fransa oldu tabi...
türkiye'de ise 80'lerin başında baş gösteren bu akım neredeyse feminizmin doğuşu olarak kabul edildi. türkiyeli kadınlar için feminizm daha yeni başladı diyebilirzi de.
buna ise daha sonraları sosyalist feministler diyeceğiz ki bu kişiler birinci ve ikinci dalgayı sahiplenen kişiler olacaklar.
üçüncü dalga kadının kimliği sorunu oldu ve ikinci dalganın aksine eşitlik yerine kadınlığın az buçuk üstünlüğünden bahsetti. türkiye'de 90'ların sonlarına doğru gördük biz bunu ve hala daha sürmekte olduğunda bir başka dalgadan henüz söz edemiyoruz. üçüncü dalgada talepler daha çok sistem içerisine yöneldi. kadın sığınma evleri, kadınlar için farklı haklar gibi sesler yükselmeye başladı. biz bu insanlara ise radikal feminist dedik ki marksist feministlerle günümüzde eylem birliği kalmamıştır.
sosyalist feministler hem birinci dalga hem de üçüncü dalga eylemliliğiyle hareket edebilseler bile bu kıvraklık diğer iki akım içim geçerli değil.
buraya kadar işin orada burada yazan teorik kısmını aktardım. gelelim asıl meseleye...
feminizmin mücadele ettiği şey erkekler değil, "erk"ler; ki zaten asıl düşman bir erkek değil bütün erk'ler. erkten kastım hükümet iktidar kim olursa olsun özel mülkiyet var oldukça insanlar üzerinde hüküm sürebilmeyi başaran topluluklardır. bu topluluklar ki kadının ezilmişliğini taze beyinlere aşılayabilmek adına ilkokul kitaplarına yemek yapan anne ve kızını, gazete okuyan baba ve oğlunu çizenlerdir, bu topluluklar ki ortaya bir namus kavramı atıp kadının yaşam hakkını bacaklarının arasına sıkıştıranlardır, bu topluluklar ki kadın üzerinde güç gösterisi yapmaya kalkan örümcek beyinleri cezadan kurtarmak için anayasa yapanlardır, bu topluluklar ki kadının doğurgan ve estetik bedenini (ki estetik olması gerektiğini de onlar söyler) pazar ihtiyaçlarını karşılamak için kullananlardır, bu topluluklar ki işçiyi kadın erkek diye ayırıp aralarındaki eşitliği bozanlardır, bu topluluklar ki kadını öküzden sonraya atanlardır...
temennimiz, uzun zamandır var olan kadın cinayetlerinin, taciz-tecavüz-şiddet olaylarının en kısa zamanda bitmesidir. elbette mücadelemiz ve kalkan yumruğumuz da bu amaca yöneliktir.
ben sosyalist feminist olarak benden sonra gelecek olan kuşağa iyi bir gelecek bırakmak niyetindeyim, ya siz?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar