bugün
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek12
- diyanetin abd'deki villaları5
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı10
- ayağı alçılı kız yıkamak5
- izmir merkezli feto operasyonu3
- iç sıkıntısından intihar etmek10
- tek başına tatile çıkmak4
- kuş besleyen akciğeri hastalığı3
- trabzon'un abartılmış balon bir şehir olması2
- rıhtım hamalı ile kafayı çekmek2
- yazarların şu an istediği şey5
- karamanoğlu beyliğinin bayrağı7
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler14
- polat alemdar3
- şücaattin amca2
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek13
- kedi tüyü kisti2
- birader beylerin birader beyler olmaları6
- nargile tütünü3
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi12
- donuz butonu bir harika dostum2
- en çok kullandığınız ağrı kesici9
- 1 dakikada 47 mekik çekmek2
- yazarları gülümseten şeyler6
- sarı yeleli aslan trump8
- makyaj öncesi alt tabaka hazırlığı2
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor19
- m r e r e c t o24
- kontrat fosfor karburator4
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor10
- bir şarkı sözü der ki2
- hababam sınıfı semra hoca7
- yaz günü bira içmek6
- 60 saat boyunca uyumayan insan4
- müslim sarı3
- iş sıkıntısı olmasa okuyacağınız bölüm4
- kamu görevlilerinin zıvanadan çıkması2
- mardin de bir ağanın inşa ettirdiği ilginç köy evi3
- mor semsiyeli yabanci21
- zallın fake hesabı var mı9
- anın görüntüsü19
- 12 haziran 2026 güney kore çekya maçı5
- aylık 279 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- talibanin kadınlara hemşire ve ebeliği yasaklaması10
- en gey özelliğiniz13
- gocu26
- chp'nin hali ne olacak49
- kendi kendine konuşmak5
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum15
- montla sıçmak3
DÜŞ kurup sigara dumanının halkalarında, hafiften hafiften dalga geçmek de ruhsal bir gereksinmedir bazen.
Örneğin Türkiye'nin dışına çıkmışsınız. Herkes ortak dil olarak ingilizce yerine Türkçe konuşuyor.
Büyük limanlarda Amerika, Alman, Fransız şilepleriyle transatlantikleri yerine; Türk şilepleriyle Türk transatlantikleri...
Nereye gitseniz benzin istasyonlarında Türk kumpanyalarının adı. En büyük oteller Türk firmalarının.
Her kadınlı kahvede, her bakkalda, her büyük mağazada Türk gazozları, Türk meyve suları, Türk içkileri...
***
Giriyorsunuz bir lokantaya:
- Bir ızgara köfte istiyorum, diyorsunuz.
Garson kendi şivesiyle de olsa, Türkçe:
- Emredersiniz beyim, diyor.
Sinemalarda bol bol Türk filmleri oynuyor. Kitapçı vitrinlerinde yığınla Türkçe kitap.
Caddelerde Türkiye'de yapılmış arabalar. Eczanelerde Türk ilaçları.
Tanımadığınız insanlar yanınıza yaklaşıp, aradıkları adresleri Türkçe soruyorlar. Değişik toplumların insanları, bir araya geldikleri zaman, anlaşabilmek için aralarında Türkçe konuşuyorlar.
Bütün ülkelerin okullarında özel olarak Türkçe öğretiliyor.
***
Dünyanın en ünlü doktorları Türkiye'de. Dünyanın en büyük hastaneleri Türkiye'de...
Yeryüzünün neresine gitseniz Türk malı otomobillere biniyor, Türk benzini alıyor, Türk otellerinde kalıyor; herkesle Türkçe konuşuyor, daima Türk uçaklarıyla uçuyor, okyanusları Türk gemileriyle aşıyorsunuz.
Dünya gazeteleriyle televizyonlarında Türk siyasetçilerinin adı önde geliyor. Amerikan barların adı Türk barı olmuş. Gece kulüplerinde Türkçe şarkılar söyleniyor.
***
Giriyorsunuz bir lüks Türk barına:
- Oğlum bana bir rakı...
Radyolarda ise Roma, Paris, Madrid, hangi istasyonu açsanız; ya Adanalı, ya Çakır Emine...
***
Harika bir rahatlık, harika bir üstünlük...
Siz sade elleriyle değil, ayaklarıyla da size bağlı fakir ülkelere, yardım yapıp yapmamakta egemensiniz... Önemli gereksinmelerini, sizin saptadığınız fiyatlarla, sizden alır; askeri uçaklarınıza üs de verilirse, yardımı artırabilirsiniz... Oralarda hoşunuza gitmeyen politikacıları kıyıya iter, hoşunuza gidenleri başa geçirebilirsiniz...
Dünyanın neresinde ne olup bitiyor, dakikası dakikasına, hatta saniyesi saniyesine hepsinden haberlisiniz.
Ve şöyle bir gerinerek kaykıldığınız zaman, dört bir yönden ılık bir türkü çalınıyor kulaklarınıza:
- Türkiye seni seviyorum...
***
Bireylerin yaşamı, akıl almaz bir tüketim içinde...
Binivermişsin ilk kalkan transatlantiğe... Tek başına ne vapurun, ne trenin, ne uçağın pek tadı çıkmaz...
Onun için bir de yanına ılık bakışlı, gönül ürperten kokulu, ipek saçlı, kıvıl kıvıl bir arkadaş almışsın... Esmerinden, yahut kumralından, yahut sarışınından... Alt tarafı düş kurmuyor musun, dilediğini seçersin...
Gözleri, içine ay ışığından damlalar düşmüş gibi menekşe, yahut anlamlı ve derinliğine siyah, yahut cıvıl cıvıl iri kahverengi... istersen lacivert, istersen yeşil, istersen bal rengi bile olur...
Sen fıkralar, anılar anlatıyorsun; o, yürekten gelen bir neşeyle gülüyor.
***
Deniz alabildiğine mavi, gök alabildiğine mavi, sadece üç-beş avuç beyaz bulut kümesi... Arkada geminin bıraktığı beyaz köpükler...
Geminin Türk barında içki şişeleri, kırmızılı, turunculu, çay rengi... Kristal kadehler şıngırtılı bir cümbüşte...
Kamara, telefonu, radyosu, televizyonu, banyosuyla hiç tadılmamış bir rahatlık düzeninde...
Allah be... öyle değil mi?
Tut ki, Capri'de bir ay dinlenmeye gidiyorsun... Yahut Cannes'da... Düşlerinin dizginlerini bollarsan, Florida kıyıları bile olur bu...
***
Bir kıvrak müzik çalıyor salonda...
Üstünde tiril tiril elbiseler. Denizin büyük boşluğunda ufka yaklaşan güneş...
Kadeh tokuşturarak gülüşler içinde konuştuğun, taranmış güzel saçlının dişimsi hafif parfümü...
Allah be... Ha?
Ayağında hafif mokasenler; barın uzun taburesinin alt çıtasına dayamışsın bir tanesinin topuğunu... Ötekinin burnu yere doğru sarkmış, keyiften kıpırdıyor.
Ne parasızlık, ne icra borcu, ne otobüs, yahut dolmuş kuyruklarında saatlerce bekleme.
Arada bir özlemlerle tutuşuverme el ele, yanındaki kadife yahut ışıklı lacivert gözüyle... Sonra çın diye birbirine vuran kadehler... Bir de tabaktan kürdanla alınan yeşil zeytin...
Allah be...
***
Düş kurmak da bir gereksinmedir insanoğlu için...
Ama ne çare ki düşlerde kalır... Ve sen ya tüpgaz, ya benzin, ya mazot kuyruğunda sıranı beklemek için; sönmüş sigaranı küllüğe bırakır, çıkıp yürürsün evden, sıcak bir rüzgârla genzini yakan çöp kokuları ortasında...
çetin altan
Örneğin Türkiye'nin dışına çıkmışsınız. Herkes ortak dil olarak ingilizce yerine Türkçe konuşuyor.
Büyük limanlarda Amerika, Alman, Fransız şilepleriyle transatlantikleri yerine; Türk şilepleriyle Türk transatlantikleri...
Nereye gitseniz benzin istasyonlarında Türk kumpanyalarının adı. En büyük oteller Türk firmalarının.
Her kadınlı kahvede, her bakkalda, her büyük mağazada Türk gazozları, Türk meyve suları, Türk içkileri...
***
Giriyorsunuz bir lokantaya:
- Bir ızgara köfte istiyorum, diyorsunuz.
Garson kendi şivesiyle de olsa, Türkçe:
- Emredersiniz beyim, diyor.
Sinemalarda bol bol Türk filmleri oynuyor. Kitapçı vitrinlerinde yığınla Türkçe kitap.
Caddelerde Türkiye'de yapılmış arabalar. Eczanelerde Türk ilaçları.
Tanımadığınız insanlar yanınıza yaklaşıp, aradıkları adresleri Türkçe soruyorlar. Değişik toplumların insanları, bir araya geldikleri zaman, anlaşabilmek için aralarında Türkçe konuşuyorlar.
Bütün ülkelerin okullarında özel olarak Türkçe öğretiliyor.
***
Dünyanın en ünlü doktorları Türkiye'de. Dünyanın en büyük hastaneleri Türkiye'de...
Yeryüzünün neresine gitseniz Türk malı otomobillere biniyor, Türk benzini alıyor, Türk otellerinde kalıyor; herkesle Türkçe konuşuyor, daima Türk uçaklarıyla uçuyor, okyanusları Türk gemileriyle aşıyorsunuz.
Dünya gazeteleriyle televizyonlarında Türk siyasetçilerinin adı önde geliyor. Amerikan barların adı Türk barı olmuş. Gece kulüplerinde Türkçe şarkılar söyleniyor.
***
Giriyorsunuz bir lüks Türk barına:
- Oğlum bana bir rakı...
Radyolarda ise Roma, Paris, Madrid, hangi istasyonu açsanız; ya Adanalı, ya Çakır Emine...
***
Harika bir rahatlık, harika bir üstünlük...
Siz sade elleriyle değil, ayaklarıyla da size bağlı fakir ülkelere, yardım yapıp yapmamakta egemensiniz... Önemli gereksinmelerini, sizin saptadığınız fiyatlarla, sizden alır; askeri uçaklarınıza üs de verilirse, yardımı artırabilirsiniz... Oralarda hoşunuza gitmeyen politikacıları kıyıya iter, hoşunuza gidenleri başa geçirebilirsiniz...
Dünyanın neresinde ne olup bitiyor, dakikası dakikasına, hatta saniyesi saniyesine hepsinden haberlisiniz.
Ve şöyle bir gerinerek kaykıldığınız zaman, dört bir yönden ılık bir türkü çalınıyor kulaklarınıza:
- Türkiye seni seviyorum...
***
Bireylerin yaşamı, akıl almaz bir tüketim içinde...
Binivermişsin ilk kalkan transatlantiğe... Tek başına ne vapurun, ne trenin, ne uçağın pek tadı çıkmaz...
Onun için bir de yanına ılık bakışlı, gönül ürperten kokulu, ipek saçlı, kıvıl kıvıl bir arkadaş almışsın... Esmerinden, yahut kumralından, yahut sarışınından... Alt tarafı düş kurmuyor musun, dilediğini seçersin...
Gözleri, içine ay ışığından damlalar düşmüş gibi menekşe, yahut anlamlı ve derinliğine siyah, yahut cıvıl cıvıl iri kahverengi... istersen lacivert, istersen yeşil, istersen bal rengi bile olur...
Sen fıkralar, anılar anlatıyorsun; o, yürekten gelen bir neşeyle gülüyor.
***
Deniz alabildiğine mavi, gök alabildiğine mavi, sadece üç-beş avuç beyaz bulut kümesi... Arkada geminin bıraktığı beyaz köpükler...
Geminin Türk barında içki şişeleri, kırmızılı, turunculu, çay rengi... Kristal kadehler şıngırtılı bir cümbüşte...
Kamara, telefonu, radyosu, televizyonu, banyosuyla hiç tadılmamış bir rahatlık düzeninde...
Allah be... öyle değil mi?
Tut ki, Capri'de bir ay dinlenmeye gidiyorsun... Yahut Cannes'da... Düşlerinin dizginlerini bollarsan, Florida kıyıları bile olur bu...
***
Bir kıvrak müzik çalıyor salonda...
Üstünde tiril tiril elbiseler. Denizin büyük boşluğunda ufka yaklaşan güneş...
Kadeh tokuşturarak gülüşler içinde konuştuğun, taranmış güzel saçlının dişimsi hafif parfümü...
Allah be... Ha?
Ayağında hafif mokasenler; barın uzun taburesinin alt çıtasına dayamışsın bir tanesinin topuğunu... Ötekinin burnu yere doğru sarkmış, keyiften kıpırdıyor.
Ne parasızlık, ne icra borcu, ne otobüs, yahut dolmuş kuyruklarında saatlerce bekleme.
Arada bir özlemlerle tutuşuverme el ele, yanındaki kadife yahut ışıklı lacivert gözüyle... Sonra çın diye birbirine vuran kadehler... Bir de tabaktan kürdanla alınan yeşil zeytin...
Allah be...
***
Düş kurmak da bir gereksinmedir insanoğlu için...
Ama ne çare ki düşlerde kalır... Ve sen ya tüpgaz, ya benzin, ya mazot kuyruğunda sıranı beklemek için; sönmüş sigaranı küllüğe bırakır, çıkıp yürürsün evden, sıcak bir rüzgârla genzini yakan çöp kokuları ortasında...
çetin altan
bir çeşit sevinme belirten söz öbeği. genellikle beklenmeyen olumlu bir sonucun meydana çıktığı durumlarda kullanılır.
örnek:
-abi, hoşlandığın kızın ağzını yokladım, o da sana boş değil miş.
-allah be!
örnek:
-abi, hoşlandığın kızın ağzını yokladım, o da sana boş değil miş.
-allah be!
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar