bugün
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip16
- enayimiknatisi ile kavga etmek19
- osuruktan şiirler51
- astral seyahate çıkış harcı5
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- tarhana çorbası7
- çay içen erkeklerden iğreniyorum ıyy diyen kız5
- sarapci koala4
- sabah alarmı yapılacak şarkı4
- bik bik kız kaçırdı9
- game of thrones taki kerhaneci7
- şah hatayi'nin hataylı olmaması4
- iyilik yaptığın kişinin sana sarı torba demesi4
- abdullah öcalan10
- ahmet kaya da dinlerim yılmaz güney de izlerim4
- büyük ortadoğu projesi3
- gammazın gammazlanması4
- sözlükte kavga edenlerin gey olması3
- bana beyaz toros gönder hadi2
- denize girmek2
- muslettin amca7
- sevri imzalayanların vatan haini ilan edilmesi3
- sözlükte kavga oluyor hissi5
- etimek tatlısı4
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- sigarayı azaltmak3
- fashion tv izleyip 31 çeken tip3
- 21 yaşında erkek 31 yaşında kadın ilişkisi4
- alparslan kuytul13
- çay demleyip ozan arif kasetleri dinlemek2
- gemiden gemiye el sallamak2
- reels izleme bağımlılığı6
- dünyadan düşmek2
- nervio yu gammazlamak3
- motosiklet sesi2
- fenerbahçe biraz sert biraz katı9
- trump'ın kanada ile ticaret anlaşması2
- alman yarağı yalayıp tr dekilere terörist demek2
- yasakçı zihniyet15
- metroda sizi seyreden güneş gözlüklü şapkalı adam2
- ekşi sözlük21
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- eskortla bir otel odasında sabaha kadar dertleşmek2
- gazisini zulüm eden savaşta asker bulamaz5
- tai lung5
- müsavat dervişoğlu8
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- sinirlenip üç beş yazarı tokatlamak3
- ismail kartal16
pek fazla şey kalmadı bana söylenecek. özetlendi güzel yüreklerinizden çıkan kelimelerle. tek tek cevap yazmak isterdim hepinize, tek tek teşekkür etmek... anlattıkça acıyor bişeyler, o yüzden affedin bir kerede olsun bitsin istedim.
ben daha çok küçüktüm annem hastalandığında. ilkokuldaydım annem için 3 yıl ömür biçtiklerinde... her gece Allah'la pazarlığa oturdum. "Büyüyene kadar onu alma nolur" dedim. Bu pazarlık yüzünden, 23 yaşıma gelsem de asla büyüdüğümü itiraf edemedim. Aynı pazarlığa annem de oturdu biliyorum: "çocuklarım büyüyene kadar izin ver..." Sürekli hastane koridorlarıyla bizim evin koridorlarında mekik dokudu annem. asla "hastayım" demedi, sızlanmadı, inlemedi, gücü yokmuş gibi davranmadı. kendi hastalığını unutup moral verdi insanlara. biliyorum bu hayata bağlılığı yüzünden yaşadı bu kadar. hayatı, okulları birinciliklerle geçmişti; ödülleri vardı, 48 yaşında yüksek lisansa başladı. yenilmeyi kabul etmedi asla. Hep güçlü oldu, bize öğrettiği, öğütlediği tek şey de buydu...
cenazeye 15 yıllık doktoru geldi, "anneni asla yenilmiş gibi düşünme, bu öyle bir hastalıktı ki, 'galiptir bu savaşta mağlup...'" diye ağladı. Eminim annem kızdı bize ağladığımız için...
Son zamanlarda ne kadar acı çektiğini görmesem, belki ben de bu kadar sağlam duramazdım. Daha fazla bizimle kalmasını beklemek bencillik olurdu. Doğru dürüst, haykırarak ağlayamadım bile bu yüzden. Onun sınavı bu kadardı, Allah da istemedi daha fazla acı çekmesini. Onu hep istediği gibi güneşli bir havada, tüm sevdikleriyle yolculamamıza izin verdi. Annemi bizden aldığı için kızamadım* Allah'a. Zaten 3 gün önce göstermişti rüyasını apaçık bana, kendimi hazırlamam , veda etmem için. Kimse kimseye veda etmedi ama bilsek de...
sadece annemi değil; en yakın dostumu, sohbet arkadaşımı, akıl danışmanımı, yaşayan ansiklopedimi, poh poh perimi kaybettim ben. öğütler unutulmuyor ama... bir yerlerden mutlaka izlediğini biliyorum. o yüzden çıplak ayakla yerlere basamıyorum, atkısız sokağa çıkamıyorum, kendimi hırpalayamıyorum üzülmesin diye.
birbirimizden uzaktayken hep "herkes olduğu yerde kendine iyi baksın ki kimse kimseyi merak etmek zorunda kalmasın" derdi annem. onu çok merak etsem de iyi bakıyorum kendime, en azından o rahat olsun diye. Biliyorum, benim için, ablam için yapmak istediği bir çok şey vardı. yapmak istediklerini bizler yapmak zorundayız artık, gözü arkada kalmasın diye...
şimdi hayat daha zor... Eskişehir'de kalmak mı, bursa'ya evime dönmek mi, ankara'da teyzemle dayımın yanında yaşamak mı, ablama yakın olayım diye edirne'ye gitmek mi, yazın babamın tayini çıkınca babamla doğuya doğru gitmek mi? kendime bir hayat çizmeliyim. nerede yaşıyacaksam iş bulmalıyım. bursa'da kalacaksam ev arkadaşı bulmalıyım ya da ev arkadaşı arayan birinin yanına taşınmalıyım. arkadaşlarımın çoğu şehri terk ettiği için bambaşka bir çevre kurmalı, oyalanmalıyım... dört yol ağzında pusulasını kaybetmiş bir çocuk gibiyim, yıldızlara bakarak yön arıyorum...
size gelince...
sanırım buraya sadece "sözlük" demek yetmeyecek bundan sonra. yüreği güzel bir sürü insanın buluşma, paylaşma mekanı. ne kadar teşekkür etsem az biliyorum. acıları alan arkadaşlardır... hepinizi tek tek tanımak isterdim; hayatlarınızı öğrenmek... üzüldüğünüz yerde elinizi tutmak isterdim ben de... "hayatın zemini çok kaygandır, yerdeki her an siz olabilirsiniz..." diye bir söz vardı; annem çok kullanırdı. umarım bu kaygan zeminlerde yetişebilirim ben de sizin imdadınıza, keşke yapabilsem...
biraz zaman geçse üstümden, ayrı ayrı tanışsak... hayata gülsek pis pis sırıtarak. gıcık olsa bize, güçlü olduğumuz için. doya doya yaşasak...
sanırım annem de sevinir o zaman...
hepinizi daha çok seviyorum. bu 23 yaşındaki kız çocuğunu da büyütecek bu hayat; kimbilir, belki büyüttü bile...
Birlikte büyümek dileğiyle... hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, herşey için...
----
annem bir yazardı. kitabından ufacık kesitler için http://gunesiavcumakoy.spaces.live.com/ adresine bakabilirsiniz...
----
ben daha çok küçüktüm annem hastalandığında. ilkokuldaydım annem için 3 yıl ömür biçtiklerinde... her gece Allah'la pazarlığa oturdum. "Büyüyene kadar onu alma nolur" dedim. Bu pazarlık yüzünden, 23 yaşıma gelsem de asla büyüdüğümü itiraf edemedim. Aynı pazarlığa annem de oturdu biliyorum: "çocuklarım büyüyene kadar izin ver..." Sürekli hastane koridorlarıyla bizim evin koridorlarında mekik dokudu annem. asla "hastayım" demedi, sızlanmadı, inlemedi, gücü yokmuş gibi davranmadı. kendi hastalığını unutup moral verdi insanlara. biliyorum bu hayata bağlılığı yüzünden yaşadı bu kadar. hayatı, okulları birinciliklerle geçmişti; ödülleri vardı, 48 yaşında yüksek lisansa başladı. yenilmeyi kabul etmedi asla. Hep güçlü oldu, bize öğrettiği, öğütlediği tek şey de buydu...
cenazeye 15 yıllık doktoru geldi, "anneni asla yenilmiş gibi düşünme, bu öyle bir hastalıktı ki, 'galiptir bu savaşta mağlup...'" diye ağladı. Eminim annem kızdı bize ağladığımız için...
Son zamanlarda ne kadar acı çektiğini görmesem, belki ben de bu kadar sağlam duramazdım. Daha fazla bizimle kalmasını beklemek bencillik olurdu. Doğru dürüst, haykırarak ağlayamadım bile bu yüzden. Onun sınavı bu kadardı, Allah da istemedi daha fazla acı çekmesini. Onu hep istediği gibi güneşli bir havada, tüm sevdikleriyle yolculamamıza izin verdi. Annemi bizden aldığı için kızamadım* Allah'a. Zaten 3 gün önce göstermişti rüyasını apaçık bana, kendimi hazırlamam , veda etmem için. Kimse kimseye veda etmedi ama bilsek de...
sadece annemi değil; en yakın dostumu, sohbet arkadaşımı, akıl danışmanımı, yaşayan ansiklopedimi, poh poh perimi kaybettim ben. öğütler unutulmuyor ama... bir yerlerden mutlaka izlediğini biliyorum. o yüzden çıplak ayakla yerlere basamıyorum, atkısız sokağa çıkamıyorum, kendimi hırpalayamıyorum üzülmesin diye.
birbirimizden uzaktayken hep "herkes olduğu yerde kendine iyi baksın ki kimse kimseyi merak etmek zorunda kalmasın" derdi annem. onu çok merak etsem de iyi bakıyorum kendime, en azından o rahat olsun diye. Biliyorum, benim için, ablam için yapmak istediği bir çok şey vardı. yapmak istediklerini bizler yapmak zorundayız artık, gözü arkada kalmasın diye...
şimdi hayat daha zor... Eskişehir'de kalmak mı, bursa'ya evime dönmek mi, ankara'da teyzemle dayımın yanında yaşamak mı, ablama yakın olayım diye edirne'ye gitmek mi, yazın babamın tayini çıkınca babamla doğuya doğru gitmek mi? kendime bir hayat çizmeliyim. nerede yaşıyacaksam iş bulmalıyım. bursa'da kalacaksam ev arkadaşı bulmalıyım ya da ev arkadaşı arayan birinin yanına taşınmalıyım. arkadaşlarımın çoğu şehri terk ettiği için bambaşka bir çevre kurmalı, oyalanmalıyım... dört yol ağzında pusulasını kaybetmiş bir çocuk gibiyim, yıldızlara bakarak yön arıyorum...
size gelince...
sanırım buraya sadece "sözlük" demek yetmeyecek bundan sonra. yüreği güzel bir sürü insanın buluşma, paylaşma mekanı. ne kadar teşekkür etsem az biliyorum. acıları alan arkadaşlardır... hepinizi tek tek tanımak isterdim; hayatlarınızı öğrenmek... üzüldüğünüz yerde elinizi tutmak isterdim ben de... "hayatın zemini çok kaygandır, yerdeki her an siz olabilirsiniz..." diye bir söz vardı; annem çok kullanırdı. umarım bu kaygan zeminlerde yetişebilirim ben de sizin imdadınıza, keşke yapabilsem...
biraz zaman geçse üstümden, ayrı ayrı tanışsak... hayata gülsek pis pis sırıtarak. gıcık olsa bize, güçlü olduğumuz için. doya doya yaşasak...
sanırım annem de sevinir o zaman...
hepinizi daha çok seviyorum. bu 23 yaşındaki kız çocuğunu da büyütecek bu hayat; kimbilir, belki büyüttü bile...
Birlikte büyümek dileğiyle... hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, herşey için...
----
annem bir yazardı. kitabından ufacık kesitler için http://gunesiavcumakoy.spaces.live.com/ adresine bakabilirsiniz...
----
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar