bugün

ankara

küçücük bir japon balığı için dev gibi bir akvaryum gibidir ankara. ne kadar huzurlu olsanız da, sizi ne kadar bağrına bassa da, ne kadar sakin, sessiz, tehlikesiz, samimi olsa da her zaman aklınızın bir yerinde özgürlüğünüzün azıcık eksik olduğu fikri vardır.

arkasında kara parçası görmediğiniz sular yoktur ankarada. deniz kenarından ufka bakabileceğiniz bir yer bulamazsınız. kıyısında dalga sesi dinleyebileceğiniz bir denizi olmasa da ufacık göllerde bu hasreti gidermeye çalışırsınız. mavinin eksikliğini yeşille bastırmaya çalışırsınız o yüzden. deniz kokusu yoktur ama her bahar binbir çeşit ağaç kokusu sarar şehrin her yanını. sonbahara kadar ağaçların pamukçukları koşturur peşinizden caddeler boyu. bahar bitene kadar da kurtulamazsınız.

kendi düzenini oturtamamış insanlar sevmez bu şehrin düzenini. misal ben. aslı "düzen" olan şey size "monotonluk" gibi gelir. buna alışmak zordur. kendinizi bu -size göre- monotonluğun içine bırakmak istemezsiniz. ama burada yaşıyorsanız pek de seçeneğiniz yoktur.

ankara bağımlılık yapar bi süre sonra. bi kez bulaştımı bir daha bırakmaz yakanızı. sevmek zorundaymışsınız gibi hissedersiniz. nereye giderseniz gidin aklınızın bi kenarında hep o dev gibi akvaryumun huzurlu ve berrak suyu kalır...
© copyright 2005 - 2026