bugün
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- bir bela geliyor28
- fusya semsiyeli yabanci20
- heyt bea gocu mu6
- bilin bakalım ben kimin fakesiyim7
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması7
- özlenen kişiyi rüyada görmek4
- uludağ sözlük evreni8
- geceleri gelen acaba mal mıyım hissi4
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya14
- 195 kaslı pilot15
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- gammazların sanki biraz şey olması3
- göte giren şemsiye açılmaz3
- yahudiler vs çinliler3
- ktç'nin şemsiyeli olması4
- borsa istanbul daki fon krizi5
- gocu'nun şemsiyeli olması4
- kendin hakkında bir entry bırak9
- sözlüğün kırbacı4
- 5 bin lira kredi çekip karton karton sigara almak3
- yunanista'nın çıkarma tatbikatı fiyaskosu3
- hasan atilla uğur14
- habire12'nin kesinlikle yüzde yüz şemsiyeli olması3
- yazası gelmemek2
- mazotun yarım litresi 50 tl24
- kadın yazarları gammazlamayan gammaz2
- apo'nun villası11
- nervio için nasihat yazısı3
- anadoludaki belediyeye dönmüş üniversiteler3
- rtük ün evlendirme programlarını yasaklaması6
- düşün ki o bunu nasılsa okumayacak2
- ikinci gocu2
- mesih inananları kurtarmaya gelecek5
- başlık silebilme yetkisi2
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- erkekler neden evlenmek ister15
- ata binen şişko2
- treni beklemek yerine ilk trene binmek3
- nervio'nun şemsiyeli olması2
- hepimiz şemsiyeliyiz2
- hoşgeldin kocacığım7
- 0 0 7 için nasihat yazısı4
- kore savaşı4
- sinek as'a parfüm önerileri5
- para yok huzur var11
- diablo 56
- 20 sene önce türkiye2
- tom barrack7
- gecenin geç saatlerinde entry girmek4
1931 prag doğumludur.1968 rus istilası sonrası ,eserlerinin yasaklanarak zor günler gecirmeye başlamıştır.aragon'un daveti üzerine 1975 te parise yerleşmiştir.
nerede bir kundera yazısına denk gelsem,etrafımdaki tüm meşguliyetimi dağıtarak dakikalarca tekrar,tekrar okurum.çünkü kundera'nın sözcükleri asla varolanı çağrıştırmaz.duyarlılık,yoğunluk ve derinlik içeren yazılardır kunderanın eserleri.ınsanın her dönemine hitap edebilecek kadar yetkin yazı ustası gözümde.ılk gencliğimde okuduğum çoğu eseri, bugun bile okundukca yeni yorumlarla karşılar beni.bu da ondan bir paragraf olsun;
allende'nin öldürülmesi, bohemya'nın ruslarca işgalinin anısını çabucak sildi, bangladeş'teki kanlı toplu kırım, allende'yi unutturdu, sina göllerindeki gürültülü savaş, bangladeş'in sızlanmalarını bastırdı, kamboçya'daki toplu kırım, sina'yı unutturdu ve böylece ve böylece her şeyin herkes tarafından tümüyle unutulmasına kadar olaylar sürüp gitti.tarihin henüz ağır ağır yol aldığı çağlarda, az.
sayıdaki olaylar belleklerde rahatça yer ediyor ve önünde özel yaşamın çekici serüvenlerinin izlendiği bir arka fon perdesi oluşturuyordu. günümüzde zaman büyük adımlarla ilerliyor. tarihi olaylar bir gecede unutuluveriyor, hemen ertesi sabah, bir yenisinin çiğ damlacıkları panldamaya başlıyor ve artık öykücünün anlattıklarına bir fon perdesi oluşturmaktan çıkıp, özel yaşamın o tekdüze bayağılıklarının arka planda yeraldığı bir perdede oynanan çok şaşırtıcı bir serüvene dönüşüyor.tek bir tarihi olay yoktur ki herkes tarafından bilindiği ileri sürülebilsin. benim, bundan birkaç yıl önce geçmiş olaylardan, sanki aradan bir yıl geçmiş gibi sözetmem gerekiyor. 1939'da alman ordusu bohemya'ya girdi ve çek devleti bir varlık olmaktan çıktı. 1945'te rus ordusu bohemya'ya girdi ve ülke yeniden bağımsız cumhuriyet diye adlandırılmaya başladı. ınsanlar almanları kovan ruslara karşı hayranlık
duymaktaydılar ve çek komünist partisi'ni onların sağ kolu sayacaklarından, sevgilerini parti'nin üstünde topladılar. öyle, ki, 1948'de komünistler, kan dökerek ya da zor kullanarak değil, ulusun hemen hemen yarısının sevinçli alkışlan arasında iktidarı ele
geçirdiler. üstelik, dikkat buyurulsun, bu sevinç çığlıkları atan yan, ulus'un en canlı, en zeki ve en iyilerinden oluşuyordu. evet, kim ne söylerse söylesin, en zeki olanlar, komünistlerdi. gözkamaştırıcı bir planları vardı, tümüyle yepyeni bir dünyanın planıydı bu ve orada herkese yer vardı. onlara karşı olanların ise, sadece yerleşik düzenin delik deşik olmuş bir külotu andıran yapısını yamamak için kullanmak istedikleri, eskimiş, yıpranmış, sıkıcı birkaç ahlã¢k kuralından başka vadedecekleri büyük bir düşleri yoktu. bu bakımdan, coşkuluların, bu gözkamaştıncı plandan yana olanların, ılımlılar ve ihtiyatlılar üzerinde kesin bir başarı kazanmaları şaşırtıcı değildi ve düşlerini, herkes için adalet ülkülerini gerçekleştirmek için kollan sıvadılar.yeniden altını çiziyorum: ülkü ve herkes için, çünkü insanoğlu, yaratılışından beri bu ülküye, bu içinde bülbüllerin şakıdığı bahçeye, bu içinde dünyanın insanlara ve insanların öteki insanlara karşı bir yabancı olarak karşı çıkmadığı, tersine, dünyanın ve bütün insanlann tek ve aynı maddeden yoğrulduğu bir uyum ülküsüne yürekten bağlıdırlar. orada herkes, bach'ın güzelim füg'lerinden birinin bir notası gibidir ve kim ki öyle olmak istemez, işe yaramaz anlamsız bir kara nokta olarak kalmaya ve ensesinden yakalanıp bir bit gibi iki tırnak arasında ezilmeye hükümlüdür.kimileri, ülkü için gerekli yaratılışta olmadıklarını hemen anladılar ve yurt dışına gitmek istediler.ancak, ülkü, yapısı gereği, herkes için ortak bir dünya olduğundan, gitmek isteyenler ülküye karşı çakışcılardan olduklarını kanıtlamış sayılarak, yurt dışı yerine parmaklıkların arkasına gönderildiler. ötekiler, binlerce ve on binlercesi aynı yolu tutmakta gecikmediler.bunların arasında, kürk şapkasını gottwald'a sunmuş olan dışişleri bakanı clementis gibi komünistler de bulunuyordu. sinema perdelerinde utangaç aşıklar elele verirlerken, zina, basit yurttaşlardan kurulu onur mahkemeleri tarafından şiddetle cezalandirılıyor, bülbüller ötüşlerini sürdürüyor, clementis'in gövdesi, insanlığın bu yeni sabahını muştulayan çanlar gibi iki yanına sallanıp duruyordu boşlukta.ve işte o zaman, bu genç, zeka dolu ve ödünsüz kişiler, birdenbire, o geniş eylem dünyasında terkedilmişler gibi garip bir duyguya kapıldılar ve devrim, kendine özgü yaşamını yaşamaya, kendisi için. kabul edilmiş bulunan düşüncelere benzemekten uzaklaşmaya ve kendisini dünyaya getirmiş olanlarla ilgilenmeye başladı. ve bu genç ve zeki kişiler devrimin arkasından koşmaya, bağırıp çağırmaya, kınamaya başladılar. eğer bu yetenekli ve ödünsüz insanlar kuşağı üzerine bir roman yazsaydım, başlığını yitirilen eylemin arkasından koşanlar koyardım.
nerede bir kundera yazısına denk gelsem,etrafımdaki tüm meşguliyetimi dağıtarak dakikalarca tekrar,tekrar okurum.çünkü kundera'nın sözcükleri asla varolanı çağrıştırmaz.duyarlılık,yoğunluk ve derinlik içeren yazılardır kunderanın eserleri.ınsanın her dönemine hitap edebilecek kadar yetkin yazı ustası gözümde.ılk gencliğimde okuduğum çoğu eseri, bugun bile okundukca yeni yorumlarla karşılar beni.bu da ondan bir paragraf olsun;
allende'nin öldürülmesi, bohemya'nın ruslarca işgalinin anısını çabucak sildi, bangladeş'teki kanlı toplu kırım, allende'yi unutturdu, sina göllerindeki gürültülü savaş, bangladeş'in sızlanmalarını bastırdı, kamboçya'daki toplu kırım, sina'yı unutturdu ve böylece ve böylece her şeyin herkes tarafından tümüyle unutulmasına kadar olaylar sürüp gitti.tarihin henüz ağır ağır yol aldığı çağlarda, az.
sayıdaki olaylar belleklerde rahatça yer ediyor ve önünde özel yaşamın çekici serüvenlerinin izlendiği bir arka fon perdesi oluşturuyordu. günümüzde zaman büyük adımlarla ilerliyor. tarihi olaylar bir gecede unutuluveriyor, hemen ertesi sabah, bir yenisinin çiğ damlacıkları panldamaya başlıyor ve artık öykücünün anlattıklarına bir fon perdesi oluşturmaktan çıkıp, özel yaşamın o tekdüze bayağılıklarının arka planda yeraldığı bir perdede oynanan çok şaşırtıcı bir serüvene dönüşüyor.tek bir tarihi olay yoktur ki herkes tarafından bilindiği ileri sürülebilsin. benim, bundan birkaç yıl önce geçmiş olaylardan, sanki aradan bir yıl geçmiş gibi sözetmem gerekiyor. 1939'da alman ordusu bohemya'ya girdi ve çek devleti bir varlık olmaktan çıktı. 1945'te rus ordusu bohemya'ya girdi ve ülke yeniden bağımsız cumhuriyet diye adlandırılmaya başladı. ınsanlar almanları kovan ruslara karşı hayranlık
duymaktaydılar ve çek komünist partisi'ni onların sağ kolu sayacaklarından, sevgilerini parti'nin üstünde topladılar. öyle, ki, 1948'de komünistler, kan dökerek ya da zor kullanarak değil, ulusun hemen hemen yarısının sevinçli alkışlan arasında iktidarı ele
geçirdiler. üstelik, dikkat buyurulsun, bu sevinç çığlıkları atan yan, ulus'un en canlı, en zeki ve en iyilerinden oluşuyordu. evet, kim ne söylerse söylesin, en zeki olanlar, komünistlerdi. gözkamaştırıcı bir planları vardı, tümüyle yepyeni bir dünyanın planıydı bu ve orada herkese yer vardı. onlara karşı olanların ise, sadece yerleşik düzenin delik deşik olmuş bir külotu andıran yapısını yamamak için kullanmak istedikleri, eskimiş, yıpranmış, sıkıcı birkaç ahlã¢k kuralından başka vadedecekleri büyük bir düşleri yoktu. bu bakımdan, coşkuluların, bu gözkamaştıncı plandan yana olanların, ılımlılar ve ihtiyatlılar üzerinde kesin bir başarı kazanmaları şaşırtıcı değildi ve düşlerini, herkes için adalet ülkülerini gerçekleştirmek için kollan sıvadılar.yeniden altını çiziyorum: ülkü ve herkes için, çünkü insanoğlu, yaratılışından beri bu ülküye, bu içinde bülbüllerin şakıdığı bahçeye, bu içinde dünyanın insanlara ve insanların öteki insanlara karşı bir yabancı olarak karşı çıkmadığı, tersine, dünyanın ve bütün insanlann tek ve aynı maddeden yoğrulduğu bir uyum ülküsüne yürekten bağlıdırlar. orada herkes, bach'ın güzelim füg'lerinden birinin bir notası gibidir ve kim ki öyle olmak istemez, işe yaramaz anlamsız bir kara nokta olarak kalmaya ve ensesinden yakalanıp bir bit gibi iki tırnak arasında ezilmeye hükümlüdür.kimileri, ülkü için gerekli yaratılışta olmadıklarını hemen anladılar ve yurt dışına gitmek istediler.ancak, ülkü, yapısı gereği, herkes için ortak bir dünya olduğundan, gitmek isteyenler ülküye karşı çakışcılardan olduklarını kanıtlamış sayılarak, yurt dışı yerine parmaklıkların arkasına gönderildiler. ötekiler, binlerce ve on binlercesi aynı yolu tutmakta gecikmediler.bunların arasında, kürk şapkasını gottwald'a sunmuş olan dışişleri bakanı clementis gibi komünistler de bulunuyordu. sinema perdelerinde utangaç aşıklar elele verirlerken, zina, basit yurttaşlardan kurulu onur mahkemeleri tarafından şiddetle cezalandirılıyor, bülbüller ötüşlerini sürdürüyor, clementis'in gövdesi, insanlığın bu yeni sabahını muştulayan çanlar gibi iki yanına sallanıp duruyordu boşlukta.ve işte o zaman, bu genç, zeka dolu ve ödünsüz kişiler, birdenbire, o geniş eylem dünyasında terkedilmişler gibi garip bir duyguya kapıldılar ve devrim, kendine özgü yaşamını yaşamaya, kendisi için. kabul edilmiş bulunan düşüncelere benzemekten uzaklaşmaya ve kendisini dünyaya getirmiş olanlarla ilgilenmeye başladı. ve bu genç ve zeki kişiler devrimin arkasından koşmaya, bağırıp çağırmaya, kınamaya başladılar. eğer bu yetenekli ve ödünsüz insanlar kuşağı üzerine bir roman yazsaydım, başlığını yitirilen eylemin arkasından koşanlar koyardım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar