bugün
- hazret ktc2
- herkese garip size normal gelen şeyler8
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması13
- bardak ticareti7
- arkadaşlar iyi geceler7
- 2045 yılında ucan arabalar olacak mı sorunsalı5
- şuan sözlükte fingirdeyen yazarlar7
- aklınıza gelen şarkı sözü8
- kale3112'nin gece de artılaması5
- çerçeve yasa31
- online kişi sayısının artık gözükmemesi4
- sosyal olarak başarısız insanlar5
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler7
- türbede dua etmenin şirk olması13
- nervio4
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- 00 00 da entrylerin sıfırlanma saçmalığı5
- çok kitap okuyanı eleştirmek6
- düğünde yemek yiyen davetliden para isteyen damat6
- cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar4
- hikayenin kötü adamı olmak4
- siber istihbaratta teknik derinlik4
- g i l d e d l i l y10
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- gece 3 te yatıp sabah 8 de işe gitmek3
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- ahbap derneğine para kaptırıp elfida dinlemek3
- tomşak dudaklı kezo4
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- kızlar çabuk bakar mısınız4
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- arkadaşlar ben sarhoş oldum3
- yurt dışı çıkış harcı8
- gece gece yarım ekmek sucuklu tost gömmek3
- sokakta öpüşmek7
- allah reisimizi başımızdan eksik etmesin2
- perseid göktaşı yağmuru3
- sözlük kızlarının çok sıkıcı olması3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- özgür özel15
- ekşi sözlük referans19
- kitap okuma alışkanlığı4
- acıktım lan3
- arkadaşlar aranızda rüya tabiri yapabilen var mı3
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- engelleyen insan kibri6
- memleketime şiir3
- bir kadın tarafından hükmedilmeyi istemek4
- ben bir ceviz agacıyım6
yaşanan en dramatik olaylar listesinde ilk binde yer alan eylem. ilk bin diyorum bak, o kadar önemli yani.
entryme başlamadan önce, bu anımızı bana hatırlatan arkadaşıma sıpeyşıl teşekkür ediyorum. seni hınzır.
mahallede boş boş oturduğumuz sıcak yaz günlerinden birinde, arkadaşımdan gelen telefonla irkildim. ne alaka lan irkilme? demeyin. direk telefon geldi arkadaşımdan, aramadı. nasıl oldu? şöyle oldu.
can sıkıntısını da yanıma alıp arkadaşımın eve gittim. annesi kapıyı açtı, arkadaşım odasında telefonla konuşuyomuş. odasının kapısını açtığım anda göğüs kafesimde bir sony ericsson buluverdim. telefonda konuştuğu kişiye fazlasıyla sinirlenmiş, tam telefonu kapıya fırlattığı anda ben açıyorum kapıyı. çaaaaaaaaaaat!
neyse oturduk anlattı, sevgilisine sinirlenmiş. sevgilisi, arkadaşımın en sinir olduğu erkek grubuyla ve bikaç kız arkadaşıyla birlikte konsere gidecekmiş, arkadaşım izin vermemiş, olay büyümüş.
"ooolm madem öyle yürü biz de gidelim konsere haber vermeden, için rahat olur uzaktan uzaktan bakarsın neler yapçaklar, abartırlarsa müdahale de ederiz yaaani, bu günler için arkadaşız la." falan filan ikna ettim bunu bastık gittik konsere.
konser şehirden bi saat uzakta olan deniz kıyısı bi ilçede. son minibüsler gece on iki buçukta. konser de muhtemelen on iki gibi bitecek, o yüzden sıkıntı yok diye düşünüyoruz...
konser başlamak üzereyken arkadaşın sevgilisinin takıldığı grubu gördük ve yaklaşık otuz metre uzaklarına kurulduk. hem onları rahatça görebilecektik hem de konserin tadını çıkaracaktık.
fakat arkadaşın sevgilisinin gruptan bi çocukla el ele tutuştuğunu gördüğümüz anda her şey değişti. ayakta durmuş öylece bekliyordum, ya arkadaşım koşup uçan kafa, tekme, yumruk, göbek ve türevlerinden birisini atacaktı, ya da "sikerler böyle işi, eden bulur, yürü gidelim amına koyim." diyecekti. iki durumda da sonuna kadar arkasında olurdum ve o ikincisini seçti.
uzun bir gece olacağı belliydi...
cebimizde birahaneye girip, muhabbetimize yetecek kadar içecek paramız olmadığımızdan ilk bulduğumuz tekel bayiine girdik, sonra da ilk bulduğumuz işçisiz inşaata. sahilde içmek bizim de aklımıza geldi, fakat sahil şeridi konser dinleyicileriyle dolduğundan böyle bi yolu seçtik.
açtık biralarımızı, o anlattı ben dinledim, ben yorum yaptım o onayladı, o anlattı ben dinledim... kafalar güzelleşmeye, etraf boş bira şişeleriyle dolmaya başladı. son biralarımızla birlikte muhabbeti de yavaştan sonlandırıp, boşları topladık, depozitosunu aldık, ara sokaklarda yürümeye başladık.
"böyle işte yetkili." dedi, sustum. sonra bir sessizlik oldu ve birbirimize baktık. kafamızdan aynı düşünce geçiyordu. "konser sesi yok, saat kaç?" ve koşmaya başladık, koştuk, koştuk, koştuk... oradaydı, elli metre filan ilerimizde hareket eden minibüs son minibüstü. minibüs, konserden eve dönen son dinleyicilerle tıklım tıklım dolmuştu ve bize yer olmadığını daha minibüsle aramızda on metre varken fark ettik ve durduk.
minibüs parasını ayırdık, kalan para ve depozitolardan aldığımız parayla bir sabahçı kahvesinde sabaha kadar çay eşliğinde tavla oynadık. ve o geceyi "hayatımda en çok eğlendiğim geceler" listesine soksak emin olun ilk beşe girer.
ve biliyo musunuz dostlarım eğer o minibüse yetişseydik arkadaşım eve gidip belki sabaha kadar uyuyamayacaktı, belki aylarca yas tutacaktı. ama yaşadığı olayın etkisini bir iki günde atlattı.
yetkiliservis olarak o gün şunu anladım; bazen son minibüsleri bilerek kaçırmak gerek. gerçek anlamda minibüs olmayabilir bu, her hangi bi şeyde son şansınız vardır, siktir edin gitsin. bir şansın kaçması daha güzel bi şeye vesile olabiliyormuş. neyse...
not: la entryyi girmeden önce okudum da yazarken fena kaptırmışım kendimi aga, güzel başlar gibi olmuş, biraz duygusalımsı bitmiş. garip olmuş. neyse okuyun işte, öptüm.
entryme başlamadan önce, bu anımızı bana hatırlatan arkadaşıma sıpeyşıl teşekkür ediyorum. seni hınzır.
mahallede boş boş oturduğumuz sıcak yaz günlerinden birinde, arkadaşımdan gelen telefonla irkildim. ne alaka lan irkilme? demeyin. direk telefon geldi arkadaşımdan, aramadı. nasıl oldu? şöyle oldu.
can sıkıntısını da yanıma alıp arkadaşımın eve gittim. annesi kapıyı açtı, arkadaşım odasında telefonla konuşuyomuş. odasının kapısını açtığım anda göğüs kafesimde bir sony ericsson buluverdim. telefonda konuştuğu kişiye fazlasıyla sinirlenmiş, tam telefonu kapıya fırlattığı anda ben açıyorum kapıyı. çaaaaaaaaaaat!
neyse oturduk anlattı, sevgilisine sinirlenmiş. sevgilisi, arkadaşımın en sinir olduğu erkek grubuyla ve bikaç kız arkadaşıyla birlikte konsere gidecekmiş, arkadaşım izin vermemiş, olay büyümüş.
"ooolm madem öyle yürü biz de gidelim konsere haber vermeden, için rahat olur uzaktan uzaktan bakarsın neler yapçaklar, abartırlarsa müdahale de ederiz yaaani, bu günler için arkadaşız la." falan filan ikna ettim bunu bastık gittik konsere.
konser şehirden bi saat uzakta olan deniz kıyısı bi ilçede. son minibüsler gece on iki buçukta. konser de muhtemelen on iki gibi bitecek, o yüzden sıkıntı yok diye düşünüyoruz...
konser başlamak üzereyken arkadaşın sevgilisinin takıldığı grubu gördük ve yaklaşık otuz metre uzaklarına kurulduk. hem onları rahatça görebilecektik hem de konserin tadını çıkaracaktık.
fakat arkadaşın sevgilisinin gruptan bi çocukla el ele tutuştuğunu gördüğümüz anda her şey değişti. ayakta durmuş öylece bekliyordum, ya arkadaşım koşup uçan kafa, tekme, yumruk, göbek ve türevlerinden birisini atacaktı, ya da "sikerler böyle işi, eden bulur, yürü gidelim amına koyim." diyecekti. iki durumda da sonuna kadar arkasında olurdum ve o ikincisini seçti.
uzun bir gece olacağı belliydi...
cebimizde birahaneye girip, muhabbetimize yetecek kadar içecek paramız olmadığımızdan ilk bulduğumuz tekel bayiine girdik, sonra da ilk bulduğumuz işçisiz inşaata. sahilde içmek bizim de aklımıza geldi, fakat sahil şeridi konser dinleyicileriyle dolduğundan böyle bi yolu seçtik.
açtık biralarımızı, o anlattı ben dinledim, ben yorum yaptım o onayladı, o anlattı ben dinledim... kafalar güzelleşmeye, etraf boş bira şişeleriyle dolmaya başladı. son biralarımızla birlikte muhabbeti de yavaştan sonlandırıp, boşları topladık, depozitosunu aldık, ara sokaklarda yürümeye başladık.
"böyle işte yetkili." dedi, sustum. sonra bir sessizlik oldu ve birbirimize baktık. kafamızdan aynı düşünce geçiyordu. "konser sesi yok, saat kaç?" ve koşmaya başladık, koştuk, koştuk, koştuk... oradaydı, elli metre filan ilerimizde hareket eden minibüs son minibüstü. minibüs, konserden eve dönen son dinleyicilerle tıklım tıklım dolmuştu ve bize yer olmadığını daha minibüsle aramızda on metre varken fark ettik ve durduk.
minibüs parasını ayırdık, kalan para ve depozitolardan aldığımız parayla bir sabahçı kahvesinde sabaha kadar çay eşliğinde tavla oynadık. ve o geceyi "hayatımda en çok eğlendiğim geceler" listesine soksak emin olun ilk beşe girer.
ve biliyo musunuz dostlarım eğer o minibüse yetişseydik arkadaşım eve gidip belki sabaha kadar uyuyamayacaktı, belki aylarca yas tutacaktı. ama yaşadığı olayın etkisini bir iki günde atlattı.
yetkiliservis olarak o gün şunu anladım; bazen son minibüsleri bilerek kaçırmak gerek. gerçek anlamda minibüs olmayabilir bu, her hangi bi şeyde son şansınız vardır, siktir edin gitsin. bir şansın kaçması daha güzel bi şeye vesile olabiliyormuş. neyse...
not: la entryyi girmeden önce okudum da yazarken fena kaptırmışım kendimi aga, güzel başlar gibi olmuş, biraz duygusalımsı bitmiş. garip olmuş. neyse okuyun işte, öptüm.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar