bugün
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri10
- yazarların sözlükte bulunma amaçları7
- g'i l d'e d l'i l y26
- sabah kahvaltısında menemen yiyen erkek3
- nickten isim tahmini yapmak72
- gammaz çetesi2
- anok yai2
- hikayeyi devam ettir30
- marmarayın 74 27 çekmesi3
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler16
- makine mühendisliği4
- kalabalıklar içinde yalnız olmak10
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- hayattan zevk alamamak15
- arkadaşlar bir bakar mısınız9
- hazret ktc4
- metalcilerin ihtiyar olması2
- gocunun nerede olması12
- yazarlara göre olması gereken insan ömrü süresi8
- kurbağa öpüp prens beklemek14
- pizzada ince hamur tercih eden erkek12
- rüyamda kadın olmuştum6
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey12
- uysaljakoben16
- habire12 adamdır37
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor6
- uyumayın konuşalım5
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum17
- yazarlara gelen son mesaj2
- bir ay çaylak olmak5
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken8
- yeni parti50
- yeşilçam filmi izlemek6
- habire1259
- temiz nevresimler içinde uyumak4
- biber dolması olsa da yesek5
- yazarların öldükten sonraki planları4
- türk kızlarına bir öğüt bırak4
- insana kendini güvende hissettiren şeyler4
- yazın dışarı çıkmanın zorluğu4
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar5
- fakesi çaylak yiyen yazarın dramı4
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi6
- gün boyu sözlükte birbirini yalayan tipler7
- yazarların zeka seviyeleri7
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- sözlüğe yön veren kutup yıldızı yazarlar4
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak3
- sözlük profiline fotoğraf koyan yazarın asıl amacı7
- diamond bosphorus23
Bazen bir sıkıntı çöküyor insanın içine... Bir yanda sorumluluk duygusu, bir yanda gitgide azalan takvim yaprakları... Bir saat daha oturmak sofralarda... Gönül çekiyor çekmesine ama oturamazsın, bekleyenler vardır. Çaresiz için gide gide kalkacaksın. Güneş batışını ilk gençlik ürperişleriyle seyretmek, nerdeeee? Ya misafir gelecek, ya yazı yazacaksın. Kolundaki saat senin gibi görünür, ama akreple yelkovanın dönüşünü keyfince harcayamazsın.
Şu elmayı bütün dişlerinle ısırmak. Olmaz. Senin değil o elma. Yollar boyu kaybolup ufuklara doğru bir koşu tutturmak. Hayır, aynı yerde oturacaksın.
Ve kelimeler. Ve sözler. Ve savaş. Ve geçim derdi. Ve çocuklar. Ve ille de yazı makinesi. Ve kitap. Ve kağıtlar...
***
Yahu bir de ben vardım vaktiyle. Okuldan çıktığım gün. Git parkta otur. Mektup yaz sevdiğin kıza. Öğleye kadar yat yatakta. Sonra kayboldu o ben. Yerini sorumluluklar aldı. Ne olur bugün kenara itsem şu makineyi. Tükürsem kağıdın üstüne. Ve canımın çektiği yerde dilediğim kadar otursam. Özgür değil miyim ben? Üstelik boyuna kopuyor takvim yaprakları. imkansız. itemezsin makineyi kenara. Kağıt kutsaldır. Hayatını nakşeder eğri böğrü. Sonra randevular. Sonra telefonlar bin tane. Sonra ev bark çoluk çocuğun geçimi...
***
Bir cendere ortasında, kendine sahip olmadan, sorumlulukların asansöründe bir aşağı bir yukarı...
Kirli bir gömleği çıkarır gibi çıkarıversem hepsini sırtımdan diyorum. Kasnağı kırılsa gergefin. Demirini koparıversem geminin ve kessem bütün halatları. Ve sonra dalgaların ortasında limansız bir açıklığa doğru...
***
Ya ülser ne olacak?.. Bugün kahve dördüncü; bir tane daha içemem. Mehtapta ıslık çalmasını da unutalı çok olmuş. Geçen gün denize vuran sarı ışıklara baktım da, hep sömürücülerin namussuzluğunu düşündüm.
Acaba yazar olmasaydım. Bilmeseydim fakir niçin fakirdir, zengin niçin zengin. Ve neden boyuna yalan söylenir halka...
Sonra iki elimi pantolonumun cebine sokup bütün şarkıları deneseydim ıslıkla aya karşı. Bakkal borcu, taksit, kasap faturası, telefon ücreti, elektrik... Hiçbiri uğramasaydı semtime.
***
Oldum bittim ciğerime çeke çeke tadamadım şu avareliği... Bazen canım nasıl ama nasıl çekiyor aklımın rüzgarına yelken açmayı. Ama yelken çoktan dürülüp ambara konmuş. Serenlerden boşuna geçiyor delilik rüzgarları. ille de usturuplu, mantıklı, ülsere ve tüm insanlık dertlerine saygılı olacaksın. Saatinde gideceksin eve. saatinde oturacaksın makinenin başına... Bir de eski bir aşinayı, anılar dolu gülüşüyle geçerken gördün mü yoldan; bütün sorumlulukları patlatıp ayağa fırlayasın gelir ama ne çare... Saatler senin değildir. Hayatın senin değildir. Özgürlüğün senin değildir. Kaynar kaynar da yüreğin, sigaraya asılır, son nefes gibi bir "boş ver" çekersin.
***
Belli artık biz kendimize ait bütün anları bir kör kuyu içinde kaybetmişiz. Baş bizim başımız ama, düşüncelere geçmez hükmü. Ayak bizim ayağımız ama, bildiği yere gidemez. Ve ellerimiz her gün tuşlar üstünde ine kalka, sonu gelmez bir zincirin halkalarını gagalar...
***
Bu bağlar dolaştıkça benliğime bir sıkıntı çöküyor bazen içime. Koptukça da kopuyor takvim yaprakları...
Bir teselli var ki, tek tutamak o. Daha güzel bir dünya için, daha mutlu insanlar için vazgeçip bütün bu doyulmamış esintilerden, adam gibi çalışmak... Çalışmak adam gibi...
Ya adam gibi yaşamak... O görmediğimiz bir armağan olarak gelecek kuşaklara kalacak.
çetin altan
Şu elmayı bütün dişlerinle ısırmak. Olmaz. Senin değil o elma. Yollar boyu kaybolup ufuklara doğru bir koşu tutturmak. Hayır, aynı yerde oturacaksın.
Ve kelimeler. Ve sözler. Ve savaş. Ve geçim derdi. Ve çocuklar. Ve ille de yazı makinesi. Ve kitap. Ve kağıtlar...
***
Yahu bir de ben vardım vaktiyle. Okuldan çıktığım gün. Git parkta otur. Mektup yaz sevdiğin kıza. Öğleye kadar yat yatakta. Sonra kayboldu o ben. Yerini sorumluluklar aldı. Ne olur bugün kenara itsem şu makineyi. Tükürsem kağıdın üstüne. Ve canımın çektiği yerde dilediğim kadar otursam. Özgür değil miyim ben? Üstelik boyuna kopuyor takvim yaprakları. imkansız. itemezsin makineyi kenara. Kağıt kutsaldır. Hayatını nakşeder eğri böğrü. Sonra randevular. Sonra telefonlar bin tane. Sonra ev bark çoluk çocuğun geçimi...
***
Bir cendere ortasında, kendine sahip olmadan, sorumlulukların asansöründe bir aşağı bir yukarı...
Kirli bir gömleği çıkarır gibi çıkarıversem hepsini sırtımdan diyorum. Kasnağı kırılsa gergefin. Demirini koparıversem geminin ve kessem bütün halatları. Ve sonra dalgaların ortasında limansız bir açıklığa doğru...
***
Ya ülser ne olacak?.. Bugün kahve dördüncü; bir tane daha içemem. Mehtapta ıslık çalmasını da unutalı çok olmuş. Geçen gün denize vuran sarı ışıklara baktım da, hep sömürücülerin namussuzluğunu düşündüm.
Acaba yazar olmasaydım. Bilmeseydim fakir niçin fakirdir, zengin niçin zengin. Ve neden boyuna yalan söylenir halka...
Sonra iki elimi pantolonumun cebine sokup bütün şarkıları deneseydim ıslıkla aya karşı. Bakkal borcu, taksit, kasap faturası, telefon ücreti, elektrik... Hiçbiri uğramasaydı semtime.
***
Oldum bittim ciğerime çeke çeke tadamadım şu avareliği... Bazen canım nasıl ama nasıl çekiyor aklımın rüzgarına yelken açmayı. Ama yelken çoktan dürülüp ambara konmuş. Serenlerden boşuna geçiyor delilik rüzgarları. ille de usturuplu, mantıklı, ülsere ve tüm insanlık dertlerine saygılı olacaksın. Saatinde gideceksin eve. saatinde oturacaksın makinenin başına... Bir de eski bir aşinayı, anılar dolu gülüşüyle geçerken gördün mü yoldan; bütün sorumlulukları patlatıp ayağa fırlayasın gelir ama ne çare... Saatler senin değildir. Hayatın senin değildir. Özgürlüğün senin değildir. Kaynar kaynar da yüreğin, sigaraya asılır, son nefes gibi bir "boş ver" çekersin.
***
Belli artık biz kendimize ait bütün anları bir kör kuyu içinde kaybetmişiz. Baş bizim başımız ama, düşüncelere geçmez hükmü. Ayak bizim ayağımız ama, bildiği yere gidemez. Ve ellerimiz her gün tuşlar üstünde ine kalka, sonu gelmez bir zincirin halkalarını gagalar...
***
Bu bağlar dolaştıkça benliğime bir sıkıntı çöküyor bazen içime. Koptukça da kopuyor takvim yaprakları...
Bir teselli var ki, tek tutamak o. Daha güzel bir dünya için, daha mutlu insanlar için vazgeçip bütün bu doyulmamış esintilerden, adam gibi çalışmak... Çalışmak adam gibi...
Ya adam gibi yaşamak... O görmediğimiz bir armağan olarak gelecek kuşaklara kalacak.
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar