bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı69
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- sözlükte kim kimle sevgili27
- iyi memenin sırrı6
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar10
- iyi menemenin sırrı4
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok5
- true esaretten kurtulacak4
- sabaha kadar uyumamak3
- ese dezze8
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- engineer288
- passatı olan erkek6
- fenerbahçeli yazarlar7
- giresunlu kızlar6
- sözlüğün en şık erkeği12
- kale3112 ifşa8
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- nervio43
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- futbol17
- fenerbahçe14
- uefa şampiyonlar ligi7
- tacettin libosoglu4
- gel münihe sözünü tut travel4
- ben jesus olsam4
- liverpool fc6
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- türkiye'nin haritada büyümesi2
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- yakın zamanda çaylak olacakmış gibi hissetmek3
- türkiye12
- kassız erkek neye benzer5
- avrupa3
- muhallebi yerken disi kirmak4
- ingiltere2
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- herif olmanın zorlukları4
- anto'nun kuyumcu olması3
- 5 kasım 2026 trabzonspor freiburg maçı2
- almanca bilmek2
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- acıbadem taksim hastanesi4
- sözlük yazarlarından aforizmalar3
- willst du mich heiraten2
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- sandra bullock3
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik3
sarı devrimin ayak sesleri
kıymetli vatandaşlarım!
an itibariyle başörtülüler yönetime el koymuştur.
lütfen evlerinizden dışarı çıkın. sokaklara, kamusal alanlara dağılın hak ettiğiniz ama örtünüzden dolayı oturamadığınız koltuklara kurulup, demlisinden bir çay ısmarlayın. orduevlerine girin ve asker yavrularınızla hasret giderin. dikiş nakış kursundan alın kızınızı ve üniversiteye doğru yola çıkın. millet meclisine baskın yapın, kırmızı koltuklara yayılın. kürsülerden bu adamlara hadlerini bildirin! çalımını atın atın korkmayın.
artık, üstünde yaşadığımız bu ülke;
hayallerimizi işlediğimiz kanaviçe,
çizmelerin altında ezile ezile öğrendiğimiz alfabe; elif, be
ve dedemizin mezarını işaret eden heybetli kitabe kadar bizimdir!
yaşasın özgürlük, yaşasın adalet!
büyük bir gürültü koptu evlerde yemeklerin altı söndürüldü, yeni uykuya dalmış bebeler sırtlandı, çamur parklardan çocuklar çağrıldı. kapılar çekilip, anahtarlar suratı düşen kocaların önüne fırlatıldı. bir anda, birbirinden ayırt edilmeyen binlerce başörtüden oluşan dev bir ordu toplandı meydanda. bütün trafik durdu, bütün bir şehir sustu. tek bir ses oldu bedenler ve o sese döndü bütün yüzler
biz geliyoruz hey!
elit projeler, kirli çarklar, serkeş hayatlar, zapt-u raptlar, zamparalar, zorbalar alevli bir taç olarak yerleşir sarı başörtülerin üzerine isyan ve dünyanın en saçma sapan yasağı ayaklanır. ay çiçeği desenli başörtüleri bağlayarak birbirlerine, buket buket dağılmaya geliyoruz şehrin en işlek caddelerine
metropollerin kenarından, sokakların kıyısından, varoşların tenhalığından, şehirlerin ücrasından; ağrıdan, bursadan, adanadan, edirneden, rizeden, erzincandan, taaaa almanyalardan, avusturyadan; en deli rüzgarlarda savurarak örtülerimizi ve dilimizde özgürlük türküleri ve bir yanardağın yamacından yuvarlanır gibi ve tepeden tırnağa itikat, allah korkusu, iman ve ateş ve aşk, tutuşarak geliyoruz.
ve hepsi birbirine benzeyen binlerce surat, bir şişhane geçirip sırtımıza; altımızda kavallar, altımızda dar pantolonlar, altımızda şalvarlar, peştamallar, ehramlar bir top kumaş halinde geliyoruz!
geliyoruz!
kılığımızı kıyafetimizi kirli ağızlarına sakız edenlerin boş ve buruşuk beyinlerini ütülemeye geliyoruz!
iktidar sarhoşlarını karanlık mahfillerinde rahatsız etmeye geliyoruz.
kulaklarımızda hala asılı duran asılsız vaadlerini koparıp koparıp ellerine vermeye geliyoruz.
asıl sahibi olduğumuz anahtarları çeke çeke almaya ve üniversite kapılarına vura vura sertleşen yumruklarımızla masalarını sallamaya geliyoruz.
uyduruk ve rezil, rüküş ve inadına pembe bonelerimizin altındaki kocaman gözlerimizle ortanızdan yara yara, yaylanarak ve potansiyel terörist, dış mihrakların işi ve tut kolundan tık içeri nevinden cakalar satarak; geçeceğiz meclisin önünden.
sonra geri dönüp bir daha geçeceğiz ve bir daha, bir daha geçeceğiz
katıldığımız mitingleri, izlediğimiz dizileri, okuduğumuz şiirleri, desteklediğimiz gazeteleri, dinlediğimiz ilahileri, ayakkabılarımızı çıkararak girdiğimiz evleri ve o evlerin ahalisini arkamıza takarak; teravilerde, mevlitlerde, tefsir sohbetlerinde, hacı ziyaretlerinde; çakılı bol, kirli sahillerde, komşu gezmelerinde, dikiş nakış ve ev ekonomisi kurslarında, altın günlerinde ve kamusal alandan uzak yerlerde terbiye ettiğimiz zihinlerimizi konuşturarak; üniversite kapılarına, kamusal alanlara, siyaset arenalarına, cafcaflı konaklara, plazalara doğru yürüyoruz.
seçkin duran geçkin kafalardan nükseden toplumsal uzlaşma zırvalarına kocamaaan bir hadi ordan! deme hakkımızı; horlandığımız, dışlandığımız yerlerden gelen faturaları ödememe hakkımızı; hizaya gelmeme, laf söz dinlememe, hırçın kadın, asi yürek, gürültülü vatandaş olma hakkımızı geri almaya geliyoruz.
hey buraya bak jelatin beyin, plastik bünyeyi beslenmenin ve fazla konforun genişlettiği hacimli kalçalarına artık dar gelen çağdaş koltuklardan; istikbalimiz, medeni halimiz, cinselliğimiz, tinselliğimiz, kaprislerimiz ve bilumum komplekslerimizle ilgili mırıldandığın teorik, retorik, omomatik ve dandik analizlerini teker teker suratına çarpmaya geliyoruz. öfkeden çılgına dönüp uzun tırnaklarını kemirecek ve her çorbaya limon müsveddelerinin bekasını düşünerek tek kelime edemeyeceksin.
ve sizler! iyi giyimli, fiyakalı ve frapan, sözde müslüman beyzadeler!
uğruna can verdiğimiz, can aldığımız; titreyen dudaklar ve nemli gözlerle öpüp alnımıza dayadığımız mübarek kelimelerin içine rezil heveslerini gizleyenler! bizi kah hayatın dışına, kah savaşa iterek gözlerinin önünden uzaklaştıran, tabiatımızı uysallaştıran, sırtımızdan ev, araba ve kadın değiştiren kurnaz hahamlar.
işlerinizin tıkandığı günlerde, cesaretimizi ve başörtülerimizi açık artırmaya çıkardığınız saatlerde, suçüstü yakalamaya geliyoruz sizi. yakanızdaki tekbir rozetini ve o el işi kravat iğnenizi çıkarıp, iyi dizayn edilmiş odanızın duvarına, tam da kelime-i tevhid levhasının altına raptiyelemeye geliyoruz hepinizi. hazine sandıklarınızı talan edecek ve gözlerinizde kapana tutulan fare nin telaşını seyredeceğiz. gözyaşlarına boğulacak ama başörtülerimizle bağladığımız ellerinizi çözemeyeceksiniz.
uyandık derin uykulardan, geliyoruz!
hakları gasbedilen, emekleri sömürülen, tercihlerine tükürülen devasa bir amazonlar ordusu olarak, önünüze siyah ciltli kalın defterler açmaya geliyoruz.
sokaklarında gerine gerine, güle oynaya dolaşamadığımız bu şehirler için niye kan döktük biz?,
kızlarımızı gönderemediğimiz okullar için niye vergi öderiz? ,
heybetli koltuklarına kurulamadığımız binaların koridorlarını niye temizleriz? diye sormaya geliyoruz.
para uzmanları için kayıt dışı ekonomi, siyasetçiler için seçim malzemesi , yöneticiler için baş belası, sosyologlar için muhafazakar sınıf, tüccarlar için yolunacak kaz, emniyet teşkilatı için şüpheli kimlik, entelektüeller için, türbanlı zevat, köşeli beyinler için evde kalmış kızlar olarak, sancılı ve serazat kızlar olarak, değiştirmeye geliyoruz dengeleri.
yobaz, bağnaz, kurnaz, laik, anti-laik, faşist, ateist, sosyalist, kemalist, sabıkalı, sakallı, akıllı, aptal, normal, anormal, zengin, fakir herkesin kalbine eşit miktarda dağıtmaya geliyoruz aşk acısını.
çünkü, biliyoruz ki;
aşk üşüyen ellerini yüreğine gömerek yürümeye devam eden bir ağrıdır ve alt sınıf, üst sınıf, gerici, ilerici, örtülü açık tanımaz.
yine biliyoruz ki;
adalet yel değirmenlerine doğru gülümseyerek yürüyen başörtülü kızdır; asla yerinde saymaz ve evde barkda kalmaz.
ve yine bilinmeli ki,
her ikna çabasının altında menfaat kokulu pis bir yalan saklıdır, samimiyetine inanılmaz ve,
bu yazı uzaklardan gönderilmiş huzursuz ve terli bir kısraktır, kusuruna bakılmaz.
#sarieylem
(bkz: http://www.sarieylem.com)
kıymetli vatandaşlarım!
an itibariyle başörtülüler yönetime el koymuştur.
lütfen evlerinizden dışarı çıkın. sokaklara, kamusal alanlara dağılın hak ettiğiniz ama örtünüzden dolayı oturamadığınız koltuklara kurulup, demlisinden bir çay ısmarlayın. orduevlerine girin ve asker yavrularınızla hasret giderin. dikiş nakış kursundan alın kızınızı ve üniversiteye doğru yola çıkın. millet meclisine baskın yapın, kırmızı koltuklara yayılın. kürsülerden bu adamlara hadlerini bildirin! çalımını atın atın korkmayın.
artık, üstünde yaşadığımız bu ülke;
hayallerimizi işlediğimiz kanaviçe,
çizmelerin altında ezile ezile öğrendiğimiz alfabe; elif, be
ve dedemizin mezarını işaret eden heybetli kitabe kadar bizimdir!
yaşasın özgürlük, yaşasın adalet!
büyük bir gürültü koptu evlerde yemeklerin altı söndürüldü, yeni uykuya dalmış bebeler sırtlandı, çamur parklardan çocuklar çağrıldı. kapılar çekilip, anahtarlar suratı düşen kocaların önüne fırlatıldı. bir anda, birbirinden ayırt edilmeyen binlerce başörtüden oluşan dev bir ordu toplandı meydanda. bütün trafik durdu, bütün bir şehir sustu. tek bir ses oldu bedenler ve o sese döndü bütün yüzler
biz geliyoruz hey!
elit projeler, kirli çarklar, serkeş hayatlar, zapt-u raptlar, zamparalar, zorbalar alevli bir taç olarak yerleşir sarı başörtülerin üzerine isyan ve dünyanın en saçma sapan yasağı ayaklanır. ay çiçeği desenli başörtüleri bağlayarak birbirlerine, buket buket dağılmaya geliyoruz şehrin en işlek caddelerine
metropollerin kenarından, sokakların kıyısından, varoşların tenhalığından, şehirlerin ücrasından; ağrıdan, bursadan, adanadan, edirneden, rizeden, erzincandan, taaaa almanyalardan, avusturyadan; en deli rüzgarlarda savurarak örtülerimizi ve dilimizde özgürlük türküleri ve bir yanardağın yamacından yuvarlanır gibi ve tepeden tırnağa itikat, allah korkusu, iman ve ateş ve aşk, tutuşarak geliyoruz.
ve hepsi birbirine benzeyen binlerce surat, bir şişhane geçirip sırtımıza; altımızda kavallar, altımızda dar pantolonlar, altımızda şalvarlar, peştamallar, ehramlar bir top kumaş halinde geliyoruz!
geliyoruz!
kılığımızı kıyafetimizi kirli ağızlarına sakız edenlerin boş ve buruşuk beyinlerini ütülemeye geliyoruz!
iktidar sarhoşlarını karanlık mahfillerinde rahatsız etmeye geliyoruz.
kulaklarımızda hala asılı duran asılsız vaadlerini koparıp koparıp ellerine vermeye geliyoruz.
asıl sahibi olduğumuz anahtarları çeke çeke almaya ve üniversite kapılarına vura vura sertleşen yumruklarımızla masalarını sallamaya geliyoruz.
uyduruk ve rezil, rüküş ve inadına pembe bonelerimizin altındaki kocaman gözlerimizle ortanızdan yara yara, yaylanarak ve potansiyel terörist, dış mihrakların işi ve tut kolundan tık içeri nevinden cakalar satarak; geçeceğiz meclisin önünden.
sonra geri dönüp bir daha geçeceğiz ve bir daha, bir daha geçeceğiz
katıldığımız mitingleri, izlediğimiz dizileri, okuduğumuz şiirleri, desteklediğimiz gazeteleri, dinlediğimiz ilahileri, ayakkabılarımızı çıkararak girdiğimiz evleri ve o evlerin ahalisini arkamıza takarak; teravilerde, mevlitlerde, tefsir sohbetlerinde, hacı ziyaretlerinde; çakılı bol, kirli sahillerde, komşu gezmelerinde, dikiş nakış ve ev ekonomisi kurslarında, altın günlerinde ve kamusal alandan uzak yerlerde terbiye ettiğimiz zihinlerimizi konuşturarak; üniversite kapılarına, kamusal alanlara, siyaset arenalarına, cafcaflı konaklara, plazalara doğru yürüyoruz.
seçkin duran geçkin kafalardan nükseden toplumsal uzlaşma zırvalarına kocamaaan bir hadi ordan! deme hakkımızı; horlandığımız, dışlandığımız yerlerden gelen faturaları ödememe hakkımızı; hizaya gelmeme, laf söz dinlememe, hırçın kadın, asi yürek, gürültülü vatandaş olma hakkımızı geri almaya geliyoruz.
hey buraya bak jelatin beyin, plastik bünyeyi beslenmenin ve fazla konforun genişlettiği hacimli kalçalarına artık dar gelen çağdaş koltuklardan; istikbalimiz, medeni halimiz, cinselliğimiz, tinselliğimiz, kaprislerimiz ve bilumum komplekslerimizle ilgili mırıldandığın teorik, retorik, omomatik ve dandik analizlerini teker teker suratına çarpmaya geliyoruz. öfkeden çılgına dönüp uzun tırnaklarını kemirecek ve her çorbaya limon müsveddelerinin bekasını düşünerek tek kelime edemeyeceksin.
ve sizler! iyi giyimli, fiyakalı ve frapan, sözde müslüman beyzadeler!
uğruna can verdiğimiz, can aldığımız; titreyen dudaklar ve nemli gözlerle öpüp alnımıza dayadığımız mübarek kelimelerin içine rezil heveslerini gizleyenler! bizi kah hayatın dışına, kah savaşa iterek gözlerinin önünden uzaklaştıran, tabiatımızı uysallaştıran, sırtımızdan ev, araba ve kadın değiştiren kurnaz hahamlar.
işlerinizin tıkandığı günlerde, cesaretimizi ve başörtülerimizi açık artırmaya çıkardığınız saatlerde, suçüstü yakalamaya geliyoruz sizi. yakanızdaki tekbir rozetini ve o el işi kravat iğnenizi çıkarıp, iyi dizayn edilmiş odanızın duvarına, tam da kelime-i tevhid levhasının altına raptiyelemeye geliyoruz hepinizi. hazine sandıklarınızı talan edecek ve gözlerinizde kapana tutulan fare nin telaşını seyredeceğiz. gözyaşlarına boğulacak ama başörtülerimizle bağladığımız ellerinizi çözemeyeceksiniz.
uyandık derin uykulardan, geliyoruz!
hakları gasbedilen, emekleri sömürülen, tercihlerine tükürülen devasa bir amazonlar ordusu olarak, önünüze siyah ciltli kalın defterler açmaya geliyoruz.
sokaklarında gerine gerine, güle oynaya dolaşamadığımız bu şehirler için niye kan döktük biz?,
kızlarımızı gönderemediğimiz okullar için niye vergi öderiz? ,
heybetli koltuklarına kurulamadığımız binaların koridorlarını niye temizleriz? diye sormaya geliyoruz.
para uzmanları için kayıt dışı ekonomi, siyasetçiler için seçim malzemesi , yöneticiler için baş belası, sosyologlar için muhafazakar sınıf, tüccarlar için yolunacak kaz, emniyet teşkilatı için şüpheli kimlik, entelektüeller için, türbanlı zevat, köşeli beyinler için evde kalmış kızlar olarak, sancılı ve serazat kızlar olarak, değiştirmeye geliyoruz dengeleri.
yobaz, bağnaz, kurnaz, laik, anti-laik, faşist, ateist, sosyalist, kemalist, sabıkalı, sakallı, akıllı, aptal, normal, anormal, zengin, fakir herkesin kalbine eşit miktarda dağıtmaya geliyoruz aşk acısını.
çünkü, biliyoruz ki;
aşk üşüyen ellerini yüreğine gömerek yürümeye devam eden bir ağrıdır ve alt sınıf, üst sınıf, gerici, ilerici, örtülü açık tanımaz.
yine biliyoruz ki;
adalet yel değirmenlerine doğru gülümseyerek yürüyen başörtülü kızdır; asla yerinde saymaz ve evde barkda kalmaz.
ve yine bilinmeli ki,
her ikna çabasının altında menfaat kokulu pis bir yalan saklıdır, samimiyetine inanılmaz ve,
bu yazı uzaklardan gönderilmiş huzursuz ve terli bir kısraktır, kusuruna bakılmaz.
#sarieylem
(bkz: http://www.sarieylem.com)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar