bugün
- sözlük sapıkları6
- am meme ve göt üçgenindeki favori organınız10
- hayatını garantiye almak isteyenlere tavsiyeler8
- kitap okumak6
- kızılay avm11
- allah her şeyi kuşatmıştır7
- silvermist'in mutfağına konuk olmak14
- ağır müslüm gürses sözleri9
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı22
- yahudilerin hepsi iyi insan değil8
- birden akla gelen sözlüğü bırakma düşüncesi5
- flört10
- sözlükte kavga olmayacak hissi14
- kiraz cicegi kolonyasi30
- dünya iyi midir4
- abd ve çin'i takip etmek için kanallar öner5
- kıymalı üzümlü börek5
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- fenerbahçe biraz sert biraz katı16
- baş abaza2
- ağırlık kaldıramayan erkek8
- usame bin ladin2
- kendini çok önemli sanan yazar14
- ben troll üm7
- takip ettiğiniz israilli haber kaynakları6
- dedikodu yapınca kendini kötü hissetmek3
- kim cha eon sözlüğün en iyi yazarıdır5
- börekitas3
- kars kaşarı vs izmir kaşarı6
- çerçioğlu ailesinin togg tedarikçisi olması3
- türkiye nin girişine yazılması gereken söz8
- erkek yazarların yaptığı son yemek5
- fenerbahçe17
- ekmeği ayaklar altında çiğnemek5
- çok sıkıcısın be sözlük6
- üniversiteli eskort kadınlar10
- ruhi çenet13
- bazı insanların birbirini kırmaktan zevk alması5
- üst geçit4
- brooks nader3
- en son ne yediniz9
- beyaz giyince kesin üstüne yemek dökmek6
- rüyaları bir süre kaydedip filmini çekmek3
- tarhana kurutmak3
- ucuz apart otel kokusu2
- şahin siyonistle islamcı kardeştir6
- ahmet kaya3
- pisa ortalamasında avrupaya çakmamız5
- hiç yalan söyleyememek ister miydin5
- türk kızı6
lise yıllarım. henüz 14-15 yaşlarındayım. mahallenin yağız delikanlısı olarak, ergenliğin verdiği heyecanla o kızdan bu kıza koşuyordum. bir gün birini severken, öbür gün başka bir aşkta buluyordum kendimi. ama hiçbiriyle uzun süre beraber olamıyordum.
hazırlık bitti, lise 1'e geçtim. o yaz apartmandaki yan komşumuz doğu görevi için ayrıldı şehirden. balıkesir'den öğretmen bir ailenin bolu'ya tayini çıktığını ve boşalan evi tuttuklarını öğrendik.
yaz mevsiminin ağustos ayı. günlerden 10'uydu. yani yıllar önce bugün. balkonda oturuyordum, kapının önüne 10 plakalı bir araba yaklaştı. evet, yeni komşularımız gelmişlerdi. arabada gördüğüm, benim yaşlarımdaki uzun boylu, uzun saçlı güzel kızın, hayatımın seyrini nasıl değiştirebileceğini o dakika nereden bilebilirdim ki... arabadan indiler. şaşkın ve meraklı gözlerle etrafa bakıyorlardı. balkonda olmam sebebiyle ilk benimle merhabalaştılar.
ben: buyurun, hoş geldiniz.
kızın babası: hoş bulduk delikanlı.
onlara apartman kapısını açtım, yukarı çıktılar. asansörden indiklerinde babanın ve annenin elini sıktım, ''tekrar hoş geldiniz'' dedim. hepsinin teker teker isimlerini öğrendim. kızın adı arzu'ydu. arzu'ya hoş geldin bile diyemedim. elini sıktığım andaki tebessümü her şeye değerdi. kalp çarpıntılarımın beynimde attığını hissediyordum. yüreğim adeta basınç yapıyordu vücuduma. her an patlayacak gibiydim. kuru kuru yutkunuyor, ayak üstü terliyordum.
günler, haftalar geçti. apartmanca yeni komşulara yapılan klasik ev gezmelerinden başka hiç konuşamamıştım arzu'yla. çok utangaç ve çekingen biriydi. kapıda gördüğünde bile yarım ağızla merhabalaşıyordu.
eylül geldi, okul başladı. o da lise 1'deydi. arzu'yla aynı sınıfa düşmemiz için ettiğim duayı, liseye giriş sınavı'nda bile etmemiştim. ama maalesef yan sınıfa vermişlerdi.
okulun ilk günü, okul çıkışı eve gidiyordum. arzu'ya bir an olsun yakınlaşmak için türlü türlü yollar deniyordum. tam yanına gidecekken babası yaklaştı okulun önüne. arabaya bindiler ve gittiler. bu durum yaklaşık 1 yıl böyle sürdü. evet, ben tam 1 yıl boyunca okula babasıyla gidip, babasıyla gelen kızın arkasından bakıp ''ah ulan ah'' diye iç çekiyordum. okul içindeki ufak sohbetlerimizden başka, daha fazla konuşamıyorduk.
bir üst sınıfa geçtik. aile ve komşuluk ilişkileri yerine oturunca okula beraber gidip gelmeye başladık. işte o günlerde gerçek aşkı bulduğumu ve önceden tanıdığım kızların hepsinin ufak, basit ve gereksiz birer ayrıntıdan ibaret olduklarını anladım. fakat, ona ben ne kadar yakınlaştıysam, o benden o kadar uzaklaşıyordu.
üstünden baya bir zaman geçti. artık okula ve çevreye ısınmıştı. aynı dershaneye gidiyorduk. aynı kitaptan ders çalışıp, vaktimizin çoğunu beraber geçiriyorduk.
yaklaşık 1,5 yıldır beklediğim an gelip çatmıştı. o gün ona, onu çok sevdiğimi söyleyecektim. kararlıydım. bir okul çıkışı aramızda şöyle bir diyalog yaşandı:
ben: arzu bir şey söyleyeceğim sana.
arzu: söyle mert.
ben: bayadır söylemek istiyordum bunu aslında. içime atmıştım duygularımı, hissettiklerimi...
arzu: bi' dakika mert.
ben: n'oldu?
arzu: ya onu söyleme işte lütfen.
ben: ama...
arzu: neyse gitmem lazım, sonra görüşürüz.
lafları ağzıma tıkmıştı. o da anlamıştı ne söyleyeceğimi, söyletmemişti. ''sonra görüşürüz'' demişti; ama bir daha yüzüme bile bakmamıştı.
dershanesini değiştirdi. okulda denk geldiğinde bile kafasını çeviriyordu. evet, 2 yıldır onu uzaktan uzağa seven, 2 yıldır kendisinden başka hiçbirini gözü görmeyen gencecik zavallı çocuğu daha dinlemeden, bir kalemde silmişti. bundan daha acı ne olabilirdi ki...
yaklaşık 3 ay sonra...
onu apartmanın çıkışında yakaladım. konuşmaya çalıştım, dinlemedi. o günün akşamında babamdan ''bir daha arzu'yu rahatsız edersen...'' diye başlayan bir cümle işittim. evet, beni babama şikayet etmişti. o kadar yıkılmıştım ki, devamını dinlemedim bile. bir kız için ilk defa, o gece ağladım belki.
sevmenin bu denli suç olduğunu o yaşlarda öğrendim. tepkisi çok ağırdı ve ben bunu hiç hak etmemiştim.
lise bitti...
üniversiteyi farklı illerde kazandık. üstünden birkaç yıl geçti. haliyle bazı şeyler unutuldu, ya da unutulmak istendi. ikimizin de ailesi hâlâ bolu'da. ve bazı seneler, tatil günlerinde gideriz bolu'ya, görüşürüz arada; kalpler kırık olsa da...
şimdi konuşma sırası bende...
bak dinle... o günlerde, senin için her gün yalnız başıma delirircesine okumaktan, zihnime istemsiz kazınan şiiri dinle...
durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
durup dururken bir kurt oluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
durup dururken kafamda güneşli bir duman,
durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
ve her seferinde ''sen'' çıkıyorsun suyun yüzüne...
kendine çok iyi bak...
hazırlık bitti, lise 1'e geçtim. o yaz apartmandaki yan komşumuz doğu görevi için ayrıldı şehirden. balıkesir'den öğretmen bir ailenin bolu'ya tayini çıktığını ve boşalan evi tuttuklarını öğrendik.
yaz mevsiminin ağustos ayı. günlerden 10'uydu. yani yıllar önce bugün. balkonda oturuyordum, kapının önüne 10 plakalı bir araba yaklaştı. evet, yeni komşularımız gelmişlerdi. arabada gördüğüm, benim yaşlarımdaki uzun boylu, uzun saçlı güzel kızın, hayatımın seyrini nasıl değiştirebileceğini o dakika nereden bilebilirdim ki... arabadan indiler. şaşkın ve meraklı gözlerle etrafa bakıyorlardı. balkonda olmam sebebiyle ilk benimle merhabalaştılar.
ben: buyurun, hoş geldiniz.
kızın babası: hoş bulduk delikanlı.
onlara apartman kapısını açtım, yukarı çıktılar. asansörden indiklerinde babanın ve annenin elini sıktım, ''tekrar hoş geldiniz'' dedim. hepsinin teker teker isimlerini öğrendim. kızın adı arzu'ydu. arzu'ya hoş geldin bile diyemedim. elini sıktığım andaki tebessümü her şeye değerdi. kalp çarpıntılarımın beynimde attığını hissediyordum. yüreğim adeta basınç yapıyordu vücuduma. her an patlayacak gibiydim. kuru kuru yutkunuyor, ayak üstü terliyordum.
günler, haftalar geçti. apartmanca yeni komşulara yapılan klasik ev gezmelerinden başka hiç konuşamamıştım arzu'yla. çok utangaç ve çekingen biriydi. kapıda gördüğünde bile yarım ağızla merhabalaşıyordu.
eylül geldi, okul başladı. o da lise 1'deydi. arzu'yla aynı sınıfa düşmemiz için ettiğim duayı, liseye giriş sınavı'nda bile etmemiştim. ama maalesef yan sınıfa vermişlerdi.
okulun ilk günü, okul çıkışı eve gidiyordum. arzu'ya bir an olsun yakınlaşmak için türlü türlü yollar deniyordum. tam yanına gidecekken babası yaklaştı okulun önüne. arabaya bindiler ve gittiler. bu durum yaklaşık 1 yıl böyle sürdü. evet, ben tam 1 yıl boyunca okula babasıyla gidip, babasıyla gelen kızın arkasından bakıp ''ah ulan ah'' diye iç çekiyordum. okul içindeki ufak sohbetlerimizden başka, daha fazla konuşamıyorduk.
bir üst sınıfa geçtik. aile ve komşuluk ilişkileri yerine oturunca okula beraber gidip gelmeye başladık. işte o günlerde gerçek aşkı bulduğumu ve önceden tanıdığım kızların hepsinin ufak, basit ve gereksiz birer ayrıntıdan ibaret olduklarını anladım. fakat, ona ben ne kadar yakınlaştıysam, o benden o kadar uzaklaşıyordu.
üstünden baya bir zaman geçti. artık okula ve çevreye ısınmıştı. aynı dershaneye gidiyorduk. aynı kitaptan ders çalışıp, vaktimizin çoğunu beraber geçiriyorduk.
yaklaşık 1,5 yıldır beklediğim an gelip çatmıştı. o gün ona, onu çok sevdiğimi söyleyecektim. kararlıydım. bir okul çıkışı aramızda şöyle bir diyalog yaşandı:
ben: arzu bir şey söyleyeceğim sana.
arzu: söyle mert.
ben: bayadır söylemek istiyordum bunu aslında. içime atmıştım duygularımı, hissettiklerimi...
arzu: bi' dakika mert.
ben: n'oldu?
arzu: ya onu söyleme işte lütfen.
ben: ama...
arzu: neyse gitmem lazım, sonra görüşürüz.
lafları ağzıma tıkmıştı. o da anlamıştı ne söyleyeceğimi, söyletmemişti. ''sonra görüşürüz'' demişti; ama bir daha yüzüme bile bakmamıştı.
dershanesini değiştirdi. okulda denk geldiğinde bile kafasını çeviriyordu. evet, 2 yıldır onu uzaktan uzağa seven, 2 yıldır kendisinden başka hiçbirini gözü görmeyen gencecik zavallı çocuğu daha dinlemeden, bir kalemde silmişti. bundan daha acı ne olabilirdi ki...
yaklaşık 3 ay sonra...
onu apartmanın çıkışında yakaladım. konuşmaya çalıştım, dinlemedi. o günün akşamında babamdan ''bir daha arzu'yu rahatsız edersen...'' diye başlayan bir cümle işittim. evet, beni babama şikayet etmişti. o kadar yıkılmıştım ki, devamını dinlemedim bile. bir kız için ilk defa, o gece ağladım belki.
sevmenin bu denli suç olduğunu o yaşlarda öğrendim. tepkisi çok ağırdı ve ben bunu hiç hak etmemiştim.
lise bitti...
üniversiteyi farklı illerde kazandık. üstünden birkaç yıl geçti. haliyle bazı şeyler unutuldu, ya da unutulmak istendi. ikimizin de ailesi hâlâ bolu'da. ve bazı seneler, tatil günlerinde gideriz bolu'ya, görüşürüz arada; kalpler kırık olsa da...
şimdi konuşma sırası bende...
bak dinle... o günlerde, senin için her gün yalnız başıma delirircesine okumaktan, zihnime istemsiz kazınan şiiri dinle...
durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
durup dururken bir kurt oluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
durup dururken kafamda güneşli bir duman,
durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
ve her seferinde ''sen'' çıkıyorsun suyun yüzüne...
kendine çok iyi bak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar