bugün
- istanbul un çok pahalı olması14
- fenerbahçe gornik zabrze maçı3
- ölmeyi dilemek2
- herkes yatsın iyi geceler9
- kabataş olayı görüntüleri8
- en sevilmeyen ev işleri3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- 1 saatte 10 bira içmek19
- tembel ve çalışmayan insan16
- sözlük kızlarının kombinleri20
- kuveyt ve bahreyn de hava savunma sistemleri2
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- velvet vs nervio19
- oğuzhan uğur12
- the merich13
- cips olsa da yesek7
- oğlum çok güzel lan6
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- magnum dondurmasının eskiden daha pahalı olması8
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- eşeği alıp kafa iznine çıkmak7
- velvet13
- slavko vincic15
- matbaanın gecikmesine sebep5
- 50 tl ile rolling yapmak6
- aklını yitirmek4
- horoz hayası çorbası5
- otobüste kitap okuyan insanlara bakmak3
- nervio11
- benzini dolarla mı alıyoruz diyen tip6
- ispanya20
- kadınlar nasıl erkeklerden hoşlanırlar6
- bira cips6
- atatürk e din düşmanı diyenler6
- 2026 dünya kupası25
- lale devrinde deliler gibi eğlenmek4
- arkadaşlar beni gammazlayın5
- uludağ sözlük yazarlar yüzünden bitti6
- tememda kenka nalaka10
- ona bir şey söyle9
- kadim kültürler4
- manifest grubu3
- laptop5
- manyak olmaya karar verdim9
- oğuzhan uğur'un tutuklanması2
- acıktım ben3
- aga be şarkılar5
- futbol14
"yağmur ve hayalin"
batmak üzere olan güneş, bütün inatçılığıyla bulutların ardından, kendisini göstermek için mücadele veriyordu. bulutların gücü güneşe yetiyordu. güneşin gücü ise, sadece dünya'yı aydınlatacak kadardı. iş dünya'yı ısıtmaya geldiğinde... çaresiz kalıyordu güneş.
bulutların, güneşe yaptığı sıkı savunma çok başarılıydı. güneşe haksızlık etmemek gerek. çünkü; bulutlar çok güçlüydü. bunu güneşin, ayın değil, şehr-i istanbul'un ışıklarının yaptığı yakamozu, sokaklardaki yağmur birikintilerinde görünce anlıyordum.
şemsiye, denen nesneden nefret eden bense... yağmurun bütün ıslaklığını, vücudumda ve giysilerimde hissetmek için yürüyordum. ve bunu da başarıyordum. saçlarımın, ıslaklıktan öne yatması... gömleğimin, ceketimin, pantolonumun, çoraplarımın, çamaşırlarımın sonuna kadar ıslanması, tam istediğim gibiydi.
o kadar ki... yenisini alamadığım delik ayakkabılarımı, yağmurda ıslanırken ilk aldığım günden bile çok seviyordum. ara sıra delik ayakkabılarıma yaptığım bakışlarımla, onları teşvik ediyordum; çıkarıp görmememe rağmen bileklerime kadar ıslandığından emin olduğum çoraplarımı, daha da yukarılara kadar ıslatması için.
inadına ve isteyerek su birikintilerinin içine girip, şehr-i istanbul'un yakamozunu dağıtıyordum. bu sırada hayatımın, dolayısıyla da o anımın en büyük eksikliği; seni, hayal ediyordum.
yağmur başladığında, açmana izin vermediğim şemsiyeni... ıslanıp alnına, yanaklarına, ceketimin bel kısmına kadar yapışan saçlarını... yine benim ki kadar ıslanan elbiselerini... ayakkabılarını... ne yazık ki sen olmadığın için, sadece hayal edebiliyordum.
sonra senin bu vaziyetteki hayaline, sarılarak yürümeye devam ederken... tek isteğim; gittikçe hızlanan yağmurun, soğuk bir rüzgarla birlikte yağarak üşüyen hayalinin, biraz daha bana sokularak bana sarılmasını sağlamasıydı.
batmak üzere olan güneş, bütün inatçılığıyla bulutların ardından, kendisini göstermek için mücadele veriyordu. bulutların gücü güneşe yetiyordu. güneşin gücü ise, sadece dünya'yı aydınlatacak kadardı. iş dünya'yı ısıtmaya geldiğinde... çaresiz kalıyordu güneş.
bulutların, güneşe yaptığı sıkı savunma çok başarılıydı. güneşe haksızlık etmemek gerek. çünkü; bulutlar çok güçlüydü. bunu güneşin, ayın değil, şehr-i istanbul'un ışıklarının yaptığı yakamozu, sokaklardaki yağmur birikintilerinde görünce anlıyordum.
şemsiye, denen nesneden nefret eden bense... yağmurun bütün ıslaklığını, vücudumda ve giysilerimde hissetmek için yürüyordum. ve bunu da başarıyordum. saçlarımın, ıslaklıktan öne yatması... gömleğimin, ceketimin, pantolonumun, çoraplarımın, çamaşırlarımın sonuna kadar ıslanması, tam istediğim gibiydi.
o kadar ki... yenisini alamadığım delik ayakkabılarımı, yağmurda ıslanırken ilk aldığım günden bile çok seviyordum. ara sıra delik ayakkabılarıma yaptığım bakışlarımla, onları teşvik ediyordum; çıkarıp görmememe rağmen bileklerime kadar ıslandığından emin olduğum çoraplarımı, daha da yukarılara kadar ıslatması için.
inadına ve isteyerek su birikintilerinin içine girip, şehr-i istanbul'un yakamozunu dağıtıyordum. bu sırada hayatımın, dolayısıyla da o anımın en büyük eksikliği; seni, hayal ediyordum.
yağmur başladığında, açmana izin vermediğim şemsiyeni... ıslanıp alnına, yanaklarına, ceketimin bel kısmına kadar yapışan saçlarını... yine benim ki kadar ıslanan elbiselerini... ayakkabılarını... ne yazık ki sen olmadığın için, sadece hayal edebiliyordum.
sonra senin bu vaziyetteki hayaline, sarılarak yürümeye devam ederken... tek isteğim; gittikçe hızlanan yağmurun, soğuk bir rüzgarla birlikte yağarak üşüyen hayalinin, biraz daha bana sokularak bana sarılmasını sağlamasıydı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar