bugün
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak34
- kızla buluşmaya yanında erkek getiren erkek6
- müslüman ülkelerde ahlaksızlık neden yaygın9
- çok uykum var sözlük6
- sözlük yazarlarının seksi kombinleri17
- arkadaşlar bdsm bitti ise ben gidiyorum8
- bir bela geliyor9
- sabahları sevilen şeyler11
- izmir'in mis gibi kokması10
- fransada büyük iç savaş çıkarsa olacaklar7
- dudak dolgusu yaptıran kadınların ördeğe dönüşmesi10
- eski sevgilisine dönenlerden tavsiyeler9
- kaslı erkeklerin çükü kısa olur6
- denize düşsen nervio'ya mı sarılırsın bik bik'e mi8
- akp nin izmir i ele gecirme politikasi4
- salat namaz değildir12
- fake yazar anlama kılavuzu5
- mezut barzani nin yahudi olması18
- eski sevgiliye dönmek mantıklı mı sorunsalı6
- bir gün herkes ak partili olacak14
- özelden alet fotosu atan erkek yazar7
- iltica ve mel'in birlikte sunduğu radyo programı14
- aslan burcu erkeği aslan burcu kadını ilişkisi6
- kuran allah kelamı olarak ezeli mi6
- çocuğa israil diye isim koymak17
- ak parti'nin cemil tugay paylaşımı17
- meksika açmazı macerası15
- enayimiknatisi9
- bu durumda ne yapardınız9
- yok çok sevişmenin hiç zararı yok11
- izmire ilk hizmetin 30 sene sonra ulaşması9
- anın görüntüsü31
- bursa da kadın katiline sosyal medya ilgisi14
- aykolik ismet masklavi ne yapıyor şu an3
- the odyssey4
- arkadaşlar çüş6
- fransa6
- sözlük kavgasını en iyi anlatacak yönetmen19
- ucan tekme atan hipopotam28
- okul saldırısı7
- ak partinin chp'ye diz çöktürmesi11
- televole kültürünün dilimize kazandırdığı terimler9
- iltica38
- cemil tugay7
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi33
- cesete hakaret13
- yüksek enflasyon4
- 7 ekim 2026 cemil tugay'ın akp'ye katılması10
- g i l d e d l i l y3
- iyi geceler6
hemen aklıma gelen ve hep işte şiir budur dedirten şiir, şair, isyankar, yenik ve padişah.
şayet ikinci beyazıt okumuş olsa hüznünden bir nar gibi yarılırdı, gözleri kan içinde.
görecek günün mü vardı? istanbul kimin şehri?
nedir kapanmayan yaran sultan cem,kırklara karışmadın mı?
cem gibi
mehmet müfit'e
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
alnıma dövülmüş bu ilenç, bu belirsiz yolculuk
duydum etime değişini bin kızgın demirin
karanlık mazgallarından sarkan gövdemin...
bir ilkyaz şafağında kurban edilmişliğim.
birden yağmur! ve yüzümün yarısı akıp gider
benim gözlerim yok, kurşun! sıcak ve ağdalı yüzgörümlüğüm
issız oyuklarında derin uğultularıyla rüzgâr
gözlerimin ıssız oyuklarında... sıra kimde?
batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal'im! sinan'ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.
ben cem, daha dün yarım imparatordum
kestirdiğim paralarda soldu vücudum
öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım
yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık
bana bu dünyada yer yok
ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht
ağabey el ver yanına geleyim
al beni, sonra istersen boğdur
bir yanım zifiri karanlık, bir yanım... birden yağmur!
günler bir ormanın sessiz çığlığına gömüldü
kendi içine düşen dipsiz kuyulara. cesaret:
gözbebeklerimin içindeki karanlık ülke
perili... ve hiç varılmayacak.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
vardığımda yoktu bütün kapılar.
ben yitik zamanın altında kaldım
silindi kapılar ben dışarda kaldım
bu soğuk, bu kimsesiz karanlıkta
yalnızım, ellerimden başka yok fenerim.
tuğrul tanyol
şayet ikinci beyazıt okumuş olsa hüznünden bir nar gibi yarılırdı, gözleri kan içinde.
görecek günün mü vardı? istanbul kimin şehri?
nedir kapanmayan yaran sultan cem,kırklara karışmadın mı?
cem gibi
mehmet müfit'e
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
alnıma dövülmüş bu ilenç, bu belirsiz yolculuk
duydum etime değişini bin kızgın demirin
karanlık mazgallarından sarkan gövdemin...
bir ilkyaz şafağında kurban edilmişliğim.
birden yağmur! ve yüzümün yarısı akıp gider
benim gözlerim yok, kurşun! sıcak ve ağdalı yüzgörümlüğüm
issız oyuklarında derin uğultularıyla rüzgâr
gözlerimin ıssız oyuklarında... sıra kimde?
batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal'im! sinan'ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.
ben cem, daha dün yarım imparatordum
kestirdiğim paralarda soldu vücudum
öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım
yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık
bana bu dünyada yer yok
ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht
ağabey el ver yanına geleyim
al beni, sonra istersen boğdur
bir yanım zifiri karanlık, bir yanım... birden yağmur!
günler bir ormanın sessiz çığlığına gömüldü
kendi içine düşen dipsiz kuyulara. cesaret:
gözbebeklerimin içindeki karanlık ülke
perili... ve hiç varılmayacak.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
vardığımda yoktu bütün kapılar.
ben yitik zamanın altında kaldım
silindi kapılar ben dışarda kaldım
bu soğuk, bu kimsesiz karanlıkta
yalnızım, ellerimden başka yok fenerim.
tuğrul tanyol
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar