bugün
- güney kore27
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı69
- okan buruk10
- ismail kartal16
- jaws filmindeki sikko balik29
- chatgpt'nin bana yürümesi12
- sözlükteki fenerbahçeliler15
- kimsenin sizi sevmemesi4
- sözlükteki fenerbahçe li yazarlar7
- en son alınan iltifat6
- ismet bin ebu lülü vel binici ül meydan'ı ilim4
- mert hakan yandaş5
- adkdşlajdşjasdfkhasf khsfoıwehfohfhjkdfbks jjshdkjhj2
- vajinaya dil atmak3
- didem soydan5
- cedidacer6
- atilla karaoğlan5
- victor osimhen11
- ilk buluşmada sevişenler2
- para5
- fenerbahçe6
- sözlükteki fenerbahçeli yazarların rezil olması4
- futbol izleyen erkek pasif gaydir5
- kolye18
- karı istiyorum2
- fenerbahçelilerin ağlak olması3
- fransa8
- nervio tarzı entry girmek18
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar8
- archie brown3
- rusya2
- aç uyumak13
- rövaşata denince akla gelen kişiler4
- ürdün3
- norveç4
- finlandiya3
- sınavlarda kopya çekmenin etiği2
- gay taklidi yapıp kızlarla takılmak5
- isveç3
- özelden alet atmak4
- ipkis tarzı entry girmek4
- hurdacıdan son gelen kitaplar6
- danimarka3
- italya2
- ayağı 36 numara olan kadın4
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi6
- oktay saral13
- arda güler16
- memelerim güzel mi diyen sözlük yazarı5
- atatürk ün hataları15
üşenmeyin lütfen okuyun...
Geçenlerde (burda yaşayan 'yabancı' gazetecilerle artık hısımlaştık) bi röportaj teklifini geri çevirdim.
Ve artık mümkün olduğunca konuşmayacağım 'dış' basına.
Konuş, konuş, nereye kadar? Böyle, Konuşan Kafa gibi hissediyorsun kendini. Biraz da sabrımın sonuna geldim: Ne anlıyorlar? Nereye kadar anlıyorlar? Ben meramımı-zı iyi anlatabiliyor muyum? Peki, en mühimi:
ben meramımı-zı iyi anlatmakla mükellef miyim? Kronik Mağdur pelerinini de iade edeyim.
Sonuç olarak ben bir Türk yazarıyım, diplomatı değil.
Bi ilter Türkmen kadar sabırlı, dirayetli, hakikâtli, dengeli ve tecrübeli olsam- tamam anlatayım dertlerimizi o zaman. Ama 'dert anlatma' mevzuunda sabrımın sonuna geldim. Anlatamıyorum, anlatamayacağım! Türk'ü Türk'e şikâyet etmek çok daha doğru ve güzel. (En azından benim meşrebimde biri için.)
En vahim/rezil örneğini (yoğunlaştırılmış bir 'Anlasana Ulan!' hadisesini) 2 yıl önce Saint-Malo'daki Fransızların ünlü mü ünlü (ay, her şeyleri 'ünlü' herrr şeyleri mühimdir bacaksızların) kitap festivalinde yaşadım.
Dört mü, beş mi kaç konuşmaya katıldıysam şiddetli kavgalar çıkartmaya muvaffak oldum. Yorgun düştüm hakikâten: kendimden ve durumdan! Netice itibarıyla insankızı barışsever bir varlık, o kadar kavga edip didişince gidişatından kaygılanıyorsun. 'Ben nerde yanlış yaptım'dan dahi daha çok 'Allahım, yoksa ben Emin Çölaşan mıyım?' Yurtdışında yaşadığım duygulanımların tamm karşılığı budur okurlar: Alter-egomun esasında Emin Çölaşan olabilirliği korkusudur!
Şöyle bir ortamlama tahayyül edin: Allah'ın Çinli yazarına kitabıyla alakalı soru soruluyor. Allah'ın Lübnanlı yazarına kitabıyla alakalı soru soruluyor. Allah'ın Beyaz Rus'una kitabıyla alakalı soru soruluyor. (Burdaki Allah'ın nitelemesi kesinlikle ırkçı ve bu ulusları horrr görmeye yönelik değildir: aynı çatı altında hepimiz kardeşiz vurgusu önemlidir.)
Sıra bana geliyor, soru aynen şöyle: "Sizce Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmeye hazır mı?"
Bu arada dikkâtinizi çekiştiririm: Benim Fransa'da çıkmış olan kitabım 'Avrupa Birliği'nin Kıyısında Türkiye' (adlı inceleme) ya da 'Bir Yahudi, Bir italyan, Bir Baron, Bir Turşucu ve Bir Ermeni Kuzguncuk'ta Bir Konakta Çok Mutlu Olmuşlardı' temalı sahte birleştirilmiş bir roman dahi değil!
Kitabım 'Haberci Çocuk Cinayetleri' ismindeki fantastik mi nerdeyse bilimkurgusal, hiç bu toplarla alakasız bir novella! Kardeşim onlara sorular edebiyat üstüne, edebiyatları üstüne de bana niye böyle bir Dışişleri Bakanlığı'ndan Mağden muamelesi? iyi bir muameleden geçtim zart zurt; eşit değil, eşitlikçi değil, normal ya da adaletli değil.
Ben tabii açıyorum ağzımı, "Siz şimdi kendinize uşak/ahçı alacaksınız da, benden referans mektubu mu istiyorsunuz?" diyorum.
"Benim kitabımla alakası yok bu sorunun. Ne hakla bana böyle bir soru yöneltebiliyorsunuz?" diyorum.
Dağılıyor mu ortalık? Karışıyor mu salon! E bana ne? istemezdim tabii böyle olmasını. Ben de Müzisyen/Unicef insanı tabiatlı bir Zülfü Livaneli tadında çıkartıp sazımı 'Kar koleksiyonladım senin için' pardon 'Kartopulandım da geldim' pardon 'Karlı kayın ormanında'yı çalayım, milletler el ele tutuşsunlar, Fransızlar duygulansın hüngürt şakırt ağlasınlar. Hepimiz kardeşiz. Gözyaşlarımızda eşitiz, bunu türkülendirmek buram yorgan, isterdim.
Ama durunamayan bi tabiatım var (anlaşılan). "Çinli beyefendiye neden Çin'de hâlâ idam olması gerçeğini sormuyorsunuz da bana Türkiye'nin hak ve hukuk karnesini soruyorsunuz" diyorum başka bi toplantıda. "Lübnanlı beyin kitabını okumuşsunuz. Benimkinden haberiniz var mı?" filan.
Başka bi salonda (çok büyük bir salonda üstelik bu talihsizlik) "Türkiye, Avrupa Birliği'nden ne istiyor?"
sorusu çıkıyor torbadan. Bu soruları bulup buluşturanlar da 'sol' 'entel' Fransız gazeteci-yazarlar! Yalnız Türklere Özel Bir Menü bu, inanın.
Ben: "Para!" diyorum. "Yatırım yapsın Avrupa ülkeleri. Serbest dolaşım hakkı tanısın ki, bizde de işsizlik azalsın. Genç, dinamik bir nüfusuz ve işsizlik çok ciddi sorunumuz. Bizler de size sperm vermiş oluruz."
Salon yine dağılıyor. Doğru cevap: 'Yüksek kültürünüzü ve yüce değerlerinizi, medeniyet seviyenizi istiyoruz'muş!
Ben doğru cevapları tahayyül dahi edemediğim gibi adamların/kadınların cinlerini tepelerine çıkartmaya muvaffak oluyorum. Her salon/her toplantı! Yani bi pembe incili kaftanım eksik omzumda. Ve fakat benim kaftanım: ben onlardan çok daha seri ve yetkin bir ingilizce konuşuyorum. Fransızların yabancı dile yatkınlığı malum! Bana cevap yetiştirme kaygısıyla bağırıyorlar. Bu defa "Niye bağırıyorsunuz?
Sakin olun" diyorum. "Türkiye sizin tırnak kontrollerinizden bezdi" diyorum. "Irkçılık temayüllerinizi denetlemeye çalışmalısınız" diyorum.
Ağbi, ben anlaşılan yurtdışında çok sinir bozucu bir Türk'üm. Nereye gitsem kavga çıkartıyorum. Festival Başkanı kapanış partisinde, "Başınıza gelenler için çok özür dilerim, seneye sizi yine davet etmek isteriz" diyor. (Yankı yankı yankılandı zira ortamlarım.)
"Boşuna zahmet etmeyin. Korkunç günler geçirdim. Sayenizde kendimi bi yeniyetme gibi hissettim" diyorum. (Tarotta da: Perpetual Peter Pan çıkmıştı!)
Hakikaten (bir de toplantılar dışında şahsi politik kavgalarım var) Avrupalılarla baş etmek/meramını anlatmak/onların o zırhlı önyargılarını delebilmek/onlardan eşitlikçi bir yaklaşım talep etmek- Başkaları atlatsın bu develere bu hendekleri.
Yükselen Türk Irkçılığı'nda Yüksek Avrupa Irkçılığı'nın katkılarını da lütfen yabana atmayalım, bu zehirle uğraşmak zorunda kaldığımız/kalacağımız bu karanlık günlerde. Ben denli bi uyum insanını dahi şirazesinden çıkartabiliyorlar. Yazıklar olsun onlara Emin ağbi!
Geçenlerde (burda yaşayan 'yabancı' gazetecilerle artık hısımlaştık) bi röportaj teklifini geri çevirdim.
Ve artık mümkün olduğunca konuşmayacağım 'dış' basına.
Konuş, konuş, nereye kadar? Böyle, Konuşan Kafa gibi hissediyorsun kendini. Biraz da sabrımın sonuna geldim: Ne anlıyorlar? Nereye kadar anlıyorlar? Ben meramımı-zı iyi anlatabiliyor muyum? Peki, en mühimi:
ben meramımı-zı iyi anlatmakla mükellef miyim? Kronik Mağdur pelerinini de iade edeyim.
Sonuç olarak ben bir Türk yazarıyım, diplomatı değil.
Bi ilter Türkmen kadar sabırlı, dirayetli, hakikâtli, dengeli ve tecrübeli olsam- tamam anlatayım dertlerimizi o zaman. Ama 'dert anlatma' mevzuunda sabrımın sonuna geldim. Anlatamıyorum, anlatamayacağım! Türk'ü Türk'e şikâyet etmek çok daha doğru ve güzel. (En azından benim meşrebimde biri için.)
En vahim/rezil örneğini (yoğunlaştırılmış bir 'Anlasana Ulan!' hadisesini) 2 yıl önce Saint-Malo'daki Fransızların ünlü mü ünlü (ay, her şeyleri 'ünlü' herrr şeyleri mühimdir bacaksızların) kitap festivalinde yaşadım.
Dört mü, beş mi kaç konuşmaya katıldıysam şiddetli kavgalar çıkartmaya muvaffak oldum. Yorgun düştüm hakikâten: kendimden ve durumdan! Netice itibarıyla insankızı barışsever bir varlık, o kadar kavga edip didişince gidişatından kaygılanıyorsun. 'Ben nerde yanlış yaptım'dan dahi daha çok 'Allahım, yoksa ben Emin Çölaşan mıyım?' Yurtdışında yaşadığım duygulanımların tamm karşılığı budur okurlar: Alter-egomun esasında Emin Çölaşan olabilirliği korkusudur!
Şöyle bir ortamlama tahayyül edin: Allah'ın Çinli yazarına kitabıyla alakalı soru soruluyor. Allah'ın Lübnanlı yazarına kitabıyla alakalı soru soruluyor. Allah'ın Beyaz Rus'una kitabıyla alakalı soru soruluyor. (Burdaki Allah'ın nitelemesi kesinlikle ırkçı ve bu ulusları horrr görmeye yönelik değildir: aynı çatı altında hepimiz kardeşiz vurgusu önemlidir.)
Sıra bana geliyor, soru aynen şöyle: "Sizce Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmeye hazır mı?"
Bu arada dikkâtinizi çekiştiririm: Benim Fransa'da çıkmış olan kitabım 'Avrupa Birliği'nin Kıyısında Türkiye' (adlı inceleme) ya da 'Bir Yahudi, Bir italyan, Bir Baron, Bir Turşucu ve Bir Ermeni Kuzguncuk'ta Bir Konakta Çok Mutlu Olmuşlardı' temalı sahte birleştirilmiş bir roman dahi değil!
Kitabım 'Haberci Çocuk Cinayetleri' ismindeki fantastik mi nerdeyse bilimkurgusal, hiç bu toplarla alakasız bir novella! Kardeşim onlara sorular edebiyat üstüne, edebiyatları üstüne de bana niye böyle bir Dışişleri Bakanlığı'ndan Mağden muamelesi? iyi bir muameleden geçtim zart zurt; eşit değil, eşitlikçi değil, normal ya da adaletli değil.
Ben tabii açıyorum ağzımı, "Siz şimdi kendinize uşak/ahçı alacaksınız da, benden referans mektubu mu istiyorsunuz?" diyorum.
"Benim kitabımla alakası yok bu sorunun. Ne hakla bana böyle bir soru yöneltebiliyorsunuz?" diyorum.
Dağılıyor mu ortalık? Karışıyor mu salon! E bana ne? istemezdim tabii böyle olmasını. Ben de Müzisyen/Unicef insanı tabiatlı bir Zülfü Livaneli tadında çıkartıp sazımı 'Kar koleksiyonladım senin için' pardon 'Kartopulandım da geldim' pardon 'Karlı kayın ormanında'yı çalayım, milletler el ele tutuşsunlar, Fransızlar duygulansın hüngürt şakırt ağlasınlar. Hepimiz kardeşiz. Gözyaşlarımızda eşitiz, bunu türkülendirmek buram yorgan, isterdim.
Ama durunamayan bi tabiatım var (anlaşılan). "Çinli beyefendiye neden Çin'de hâlâ idam olması gerçeğini sormuyorsunuz da bana Türkiye'nin hak ve hukuk karnesini soruyorsunuz" diyorum başka bi toplantıda. "Lübnanlı beyin kitabını okumuşsunuz. Benimkinden haberiniz var mı?" filan.
Başka bi salonda (çok büyük bir salonda üstelik bu talihsizlik) "Türkiye, Avrupa Birliği'nden ne istiyor?"
sorusu çıkıyor torbadan. Bu soruları bulup buluşturanlar da 'sol' 'entel' Fransız gazeteci-yazarlar! Yalnız Türklere Özel Bir Menü bu, inanın.
Ben: "Para!" diyorum. "Yatırım yapsın Avrupa ülkeleri. Serbest dolaşım hakkı tanısın ki, bizde de işsizlik azalsın. Genç, dinamik bir nüfusuz ve işsizlik çok ciddi sorunumuz. Bizler de size sperm vermiş oluruz."
Salon yine dağılıyor. Doğru cevap: 'Yüksek kültürünüzü ve yüce değerlerinizi, medeniyet seviyenizi istiyoruz'muş!
Ben doğru cevapları tahayyül dahi edemediğim gibi adamların/kadınların cinlerini tepelerine çıkartmaya muvaffak oluyorum. Her salon/her toplantı! Yani bi pembe incili kaftanım eksik omzumda. Ve fakat benim kaftanım: ben onlardan çok daha seri ve yetkin bir ingilizce konuşuyorum. Fransızların yabancı dile yatkınlığı malum! Bana cevap yetiştirme kaygısıyla bağırıyorlar. Bu defa "Niye bağırıyorsunuz?
Sakin olun" diyorum. "Türkiye sizin tırnak kontrollerinizden bezdi" diyorum. "Irkçılık temayüllerinizi denetlemeye çalışmalısınız" diyorum.
Ağbi, ben anlaşılan yurtdışında çok sinir bozucu bir Türk'üm. Nereye gitsem kavga çıkartıyorum. Festival Başkanı kapanış partisinde, "Başınıza gelenler için çok özür dilerim, seneye sizi yine davet etmek isteriz" diyor. (Yankı yankı yankılandı zira ortamlarım.)
"Boşuna zahmet etmeyin. Korkunç günler geçirdim. Sayenizde kendimi bi yeniyetme gibi hissettim" diyorum. (Tarotta da: Perpetual Peter Pan çıkmıştı!)
Hakikaten (bir de toplantılar dışında şahsi politik kavgalarım var) Avrupalılarla baş etmek/meramını anlatmak/onların o zırhlı önyargılarını delebilmek/onlardan eşitlikçi bir yaklaşım talep etmek- Başkaları atlatsın bu develere bu hendekleri.
Yükselen Türk Irkçılığı'nda Yüksek Avrupa Irkçılığı'nın katkılarını da lütfen yabana atmayalım, bu zehirle uğraşmak zorunda kaldığımız/kalacağımız bu karanlık günlerde. Ben denli bi uyum insanını dahi şirazesinden çıkartabiliyorlar. Yazıklar olsun onlara Emin ağbi!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar