bugün
- nickten isim tahmini yapmak25
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- geceye bir şarkı bırak11
- kalkın be2
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası16
- kıl erkeğin süsüdür14
- travesti sesi çekiciliği6
- nick vermeden bir yazara seslen14
- ioçk14
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- grup seksin mantığı10
- kedi2
- dünyaya çocuk getirmek10
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- gece denize girmek5
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- yeni parti46
- 20 lik kızlara yazmaya utanmak4
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- akrep burcu4
- dünyanın en samimi cümlesi6
- biraderilyö de biraderito2
- nervio burak demirbilek evliliği13
- arkadaşlar bir şey dicem5
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- gecenin köründe5
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- nohut yaptım nası olmuş10
- şarap içemeyen erkek6
- yorgun mermi vs nervio12
- bikininin iç çamaşırından ne farkı var3
- müslüman cinler3
- yatın artık orçolar3
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- bugün 2026 temmuz ayının son pazar günü2
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz5
- gammazı ispiyoncu sanmak15
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- arabayı yavaş süren tipler16
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
- ford taunus6
- lazerle göğüs kullarını alan erkek5
- merfulu gitmesin kampanyası15
- yazarların nickleri nereden geliyor11
- birader ne demek11
liseli çağlarımızda arkadaşlarımın zorlamasıyla ve sürü psikolojisinin verdiği cesaretle gittiğim köle pazarı...
kapıdaki polis, sıra arkadaşımın abisi olunca zorlanmadan girmiştik içeri... o hödüğün bana söylediği sözler hala kulağımda: "lan beyzade takke kullan, bah hasta olursun sonra!" arkadaş tecrübeli tabii, abisi haftada kaç kez kapıcılık yapıyor. içerisi bildiğiniz saman pazarı, ama her cins adam var. çember sakallısından, çakma enteline, yancısından * * * , pezevengine * * kapıda memleketteki büyüğüyle telefonla konuşuyor: ellerinden öperim şeyhim, allah razı olsun şeyhim, kulunuzum şeyhim..." yıkama yağlama yani * ...
tuhaf tuhaf camlı odacıklar, vukuat varken camlardaki perdeler örtülüyor, camların karşısında kasap dükkanında satılmayı bekleyen çengeldeki etler gibi kadınlar, kadıncıklar... ve bas bas bağıran bergen kaseti. bir de etrafta dolaşan ve kimsenin iplemediği küçümen çocuklar. onları görünce aramızda yaptığımız iğrenç espriler: "lan dalyarak kardeşin ne dolaşıyor buralarda!" , "lan sikimin başı annen hangi katta?" ergen gülüşmeler, genelevin nezih ahalisinin tav olması üzerine korkup sinmeler, beş dakika sonra yeniden başlamalar...
ha bir de unutamadığım o koku, hani zamanında açık olarak oda parfümleri satılırdı * , neyse işte her yerde o koku ama neredeyse burnum kırılacak o derece...
o kız... sokakta görsem bütün uyuzluğumu atıp tanışmaya çalışacağım güzel kız, belki de laz çünkü oranın kızlarına benziyor. almış eline bir bulmaca eki * , üzerine resim karalıyor. boyum uzun ya görebiliyorum çizdiklerini... bir surat, bir genç kız suratı, güzel küçük dudakları, karakalem hacimli saçları olan tatar gözlü güzel bir genç kız suratı. kız bakışlarımı yönelttiğimi farketmiş olmalı ki kafasını kaldırıyor. bana bir bakış atıyor, ama o bakış beni alaşağı etmeye yetiyor: normal bir insanda kesinlikle göremeyeceğiniz bir bakış bu; belki de "bu günde bitsin..." der gibi bir bakış, bir zombinin ruhsuz bakışları. onunla yaşadığım bu temasım zaten midemde kopmak üzere olan fırtınanın son habercisi oluyor. arkadaşlarımı bırakıp dışarı kaçmaya çalışıyorum. panikle kayboluyorum. tuhaf yerler, tuhaf çay ocakları, elleri sikinde yaşlılar. artık dayanacak gücüm kalmamışken kapıdaki heybetli polis şapkası takılıyor gözüme. kapıcının yanından hiç bir şey demeden kaçıyorum. arkamdan bir ses "n'oldu lahn! gorktun mu?" dönüp cevap vermeye bile tenezzül etmeden topukluyorum...
tepecik'ten alsancak'a süratli bir yürüyüş... okulun arkasından vapur iskelesine yürürken "sabri'de tavuk dürüm yesem mi?" diye kendi kendime sorular sorarken bizimkilerden bir diğer arkadaşı görüyorum. sanırım benim arkamdan o da dayanamamış: "moralim bozuldu içerde..." diyor, ve bana güvenerek "kadınlardan biri ablama ikizi gibi benziyordu. onun mesaide olduğunu bilmesem orada ölür giderdim!"... sonra " hadi gel" diyor, "bizim eve yürüyelim." işte böyle bir yürüyüş yapıyoruz onunla hiç konuşmadan...
ertesi gün okulda herkes benimle dalga geçiyor, yeni bir lakap kazanıyorum. birlikte yürüdüğümüz çocuğu pas geçiyorlar. destek olmamasına öfkeleniyor, kendisiyle selam sabah kesiyor ve de diğerleriyle bol bol kavgalar ediyorum. en son kırdığım bir burun sebebiyle okuldan atılma tehlikesi yaşadıktan sonra olaylar duruluyor, unutuluyor...
bana destek olmayan belki de olamayan arkadaşımın kalbi delik, dört sene sonra okuduğu bölümün sınavına yetişmek için koştururken düşmüş kalmış, ancak bu şubatta öldüğünü öğrenebiliyorum, içim acıyor...
kapıdaki polis, sıra arkadaşımın abisi olunca zorlanmadan girmiştik içeri... o hödüğün bana söylediği sözler hala kulağımda: "lan beyzade takke kullan, bah hasta olursun sonra!" arkadaş tecrübeli tabii, abisi haftada kaç kez kapıcılık yapıyor. içerisi bildiğiniz saman pazarı, ama her cins adam var. çember sakallısından, çakma enteline, yancısından * * * , pezevengine * * kapıda memleketteki büyüğüyle telefonla konuşuyor: ellerinden öperim şeyhim, allah razı olsun şeyhim, kulunuzum şeyhim..." yıkama yağlama yani * ...
tuhaf tuhaf camlı odacıklar, vukuat varken camlardaki perdeler örtülüyor, camların karşısında kasap dükkanında satılmayı bekleyen çengeldeki etler gibi kadınlar, kadıncıklar... ve bas bas bağıran bergen kaseti. bir de etrafta dolaşan ve kimsenin iplemediği küçümen çocuklar. onları görünce aramızda yaptığımız iğrenç espriler: "lan dalyarak kardeşin ne dolaşıyor buralarda!" , "lan sikimin başı annen hangi katta?" ergen gülüşmeler, genelevin nezih ahalisinin tav olması üzerine korkup sinmeler, beş dakika sonra yeniden başlamalar...
ha bir de unutamadığım o koku, hani zamanında açık olarak oda parfümleri satılırdı * , neyse işte her yerde o koku ama neredeyse burnum kırılacak o derece...
o kız... sokakta görsem bütün uyuzluğumu atıp tanışmaya çalışacağım güzel kız, belki de laz çünkü oranın kızlarına benziyor. almış eline bir bulmaca eki * , üzerine resim karalıyor. boyum uzun ya görebiliyorum çizdiklerini... bir surat, bir genç kız suratı, güzel küçük dudakları, karakalem hacimli saçları olan tatar gözlü güzel bir genç kız suratı. kız bakışlarımı yönelttiğimi farketmiş olmalı ki kafasını kaldırıyor. bana bir bakış atıyor, ama o bakış beni alaşağı etmeye yetiyor: normal bir insanda kesinlikle göremeyeceğiniz bir bakış bu; belki de "bu günde bitsin..." der gibi bir bakış, bir zombinin ruhsuz bakışları. onunla yaşadığım bu temasım zaten midemde kopmak üzere olan fırtınanın son habercisi oluyor. arkadaşlarımı bırakıp dışarı kaçmaya çalışıyorum. panikle kayboluyorum. tuhaf yerler, tuhaf çay ocakları, elleri sikinde yaşlılar. artık dayanacak gücüm kalmamışken kapıdaki heybetli polis şapkası takılıyor gözüme. kapıcının yanından hiç bir şey demeden kaçıyorum. arkamdan bir ses "n'oldu lahn! gorktun mu?" dönüp cevap vermeye bile tenezzül etmeden topukluyorum...
tepecik'ten alsancak'a süratli bir yürüyüş... okulun arkasından vapur iskelesine yürürken "sabri'de tavuk dürüm yesem mi?" diye kendi kendime sorular sorarken bizimkilerden bir diğer arkadaşı görüyorum. sanırım benim arkamdan o da dayanamamış: "moralim bozuldu içerde..." diyor, ve bana güvenerek "kadınlardan biri ablama ikizi gibi benziyordu. onun mesaide olduğunu bilmesem orada ölür giderdim!"... sonra " hadi gel" diyor, "bizim eve yürüyelim." işte böyle bir yürüyüş yapıyoruz onunla hiç konuşmadan...
ertesi gün okulda herkes benimle dalga geçiyor, yeni bir lakap kazanıyorum. birlikte yürüdüğümüz çocuğu pas geçiyorlar. destek olmamasına öfkeleniyor, kendisiyle selam sabah kesiyor ve de diğerleriyle bol bol kavgalar ediyorum. en son kırdığım bir burun sebebiyle okuldan atılma tehlikesi yaşadıktan sonra olaylar duruluyor, unutuluyor...
bana destek olmayan belki de olamayan arkadaşımın kalbi delik, dört sene sonra okuduğu bölümün sınavına yetişmek için koştururken düşmüş kalmış, ancak bu şubatta öldüğünü öğrenebiliyorum, içim acıyor...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar