bugün
- gündüz kızımsın gece ise karımsın diyen sapık baba10
- başkenti siz belirleseydiniz neresi olurdu4
- evliya çelebi'nin hiç evlenmemesi6
- coskuyla sabunlanan pipi7
- putin 18 sözlük yazarı hakkında rapor istedi9
- yaş ilerledikçe fark edilen şeyler9
- tatlı tatlı kaşınan göt deliği11
- cia in takibe aldığı 23 sözlük yazarı9
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı22
- yanlışlıkla pasif olmak2
- nervio18
- 31 ekim 2026 hakkari de askerimizin şehid olması2
- tarikat şeyhleri2
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı4
- izmir den brisbane'a otostopla gitmek6
- bik bik 219
- kpss ön lisans 70 puan mealinin yorumu3
- gece gece kokoreç gömmek7
- ölümden sonra hayatın varlığı sorunsalı8
- galatasaray ın 4 nala şampiyonluğa koşması3
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar3
- israil de arapların seçim dengelerini değiştirmesi2
- engineer28'e bırak bu ayakları demek4
- street fighter4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı12
- ücretsiz kargo sınırı için sepet şişirme2
- ayak yalarken aniden gelen ben ne yapıyorum hissi2
- akın gürlek4
- anın görüntüsü18
- 30 ekim 2026 konyaspor galatasaray maçı18
- nick istemeyen adam ile engineer283
- 1800 ler sibirya da kış gecesi3
- teomancalmasur23
- ne bikbikmiş beee4
- kol saati8
- tüm akrabalara haddini bildirmek4
- reyon görevlisi2
- yazılımcıların flört edememesi10
- ipkis'in güzel entryler girmesi4
- eski eş ile yeni eşi yemeğe davet etmek7
- herzevekil13
- türk solu16
- insanı çalışmaktan soğutan şeyler3
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın24
- siyasi hasım iftirası ile idam2
- ayak gurmesi2
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi22
- mercedes benz tırlarn çamaşır makinesine benzemesi4
- sözlük yazarları neden birbirinden nefret ediyor7
- idiocracy3
Hrant Dink'in manşetinde "Ermeniye bak" diyen Yeniçağ gazetesinde cevaben yazdığı yazıdaki ermenidir. yazının tamamı ise şöyledir.
kertenkeler abdullah
Yeniçağ gazetesi "Hoş gidişler ola..." başlıklı Cuma günkü yazımı manşetine taşıyarak "Ermeniye bak" başlığıyla Atatürk'e dil uzattığımı iddia etmiş, kendi algılamasından hareketle de durumdan vazife çıkartıp ırkçı saldırılarına bir yenisini daha eklemiş.
Gerçi bu çevrelerin gözüne batmak için illa birşeyler yazıyor olmanız da gerekmiyor. Eğer Ermeniyseniz ve bu kimliğinizle varlığınızı ortaya koymaya çalışıyorsanız bu bile onlar açısından başlıbaşına isyan edilesi bir sebep olmaya yeterli.
Alışmışlar bir kez ses çıkarmayan Ermeni'ye; şimdi Hrant gibi kendi kimliğinin onuruyla hareket edenler fena geliyor gözlerine.
Her neyse... Olan biten her anımsadığımda buruk bir acı hissettiğim yaşanmış öyküyü bir kez daha anımsattı.
Paylaşmak isterim.
Yıl 1918, Süphan Dağı'nın eteklerinde bir köy.
Zor kaçmıştı olan bitenden. Dar sığınmıştı Peltekler'den ismail'in köyüne.
Herkeslerin herkeslerden kaçtığı, herkeslerin birbirinin çaresizliğine sarıldığı yıllardı.
Karışmıştı köylünün arasına yaşayıp gidiyordu işte....
Zararsızdı da Allah için.
Ağılın bir köşesinde yuvalandığı karanlık sığınak, örme duvardaki iki taş arasındaki ince yarık kadardı sanki.
Hani kertenkeleler olur ya o aralıkların ağzında... Hani bir ses duyarlar da birden dalarlar yarığa.
Tam öyle işte.
Gizlenerekten yaşar giderdi.
Arada bir günyüzüne çıkar, yüreği insaf tutanların yanına varır, harmanın ucundan tutar, dökebildiği kadar ter döker, iki dilim ekmek yer, sığınağına geri dönerdi.
Toprağın kan kustuğu zamandı, her bir gayret ıccığ daha yaşamak içindi.
Köylünün yanında yeni adı Abdullah'tı... "Allah'ın gönderdiği".
Allah'ın unuttuğu bir delikte yaşayıp gidiyordu işte.
Ta ki Pelteklerden ismail'in sondan üçüncü oğlu Memo duvar dibinde Abdullah'ı işerken görene kadar.
ismail, eğilmiş, ferfecir gözlerini dipten Abdullah'ın "it ölüsü" çüküne dikmiş, hınzır hınzır kıkırdıyordu.
Zıplamasıylan bağıra bağıra koşması bir oldu ismail'in.
"Koşun laaan" diye bağırıyordu ismail... "Koşun laaan koşun, Abdullah'a bakın, vallah görmişem onunki kabuklu, onunki kabuklu."
Derler ki Abdullah'ın duvarın dibinden ağıldaki sığınağına kaçışı tıpkı bir kertenkelenin kaçışı gibiydi...
Az sonra ağıla taşlar yağmaya başladı. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı toplanmış ağılı taşlıyorlar, "Çık ulan gâvur, kim olduğunu anladık, çık dışarı" diye bağırıyorlardı.
Bir süre sonra bağırışlar yakınlaştı, ayak seslerine dönüştü.
Ağılın kapısı açıldı.
ilk giren her daim Abdullah'ı korumuş olan Pelteklerin ismail oldu, ardından da öbürleri.
ismail ardındakileri durdurdu, bir adım öne atıldı.
"Nerdesin lo Abdullah gel ki seni kurtaram, uzat elini".
ismail'in eli Abdullah'ın uzattığı ele değdi değmesine ama birden irkilerek geri çekti.
Uzattığı kanlı bir deri parçasıydı.
ismail ardındakilere döndü.
"Hadin lan, bırakın garibi, çıkıyoruz."
Rahat kodular ondan kelli sünnetli Abdullah'ı... Dokunmadılar bir daha.
Çocukluğunda kertenkele avlayanlarınız bilir. Uzanıp tuttuğunuzda sadece kuyruğu kalır elinizde.
Yıl 2004, Yeniçağ "Ermeniye bak" diye manşet atmış.
Birileri yine kertenkele avına çıkmış besbelli.
Ve ben şimdi - yanlış değerlendirilmesin ürktüğümden ya da sindiğimden değil elbet- kendimi "Kertenkele Abdullah" gibi hissediyorum, iyi mi?
Mazur görün, sürüngenlik işte!
kertenkeler abdullah
Yeniçağ gazetesi "Hoş gidişler ola..." başlıklı Cuma günkü yazımı manşetine taşıyarak "Ermeniye bak" başlığıyla Atatürk'e dil uzattığımı iddia etmiş, kendi algılamasından hareketle de durumdan vazife çıkartıp ırkçı saldırılarına bir yenisini daha eklemiş.
Gerçi bu çevrelerin gözüne batmak için illa birşeyler yazıyor olmanız da gerekmiyor. Eğer Ermeniyseniz ve bu kimliğinizle varlığınızı ortaya koymaya çalışıyorsanız bu bile onlar açısından başlıbaşına isyan edilesi bir sebep olmaya yeterli.
Alışmışlar bir kez ses çıkarmayan Ermeni'ye; şimdi Hrant gibi kendi kimliğinin onuruyla hareket edenler fena geliyor gözlerine.
Her neyse... Olan biten her anımsadığımda buruk bir acı hissettiğim yaşanmış öyküyü bir kez daha anımsattı.
Paylaşmak isterim.
Yıl 1918, Süphan Dağı'nın eteklerinde bir köy.
Zor kaçmıştı olan bitenden. Dar sığınmıştı Peltekler'den ismail'in köyüne.
Herkeslerin herkeslerden kaçtığı, herkeslerin birbirinin çaresizliğine sarıldığı yıllardı.
Karışmıştı köylünün arasına yaşayıp gidiyordu işte....
Zararsızdı da Allah için.
Ağılın bir köşesinde yuvalandığı karanlık sığınak, örme duvardaki iki taş arasındaki ince yarık kadardı sanki.
Hani kertenkeleler olur ya o aralıkların ağzında... Hani bir ses duyarlar da birden dalarlar yarığa.
Tam öyle işte.
Gizlenerekten yaşar giderdi.
Arada bir günyüzüne çıkar, yüreği insaf tutanların yanına varır, harmanın ucundan tutar, dökebildiği kadar ter döker, iki dilim ekmek yer, sığınağına geri dönerdi.
Toprağın kan kustuğu zamandı, her bir gayret ıccığ daha yaşamak içindi.
Köylünün yanında yeni adı Abdullah'tı... "Allah'ın gönderdiği".
Allah'ın unuttuğu bir delikte yaşayıp gidiyordu işte.
Ta ki Pelteklerden ismail'in sondan üçüncü oğlu Memo duvar dibinde Abdullah'ı işerken görene kadar.
ismail, eğilmiş, ferfecir gözlerini dipten Abdullah'ın "it ölüsü" çüküne dikmiş, hınzır hınzır kıkırdıyordu.
Zıplamasıylan bağıra bağıra koşması bir oldu ismail'in.
"Koşun laaan" diye bağırıyordu ismail... "Koşun laaan koşun, Abdullah'a bakın, vallah görmişem onunki kabuklu, onunki kabuklu."
Derler ki Abdullah'ın duvarın dibinden ağıldaki sığınağına kaçışı tıpkı bir kertenkelenin kaçışı gibiydi...
Az sonra ağıla taşlar yağmaya başladı. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı toplanmış ağılı taşlıyorlar, "Çık ulan gâvur, kim olduğunu anladık, çık dışarı" diye bağırıyorlardı.
Bir süre sonra bağırışlar yakınlaştı, ayak seslerine dönüştü.
Ağılın kapısı açıldı.
ilk giren her daim Abdullah'ı korumuş olan Pelteklerin ismail oldu, ardından da öbürleri.
ismail ardındakileri durdurdu, bir adım öne atıldı.
"Nerdesin lo Abdullah gel ki seni kurtaram, uzat elini".
ismail'in eli Abdullah'ın uzattığı ele değdi değmesine ama birden irkilerek geri çekti.
Uzattığı kanlı bir deri parçasıydı.
ismail ardındakilere döndü.
"Hadin lan, bırakın garibi, çıkıyoruz."
Rahat kodular ondan kelli sünnetli Abdullah'ı... Dokunmadılar bir daha.
Çocukluğunda kertenkele avlayanlarınız bilir. Uzanıp tuttuğunuzda sadece kuyruğu kalır elinizde.
Yıl 2004, Yeniçağ "Ermeniye bak" diye manşet atmış.
Birileri yine kertenkele avına çıkmış besbelli.
Ve ben şimdi - yanlış değerlendirilmesin ürktüğümden ya da sindiğimden değil elbet- kendimi "Kertenkele Abdullah" gibi hissediyorum, iyi mi?
Mazur görün, sürüngenlik işte!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar