bugün
- ispanya daki hızlı tren kazasında 30 ölü7
- anın turşusu5
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı7
- karışık kızartma3
- fatih terim'in fenerbahçe'nin başına geçmesi8
- dom dom kurşunu3
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- pastayı varoş gösteren detaylar3
- fuck taliban tişörtü6
- amedspor4
- trabzonspor17
- halloween kutlayan dejenere tip4
- fenerbahçe'yi şampiyon yapacak teknik direktör3
- görükle den moskova'ya yürümek10
- yallah arabistan a diyen tip8
- kadın şoför9
- 29 ekim cumhuriyet bayramı5
- yerde para bulmak11
- 28 ekim 2026 kars 36 spor antalyaspor maçı4
- turşu yemeye ıspartaya gitmek2
- asperger sendromu6
- true'nun çaylak olması12
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör7
- giresunlu olmanın zorlukları4
- kedi sevmeyen insan5
- milli bayramların kutlanmaması3
- kars 36 spor4
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor2
- japonya5
- para kazanmak9
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması9
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- bütün sözlük kızlarının gocu'nun peşinden koşması5
- uzun yol otobüsleri3
- 28 ekim 20273
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın4
- bu kedi sevgisi nedir yahu5
- okula verilen çocuktan netice alamamak5
- engineer2821
- nervio abla20
- binyamin netanyahu12
- kadın ayağı öpmek güzeldir4
- gadi eizenkot5
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- yeni evli çift aktiviteleri16
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- ispanya3
- çin11
- ismail kartal23
Bazen bir sıkıntı çöküyor insanın içine... Bir yanda sorumluluk duygusu, bir yanda gitgide azalan takvim yaprakları... Bir saat daha oturmak sofralarda... Gönül çekiyor çekmesine ama oturamazsın, bekleyenler vardır. Çaresiz için gide gide kalkacaksın. Güneş batışını ilk gençlik ürperişleriyle seyretmek, nerdeeee? Ya misafir gelecek, ya yazı yazacaksın. Kolundaki saat senin gibi görünür, ama akreple yelkovanın dönüşünü keyfince harcayamazsın.
Şu elmayı bütün dişlerinle ısırmak. Olmaz. Senin değil o elma. Yollar boyu kaybolup ufuklara doğru bir koşu tutturmak. Hayır, aynı yerde oturacaksın.
Ve kelimeler. Ve sözler. Ve savaş. Ve geçim derdi. Ve çocuklar. Ve ille de yazı makinesi. Ve kitap. Ve kağıtlar...
***
Yahu bir de ben vardım vaktiyle. Okuldan çıktığım gün. Git parkta otur. Mektup yaz sevdiğin kıza. Öğleye kadar yat yatakta. Sonra kayboldu o ben. Yerini sorumluluklar aldı. Ne olur bugün kenara itsem şu makineyi. Tükürsem kağıdın üstüne. Ve canımın çektiği yerde dilediğim kadar otursam. Özgür değil miyim ben? Üstelik boyuna kopuyor takvim yaprakları. imkansız. itemezsin makineyi kenara. Kağıt kutsaldır. Hayatını nakşeder eğri böğrü. Sonra randevular. Sonra telefonlar bin tane. Sonra ev bark çoluk çocuğun geçimi...
***
Bir cendere ortasında, kendine sahip olmadan, sorumlulukların asansöründe bir aşağı bir yukarı...
Kirli bir gömleği çıkarır gibi çıkarıversem hepsini sırtımdan diyorum. Kasnağı kırılsa gergefin. Demirini koparıversem geminin ve kessem bütün halatları. Ve sonra dalgaların ortasında limansız bir açıklığa doğru...
***
Ya ülser ne olacak?.. Bugün kahve dördüncü; bir tane daha içemem. Mehtapta ıslık çalmasını da unutalı çok olmuş. Geçen gün denize vuran sarı ışıklara baktım da, hep sömürücülerin namussuzluğunu düşündüm.
Acaba yazar olmasaydım. Bilmeseydim fakir niçin fakirdir, zengin niçin zengin. Ve neden boyuna yalan söylenir halka...
Sonra iki elimi pantolonumun cebine sokup bütün şarkıları deneseydim ıslıkla aya karşı. Bakkal borcu, taksit, kasap faturası, telefon ücreti, elektrik... Hiçbiri uğramasaydı semtime.
***
Oldum bittim ciğerime çeke çeke tadamadım şu avareliği... Bazen canım nasıl ama nasıl çekiyor aklımın rüzgarına yelken açmayı. Ama yelken çoktan dürülüp ambara konmuş. Serenlerden boşuna geçiyor delilik rüzgarları. ille de usturuplu, mantıklı, ülsere ve tüm insanlık dertlerine saygılı olacaksın. Saatinde gideceksin eve. saatinde oturacaksın makinenin başına... Bir de eski bir aşinayı, anılar dolu gülüşüyle geçerken gördün mü yoldan; bütün sorumlulukları patlatıp ayağa fırlayasın gelir ama ne çare... Saatler senin değildir. Hayatın senin değildir. Özgürlüğün senin değildir. Kaynar kaynar da yüreğin, sigaraya asılır, son nefes gibi bir "boş ver" çekersin.
***
Belli artık biz kendimize ait bütün anları bir kör kuyu içinde kaybetmişiz. Baş bizim başımız ama, düşüncelere geçmez hükmü. Ayak bizim ayağımız ama, bildiği yere gidemez. Ve ellerimiz her gün tuşlar üstünde ine kalka, sonu gelmez bir zincirin halkalarını gagalar...
***
Bu bağlar dolaştıkça benliğime bir sıkıntı çöküyor bazen içime. Koptukça da kopuyor takvim yaprakları...
Bir teselli var ki, tek tutamak o. Daha güzel bir dünya için, daha mutlu insanlar için vazgeçip bütün bu doyulmamış esintilerden, adam gibi çalışmak... Çalışmak adam gibi...
Ya adam gibi yaşamak... O görmediğimiz bir armağan olarak gelecek kuşaklara kalacak.
çetin altan
Şu elmayı bütün dişlerinle ısırmak. Olmaz. Senin değil o elma. Yollar boyu kaybolup ufuklara doğru bir koşu tutturmak. Hayır, aynı yerde oturacaksın.
Ve kelimeler. Ve sözler. Ve savaş. Ve geçim derdi. Ve çocuklar. Ve ille de yazı makinesi. Ve kitap. Ve kağıtlar...
***
Yahu bir de ben vardım vaktiyle. Okuldan çıktığım gün. Git parkta otur. Mektup yaz sevdiğin kıza. Öğleye kadar yat yatakta. Sonra kayboldu o ben. Yerini sorumluluklar aldı. Ne olur bugün kenara itsem şu makineyi. Tükürsem kağıdın üstüne. Ve canımın çektiği yerde dilediğim kadar otursam. Özgür değil miyim ben? Üstelik boyuna kopuyor takvim yaprakları. imkansız. itemezsin makineyi kenara. Kağıt kutsaldır. Hayatını nakşeder eğri böğrü. Sonra randevular. Sonra telefonlar bin tane. Sonra ev bark çoluk çocuğun geçimi...
***
Bir cendere ortasında, kendine sahip olmadan, sorumlulukların asansöründe bir aşağı bir yukarı...
Kirli bir gömleği çıkarır gibi çıkarıversem hepsini sırtımdan diyorum. Kasnağı kırılsa gergefin. Demirini koparıversem geminin ve kessem bütün halatları. Ve sonra dalgaların ortasında limansız bir açıklığa doğru...
***
Ya ülser ne olacak?.. Bugün kahve dördüncü; bir tane daha içemem. Mehtapta ıslık çalmasını da unutalı çok olmuş. Geçen gün denize vuran sarı ışıklara baktım da, hep sömürücülerin namussuzluğunu düşündüm.
Acaba yazar olmasaydım. Bilmeseydim fakir niçin fakirdir, zengin niçin zengin. Ve neden boyuna yalan söylenir halka...
Sonra iki elimi pantolonumun cebine sokup bütün şarkıları deneseydim ıslıkla aya karşı. Bakkal borcu, taksit, kasap faturası, telefon ücreti, elektrik... Hiçbiri uğramasaydı semtime.
***
Oldum bittim ciğerime çeke çeke tadamadım şu avareliği... Bazen canım nasıl ama nasıl çekiyor aklımın rüzgarına yelken açmayı. Ama yelken çoktan dürülüp ambara konmuş. Serenlerden boşuna geçiyor delilik rüzgarları. ille de usturuplu, mantıklı, ülsere ve tüm insanlık dertlerine saygılı olacaksın. Saatinde gideceksin eve. saatinde oturacaksın makinenin başına... Bir de eski bir aşinayı, anılar dolu gülüşüyle geçerken gördün mü yoldan; bütün sorumlulukları patlatıp ayağa fırlayasın gelir ama ne çare... Saatler senin değildir. Hayatın senin değildir. Özgürlüğün senin değildir. Kaynar kaynar da yüreğin, sigaraya asılır, son nefes gibi bir "boş ver" çekersin.
***
Belli artık biz kendimize ait bütün anları bir kör kuyu içinde kaybetmişiz. Baş bizim başımız ama, düşüncelere geçmez hükmü. Ayak bizim ayağımız ama, bildiği yere gidemez. Ve ellerimiz her gün tuşlar üstünde ine kalka, sonu gelmez bir zincirin halkalarını gagalar...
***
Bu bağlar dolaştıkça benliğime bir sıkıntı çöküyor bazen içime. Koptukça da kopuyor takvim yaprakları...
Bir teselli var ki, tek tutamak o. Daha güzel bir dünya için, daha mutlu insanlar için vazgeçip bütün bu doyulmamış esintilerden, adam gibi çalışmak... Çalışmak adam gibi...
Ya adam gibi yaşamak... O görmediğimiz bir armağan olarak gelecek kuşaklara kalacak.
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar