bugün
- sözlükte altın günü yapmak10
- insanların gözlem yapmaması4
- erkeklerin kadınsılaşması3
- bir kezonun elinden zehir olsa yemek5
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- yarın iş olması3
- yalnızlıktan kafayı yiyen insan6
- şu anda ne yapıyorsun8
- şeytan4
- maldivler6
- islam düşmanlarına epstein şoku2
- allah6
- brusella2
- ankastre bozukluğu3
- tuborg kırmızı seven kız2
- takıntılı biri olmak3
- dünyanın en güzel omleti5
- üşenirken yapılan saçmalıklar7
- aşırı sinirli olmak2
- çocuğunu kocasından daha çok seven kadın3
- eşek sucuğu16
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması13
- uludağ sözlüğün cenaze namazı6
- 30 lu yaşlar7
- üstteki yazar ne yapıyor5
- portekiz maçında ronaldo krizi2
- flörtlerin ilişkiye dönmeme sebebi11
- sosyalleşmekten kaçan insan2
- aleyna tilki4
- beyler kabağı kollayın3
- şirinevler8
- aile hekimi3
- aşık yorguni10
- flört edinmek7
- eşe mi pahalı hediye alınır metrese mi sorunsalı6
- kimseyi memnun edememek13
- 17 haziran 2026 portekiz demokratik kongo maçı2
- insanın bu hayattaki amacı17
- biraderleri üst üste koymak7
- kızartma yağından sabun yapmak8
- egay sucukcu5
- karateci mi döver kung fucu mu yoksa aikidocu mu3
- konuşmaya konuşmaya konuşmayı unutmak2
- işi gücü borsa siyaset olan insan4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle9
- 24 yaşında erkek 18 yaşında kız ilişkisi2
- sedat pekmez bey reyizin dönmüş olması6
- metrobüste yer bulmak4
- güne iyi başlatan şeyler3
- ayakların geriye gitmesi4
pek fazla şey kalmadı bana söylenecek. özetlendi güzel yüreklerinizden çıkan kelimelerle. tek tek cevap yazmak isterdim hepinize, tek tek teşekkür etmek... anlattıkça acıyor bişeyler, o yüzden affedin bir kerede olsun bitsin istedim.
ben daha çok küçüktüm annem hastalandığında. ilkokuldaydım annem için 3 yıl ömür biçtiklerinde... her gece Allah'la pazarlığa oturdum. "Büyüyene kadar onu alma nolur" dedim. Bu pazarlık yüzünden, 23 yaşıma gelsem de asla büyüdüğümü itiraf edemedim. Aynı pazarlığa annem de oturdu biliyorum: "çocuklarım büyüyene kadar izin ver..." Sürekli hastane koridorlarıyla bizim evin koridorlarında mekik dokudu annem. asla "hastayım" demedi, sızlanmadı, inlemedi, gücü yokmuş gibi davranmadı. kendi hastalığını unutup moral verdi insanlara. biliyorum bu hayata bağlılığı yüzünden yaşadı bu kadar. hayatı, okulları birinciliklerle geçmişti; ödülleri vardı, 48 yaşında yüksek lisansa başladı. yenilmeyi kabul etmedi asla. Hep güçlü oldu, bize öğrettiği, öğütlediği tek şey de buydu...
cenazeye 15 yıllık doktoru geldi, "anneni asla yenilmiş gibi düşünme, bu öyle bir hastalıktı ki, 'galiptir bu savaşta mağlup...'" diye ağladı. Eminim annem kızdı bize ağladığımız için...
Son zamanlarda ne kadar acı çektiğini görmesem, belki ben de bu kadar sağlam duramazdım. Daha fazla bizimle kalmasını beklemek bencillik olurdu. Doğru dürüst, haykırarak ağlayamadım bile bu yüzden. Onun sınavı bu kadardı, Allah da istemedi daha fazla acı çekmesini. Onu hep istediği gibi güneşli bir havada, tüm sevdikleriyle yolculamamıza izin verdi. Annemi bizden aldığı için kızamadım* Allah'a. Zaten 3 gün önce göstermişti rüyasını apaçık bana, kendimi hazırlamam , veda etmem için. Kimse kimseye veda etmedi ama bilsek de...
sadece annemi değil; en yakın dostumu, sohbet arkadaşımı, akıl danışmanımı, yaşayan ansiklopedimi, poh poh perimi kaybettim ben. öğütler unutulmuyor ama... bir yerlerden mutlaka izlediğini biliyorum. o yüzden çıplak ayakla yerlere basamıyorum, atkısız sokağa çıkamıyorum, kendimi hırpalayamıyorum üzülmesin diye.
birbirimizden uzaktayken hep "herkes olduğu yerde kendine iyi baksın ki kimse kimseyi merak etmek zorunda kalmasın" derdi annem. onu çok merak etsem de iyi bakıyorum kendime, en azından o rahat olsun diye. Biliyorum, benim için, ablam için yapmak istediği bir çok şey vardı. yapmak istediklerini bizler yapmak zorundayız artık, gözü arkada kalmasın diye...
şimdi hayat daha zor... Eskişehir'de kalmak mı, bursa'ya evime dönmek mi, ankara'da teyzemle dayımın yanında yaşamak mı, ablama yakın olayım diye edirne'ye gitmek mi, yazın babamın tayini çıkınca babamla doğuya doğru gitmek mi? kendime bir hayat çizmeliyim. nerede yaşıyacaksam iş bulmalıyım. bursa'da kalacaksam ev arkadaşı bulmalıyım ya da ev arkadaşı arayan birinin yanına taşınmalıyım. arkadaşlarımın çoğu şehri terk ettiği için bambaşka bir çevre kurmalı, oyalanmalıyım... dört yol ağzında pusulasını kaybetmiş bir çocuk gibiyim, yıldızlara bakarak yön arıyorum...
size gelince...
sanırım buraya sadece "sözlük" demek yetmeyecek bundan sonra. yüreği güzel bir sürü insanın buluşma, paylaşma mekanı. ne kadar teşekkür etsem az biliyorum. acıları alan arkadaşlardır... hepinizi tek tek tanımak isterdim; hayatlarınızı öğrenmek... üzüldüğünüz yerde elinizi tutmak isterdim ben de... "hayatın zemini çok kaygandır, yerdeki her an siz olabilirsiniz..." diye bir söz vardı; annem çok kullanırdı. umarım bu kaygan zeminlerde yetişebilirim ben de sizin imdadınıza, keşke yapabilsem...
biraz zaman geçse üstümden, ayrı ayrı tanışsak... hayata gülsek pis pis sırıtarak. gıcık olsa bize, güçlü olduğumuz için. doya doya yaşasak...
sanırım annem de sevinir o zaman...
hepinizi daha çok seviyorum. bu 23 yaşındaki kız çocuğunu da büyütecek bu hayat; kimbilir, belki büyüttü bile...
Birlikte büyümek dileğiyle... hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, herşey için...
----
annem bir yazardı. kitabından ufacık kesitler için http://gunesiavcumakoy.spaces.live.com/ adresine bakabilirsiniz...
----
ben daha çok küçüktüm annem hastalandığında. ilkokuldaydım annem için 3 yıl ömür biçtiklerinde... her gece Allah'la pazarlığa oturdum. "Büyüyene kadar onu alma nolur" dedim. Bu pazarlık yüzünden, 23 yaşıma gelsem de asla büyüdüğümü itiraf edemedim. Aynı pazarlığa annem de oturdu biliyorum: "çocuklarım büyüyene kadar izin ver..." Sürekli hastane koridorlarıyla bizim evin koridorlarında mekik dokudu annem. asla "hastayım" demedi, sızlanmadı, inlemedi, gücü yokmuş gibi davranmadı. kendi hastalığını unutup moral verdi insanlara. biliyorum bu hayata bağlılığı yüzünden yaşadı bu kadar. hayatı, okulları birinciliklerle geçmişti; ödülleri vardı, 48 yaşında yüksek lisansa başladı. yenilmeyi kabul etmedi asla. Hep güçlü oldu, bize öğrettiği, öğütlediği tek şey de buydu...
cenazeye 15 yıllık doktoru geldi, "anneni asla yenilmiş gibi düşünme, bu öyle bir hastalıktı ki, 'galiptir bu savaşta mağlup...'" diye ağladı. Eminim annem kızdı bize ağladığımız için...
Son zamanlarda ne kadar acı çektiğini görmesem, belki ben de bu kadar sağlam duramazdım. Daha fazla bizimle kalmasını beklemek bencillik olurdu. Doğru dürüst, haykırarak ağlayamadım bile bu yüzden. Onun sınavı bu kadardı, Allah da istemedi daha fazla acı çekmesini. Onu hep istediği gibi güneşli bir havada, tüm sevdikleriyle yolculamamıza izin verdi. Annemi bizden aldığı için kızamadım* Allah'a. Zaten 3 gün önce göstermişti rüyasını apaçık bana, kendimi hazırlamam , veda etmem için. Kimse kimseye veda etmedi ama bilsek de...
sadece annemi değil; en yakın dostumu, sohbet arkadaşımı, akıl danışmanımı, yaşayan ansiklopedimi, poh poh perimi kaybettim ben. öğütler unutulmuyor ama... bir yerlerden mutlaka izlediğini biliyorum. o yüzden çıplak ayakla yerlere basamıyorum, atkısız sokağa çıkamıyorum, kendimi hırpalayamıyorum üzülmesin diye.
birbirimizden uzaktayken hep "herkes olduğu yerde kendine iyi baksın ki kimse kimseyi merak etmek zorunda kalmasın" derdi annem. onu çok merak etsem de iyi bakıyorum kendime, en azından o rahat olsun diye. Biliyorum, benim için, ablam için yapmak istediği bir çok şey vardı. yapmak istediklerini bizler yapmak zorundayız artık, gözü arkada kalmasın diye...
şimdi hayat daha zor... Eskişehir'de kalmak mı, bursa'ya evime dönmek mi, ankara'da teyzemle dayımın yanında yaşamak mı, ablama yakın olayım diye edirne'ye gitmek mi, yazın babamın tayini çıkınca babamla doğuya doğru gitmek mi? kendime bir hayat çizmeliyim. nerede yaşıyacaksam iş bulmalıyım. bursa'da kalacaksam ev arkadaşı bulmalıyım ya da ev arkadaşı arayan birinin yanına taşınmalıyım. arkadaşlarımın çoğu şehri terk ettiği için bambaşka bir çevre kurmalı, oyalanmalıyım... dört yol ağzında pusulasını kaybetmiş bir çocuk gibiyim, yıldızlara bakarak yön arıyorum...
size gelince...
sanırım buraya sadece "sözlük" demek yetmeyecek bundan sonra. yüreği güzel bir sürü insanın buluşma, paylaşma mekanı. ne kadar teşekkür etsem az biliyorum. acıları alan arkadaşlardır... hepinizi tek tek tanımak isterdim; hayatlarınızı öğrenmek... üzüldüğünüz yerde elinizi tutmak isterdim ben de... "hayatın zemini çok kaygandır, yerdeki her an siz olabilirsiniz..." diye bir söz vardı; annem çok kullanırdı. umarım bu kaygan zeminlerde yetişebilirim ben de sizin imdadınıza, keşke yapabilsem...
biraz zaman geçse üstümden, ayrı ayrı tanışsak... hayata gülsek pis pis sırıtarak. gıcık olsa bize, güçlü olduğumuz için. doya doya yaşasak...
sanırım annem de sevinir o zaman...
hepinizi daha çok seviyorum. bu 23 yaşındaki kız çocuğunu da büyütecek bu hayat; kimbilir, belki büyüttü bile...
Birlikte büyümek dileğiyle... hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, herşey için...
----
annem bir yazardı. kitabından ufacık kesitler için http://gunesiavcumakoy.spaces.live.com/ adresine bakabilirsiniz...
----
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar