bugün
- sözlük kızlarının vücutları10
- yılmaz güney10
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı5
- otopsiraporlari3
- ingiliz şapkası takmıyor diye türkleri asmak6
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım10
- falıma bakmak isteyen var mı24
- ameliyat olmak3
- dolandırılan insanların genel özellikleri6
- ozan güven vs sermiyan midyat vs fırat tanış4
- rahmi koç5
- hapşırırken aynı anda osurmak9
- kuzenin içine boşalmak9
- arap gibi giyinerek sevap kazandığını sanan tip9
- kemal kılıçdaroğlu17
- namaz takkesi4
- fakirin sevmesi hak mıdır2
- sırrı süreyya önder4
- bu akşam rakı içecek olmam2
- macaristan da sulyok'un görevden alınması2
- sade soda erkeği vs meyveli soda erkeği7
- bir scottish fold sahibi olmadan ölüp gitmek8
- çorapla uyuyan insanların sosyopat olması7
- anın görüntüsü15
- winona ryder3
- meslek lisesi vs imam hatip lisesi6
- eril erkek meslekleri6
- 23 haziran 2026 portekiz özbekistan maçı13
- velvet5
- soğuk bulgur pilavı yerken ağlayarak 31 çekmek6
- 2026 dünya kupası19
- utku gümrükçü6
- birader yazar olmak4
- chp'li 17 belediye başkanının akp'ye geçmesi9
- futbol12
- yengeyi götürmek3
- evde mum bulundurmak5
- ioçk kızmış beyler4
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde11
- gulmekicinyaratilmis4
- tff başkanının adalet bakanını göreve çağırması3
- göğüs dekoltesi olan erkek7
- metrobüs kliması4
- erkek erkeğe açık oylaşmak11
- erkekler neden az yaşar3
- yaz aşkı bulamamak7
- ibrahim hacıosmanoğlu7
- aylık 307 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
- aldım kabul ettim9
- yaşama nedenleri2
2008 yılının en iyi filmlerinden, aynı zamanda bana göre tüm zamanların kara mizah sahibi suç filmleri arasındaki en iyilerden biri olan In Bruges, Martin McDonagh imzası taşıyordu. 2010 yapımı The Guard ise kardeşi John Michael McDonagh'nın yazıp yönettiği ilk uzun metraj(imiş). Kardeş McDonagh'nın harika bir ilk film olan In Bruges'un izinden gittiği birçok yönden belirgin. Filmin gövdesine zarar getirmeyen, tam aksi o gövdeyi monoton klişelerden kurtaran yan senaryo tasarımları, gereksiz yere karmaşıklaşmaya çalışmayan olay örgüsü, baş karakterler arasında yaratılan kimya ve tabiî dengeleri bozmayan keyif verici bir kara mizah. Bu unsurların hepsi The Guard'da çeşitli şekillerde mevcut.
Ancak bu ortak yanlarına rağmen The Guard'ın bir In Bruges olamamasının en belirgin nedeni, In Bruges'daki suç matematiğinin karakterlere eşit oranlarda yansıyan dramatik ve mizahi izdüşümü üzerine derinlemesine nüfuz edilmemesi. Bu durum McDonagh'nın yeni bir In Bruges yaratma ihtirasına sahip olmamasına bağlanırsa ortada sorun kalmıyor. Yüklü miktarda bir uyuşturucu sevkiyatı, bu rota üzerinde işlenen birkaç cinayet, emniyet güçlerinin örtbas, yardım ve yataklık politikasına karşı duran irlandalı polis memuru ile Amerikan ajanının idealizmi filmin konusunu oluşturuyor. Bu sıradan ve sürprizsiz görünen gidişatı renklendirmek için elinden geleni yapan, iyi oyuncuların da yardımıyla bunu başaran McDonagh senaryosu, her ne kadar aynı yolun yolcusu olsa da In Bruges kadar büyük oynamayı tercih etmemiş, kendi yağıyla kavrulmayı seçmiş bir duruşa sahip. Bu tercihler de filme hep olumlu katkılar sağlamakta.
Bazı senaryoların kafa karıştırmak için filme süslü bir veya birkaç cinayet eklediğini, bu cinayetler sayesinde katilin polise ya da halka türlü mesajlar iletmeye çalıştığını gördük. Fakat o süslü bir veya birkaç cinayeti tamamen amaçsız biçimde sadece kafa karıştırmak için eklediğini itiraf eden fazla senaryo yok sayılır. Yozlaşmışlıkla idealizmi bir arada götüren polis tiplemesi de her filmde bu kadar renkli işlenmez. Bu tip ufak ters köşe yöntemlerle, Boyle (Brendan Gleeson) ve Everett (Don Cheadle)'in tadını damaklarda bırakan atışmalarıyla, bazı klişelerle inceden kafa bulan beklenmedik sahneleriyle sevimli ve sıcak bir film olabilmek, yeni tanıştığımız McDonagh genleriyle alâkalı olabilir.
The Guard bazı seyircilere eksiklikler hissettirebilecek mütevazi yapısına rağmen, In Bruges gibi bir filmle karşılaştırıldığı vakit hem kusurlarını, hem de değerini belli eden bir film. Henüz ilk filmleriyle adlarından övgüyle söz ettiren McDonagh biraderlerin getirdiği heyecan şimdilik kendini yüksek boyutlarda göstermemekte. Ama böyle giderse büyük stüdyolar tarafından keşfedilmeleri kaçınılmaz.
-McDonagh'ların beraber çalışmak yerine iki koldan sinema dünyasına girmeleri, gösterdikleri birbirine benzer senaryo ve yönetmenlik performansları yüzünden hiç şikâyet edilecek bir durum değil. Bundan böyle takip edilecek bir değil iki McDonagh olması benim gibi suç yapımları müptelâları için nimet sayılır.
Ancak bu ortak yanlarına rağmen The Guard'ın bir In Bruges olamamasının en belirgin nedeni, In Bruges'daki suç matematiğinin karakterlere eşit oranlarda yansıyan dramatik ve mizahi izdüşümü üzerine derinlemesine nüfuz edilmemesi. Bu durum McDonagh'nın yeni bir In Bruges yaratma ihtirasına sahip olmamasına bağlanırsa ortada sorun kalmıyor. Yüklü miktarda bir uyuşturucu sevkiyatı, bu rota üzerinde işlenen birkaç cinayet, emniyet güçlerinin örtbas, yardım ve yataklık politikasına karşı duran irlandalı polis memuru ile Amerikan ajanının idealizmi filmin konusunu oluşturuyor. Bu sıradan ve sürprizsiz görünen gidişatı renklendirmek için elinden geleni yapan, iyi oyuncuların da yardımıyla bunu başaran McDonagh senaryosu, her ne kadar aynı yolun yolcusu olsa da In Bruges kadar büyük oynamayı tercih etmemiş, kendi yağıyla kavrulmayı seçmiş bir duruşa sahip. Bu tercihler de filme hep olumlu katkılar sağlamakta.
Bazı senaryoların kafa karıştırmak için filme süslü bir veya birkaç cinayet eklediğini, bu cinayetler sayesinde katilin polise ya da halka türlü mesajlar iletmeye çalıştığını gördük. Fakat o süslü bir veya birkaç cinayeti tamamen amaçsız biçimde sadece kafa karıştırmak için eklediğini itiraf eden fazla senaryo yok sayılır. Yozlaşmışlıkla idealizmi bir arada götüren polis tiplemesi de her filmde bu kadar renkli işlenmez. Bu tip ufak ters köşe yöntemlerle, Boyle (Brendan Gleeson) ve Everett (Don Cheadle)'in tadını damaklarda bırakan atışmalarıyla, bazı klişelerle inceden kafa bulan beklenmedik sahneleriyle sevimli ve sıcak bir film olabilmek, yeni tanıştığımız McDonagh genleriyle alâkalı olabilir.
The Guard bazı seyircilere eksiklikler hissettirebilecek mütevazi yapısına rağmen, In Bruges gibi bir filmle karşılaştırıldığı vakit hem kusurlarını, hem de değerini belli eden bir film. Henüz ilk filmleriyle adlarından övgüyle söz ettiren McDonagh biraderlerin getirdiği heyecan şimdilik kendini yüksek boyutlarda göstermemekte. Ama böyle giderse büyük stüdyolar tarafından keşfedilmeleri kaçınılmaz.
-McDonagh'ların beraber çalışmak yerine iki koldan sinema dünyasına girmeleri, gösterdikleri birbirine benzer senaryo ve yönetmenlik performansları yüzünden hiç şikâyet edilecek bir durum değil. Bundan böyle takip edilecek bir değil iki McDonagh olması benim gibi suç yapımları müptelâları için nimet sayılır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar