bugün
- sözlükten soğuma nedenleri10
- sözlük ırkçıları8
- simko316
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- 17 ağustos 1999 gölcük depremi9
- iyi parti13
- cinler musallat istatistiği7
- pizza yemek5
- claudian clouds17
- eski sevgili nerede ne yapıyor5
- çerçeve yasa35
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
- burçlara inanan insanlar oy kullanmalı mı2
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler31
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi3
- aleksey batrakov9
- erkek dediğin içinde gezdirir mutlu eder3
- amedspor14
- where is my mind vs creep3
- 25 kare teknigi2
- flört uygulamalarının yalan dolan olması4
- alttaki yazara motto ver16
- deniz zeyrek3
- pkk'ya küfür edince sinirlenen ülkücü8
- hoppili gillini ve sincan bebeleri3
- azize sibel gönül3
- bebek katili öcalan11
- kendini değersizleştiren insan8
- dünya güneş'in etrafında keyfinden dönmüyor2
- pareidolia2
- içimizdeki canavar4
- cehennemin yedi prensi2
- sözlük yazarları neli kahve içiyor6
- şizofreni diye bi hastalık yok cin musallatı var2
- uğruna kavga edilmesini isteyen türk kızı13
- aslan gibi adam10
- osuruktan şiirler22
- özgür özel'in ne mutlu türküm diyene diyememesi3
- amedsporun türkiye ligi nde lider olması3
- vladimir putin2
- sihirli annem taci'ye yapılan haksızlık3
- yahudiler neden hindistan'ı seviyor3
- nervio çaylak olmadı kalbimizde yaşıyor2
- halk cafe2
- porno entelektüelliği8
- çaylak olanalara ahahaha çaylak olmuş yazmamız2
- avanos2
- uludağ sözlük kızları mericini seçiyor4
- 16 ağustos 2026 türksat 4a frekans değişikliği4
- seri gizli artı oy veren melek9
ossuruyorum rahatlığı ile bırakıp, sıçan adamdır.
kişi o derece bırakır ki kendini, korku anı yaşanırken acıyarak bakarsın.
küçüktüm, kendimden büyük adamların yanına takıldığım bir zaman, kafamı bir kertenkele seriliğinde kimin ağzından ses çıksa o yana çevirerek, gelecekte derin travmaya yol açacak hikayelerini dinliyordum.
-adam cinlere, abii ne olur bırakın gidiyim abiii, diyormuş, cinlerde vicdan olmadığı için hiç siklememişler.
-akşam sekiz surları, adamdan hiç ses gelmeyince kadın bir içeri bakayım demiş, adamın kafa sırtına dönmüş ustaaa, offffff, offfffff diye söylenip duruyormuş. karıda olduğu yere -
buna benzer bir çok hikaye anlatılıyor, sesimi çıkarmadan pür dikkat dinliyordum. ama dinlediklerimin hiç biri korku yönünden etki etmiyordu. belki anlatanların aşırı karikatürize ettiklerinden, belki de, etraftakiler, abi nediyorsun sen- derken bir yandanda hafif tebessüm etmelerinden, bahsedilen konular dokunmadan geçip gidiyordu.
o söze başlayana kadar her şey yolundaydı.
adamın sesi o kadar etkileyici ve tesirliydiki, etraftan gelen bütün ses ona yan rollerde eşlik ediyordu.
-eski epey eski bir tarihte, adamın biri, ben hiç bir şey den korkmam diye kasım kasım kasılırken biri demiş ki, nah şu elimde gördüğün mıhı, gecenin bir yarısı tepedeki mezarlıkta yeni açılan bir çukur var. onun içine girip duvara çak, sabahta bakalım demiş. adam, he hey, yapalım diye sıçramış hemen. gece olmuş, adam tek başına mezarlığa gitmiş, girmiş mezarlığa, elindeki mıhı duvara çakmış, tam çıkacak bir türlü mezarlıktan çıkamıyor, zorluyor ama olmuyormuş. adam öyle bir korkmuş ki, çatlayıp orada ölmüş. sabah gelip bakmışlar. (öyle bir anlatıyordu ki, yutkunmaları duyuyordum) adam gecenin bir yarısı acele edeyim derken, karanlıkta cüppesinin kenarını çakmış, çektikçe cüppe gelmiyor, içeriden biri tutuyor zannederek, çıldırıp ölmüş.
evde, okulda, her yerde mezarlığın içinde çırpınan adamı düşünmeye başlamıştım. orada ki çaresiz hali, derken son nefeslerini verişi. bu tarz olaylara çok kafa yormayan biriyimdir. ama adamın anlattığı o olaydan sonra, etrafımda böbürlenen birini gördüğümde sinirlenir bu hikayede ki adam bir kez daha aklımda canlanırdı. kendimi ya da başkasını onun gibi büyük konuştuğu için başına kötü bir şey gelecek zannederdim. -çok büyük konuşma, -günah- diyecek bir adam olmadığım için susar surat yapar, notunu içimden verirdim.
sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bir kadın tanımıştım, kıvamına esmerliğin yakıştığı cinslerden. üst tarafı giynik pencerden dışarı sarkarken arkadan becerilme takıntısı olan bir kadın. aynı, yukarıdan tavırla, ben hiç bir şeyden korkmam derdi. ben uzaklaşırdım yanından, lafları duvarlar gibi çullanırdı üstüme. bazen kapanış cümlesi olurdu. ben hiç bir şeyden korkmam-
günlerden bir gün, bizim afacan bu esmere, banyoda yakala şunu diye kaldırıp hamster atmış, korkmam diyen kadının halini anlatırken bizim afacanın gözleri dışarı çıkacak gibiydi. abi bildiğin at gibi yürürken sıçtı karı. banyo, salon- aaauuuufff
velhasılı kelam sevmem üst perdeden konuşanı.
insanın asıl korkmaması gereken sosyolojik baskıyla oluşturulan korkulardır, diyerek bir huzura doğru programının sonuna geldik tadında bitirmeyeceğim elbet, o pozisyonda da görmüyorum zaten kendimi. (bu arada keşke sosyolojik baskılarımızı yenebilsek) yinede bir gönderme yapmak gerekirse.
ben allah tan başka hiç bir şeyden korkmam diyen erkek ya da kadın, aslına bakıldığında korktukları şeylere karşı bir sığınma mekanizması olarak bu cümleyi kullanırlar.
bilmiyorum ama, tanrı kullarının kendisinden bu kadar korkmasına eminim üzülüyordur. korkulan değil sevilen olmak istiyordur. tanrı da olsa sevilmek istiyordur.
sosyolojik korkuya gönderme yapmak gerekirse,-ahlaki sınırın ötesine geçme dışlanırsın-
yazımı yazarken, serap yaklaştı (son zamanlarda bunu çok yapıyor sigara çay içiyorum diyerekten arkadan sessizce yazıları mı okuyor.) yine gözlerini kısarak uzun bir dikizden sonra,
-yahu, tamam da, bu korku duygusunu eğitip gerçekten korkusuz olanlar, yok mu? yani gereksiz korkuları, uydurma korkuları, kişiliğinden dolayı, şiirde ki gibi korkusuz adamlar yok mu? (burada ki şiir n.h. ran- yaşamaya dair adlı şiiri)
var elbet, olma mı? var tabii, ama hepsi bir gün, bir söğüt ağacının o eşsiz serinliğinde, ( tıpkı nazım ın rusya da vera ile paylaştığı gibi) uzaklara daldığında, aslında ne kadar gizlersek gizleyelim diye bir itirafta bulunurlar.
-ne kadar gizlersek gizleyelim, en büyük korkumuz ölümdür. zaten hiç bir korku, yaşlılıktan saçlarının ağardığını, kemiklerinin eridiğini, derisinin büzüldüğünü görmek kadar insanı derinden ürkütemez; çok sevdiğimiz yaşamın bizden göz göre göre çekilmesinin pervasız alaycılığıdır bizi korku ve yılgınlığa düşüren.
aslında derdim, korkulmayacaktan korkan, korktuğu halde saklayan, yarım insandan kaynaklanıyor.
serap, ellerinde yaşlılığın belirtilerini arıyordu. dışarıda asfalt eriten bir sıcak. ben, özlediğim yaşlı insanları düşünüyorum.
kişi o derece bırakır ki kendini, korku anı yaşanırken acıyarak bakarsın.
küçüktüm, kendimden büyük adamların yanına takıldığım bir zaman, kafamı bir kertenkele seriliğinde kimin ağzından ses çıksa o yana çevirerek, gelecekte derin travmaya yol açacak hikayelerini dinliyordum.
-adam cinlere, abii ne olur bırakın gidiyim abiii, diyormuş, cinlerde vicdan olmadığı için hiç siklememişler.
-akşam sekiz surları, adamdan hiç ses gelmeyince kadın bir içeri bakayım demiş, adamın kafa sırtına dönmüş ustaaa, offffff, offfffff diye söylenip duruyormuş. karıda olduğu yere -
buna benzer bir çok hikaye anlatılıyor, sesimi çıkarmadan pür dikkat dinliyordum. ama dinlediklerimin hiç biri korku yönünden etki etmiyordu. belki anlatanların aşırı karikatürize ettiklerinden, belki de, etraftakiler, abi nediyorsun sen- derken bir yandanda hafif tebessüm etmelerinden, bahsedilen konular dokunmadan geçip gidiyordu.
o söze başlayana kadar her şey yolundaydı.
adamın sesi o kadar etkileyici ve tesirliydiki, etraftan gelen bütün ses ona yan rollerde eşlik ediyordu.
-eski epey eski bir tarihte, adamın biri, ben hiç bir şey den korkmam diye kasım kasım kasılırken biri demiş ki, nah şu elimde gördüğün mıhı, gecenin bir yarısı tepedeki mezarlıkta yeni açılan bir çukur var. onun içine girip duvara çak, sabahta bakalım demiş. adam, he hey, yapalım diye sıçramış hemen. gece olmuş, adam tek başına mezarlığa gitmiş, girmiş mezarlığa, elindeki mıhı duvara çakmış, tam çıkacak bir türlü mezarlıktan çıkamıyor, zorluyor ama olmuyormuş. adam öyle bir korkmuş ki, çatlayıp orada ölmüş. sabah gelip bakmışlar. (öyle bir anlatıyordu ki, yutkunmaları duyuyordum) adam gecenin bir yarısı acele edeyim derken, karanlıkta cüppesinin kenarını çakmış, çektikçe cüppe gelmiyor, içeriden biri tutuyor zannederek, çıldırıp ölmüş.
evde, okulda, her yerde mezarlığın içinde çırpınan adamı düşünmeye başlamıştım. orada ki çaresiz hali, derken son nefeslerini verişi. bu tarz olaylara çok kafa yormayan biriyimdir. ama adamın anlattığı o olaydan sonra, etrafımda böbürlenen birini gördüğümde sinirlenir bu hikayede ki adam bir kez daha aklımda canlanırdı. kendimi ya da başkasını onun gibi büyük konuştuğu için başına kötü bir şey gelecek zannederdim. -çok büyük konuşma, -günah- diyecek bir adam olmadığım için susar surat yapar, notunu içimden verirdim.
sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bir kadın tanımıştım, kıvamına esmerliğin yakıştığı cinslerden. üst tarafı giynik pencerden dışarı sarkarken arkadan becerilme takıntısı olan bir kadın. aynı, yukarıdan tavırla, ben hiç bir şeyden korkmam derdi. ben uzaklaşırdım yanından, lafları duvarlar gibi çullanırdı üstüme. bazen kapanış cümlesi olurdu. ben hiç bir şeyden korkmam-
günlerden bir gün, bizim afacan bu esmere, banyoda yakala şunu diye kaldırıp hamster atmış, korkmam diyen kadının halini anlatırken bizim afacanın gözleri dışarı çıkacak gibiydi. abi bildiğin at gibi yürürken sıçtı karı. banyo, salon- aaauuuufff
velhasılı kelam sevmem üst perdeden konuşanı.
insanın asıl korkmaması gereken sosyolojik baskıyla oluşturulan korkulardır, diyerek bir huzura doğru programının sonuna geldik tadında bitirmeyeceğim elbet, o pozisyonda da görmüyorum zaten kendimi. (bu arada keşke sosyolojik baskılarımızı yenebilsek) yinede bir gönderme yapmak gerekirse.
ben allah tan başka hiç bir şeyden korkmam diyen erkek ya da kadın, aslına bakıldığında korktukları şeylere karşı bir sığınma mekanizması olarak bu cümleyi kullanırlar.
bilmiyorum ama, tanrı kullarının kendisinden bu kadar korkmasına eminim üzülüyordur. korkulan değil sevilen olmak istiyordur. tanrı da olsa sevilmek istiyordur.
sosyolojik korkuya gönderme yapmak gerekirse,-ahlaki sınırın ötesine geçme dışlanırsın-
yazımı yazarken, serap yaklaştı (son zamanlarda bunu çok yapıyor sigara çay içiyorum diyerekten arkadan sessizce yazıları mı okuyor.) yine gözlerini kısarak uzun bir dikizden sonra,
-yahu, tamam da, bu korku duygusunu eğitip gerçekten korkusuz olanlar, yok mu? yani gereksiz korkuları, uydurma korkuları, kişiliğinden dolayı, şiirde ki gibi korkusuz adamlar yok mu? (burada ki şiir n.h. ran- yaşamaya dair adlı şiiri)
var elbet, olma mı? var tabii, ama hepsi bir gün, bir söğüt ağacının o eşsiz serinliğinde, ( tıpkı nazım ın rusya da vera ile paylaştığı gibi) uzaklara daldığında, aslında ne kadar gizlersek gizleyelim diye bir itirafta bulunurlar.
-ne kadar gizlersek gizleyelim, en büyük korkumuz ölümdür. zaten hiç bir korku, yaşlılıktan saçlarının ağardığını, kemiklerinin eridiğini, derisinin büzüldüğünü görmek kadar insanı derinden ürkütemez; çok sevdiğimiz yaşamın bizden göz göre göre çekilmesinin pervasız alaycılığıdır bizi korku ve yılgınlığa düşüren.
aslında derdim, korkulmayacaktan korkan, korktuğu halde saklayan, yarım insandan kaynaklanıyor.
serap, ellerinde yaşlılığın belirtilerini arıyordu. dışarıda asfalt eriten bir sıcak. ben, özlediğim yaşlı insanları düşünüyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar