bugün
- sözlükten soğuma nedenleri10
- sözlük ırkçıları8
- simko316
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- 17 ağustos 1999 gölcük depremi9
- iyi parti13
- cinler musallat istatistiği7
- pizza yemek5
- claudian clouds17
- eski sevgili nerede ne yapıyor5
- çerçeve yasa35
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
- burçlara inanan insanlar oy kullanmalı mı2
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler31
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi3
- aleksey batrakov9
- erkek dediğin içinde gezdirir mutlu eder3
- amedspor14
- where is my mind vs creep3
- 25 kare teknigi2
- flört uygulamalarının yalan dolan olması4
- alttaki yazara motto ver16
- deniz zeyrek3
- pkk'ya küfür edince sinirlenen ülkücü8
- hoppili gillini ve sincan bebeleri3
- azize sibel gönül3
- bebek katili öcalan11
- kendini değersizleştiren insan8
- dünya güneş'in etrafında keyfinden dönmüyor2
- pareidolia2
- içimizdeki canavar4
- cehennemin yedi prensi2
- sözlük yazarları neli kahve içiyor6
- şizofreni diye bi hastalık yok cin musallatı var2
- uğruna kavga edilmesini isteyen türk kızı13
- aslan gibi adam10
- osuruktan şiirler22
- özgür özel'in ne mutlu türküm diyene diyememesi3
- amedsporun türkiye ligi nde lider olması3
- vladimir putin2
- sihirli annem taci'ye yapılan haksızlık3
- yahudiler neden hindistan'ı seviyor3
- nervio çaylak olmadı kalbimizde yaşıyor2
- halk cafe2
- porno entelektüelliği8
- çaylak olanalara ahahaha çaylak olmuş yazmamız2
- avanos2
- uludağ sözlük kızları mericini seçiyor4
- 16 ağustos 2026 türksat 4a frekans değişikliği4
- seri gizli artı oy veren melek9
etrafında sosyalleşen çocuklar, kuyrukta tanışan insanlar olduğu gibi, fırının hareketli zamanı başlayana kadar, dışlanmışların sırtını dayadığı, beyaz buharlı huzur evleridir fırın duvarları...
97 yılı, yaprak titredi. kar alabildiğine bilindik beyazdı. tek bir ağacın tek bir gölgesi yoktu. düzlükte bir ıslık sesi gibi rüzgar eşlik ediyordu kurdun yürüyüşüne. bir adam, ağzını sildi. diğer adam, gözünü yumdu, gerindi. yerdeki soluyordu ve üşüyordu.
takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır. soğuk, makineli tüfek gibiydi.
-oğlum, toplama milleti.
-fırıncı! ekmeğini pişir sen. sıcağına kıvrılıyoruz. ne zararımız var?
-anlattığın çocuklar, çocuk sahibi oldu. şimdi bunlara da aynı hikaye mi?
-ben ölene kadar, en fazla ben ölene kadar.
-eee, anlatsana bodi.
yerde soluyan, isbıdınlı zekai.
zekai, ilkokulda, 4 sene daha kalınca, kalınca bir sopa ile dayak yer önce. yediği dayak meşedendir. isbıdınlı, kaportacıda, kuyumcuda, bakkalda, tenhada ve umulmadık zamanlarda, dayak yemeye devam eder. bu yediği dayaklar sırasında, garip bir yüzü vardır. sanki gülümser gibi bakar gözleri.
incedir zekai, hem fikren, hem de bedenen. saçları, elleri, bedeni, parçalanmaya başlamış bir yorgan yüzü gibidir. bir tek gözlerini dayıdan almış. bakan da gözlerine bakar.
her şeye rağmen, hiç durmadan çalışır zekai. bildiği anladığı tek şey, git denildiğinde gitmek, gel denildiğinde gelmektir. dünyada sırf git gel için bulunduğunu kabul etmiş ve bu haline hiç şaşırmadan, hiç dur demeden, akıp gitmiştir.
hiç durmadan çalışan zekainin, tam hakkı olmasa da kazandığı olur elbet. sağ cebine düşen para sol avucunu görmeden, düşer baba sofrasına. aynı sofradan bir gün, babasının ölüsünü kaldırır. ifadeye gider karakola. yüzüne gözüne sinmiş tatlı gülümseme, kara kuru bir polisi rahatsız eder karakolda, yumrukla ezer polis, zekainin elmalarını.
zekai, üşüyerek döner eve ve zekai, 89'a kadar aynı yolu arşınlayarak, düşünmeden ve bazı bazı tanrıyı merak ederek, sonra gülümseyerek gidip gelir.
89'da zekai âşık olur. 89'un sonunda, âşık olduğunun düğününde rakı içer, gelinle damadı izleyerek.
90'da, yüzüne gülenleri dost bilip epey aldatılır.
-yağ sürdüm ekmeklere.
-gençlere ver.
-bodi, ye lan iki parça, bu açlık..
-en fazla ölene kadar fırıncı rüstem, en fazla ölene kadar.
-eee bodi, sonra?
91'de, annesinden başka kimsesinin olmadığını anlar.
yük vagonlarının siyah demirlerine beyaz elleri yapışarak, gelenleri indirir, gidenleri bindirir. aynı vagonlar arasında, boz ekmeğin arasına koyduğu sarı peyniri ısırır.
92'de, zekai askere gider. yine buz gibisinden bir memlekete düşer. zekai, burada en iyi bildiği işi en iyi şekilde yapar, sonra yık denilince yıkar. varsay ki, insanın ömrü bir ip, yirmili yaşlar zekaide kopuktur, söküktür, düğümdür.
94'de, sigarayı iki pakete çıkarır. ilk kez porno filme gider. biraz utanır biraz korkar, çabuk gelir zekai sinemadan.
95'de, birtakım konuları merak eder ama çabuk vazgeçer düşünmekten. 95'in sonunda, anasını başını yukarı kaldırıp, derin derin bir şeyler isterken duyar. yukarıdaki için mühim şeyler değildir ama yukarıdakinin başka mühim işleri vardır.
96'nın sonunda, hırsızlık eder zekai. anası için anasının haberi olmadan çalar. hırsızlık ettiği yerden kaçarken, evin, bakımlı köpeği kovalar. zekai, köpeğin başına taş çalar. köpek kanlar içinde; zekai, karanlıkta rüzgâr. evin sahibi, çalınanı düşünmez. kıymetli bir dostunun hediyesi olan köpeğini, kürekle atar çöpe. ve adamlarını salar zekainin peşinden, en az köpeği kadar hızlıdırlar.
-çay için.
-rüstem, akşama ne var fırında?
-ne olacak, ekmek var.
-bakkaldan kırık peynir alırız bodi abi.
-şu insanoğlu her şeyi kırıyor be kardeşim.
97'nin ilk günü, bir duvarın dibinde, uyuyakalır zekai, köpek sahibinin adamları, duvar dibinde, omzuna dokunarak kaldırırlar zekaiyi.
97 yılı, yaprak titredi. kar alabildiğine bilindik beyazdı. tek bir ağacın tek bir gölgesi yoktu. düzlükte bir ıslık sesi gibi rüzgar eşlik ediyordu kurdun yürüyüşüne. bir adam, ağzını sildi. diğer adam, gözünü yumdu, gerindi. yerdeki soluyordu ve üşüyordu.
ağzını silen, zekainin siyah, sökük kazağının altından çaldıklarını aldı. kafası kara saplanmış zekai, soluyor, üşüyor, düşünüyor ve yine gülümser gibi bakıyordu. gerinen iri adam, ''gülüyor mu lan bu?'' dedi.
ağzını silen, silahını patlattı.
kurt hızlandı.
birkaç gecedir dönmeyen oğlunu arayan ana, dondu.
-eee sonra?
-sonra, takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır. soğuk, makineli tüfek gibiydi.
ciğer pareme ve cananına ithaf olunur.
97 yılı, yaprak titredi. kar alabildiğine bilindik beyazdı. tek bir ağacın tek bir gölgesi yoktu. düzlükte bir ıslık sesi gibi rüzgar eşlik ediyordu kurdun yürüyüşüne. bir adam, ağzını sildi. diğer adam, gözünü yumdu, gerindi. yerdeki soluyordu ve üşüyordu.
takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır. soğuk, makineli tüfek gibiydi.
-oğlum, toplama milleti.
-fırıncı! ekmeğini pişir sen. sıcağına kıvrılıyoruz. ne zararımız var?
-anlattığın çocuklar, çocuk sahibi oldu. şimdi bunlara da aynı hikaye mi?
-ben ölene kadar, en fazla ben ölene kadar.
-eee, anlatsana bodi.
yerde soluyan, isbıdınlı zekai.
zekai, ilkokulda, 4 sene daha kalınca, kalınca bir sopa ile dayak yer önce. yediği dayak meşedendir. isbıdınlı, kaportacıda, kuyumcuda, bakkalda, tenhada ve umulmadık zamanlarda, dayak yemeye devam eder. bu yediği dayaklar sırasında, garip bir yüzü vardır. sanki gülümser gibi bakar gözleri.
incedir zekai, hem fikren, hem de bedenen. saçları, elleri, bedeni, parçalanmaya başlamış bir yorgan yüzü gibidir. bir tek gözlerini dayıdan almış. bakan da gözlerine bakar.
her şeye rağmen, hiç durmadan çalışır zekai. bildiği anladığı tek şey, git denildiğinde gitmek, gel denildiğinde gelmektir. dünyada sırf git gel için bulunduğunu kabul etmiş ve bu haline hiç şaşırmadan, hiç dur demeden, akıp gitmiştir.
hiç durmadan çalışan zekainin, tam hakkı olmasa da kazandığı olur elbet. sağ cebine düşen para sol avucunu görmeden, düşer baba sofrasına. aynı sofradan bir gün, babasının ölüsünü kaldırır. ifadeye gider karakola. yüzüne gözüne sinmiş tatlı gülümseme, kara kuru bir polisi rahatsız eder karakolda, yumrukla ezer polis, zekainin elmalarını.
zekai, üşüyerek döner eve ve zekai, 89'a kadar aynı yolu arşınlayarak, düşünmeden ve bazı bazı tanrıyı merak ederek, sonra gülümseyerek gidip gelir.
89'da zekai âşık olur. 89'un sonunda, âşık olduğunun düğününde rakı içer, gelinle damadı izleyerek.
90'da, yüzüne gülenleri dost bilip epey aldatılır.
-yağ sürdüm ekmeklere.
-gençlere ver.
-bodi, ye lan iki parça, bu açlık..
-en fazla ölene kadar fırıncı rüstem, en fazla ölene kadar.
-eee bodi, sonra?
91'de, annesinden başka kimsesinin olmadığını anlar.
yük vagonlarının siyah demirlerine beyaz elleri yapışarak, gelenleri indirir, gidenleri bindirir. aynı vagonlar arasında, boz ekmeğin arasına koyduğu sarı peyniri ısırır.
92'de, zekai askere gider. yine buz gibisinden bir memlekete düşer. zekai, burada en iyi bildiği işi en iyi şekilde yapar, sonra yık denilince yıkar. varsay ki, insanın ömrü bir ip, yirmili yaşlar zekaide kopuktur, söküktür, düğümdür.
94'de, sigarayı iki pakete çıkarır. ilk kez porno filme gider. biraz utanır biraz korkar, çabuk gelir zekai sinemadan.
95'de, birtakım konuları merak eder ama çabuk vazgeçer düşünmekten. 95'in sonunda, anasını başını yukarı kaldırıp, derin derin bir şeyler isterken duyar. yukarıdaki için mühim şeyler değildir ama yukarıdakinin başka mühim işleri vardır.
96'nın sonunda, hırsızlık eder zekai. anası için anasının haberi olmadan çalar. hırsızlık ettiği yerden kaçarken, evin, bakımlı köpeği kovalar. zekai, köpeğin başına taş çalar. köpek kanlar içinde; zekai, karanlıkta rüzgâr. evin sahibi, çalınanı düşünmez. kıymetli bir dostunun hediyesi olan köpeğini, kürekle atar çöpe. ve adamlarını salar zekainin peşinden, en az köpeği kadar hızlıdırlar.
-çay için.
-rüstem, akşama ne var fırında?
-ne olacak, ekmek var.
-bakkaldan kırık peynir alırız bodi abi.
-şu insanoğlu her şeyi kırıyor be kardeşim.
97'nin ilk günü, bir duvarın dibinde, uyuyakalır zekai, köpek sahibinin adamları, duvar dibinde, omzuna dokunarak kaldırırlar zekaiyi.
97 yılı, yaprak titredi. kar alabildiğine bilindik beyazdı. tek bir ağacın tek bir gölgesi yoktu. düzlükte bir ıslık sesi gibi rüzgar eşlik ediyordu kurdun yürüyüşüne. bir adam, ağzını sildi. diğer adam, gözünü yumdu, gerindi. yerdeki soluyordu ve üşüyordu.
ağzını silen, zekainin siyah, sökük kazağının altından çaldıklarını aldı. kafası kara saplanmış zekai, soluyor, üşüyor, düşünüyor ve yine gülümser gibi bakıyordu. gerinen iri adam, ''gülüyor mu lan bu?'' dedi.
ağzını silen, silahını patlattı.
kurt hızlandı.
birkaç gecedir dönmeyen oğlunu arayan ana, dondu.
-eee sonra?
-sonra, takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır takır. soğuk, makineli tüfek gibiydi.
ciğer pareme ve cananına ithaf olunur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar