bugün
- ctrlx22
- gürcistan21
- asansörde kalmak6
- sözlükte kavga etmek6
- cinli birine bulaşmak3
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket3
- ilgi isteyen kız16
- abdullah öcalan9
- arkeoloji bölümü5
- biyolojik antropoloji5
- hewal ebo17
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili3
- kuran da namaz yok21
- arkadaşlar ben sanırım erkeğim2
- yukarı kattan gelen ahh sesi10
- lahmacunu elle yiyen kız13
- 49 kilo olmak2
- insan olmak5
- çanakkale4
- gürcistan'ın neyi meşhur9
- aylık 409 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- cinin aslında alkol olması2
- yaprak dökümü ali rıza bey6
- felak nas ayetel kursiyi bilen cin2
- yabani semizotu2
- seksi bırakmak4
- büyü yapan kadın2
- kahvaltıda kavurma yiyen kız tatlılığı9
- en iyi simit hangi şehirdedir12
- herkesçe aşık olunmak2
- türkiye nin en güzel şehrinin istanbul olması6
- dışarıda kahve içmenin lüks haline gelmesi10
- gece çölde deveyle yol alırken dinlenecek şarkılar5
- bu kim aq4
- isra suresi 82 ayet2
- ben ıspartada yaşıyorum7
- hatay suriye nindir diyen esad yanlısı4
- trollerle laf yarıştırmanın yorması2
- kahveye değil mekana para veriyorsunuz7
- erkeklerin öküzlük sorunu12
- herkesin artık tanım yapması6
- bursa vs edirne7
- billurları çiğ yemek4
- sibel can4
- iki sözlük kızının kavga etmesi4
- öğle yemeği ne yiyeceğiz sorunsalı5
- velvet'e aşık olmamak mümkün değil6
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- kagemusha2
- şekersiz çay içenlerin takdir beklemesi5
DÜŞ kurup sigara dumanının halkalarında, hafiften hafiften dalga geçmek de ruhsal bir gereksinmedir bazen.
Örneğin Türkiye'nin dışına çıkmışsınız. Herkes ortak dil olarak ingilizce yerine Türkçe konuşuyor.
Büyük limanlarda Amerika, Alman, Fransız şilepleriyle transatlantikleri yerine; Türk şilepleriyle Türk transatlantikleri...
Nereye gitseniz benzin istasyonlarında Türk kumpanyalarının adı. En büyük oteller Türk firmalarının.
Her kadınlı kahvede, her bakkalda, her büyük mağazada Türk gazozları, Türk meyve suları, Türk içkileri...
***
Giriyorsunuz bir lokantaya:
- Bir ızgara köfte istiyorum, diyorsunuz.
Garson kendi şivesiyle de olsa, Türkçe:
- Emredersiniz beyim, diyor.
Sinemalarda bol bol Türk filmleri oynuyor. Kitapçı vitrinlerinde yığınla Türkçe kitap.
Caddelerde Türkiye'de yapılmış arabalar. Eczanelerde Türk ilaçları.
Tanımadığınız insanlar yanınıza yaklaşıp, aradıkları adresleri Türkçe soruyorlar. Değişik toplumların insanları, bir araya geldikleri zaman, anlaşabilmek için aralarında Türkçe konuşuyorlar.
Bütün ülkelerin okullarında özel olarak Türkçe öğretiliyor.
***
Dünyanın en ünlü doktorları Türkiye'de. Dünyanın en büyük hastaneleri Türkiye'de...
Yeryüzünün neresine gitseniz Türk malı otomobillere biniyor, Türk benzini alıyor, Türk otellerinde kalıyor; herkesle Türkçe konuşuyor, daima Türk uçaklarıyla uçuyor, okyanusları Türk gemileriyle aşıyorsunuz.
Dünya gazeteleriyle televizyonlarında Türk siyasetçilerinin adı önde geliyor. Amerikan barların adı Türk barı olmuş. Gece kulüplerinde Türkçe şarkılar söyleniyor.
***
Giriyorsunuz bir lüks Türk barına:
- Oğlum bana bir rakı...
Radyolarda ise Roma, Paris, Madrid, hangi istasyonu açsanız; ya Adanalı, ya Çakır Emine...
***
Harika bir rahatlık, harika bir üstünlük...
Siz sade elleriyle değil, ayaklarıyla da size bağlı fakir ülkelere, yardım yapıp yapmamakta egemensiniz... Önemli gereksinmelerini, sizin saptadığınız fiyatlarla, sizden alır; askeri uçaklarınıza üs de verilirse, yardımı artırabilirsiniz... Oralarda hoşunuza gitmeyen politikacıları kıyıya iter, hoşunuza gidenleri başa geçirebilirsiniz...
Dünyanın neresinde ne olup bitiyor, dakikası dakikasına, hatta saniyesi saniyesine hepsinden haberlisiniz.
Ve şöyle bir gerinerek kaykıldığınız zaman, dört bir yönden ılık bir türkü çalınıyor kulaklarınıza:
- Türkiye seni seviyorum...
***
Bireylerin yaşamı, akıl almaz bir tüketim içinde...
Binivermişsin ilk kalkan transatlantiğe... Tek başına ne vapurun, ne trenin, ne uçağın pek tadı çıkmaz...
Onun için bir de yanına ılık bakışlı, gönül ürperten kokulu, ipek saçlı, kıvıl kıvıl bir arkadaş almışsın... Esmerinden, yahut kumralından, yahut sarışınından... Alt tarafı düş kurmuyor musun, dilediğini seçersin...
Gözleri, içine ay ışığından damlalar düşmüş gibi menekşe, yahut anlamlı ve derinliğine siyah, yahut cıvıl cıvıl iri kahverengi... istersen lacivert, istersen yeşil, istersen bal rengi bile olur...
Sen fıkralar, anılar anlatıyorsun; o, yürekten gelen bir neşeyle gülüyor.
***
Deniz alabildiğine mavi, gök alabildiğine mavi, sadece üç-beş avuç beyaz bulut kümesi... Arkada geminin bıraktığı beyaz köpükler...
Geminin Türk barında içki şişeleri, kırmızılı, turunculu, çay rengi... Kristal kadehler şıngırtılı bir cümbüşte...
Kamara, telefonu, radyosu, televizyonu, banyosuyla hiç tadılmamış bir rahatlık düzeninde...
Allah be... öyle değil mi?
Tut ki, Capri'de bir ay dinlenmeye gidiyorsun... Yahut Cannes'da... Düşlerinin dizginlerini bollarsan, Florida kıyıları bile olur bu...
***
Bir kıvrak müzik çalıyor salonda...
Üstünde tiril tiril elbiseler. Denizin büyük boşluğunda ufka yaklaşan güneş...
Kadeh tokuşturarak gülüşler içinde konuştuğun, taranmış güzel saçlının dişimsi hafif parfümü...
Allah be... Ha?
Ayağında hafif mokasenler; barın uzun taburesinin alt çıtasına dayamışsın bir tanesinin topuğunu... Ötekinin burnu yere doğru sarkmış, keyiften kıpırdıyor.
Ne parasızlık, ne icra borcu, ne otobüs, yahut dolmuş kuyruklarında saatlerce bekleme.
Arada bir özlemlerle tutuşuverme el ele, yanındaki kadife yahut ışıklı lacivert gözüyle... Sonra çın diye birbirine vuran kadehler... Bir de tabaktan kürdanla alınan yeşil zeytin...
Allah be...
***
Düş kurmak da bir gereksinmedir insanoğlu için...
Ama ne çare ki düşlerde kalır... Ve sen ya tüpgaz, ya benzin, ya mazot kuyruğunda sıranı beklemek için; sönmüş sigaranı küllüğe bırakır, çıkıp yürürsün evden, sıcak bir rüzgârla genzini yakan çöp kokuları ortasında...
çetin altan
Örneğin Türkiye'nin dışına çıkmışsınız. Herkes ortak dil olarak ingilizce yerine Türkçe konuşuyor.
Büyük limanlarda Amerika, Alman, Fransız şilepleriyle transatlantikleri yerine; Türk şilepleriyle Türk transatlantikleri...
Nereye gitseniz benzin istasyonlarında Türk kumpanyalarının adı. En büyük oteller Türk firmalarının.
Her kadınlı kahvede, her bakkalda, her büyük mağazada Türk gazozları, Türk meyve suları, Türk içkileri...
***
Giriyorsunuz bir lokantaya:
- Bir ızgara köfte istiyorum, diyorsunuz.
Garson kendi şivesiyle de olsa, Türkçe:
- Emredersiniz beyim, diyor.
Sinemalarda bol bol Türk filmleri oynuyor. Kitapçı vitrinlerinde yığınla Türkçe kitap.
Caddelerde Türkiye'de yapılmış arabalar. Eczanelerde Türk ilaçları.
Tanımadığınız insanlar yanınıza yaklaşıp, aradıkları adresleri Türkçe soruyorlar. Değişik toplumların insanları, bir araya geldikleri zaman, anlaşabilmek için aralarında Türkçe konuşuyorlar.
Bütün ülkelerin okullarında özel olarak Türkçe öğretiliyor.
***
Dünyanın en ünlü doktorları Türkiye'de. Dünyanın en büyük hastaneleri Türkiye'de...
Yeryüzünün neresine gitseniz Türk malı otomobillere biniyor, Türk benzini alıyor, Türk otellerinde kalıyor; herkesle Türkçe konuşuyor, daima Türk uçaklarıyla uçuyor, okyanusları Türk gemileriyle aşıyorsunuz.
Dünya gazeteleriyle televizyonlarında Türk siyasetçilerinin adı önde geliyor. Amerikan barların adı Türk barı olmuş. Gece kulüplerinde Türkçe şarkılar söyleniyor.
***
Giriyorsunuz bir lüks Türk barına:
- Oğlum bana bir rakı...
Radyolarda ise Roma, Paris, Madrid, hangi istasyonu açsanız; ya Adanalı, ya Çakır Emine...
***
Harika bir rahatlık, harika bir üstünlük...
Siz sade elleriyle değil, ayaklarıyla da size bağlı fakir ülkelere, yardım yapıp yapmamakta egemensiniz... Önemli gereksinmelerini, sizin saptadığınız fiyatlarla, sizden alır; askeri uçaklarınıza üs de verilirse, yardımı artırabilirsiniz... Oralarda hoşunuza gitmeyen politikacıları kıyıya iter, hoşunuza gidenleri başa geçirebilirsiniz...
Dünyanın neresinde ne olup bitiyor, dakikası dakikasına, hatta saniyesi saniyesine hepsinden haberlisiniz.
Ve şöyle bir gerinerek kaykıldığınız zaman, dört bir yönden ılık bir türkü çalınıyor kulaklarınıza:
- Türkiye seni seviyorum...
***
Bireylerin yaşamı, akıl almaz bir tüketim içinde...
Binivermişsin ilk kalkan transatlantiğe... Tek başına ne vapurun, ne trenin, ne uçağın pek tadı çıkmaz...
Onun için bir de yanına ılık bakışlı, gönül ürperten kokulu, ipek saçlı, kıvıl kıvıl bir arkadaş almışsın... Esmerinden, yahut kumralından, yahut sarışınından... Alt tarafı düş kurmuyor musun, dilediğini seçersin...
Gözleri, içine ay ışığından damlalar düşmüş gibi menekşe, yahut anlamlı ve derinliğine siyah, yahut cıvıl cıvıl iri kahverengi... istersen lacivert, istersen yeşil, istersen bal rengi bile olur...
Sen fıkralar, anılar anlatıyorsun; o, yürekten gelen bir neşeyle gülüyor.
***
Deniz alabildiğine mavi, gök alabildiğine mavi, sadece üç-beş avuç beyaz bulut kümesi... Arkada geminin bıraktığı beyaz köpükler...
Geminin Türk barında içki şişeleri, kırmızılı, turunculu, çay rengi... Kristal kadehler şıngırtılı bir cümbüşte...
Kamara, telefonu, radyosu, televizyonu, banyosuyla hiç tadılmamış bir rahatlık düzeninde...
Allah be... öyle değil mi?
Tut ki, Capri'de bir ay dinlenmeye gidiyorsun... Yahut Cannes'da... Düşlerinin dizginlerini bollarsan, Florida kıyıları bile olur bu...
***
Bir kıvrak müzik çalıyor salonda...
Üstünde tiril tiril elbiseler. Denizin büyük boşluğunda ufka yaklaşan güneş...
Kadeh tokuşturarak gülüşler içinde konuştuğun, taranmış güzel saçlının dişimsi hafif parfümü...
Allah be... Ha?
Ayağında hafif mokasenler; barın uzun taburesinin alt çıtasına dayamışsın bir tanesinin topuğunu... Ötekinin burnu yere doğru sarkmış, keyiften kıpırdıyor.
Ne parasızlık, ne icra borcu, ne otobüs, yahut dolmuş kuyruklarında saatlerce bekleme.
Arada bir özlemlerle tutuşuverme el ele, yanındaki kadife yahut ışıklı lacivert gözüyle... Sonra çın diye birbirine vuran kadehler... Bir de tabaktan kürdanla alınan yeşil zeytin...
Allah be...
***
Düş kurmak da bir gereksinmedir insanoğlu için...
Ama ne çare ki düşlerde kalır... Ve sen ya tüpgaz, ya benzin, ya mazot kuyruğunda sıranı beklemek için; sönmüş sigaranı küllüğe bırakır, çıkıp yürürsün evden, sıcak bir rüzgârla genzini yakan çöp kokuları ortasında...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar