bugün
- özelde fingirdeşen yazarlar14
- velvet36
- ben geldim kerkenezler13
- insanın kendini çok değerli zannetmesi11
- habire1233
- her gece yatmadan önceki son mastürbasyon7
- mısır3
- konfor alanına yapışıp kalmak6
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak10
- bisiklet sürerken kızlık zarı yırtılan kız8
- basit bir hayat istemek9
- insanların hakkında en çok yanıldığı 5 burç12
- escorta giden erkek4
- aklın fikrin sekse çalışması6
- bilgi içerikli başlık açmamanın sebepleri9
- yeni parti13
- velvet geceleri napıyor sorunsalı9
- seçilen karpuzun neden ben anlatsana demesi5
- çekirgeleri kim gönderdi9
- yazarların özledikleri şeyler8
- kız arkadaşa alınabilecek hediyeler3
- her yazdığı artı oy alan yazar4
- ülkücü müsünüz türkçü müsünüz ulusalcı mısınız8
- kabataş olayı görüntüleri27
- kemalistlerle solcuların ayrılması gerekliliği13
- istanbul un çok pahalı olması27
- sabahlara kadar sexting yapmak3
- insan sevmeyen insan5
- dem parti'nin ana muhalefet partisi olması7
- g'i l d'e d l'i l y4
- dişçiye gitmek3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı60
- özgür özel'in chp de veda konuşması10
- bisiklet sürerken götü deldirip ibne olan erkek3
- nasreddinhoca4
- muslettin amca6
- galatasaray ne zaman transfer yapacak11
- bilgi içerikli başlığa gerek yok4
- hiç sevgilisi olmamış insan3
- en son alınan hediye9
- hangi manifest kızısın12
- kürdüm5
- okumak yerine erken yaşta çalışmanın faydası10
- sözlük yazarlarının benzetildikleri ünlüler7
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj8
- gençlere tavsiyeler2
- en sevilmeyen ev işleri14
- ne kadar salak olduğunuzu biliyor musunuz7
- uludağ sözlüğe sürekli kondom reklamı verilmesi7
- kartlı işlem yapmayan esnaf8
Burnunun ucuna kadar çektiği atkıya soluyor, düşmek üzere olan gözlüğünün camları buharlaştıkça köşedeki müzik kutusunun bir bulanık bir net olmasından çocukça bir zevk alıyordu. Yağmurdan kaçıp bu küçük kafeye doluşan insanların içlerinden taşan neşeye anlam veremezken, sabahtan beri yakasına yapışan keyifsizliğe o da sarılıyordu. Gözlüğünü, cebinden çıkardığı kırmızı ve üşümüş eliyle geriye itip atkıya iyice gömüldü. Şimdi gördükleri, insanlardan daha fazlasıydı. Karmaşık şekiller, düşünceler görüyordu. Atkıya saldığı nefesi, onu bulunduğu mekanın, zamanın dışına götürüyordu. Cansu da koşarcasına, kaçarcasına soluyordu.
Bir düş yolculuğuna çıkmıştı. Koşuyor, sonra yorulup yürüyordu. Dağlar aşmıştı ama hep aynı yerde buluyordu kendini. Kendinden gidip, kendine geldiği bir yoldu bu. Gittiği yer, yağmurların dünyaya düştüğü yer olmalıydı. Gözlerinden dökülen insanlığın, dahil olmalıydı. Bıçak gibi keskin rüzgarlar bedenine saldırıyor, kirli saçlarını çekiştiriyordu. Ufalıyordu git gide, aşınıyordu. Hiçbir şey hissetmedi. Etrafına bakındı. Bir yaşam kırıntısı aradı kendinden başka. Her şey çamura bulanmıştı. Öyle bir çamurlaşma ki, insanlığın doğuşundaki kadar saf ve bihaberdi dünyadan. insanlar vardı, ama kiminin elleri, ayakları yoktu. Düşe kalka dolanıyordu aralarında. Kiminin geriye sadece kalpleri kalmıştı. Bir canlıya ait olamayacak kadar çamurdan bir kalp. Hayatta olması, kendisi için yolculuğun henüz bitmediği anlamına geliyordu. Bir çığlık duyuyordu derinlerden. Arkasına döndüğünde birini gördü. Kadın, kocaman gözleriyle çamura bulanmış elleriyle tuttuğu kalbine ağlıyordu. Siyah saçları, karanlıkları aydınlık kılardı. Öyle tanıdık, öyle Cansuydu ki! Ama gözlerindeki nefret rüzgarlara savaş açıyor, sevgisi kendine bile yetmiyordu. Cansu, kadına doğru düşe savrula koştu, yardım etmek istiyordu. Uzatıverdi elini. Elleri kirlendi. Çamurdan bir tokat yedi. Benden nefret ediyor, diye düşündü. Ve kadın bunu söylediğinde koca bir şehrin çamuru bir anda akmaya başladı. Güneş, Cansunun uykusuz gözlerini acıtarak gün yüzüne çıkarıyordu istanbulu. Kadın nefretle çığlık attıkça tüm o tanıdık sokaklar etraflarına toplanıyordu. Kız kulesi bir çırpıda, çamur denizinden sökülüp diplerinde bitiyordu. Boğazı elleriyle parçalarken Beni unuttun, terk ettin! diyordu. Öyle çok ağlıyordu ki, bir çiçek olsaydı ellerinde, o an yeşeriverirdi. Kin Çiçeği.
istanbul bir harabeye dönüştüğünde, kadının haykırmaya hali kalmamıştı. Ellerinde kalbi, sessizce ağlıyordu. Şimdi rüzgarlar hem Cansunun hem kadının canını yakıyordu. Biraz daha yağsın istiyorum. Senle beni arındıracak kadar. Bizi ayıran her neyse, alıp götürecek kadar. Cansu bunları söylerken, öyle çok yağdı ki yağmur Ve bu yollarca, yıllarcaymışçasına süren yolculuğu o an sona erdi.
Uyandığında, insanlar gitmişlerdi. Şemsiyesi elinde, sahile doğru ilerledi. Güneş yavaş yavaş yakıyordu sırtını. Ilık ılık, tane tane yüzüne dokunan şey, ince ve nazik bir yağmurdu. Üsküdarın o güzel manzarasına bakıp Çok zor değilmiş, sandığım kadar. dedi. Yüzünde çok uzaklardan gelen birinin yorgunluğuyla, çantasından bir kart çıkarıp numarayı çevirdi.
- Abla? Evet, benim. istanbuldayım, senin için. Seni seviyorum.
Bir düş yolculuğuna çıkmıştı. Koşuyor, sonra yorulup yürüyordu. Dağlar aşmıştı ama hep aynı yerde buluyordu kendini. Kendinden gidip, kendine geldiği bir yoldu bu. Gittiği yer, yağmurların dünyaya düştüğü yer olmalıydı. Gözlerinden dökülen insanlığın, dahil olmalıydı. Bıçak gibi keskin rüzgarlar bedenine saldırıyor, kirli saçlarını çekiştiriyordu. Ufalıyordu git gide, aşınıyordu. Hiçbir şey hissetmedi. Etrafına bakındı. Bir yaşam kırıntısı aradı kendinden başka. Her şey çamura bulanmıştı. Öyle bir çamurlaşma ki, insanlığın doğuşundaki kadar saf ve bihaberdi dünyadan. insanlar vardı, ama kiminin elleri, ayakları yoktu. Düşe kalka dolanıyordu aralarında. Kiminin geriye sadece kalpleri kalmıştı. Bir canlıya ait olamayacak kadar çamurdan bir kalp. Hayatta olması, kendisi için yolculuğun henüz bitmediği anlamına geliyordu. Bir çığlık duyuyordu derinlerden. Arkasına döndüğünde birini gördü. Kadın, kocaman gözleriyle çamura bulanmış elleriyle tuttuğu kalbine ağlıyordu. Siyah saçları, karanlıkları aydınlık kılardı. Öyle tanıdık, öyle Cansuydu ki! Ama gözlerindeki nefret rüzgarlara savaş açıyor, sevgisi kendine bile yetmiyordu. Cansu, kadına doğru düşe savrula koştu, yardım etmek istiyordu. Uzatıverdi elini. Elleri kirlendi. Çamurdan bir tokat yedi. Benden nefret ediyor, diye düşündü. Ve kadın bunu söylediğinde koca bir şehrin çamuru bir anda akmaya başladı. Güneş, Cansunun uykusuz gözlerini acıtarak gün yüzüne çıkarıyordu istanbulu. Kadın nefretle çığlık attıkça tüm o tanıdık sokaklar etraflarına toplanıyordu. Kız kulesi bir çırpıda, çamur denizinden sökülüp diplerinde bitiyordu. Boğazı elleriyle parçalarken Beni unuttun, terk ettin! diyordu. Öyle çok ağlıyordu ki, bir çiçek olsaydı ellerinde, o an yeşeriverirdi. Kin Çiçeği.
istanbul bir harabeye dönüştüğünde, kadının haykırmaya hali kalmamıştı. Ellerinde kalbi, sessizce ağlıyordu. Şimdi rüzgarlar hem Cansunun hem kadının canını yakıyordu. Biraz daha yağsın istiyorum. Senle beni arındıracak kadar. Bizi ayıran her neyse, alıp götürecek kadar. Cansu bunları söylerken, öyle çok yağdı ki yağmur Ve bu yollarca, yıllarcaymışçasına süren yolculuğu o an sona erdi.
Uyandığında, insanlar gitmişlerdi. Şemsiyesi elinde, sahile doğru ilerledi. Güneş yavaş yavaş yakıyordu sırtını. Ilık ılık, tane tane yüzüne dokunan şey, ince ve nazik bir yağmurdu. Üsküdarın o güzel manzarasına bakıp Çok zor değilmiş, sandığım kadar. dedi. Yüzünde çok uzaklardan gelen birinin yorgunluğuyla, çantasından bir kart çıkarıp numarayı çevirdi.
- Abla? Evet, benim. istanbuldayım, senin için. Seni seviyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar