bugün
- dizi sektöründeki maliyet krizi12
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı7
- askerde özlenen şeyler9
- rüyada ilkokul derslerini alttan almak6
- izmir de poposundan bıçaklanan trans birey7
- türk dizilerinin en büyük sorunu3
- kan şekerini aşırı yükselten yiyecekler6
- mekke anlaşması'nın tbmm den geçmesi8
- ceren ayruk2
- rüyada hala askerde olduğunu görmek5
- hayat bilgisi ürperi3
- uludede3
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi17
- çok güzel bir kızın sizi kesmesi4
- kuantum fiziğine sahip kadın5
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz21
- kocasının fotosunu paylaşan kadın yazar5
- yazarların işlediği günahlar15
- burun karıştırmak5
- terhis oluyorum sözlük25
- arda güler4
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam4
- bir önceki entryi devam ettir4
- gammaz mesaisi3
- çay var içersen antidepresan da var yersen4
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek3
- çay koydum sen anlat diyen psikolog4
- kene hatun3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- düzenli beyaz ekmek yemek gerizekalı yapıyor3
- şarkılarda geçen mükemmel sözler3
- eski sevgilisini unutamayan biriyle çıkmak6
- pazar günü aktiviteleri3
- iran füzeleri ateşlemiş2
- 8 kasım 2026 elazığspor şanlıurfaspor maçı2
- 30 kasım 2026 beşiktaş galatasaray maçı3
- fatma betül olayından çıkarılacak beş ders5
- kürt lastikçi2
- adana limanı nın çıplak fotoğrafları3
- halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu4
- helin elveren3
- amedspor28
- tır şoförleri oruç tutuyor mu sorunsalı4
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek17
- mesaj atan travestiye nerden esti demek2
- ona bir şey söyle3
- günah çıkarma seansını aniden terk eden rahip3
- felsefe öğretmenin ironisi3
- sıra gecesine gidip çılgınlar gibi eğlenmek2
- flörtün ilkesel reddi5
Vaktiyle Japon sinemasının seçtiği vurdulu-kırdılı, bıçaklı-kılıçlı filmlere epey şaşmıştım. Tokyo'da ne zaman televizyonu açsam; bir yığın Japon, naralar atarak bir yığın Japon'u kesip doğruyordu.
Oysa Japonlar, birbirleriyle olan günlük ilişkilerinde; yüzlerce yıldan süzülüp gelmiş, ince bir Uzakdoğu nezaketinin yumuşaklığında görünüyorlardı. Birbirlerinden ayrılırken; karşılıklı üç-beş kez yerlere doğru eğilerek, geri geri yürüyor; adeta birbirlerini selamlama yarışına girişerek, oldukça uzun bir süre karşılıklı eğilip duruyorlardı.
* * *
Filmlerde ise, elde bıçak, naralar atarak tekme-yumruk, durmadan birbirleriyle vuruşuyorlardı.
Bu çelişki dikkatimi çekmişti. Günlük ilişkilerdeki aşırı nezaket ile filmlerdeki kaba saldırganlığı bir türlü birbiriyle bağdaştıramamıştım.
* * *
Şimdi Batı filmlerinde de, aynı şiddet rüzgârları esmeye başladı. Harika bir teknikle, adinin bayağısı, kana bulanmış ucuz bir cinsellik; milyonlarca seyirci topluyor en gelişmiş kentlerde.
* * *
Tavşanla sevişen genç bir kızın, annesiyle babası; tavşanı kesip, çaktırmadan kıza yedirince ve yemeğin ortasında da, yediği etin seviştiği tavşan olduğunu kahkahalarla kıza söyleyince, kızın sulanan gözleri... Ve sonra öç almak için, o gece kuzu kasabı bir zenciyle sevişmeye gitmesi...
Meleyen kuzular, kasap çengelleri, mezbahada kanlar içinde bir aşk...
Derken zencinin bir şeyler ararken, kasap çengellerinden birine takılı kalması ve kızın biraz önce seviştiği zencinin can çekişmesini seyretmesi; sonra da bıçaklardan en kocamanını alıp eve dönmesi ve yatakta uyuyan anasıyla babasını o bıçakla kesmesi...
O arada kasaplığın bütün ayrıntılarını ve inceliklerini gösteren büyük plan sahneler...
* * *
Aslında seyredilecek bir iğrençlik değildi gördüğüm. Yüzümü buruştura buruştura sonuna kadar dayandım.
* * *
Bir başka filmde bir katil, durmadan fotomodellik yapan kızları, gözlerine şiş batırarak öldürüyordu.
Modelleri kullanarak resim çeken ünlü bir kadın fotoğrafçı ise, her cinayeti bir medyum sezisiyle bulunduğu yerde görüp yaşıyor, çığlıklar atıyordu.
Katili bulmaya çalışan dedektif, kadın fotoğrafçıya âşık oluyor; onu, kadınları gözüne şiş batırarak öldüren katilden korumaya çalışıyordu.
Ve sonra da, katilin aslında o sivil polis olduğu anlaşılıyordu...
Hemen herkes, bu filme eşsiz bir yapıt olarak koşuyordu. Sinema tekniği gerçekten olağanüstü başarılıydı. Ama konu, hem bayat, hem de beşinci sınıf polis romanları ucuzluğundaydı.
* * *
Kanlı şiddet ve cinayet sinemacılığının; Japonya'dan New York'a, bütün sermaye düzeni dünyasını sarmasının nedenlerini, yavaş yavaş sezmeye başladım sonunda.
* * *
Sabahtan akşama, durmadan suyu çıka çıka çalışan insanlar, gizli bir öfkenin gerilimindeydiler. Sadece kime karşı öfkeleneceklerini pek bilemiyorlardı.
Kadınlar erkeklere öfkeleniyor; erkekler kadınlara öfkeleniyor; gençler herkese öfkeleniyordu.
Ve durmadan kanların fışkırdığı, gözlerin çıkarıldığı, kafaların kesildiği: sonra da, bütün ayrıntılarıyla sadık cinsel birleşmelerin gösterildiği filmlere koşuyor, içlerindeki gizli öfkeyi rahatlatıyorlardı.
* * *
Gitgide bollaşan bu tür filmler, toplumsal bir yozlaşmanın tehlikeli bir habercisiymiş gibi göründü bana.
Yıllarca önce cinselliğin sinemaya aktarılmasını, bir aşama olarak değerlendirmeye çalışmıştım.
Kişiyi, yüzlerce yıl ezip inletmiş olan bir baskı, ortadan kalkıyordu. Evrenin en doğal olayı, tabu olmaktan çıkıyordu.
* * *
Ancak bu kez, cinselliğin kanlı-bıçaklı, şişli-satırlı bir şiddet eylemine dönüştürülmesi ve bundan da milyonların hoşlanması beni tedirgin etti.
En gelişmiş toplumlarda kadınlarla erkekler, birbirlerine böylesine mi diş biliyorlardı; onu çözemedim ama, bireylerin gizli öfke birikimlerinin, gün günden daha büyük boyutlara ulaştığını anladım.
Ne var ki bu filmler, bir yandan genç kuşakları da, başka bir yönden etkiliyordu. Ve bir şiddet dalgası, ufaktan büyüğe, her yerde kıpırdayıp duruyordu.
* * *
Geri kalmışlıkla gelişmişliğin, birey üstündeki mutluluk oranını bulmak zorlaşıyordu.
Gelişmiş dünyada da, insanlar sanıldığı kadar mutlu değildi.
Yirminci yüzyıl da, insanoğlunu huzura kavuşturamamıştı... Hem de galiba hiçbir yerde!
çetin altan
Oysa Japonlar, birbirleriyle olan günlük ilişkilerinde; yüzlerce yıldan süzülüp gelmiş, ince bir Uzakdoğu nezaketinin yumuşaklığında görünüyorlardı. Birbirlerinden ayrılırken; karşılıklı üç-beş kez yerlere doğru eğilerek, geri geri yürüyor; adeta birbirlerini selamlama yarışına girişerek, oldukça uzun bir süre karşılıklı eğilip duruyorlardı.
* * *
Filmlerde ise, elde bıçak, naralar atarak tekme-yumruk, durmadan birbirleriyle vuruşuyorlardı.
Bu çelişki dikkatimi çekmişti. Günlük ilişkilerdeki aşırı nezaket ile filmlerdeki kaba saldırganlığı bir türlü birbiriyle bağdaştıramamıştım.
* * *
Şimdi Batı filmlerinde de, aynı şiddet rüzgârları esmeye başladı. Harika bir teknikle, adinin bayağısı, kana bulanmış ucuz bir cinsellik; milyonlarca seyirci topluyor en gelişmiş kentlerde.
* * *
Tavşanla sevişen genç bir kızın, annesiyle babası; tavşanı kesip, çaktırmadan kıza yedirince ve yemeğin ortasında da, yediği etin seviştiği tavşan olduğunu kahkahalarla kıza söyleyince, kızın sulanan gözleri... Ve sonra öç almak için, o gece kuzu kasabı bir zenciyle sevişmeye gitmesi...
Meleyen kuzular, kasap çengelleri, mezbahada kanlar içinde bir aşk...
Derken zencinin bir şeyler ararken, kasap çengellerinden birine takılı kalması ve kızın biraz önce seviştiği zencinin can çekişmesini seyretmesi; sonra da bıçaklardan en kocamanını alıp eve dönmesi ve yatakta uyuyan anasıyla babasını o bıçakla kesmesi...
O arada kasaplığın bütün ayrıntılarını ve inceliklerini gösteren büyük plan sahneler...
* * *
Aslında seyredilecek bir iğrençlik değildi gördüğüm. Yüzümü buruştura buruştura sonuna kadar dayandım.
* * *
Bir başka filmde bir katil, durmadan fotomodellik yapan kızları, gözlerine şiş batırarak öldürüyordu.
Modelleri kullanarak resim çeken ünlü bir kadın fotoğrafçı ise, her cinayeti bir medyum sezisiyle bulunduğu yerde görüp yaşıyor, çığlıklar atıyordu.
Katili bulmaya çalışan dedektif, kadın fotoğrafçıya âşık oluyor; onu, kadınları gözüne şiş batırarak öldüren katilden korumaya çalışıyordu.
Ve sonra da, katilin aslında o sivil polis olduğu anlaşılıyordu...
Hemen herkes, bu filme eşsiz bir yapıt olarak koşuyordu. Sinema tekniği gerçekten olağanüstü başarılıydı. Ama konu, hem bayat, hem de beşinci sınıf polis romanları ucuzluğundaydı.
* * *
Kanlı şiddet ve cinayet sinemacılığının; Japonya'dan New York'a, bütün sermaye düzeni dünyasını sarmasının nedenlerini, yavaş yavaş sezmeye başladım sonunda.
* * *
Sabahtan akşama, durmadan suyu çıka çıka çalışan insanlar, gizli bir öfkenin gerilimindeydiler. Sadece kime karşı öfkeleneceklerini pek bilemiyorlardı.
Kadınlar erkeklere öfkeleniyor; erkekler kadınlara öfkeleniyor; gençler herkese öfkeleniyordu.
Ve durmadan kanların fışkırdığı, gözlerin çıkarıldığı, kafaların kesildiği: sonra da, bütün ayrıntılarıyla sadık cinsel birleşmelerin gösterildiği filmlere koşuyor, içlerindeki gizli öfkeyi rahatlatıyorlardı.
* * *
Gitgide bollaşan bu tür filmler, toplumsal bir yozlaşmanın tehlikeli bir habercisiymiş gibi göründü bana.
Yıllarca önce cinselliğin sinemaya aktarılmasını, bir aşama olarak değerlendirmeye çalışmıştım.
Kişiyi, yüzlerce yıl ezip inletmiş olan bir baskı, ortadan kalkıyordu. Evrenin en doğal olayı, tabu olmaktan çıkıyordu.
* * *
Ancak bu kez, cinselliğin kanlı-bıçaklı, şişli-satırlı bir şiddet eylemine dönüştürülmesi ve bundan da milyonların hoşlanması beni tedirgin etti.
En gelişmiş toplumlarda kadınlarla erkekler, birbirlerine böylesine mi diş biliyorlardı; onu çözemedim ama, bireylerin gizli öfke birikimlerinin, gün günden daha büyük boyutlara ulaştığını anladım.
Ne var ki bu filmler, bir yandan genç kuşakları da, başka bir yönden etkiliyordu. Ve bir şiddet dalgası, ufaktan büyüğe, her yerde kıpırdayıp duruyordu.
* * *
Geri kalmışlıkla gelişmişliğin, birey üstündeki mutluluk oranını bulmak zorlaşıyordu.
Gelişmiş dünyada da, insanlar sanıldığı kadar mutlu değildi.
Yirminci yüzyıl da, insanoğlunu huzura kavuşturamamıştı... Hem de galiba hiçbir yerde!
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com