bugün
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı10
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- habire1217
- true ile sevişmek5
- hiç fuhuş yaptınız mı3
- mason greenwood3
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi14
- sözlüğün aptal kaynaması5
- izmir4
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- cinayeti siz mi işlediniz4
- sözlükteki sinsi köpekler8
- uludağ sözlük ölü yazarlar veritabanı2
- true ile tatlı sert6
- evli kadına kocan çok şanslı demek2
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- 7 yaşındaki çocuğun joker gibi olması2
- kadir inanır'ın mirası8
- tek başına tatil yapmak2
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- atatürk diyor ki6
- ben gidiyorum arkamdan ağlayın3
- rakı arasında çay içmek6
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- ittihat ve terakki cemiyeti2
- sıfır atık vakfı11
- vedat muriqi2
- game of thrones taki kerhaneci3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı35
- kızların çok açık giyinmesi5
- 0 0 717
- fenerbahçe 8 eyüpspor 02
- of çok sıkıcı olmanız3
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- arap gel oğlum kuçu kuçu5
- sözlükteki arap döven kızlar5
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi9
- türk düşmanı piçler7
- kablolu kulaklık kullanan son insan olmak3
- bilerek ponziye dahil olmak7
- cop318
- sünni şii savaşı2
- evrene enerji gönderen müslüman9
- yapay zeka ile resim video içerik üretmek5
- romantizm2
- samed ağırbaş7
- era7capone4
- islam2
- haddini bil otur aşağıya frankyfourfingers2
- amedspor'un süper ligin lideri olması8
yemyeşil çayırlar üzerine uzanıp seni hayal ettiğimde henüz küçücük bir çocuktum. bulutların içerisinden sana yüz beğenirdim. uzun saçların, güzel gözlerin, utangaç bir yüzün olurdu hep. Ahatlı tepesi, bulutların değdiği küçük bir dağ olur ve sen gelir orada dururdun. koşup çıkardım hemen oraya. hemen dokunacağım derken bulutlarla birlikte uzaklaşırdı yüzün. ne kadar çok koşsam, o kadar çok uzaklaşırdı yüzün bana. bütün çocukluğum bulutları tutabilecek bir tepe aramakla geçti. ne ben o tepeyi bulabildim, ne de bulutlara çizdiğim yüzünü unutmaya güç yetirebildim.
tüm çocukluğum boyunca en yakınımdaki bulutta, hiç uzanamadığım uzaklıktaydın. büyüdüm, yaşamak mektebinde ne kadar öğrenilecek ders varsa ezberime aldım, ne kadar aşk varsa yaşadım, nice meridyenlerin altında, nice güneşin en güzel geceye merhaba dediği sahil kentlerinde seni aradım. her gün karşıma çıkan binlercçe yüzün arasında seni seçebilmek için sokaklarda başımı öne eğmeden dolaştım. kuşlarla şarkı söyledim, balıklarla sabrettim. Kimsesiz çocuklarla ağladım, şefkatli annelerden masallar dinledim. lakin bir gün gelip o ince ve güzel parmakların arasında dolaşacak diye kimseye okşatmadım saçlarımı. en güzel öpüşümü sana sakladım. en sıcak tutuşlarım için ellerimi sana beklettim.
gün geldi, sonsuz bir uykudan uyanır gibi, mezarında asırlardır beklemiş bir bedenin dirilişi gibi, kanlı bir giyotinde başı gövdesinden ayrılmış bir eskiçağ şövalyesinin bedeninin başına kavuşması gibi apansız yanı başımda buldum seni. öylesine bekletmeden, öylesine derinden, öylesine sade geldin ki.
dilim gibi tutulan yüreğim ne ayın, ne güneşin tutulmasıyla kıyas edilebileceği bir sır ile kayboldu. sen tekrar göz ve kalp hizama geldiğinde de, bularak kaybedilen gizemli bir hazine gibi, umudumu yitirdim kavuşmaya dair. ne kadar çok yakınımda olsan da, uzaklardan bir uzak, ulaşılamayacaklardan bir umuttun sen. yangında küllenmiş ahşap bir hatıra kutusu gibi, içindekilerle birlikte toprağa karılmışken ve neye dokunsam yakıp küle dönüştürürken, seni nasıl feda edebilirim çocukluk hayallerime. gökyüzüne çizilen yüzüne, gözlerine.
şimdi anladım ki, bir güzel yüzün vardır, hiçbir buluta hiçbir tuvale resmedilemeyecek kadar zarif. bir güzel gözlerin vardır, bir kurşun atımı kadar dahi bakılamaycak kadar kırılgan. bir ellerin vardır, deniz kenarlarında, parklarda tutulamayacak kadar narin. sen eryüzünün bugüne kadar hiç görmediği bir kristal gibi ışıtırken yüreğimi, senin kırılma ihtimalinden bile kıpırdayamam yerimden.
işte bundandır sana uzak kalışım. sana ulaşamayışım, bulutlarda gördüğüm yanlış yüzlerden, tuvallerdeki yanlış akislerden ve kaldırımlardaki yanlış bakışlardan seni tefsir etmeye çalışmak suçumdandır.
bu dünya dönüyor, dediği için zindanların soğuk taşlarında sabahlamış adam gibi, seni seviyorum diyemediğim için evrenin buz tutmuş sinesinde üşüye üşüye yaşıyorum hayatı.
yeryüzünün bütün matemlerini tutarcasına siyahım sen yakınımdayken. yaşanmış nice aşklardan sonra yaşanan ayrılıkların tutulmayan tüm matemlerini senin için tutup, ömrümü gece gibi karalar içinde yaşarım bundan sonra.
bir gün ola ki affedersen benim çocukluk düşlerimi ve gelip öpersen ısınırım. ısınır ve gülümserim senin o güzel gülümsemene denk.
ne çare ki şimdi, en yakınımdaki en uzaksın.
ne söylesem, ne yazsam, nereye gitsem şifa bulamam derdime senden gayrı.
sevgilim, en yakınımdaki en uzak olsan da, isterimki seni sevdiğimi tüm dünya bilsin...
adem özbay.
tüm çocukluğum boyunca en yakınımdaki bulutta, hiç uzanamadığım uzaklıktaydın. büyüdüm, yaşamak mektebinde ne kadar öğrenilecek ders varsa ezberime aldım, ne kadar aşk varsa yaşadım, nice meridyenlerin altında, nice güneşin en güzel geceye merhaba dediği sahil kentlerinde seni aradım. her gün karşıma çıkan binlercçe yüzün arasında seni seçebilmek için sokaklarda başımı öne eğmeden dolaştım. kuşlarla şarkı söyledim, balıklarla sabrettim. Kimsesiz çocuklarla ağladım, şefkatli annelerden masallar dinledim. lakin bir gün gelip o ince ve güzel parmakların arasında dolaşacak diye kimseye okşatmadım saçlarımı. en güzel öpüşümü sana sakladım. en sıcak tutuşlarım için ellerimi sana beklettim.
gün geldi, sonsuz bir uykudan uyanır gibi, mezarında asırlardır beklemiş bir bedenin dirilişi gibi, kanlı bir giyotinde başı gövdesinden ayrılmış bir eskiçağ şövalyesinin bedeninin başına kavuşması gibi apansız yanı başımda buldum seni. öylesine bekletmeden, öylesine derinden, öylesine sade geldin ki.
dilim gibi tutulan yüreğim ne ayın, ne güneşin tutulmasıyla kıyas edilebileceği bir sır ile kayboldu. sen tekrar göz ve kalp hizama geldiğinde de, bularak kaybedilen gizemli bir hazine gibi, umudumu yitirdim kavuşmaya dair. ne kadar çok yakınımda olsan da, uzaklardan bir uzak, ulaşılamayacaklardan bir umuttun sen. yangında küllenmiş ahşap bir hatıra kutusu gibi, içindekilerle birlikte toprağa karılmışken ve neye dokunsam yakıp küle dönüştürürken, seni nasıl feda edebilirim çocukluk hayallerime. gökyüzüne çizilen yüzüne, gözlerine.
şimdi anladım ki, bir güzel yüzün vardır, hiçbir buluta hiçbir tuvale resmedilemeyecek kadar zarif. bir güzel gözlerin vardır, bir kurşun atımı kadar dahi bakılamaycak kadar kırılgan. bir ellerin vardır, deniz kenarlarında, parklarda tutulamayacak kadar narin. sen eryüzünün bugüne kadar hiç görmediği bir kristal gibi ışıtırken yüreğimi, senin kırılma ihtimalinden bile kıpırdayamam yerimden.
işte bundandır sana uzak kalışım. sana ulaşamayışım, bulutlarda gördüğüm yanlış yüzlerden, tuvallerdeki yanlış akislerden ve kaldırımlardaki yanlış bakışlardan seni tefsir etmeye çalışmak suçumdandır.
bu dünya dönüyor, dediği için zindanların soğuk taşlarında sabahlamış adam gibi, seni seviyorum diyemediğim için evrenin buz tutmuş sinesinde üşüye üşüye yaşıyorum hayatı.
yeryüzünün bütün matemlerini tutarcasına siyahım sen yakınımdayken. yaşanmış nice aşklardan sonra yaşanan ayrılıkların tutulmayan tüm matemlerini senin için tutup, ömrümü gece gibi karalar içinde yaşarım bundan sonra.
bir gün ola ki affedersen benim çocukluk düşlerimi ve gelip öpersen ısınırım. ısınır ve gülümserim senin o güzel gülümsemene denk.
ne çare ki şimdi, en yakınımdaki en uzaksın.
ne söylesem, ne yazsam, nereye gitsem şifa bulamam derdime senden gayrı.
sevgilim, en yakınımdaki en uzak olsan da, isterimki seni sevdiğimi tüm dünya bilsin...
adem özbay.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar