bugün
- ekonomi kötüyse neden ekonomimiz büyüyor11
- tanımadığınız birinin sorunlarını önemser misiniz9
- duş alıp uyumak2
- sporcu motorcu müzisyen ve uzun boylu olmak5
- selçuk bayraktar'ın boğazı yüzerek geçmesi2
- kısa ve vurucu yazmak6
- mantı13
- motorine 8 24 tl zam gelmesi13
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- deniz gül6
- gün tabağı6
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- sözlükte fosilleşmek6
- türklerin en sevdiğiniz yönü6
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- sarapci koala65
- imf den borç almayı zenginlik sanan malum zihniyet5
- apo piçtir piç kalacak8
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci8
- habire1221
- çocuğunuzun olduğunu hayal edebiliyor musunuz5
- özel mesajları ifşa edecek kadar ucuz olmak6
- orospu çocuğu abdullah öcalan4
- filenin sultanları yarı finalde8
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var7
- niğde de restorana girip dayak yemek5
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız5
- saraca096
- hostingdunyam5
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı7
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak6
- ellerim bos gonlum hos29
- doların sadece türkiye de yükseldiğini sanan solcu4
- keloğlanın sultanın kızına kafayı takması4
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- bu erkekler karısızlıktan top olmuş3
- devlet bahçeli8
- skoda fabia alınır mı5
- bir bela geliyor8
- arif kocabıyık16
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- lahmacun9
- anderson talisca2
- hep kaybeden tarafı savunmak5
- pornonun zararları4
- beşiktaş3
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- supangle ve puding in farkları2
tüm senaryoları acı bırakır, iz bırakır, değişiklik bırakır yüreğinizde. çünkü o mutlu sonları sevmeyen yönetmendir.
ve kendisinin bir söyleşisinden;
meksiko city'nin en ucube mahallelerinde büyüdüm. tabancaların olmadığı, cinayetlerin bıçaklarla işlendiği sokaklar. akşam eve dönmemiz bile mucizeydi. horoz dövüşlerinde bol para kaybettim. kadınları keşfedene kadar sokak kavgalarından zararlı çıktım. sonra onlar için dövüşmeye, erkeklik gücümü kanıtlamaya çalışarak zaman harcadım.
sarışınlar büyük kaslar, esmerler kan görmeyi severdi. ben kumrallarla seviştim. tembel bir adamım uzun konuşmaları sevmem. bazen etrafımdakiler adımı seslenir. ''guillermo, bu ne enfes bir film''.
güzellik kelimelere gerek duymaz, böyle zamanlarda sağır olmayı düşlerim. sadece müziği duyabileceğim alternatif bir evren ne güzel olurdu. bir senarist olduğumu söylediğimde
hep aynı hayranlık ve şaşkınlık karışımı yüzleri görürüm karşımda.
- peki buna nasıl karar verdiniz ?
hayatta kalabilmek için yazmak zorundaydım.
koku almayı, 13 yaşında bir sokak kavgasında kaybettim. kan, çöp, puslu hava, bayatlamış ekmek nasıl kokar bilmem. bu iğrençlikleri unutmak ne güzel! bir kadının tadını, pastanın
çileğini, etin lezzetini de ayırt edemem. saçlarım kafa derime yapışık yaşar, dilim de burnuma. iki organdan olduktan sonra hayata küsebilirdim. neyse ki şımarık değilim. diğerlerini
son sürat çalıştırmaya karar verdim. ellerimle ilgilendim. yumuşak ve esnekler. kadınları baştan çıkarmak için ideal. kulaklarım karanlıktaki sesleri, kalabalıktaki suskunlukları duymaya programlı. çaktırmadan evimi terk etmek isteyenleri mutlaka yakalarım. burnum nakavt olunca beynim dövüşe çıkar. yalnız ve çaresiz. kadınlar para kazanmaktan korkup evleniyorsa ve adamlar hatırlamamak için viskiye boğuluyorsa, ben de ölmemek için yaratabilirim.
dünyanın karmaşasında kendime yer alırken, yönümü de belirledim. kısa hikayelerle başladım. uzunları her canımı sıkmıştır. bir günden fazla vaktimi alan kitaplardan, balzac romanlarından ve mutlu sonlardan nefret ederim. hangimizin hayatında pişman olunmayan gerçekler var ? en fazla 17 sayfa kendime koyduğum sınır.
insanın ruhunu kanırtan hikayeler anlattım ki aptal hollywood filmlerinden tiksinebilin. onların kötü olduklarını iddia etmeyeceğim, ne de olsa çok para kazandırdılar. çoğunluğu salaklardan oluşan insan ırkı daha fazlasını hak etmiyor.
aşk isterseniz, bende de var. ihtiras, tutku ve cazibe. sadece benimkiler biraz daha gerginlik ve gözyaşıyla geliyor. iğrenç ve kederli olduğum için eleştiriyorlar. komik olmayın.
hangi ilişkiden bir yerleriniz morarmadan ayrıldınız?
daha sonraki yıllarda öyküler yetersiz kaldı. anlatmak istediklerim insanların hayal güçleri için fazla karmaşıktı. cesetleri ve umutsuzluğu düşleyemediğiniz için sıkıldıız, kitaplarım raflarda tozlandı.
bir yazarın inançsızlığı o zaman başladı.
madem ki sokaklarda gördüğünüz kazalardan kaçmak, dövüşlere sırt çevirmek istiyorsanız, ben de onları en görebileceğiniz yere, gözünüzün önüne koyarım! sinema koltuklarında aşk köpeği olmuş bir adamı görmeyi beklerken, kızarmış gözbebeklerinizle başbaşa kalırsınız. karanlığın içindeki ışık oyunları bittiğindene sevgilinizin elini tutmak gelir içinizden, ne de çocuğunuza sarılmak. çaresizlik sonsuz bir duygu, hepimizi esir alır. kelimeler önce sayfalara döküldü, oyuncular ikilemlerimi hissetti, en sonunda koltukta izlerken vahşeti yaşadım. siz madem ki dehşeti beyninizde yaratmayan aptallarsınız, bu da benim intikamım!
olaylar benle oynaştı, egolarımı saklamak için sustum. duvara yumruk atmak, ya da masanın üzerindeki cansız nesneleri devirmek ne büyük klişe. filmlerde bunun sonunda adam hızla koşarak aradığı kadını bulur, kadın bu beklenmeyen jest karşısında kendinden geçer, kimse daha önce onun için elini kana bulamamıştır.
peki gerçek hayatta bu kadar güzel biten ne var ?
benim filmlerim sokakta bakıp geçtiklerinizi, zamana bırakıp sustuklarınızı, geçmişten gelen ikilemlerinizi masaya koydu. yanına bir bıçak, bir de kutu bıraktı.
sonra dilediğinizi yapabilirsiniz.
sinemanın gücünü seviyorum. yıllardır anlatamadıklarımı dakikalarla sınırlıyor. verdiklerim seni esir alıyor ve güzelliklerine bürünüyorsun. kısacası kendini önemli sanma yanılgısı oluyor filmlerde. hepsine kanıyorsun.
derini kanırtır yazdıklarım, midendekiler yemek borunda yolculuğa çıkar, müzik kalbinde sıkışır. hissettiklerin kendi seçimin. planlı değil emin ol. seni ağlatmak istemem hayat kabuslar değil. yaşadığımız dehşet yıllarında pollyanna'cılık oynamak saçma geliyor yalnızca. o farkında olmamızı göstermeye çalışıyorsa, göz ardı edemeyiz.
zamana ayak uydurmak bu. gerçeklerin karanlık savaşı.
yönetmenler, oyuncular ve yazarlar hep aynı yemeği yeriz: insan bulamacı.
sevgi eksik kalır biraz, nefreti fazla sindiremeden tükürmek istiyenlerle alay ederiz. otobüslerde çok vakit geçiririm. aynı çıkmazın içindeki dolmuş bedenler, önündeki kadının poposunda şehveti arar. adam yanındakinin gazetesini paylaşmak isterken, çocuklar yukarıda kalan dünyaya merakla bakar. zavallı kadın pencereden zamanı yakalamaya çalıştığında, durakta bekleyen adama aşık olur.
hayat otobüslerde kendi ritmini bulur.
bir kadını özlüyorum. çıplak bedeniyle odada dolaşan, ışığı açtığında çarşaflarla gölgelenmeyen. kadın denilen mahluk nemfoman fantazileri ya da frijit bedeniyle geliyor, alkol yüklemesi bile işe yaramıyor. konuşamıyorum. dehşete düştüğümde çaresizlikten kıvaranan ruhumla yazmaya koyuluyorum. köşe başında dilenen adamın, tekerlekli sandalyedeki kadının, kayıp bir köpeğin, araba kazasının hikayelerini yazıyorum. sizin gözlerinizi kapadıklarınıza birilerinin bakması gerek. nihai amacım
yalanlara başkaldırıyor. direncimi kaybetmek içimdeki sevgiye daha çabuk ulaşmamı sağlıyor. özlem egolarımı ele geçirdiğinde, kemik isteyen köpeğin çaresizliğiyle bekliyorum.
belki de aşkı bulamadıkça yazıyorum.
tek amacım var: sonunda olmak istediğim insan. ben hızla ilerlerken, tesadüfler yolumu kesiyor. durmak zorundayım. ne güzel hala vazgeçebilmek. takvimimden günleri ve haftaları silip, yaşamı alanlara bölüyorum, ritmini bulsun diye. bir blok halinde ilerleyen zaman, dün ve yarınla bağlantısı kesilince kötürüm kalıyor. önceleri yattığı yerden ona hizmet etmemi bekliyor. ben beklentilerimi ve mutsuzluklarımı sunuyorum. tadı acı geliyor. sonra üzüntülerin içine kattığım hüzün haplarını tutuşturuyorum eline. yutmuyor.
''bağlantıları kur'' diyor bana bir bardak suyla. geçmişin hüznünü bugünün korkaklığına uyduruyorum hemen. bir ayağı oynar gibi oluyor.
acı.
''yarın'' diyor, '' bugünü yarına eklemem gerek''. bugünün korkularını yontunca, yarının beklentilerine oturmuş gibi oluyor. aralardan sızıntı yapan yalanları zamanın içine atıyorum.
dün, bugüne, şimdi sonraya devam ediyor. zaman iyileşiyor. topuğundaki sancıya rağmen yürümeyi sürdürüyor. kimse kederinin kapatan bantlarını fark etmiyor.''
not: copy paste değildir.
ve kendisinin bir söyleşisinden;
meksiko city'nin en ucube mahallelerinde büyüdüm. tabancaların olmadığı, cinayetlerin bıçaklarla işlendiği sokaklar. akşam eve dönmemiz bile mucizeydi. horoz dövüşlerinde bol para kaybettim. kadınları keşfedene kadar sokak kavgalarından zararlı çıktım. sonra onlar için dövüşmeye, erkeklik gücümü kanıtlamaya çalışarak zaman harcadım.
sarışınlar büyük kaslar, esmerler kan görmeyi severdi. ben kumrallarla seviştim. tembel bir adamım uzun konuşmaları sevmem. bazen etrafımdakiler adımı seslenir. ''guillermo, bu ne enfes bir film''.
güzellik kelimelere gerek duymaz, böyle zamanlarda sağır olmayı düşlerim. sadece müziği duyabileceğim alternatif bir evren ne güzel olurdu. bir senarist olduğumu söylediğimde
hep aynı hayranlık ve şaşkınlık karışımı yüzleri görürüm karşımda.
- peki buna nasıl karar verdiniz ?
hayatta kalabilmek için yazmak zorundaydım.
koku almayı, 13 yaşında bir sokak kavgasında kaybettim. kan, çöp, puslu hava, bayatlamış ekmek nasıl kokar bilmem. bu iğrençlikleri unutmak ne güzel! bir kadının tadını, pastanın
çileğini, etin lezzetini de ayırt edemem. saçlarım kafa derime yapışık yaşar, dilim de burnuma. iki organdan olduktan sonra hayata küsebilirdim. neyse ki şımarık değilim. diğerlerini
son sürat çalıştırmaya karar verdim. ellerimle ilgilendim. yumuşak ve esnekler. kadınları baştan çıkarmak için ideal. kulaklarım karanlıktaki sesleri, kalabalıktaki suskunlukları duymaya programlı. çaktırmadan evimi terk etmek isteyenleri mutlaka yakalarım. burnum nakavt olunca beynim dövüşe çıkar. yalnız ve çaresiz. kadınlar para kazanmaktan korkup evleniyorsa ve adamlar hatırlamamak için viskiye boğuluyorsa, ben de ölmemek için yaratabilirim.
dünyanın karmaşasında kendime yer alırken, yönümü de belirledim. kısa hikayelerle başladım. uzunları her canımı sıkmıştır. bir günden fazla vaktimi alan kitaplardan, balzac romanlarından ve mutlu sonlardan nefret ederim. hangimizin hayatında pişman olunmayan gerçekler var ? en fazla 17 sayfa kendime koyduğum sınır.
insanın ruhunu kanırtan hikayeler anlattım ki aptal hollywood filmlerinden tiksinebilin. onların kötü olduklarını iddia etmeyeceğim, ne de olsa çok para kazandırdılar. çoğunluğu salaklardan oluşan insan ırkı daha fazlasını hak etmiyor.
aşk isterseniz, bende de var. ihtiras, tutku ve cazibe. sadece benimkiler biraz daha gerginlik ve gözyaşıyla geliyor. iğrenç ve kederli olduğum için eleştiriyorlar. komik olmayın.
hangi ilişkiden bir yerleriniz morarmadan ayrıldınız?
daha sonraki yıllarda öyküler yetersiz kaldı. anlatmak istediklerim insanların hayal güçleri için fazla karmaşıktı. cesetleri ve umutsuzluğu düşleyemediğiniz için sıkıldıız, kitaplarım raflarda tozlandı.
bir yazarın inançsızlığı o zaman başladı.
madem ki sokaklarda gördüğünüz kazalardan kaçmak, dövüşlere sırt çevirmek istiyorsanız, ben de onları en görebileceğiniz yere, gözünüzün önüne koyarım! sinema koltuklarında aşk köpeği olmuş bir adamı görmeyi beklerken, kızarmış gözbebeklerinizle başbaşa kalırsınız. karanlığın içindeki ışık oyunları bittiğindene sevgilinizin elini tutmak gelir içinizden, ne de çocuğunuza sarılmak. çaresizlik sonsuz bir duygu, hepimizi esir alır. kelimeler önce sayfalara döküldü, oyuncular ikilemlerimi hissetti, en sonunda koltukta izlerken vahşeti yaşadım. siz madem ki dehşeti beyninizde yaratmayan aptallarsınız, bu da benim intikamım!
olaylar benle oynaştı, egolarımı saklamak için sustum. duvara yumruk atmak, ya da masanın üzerindeki cansız nesneleri devirmek ne büyük klişe. filmlerde bunun sonunda adam hızla koşarak aradığı kadını bulur, kadın bu beklenmeyen jest karşısında kendinden geçer, kimse daha önce onun için elini kana bulamamıştır.
peki gerçek hayatta bu kadar güzel biten ne var ?
benim filmlerim sokakta bakıp geçtiklerinizi, zamana bırakıp sustuklarınızı, geçmişten gelen ikilemlerinizi masaya koydu. yanına bir bıçak, bir de kutu bıraktı.
sonra dilediğinizi yapabilirsiniz.
sinemanın gücünü seviyorum. yıllardır anlatamadıklarımı dakikalarla sınırlıyor. verdiklerim seni esir alıyor ve güzelliklerine bürünüyorsun. kısacası kendini önemli sanma yanılgısı oluyor filmlerde. hepsine kanıyorsun.
derini kanırtır yazdıklarım, midendekiler yemek borunda yolculuğa çıkar, müzik kalbinde sıkışır. hissettiklerin kendi seçimin. planlı değil emin ol. seni ağlatmak istemem hayat kabuslar değil. yaşadığımız dehşet yıllarında pollyanna'cılık oynamak saçma geliyor yalnızca. o farkında olmamızı göstermeye çalışıyorsa, göz ardı edemeyiz.
zamana ayak uydurmak bu. gerçeklerin karanlık savaşı.
yönetmenler, oyuncular ve yazarlar hep aynı yemeği yeriz: insan bulamacı.
sevgi eksik kalır biraz, nefreti fazla sindiremeden tükürmek istiyenlerle alay ederiz. otobüslerde çok vakit geçiririm. aynı çıkmazın içindeki dolmuş bedenler, önündeki kadının poposunda şehveti arar. adam yanındakinin gazetesini paylaşmak isterken, çocuklar yukarıda kalan dünyaya merakla bakar. zavallı kadın pencereden zamanı yakalamaya çalıştığında, durakta bekleyen adama aşık olur.
hayat otobüslerde kendi ritmini bulur.
bir kadını özlüyorum. çıplak bedeniyle odada dolaşan, ışığı açtığında çarşaflarla gölgelenmeyen. kadın denilen mahluk nemfoman fantazileri ya da frijit bedeniyle geliyor, alkol yüklemesi bile işe yaramıyor. konuşamıyorum. dehşete düştüğümde çaresizlikten kıvaranan ruhumla yazmaya koyuluyorum. köşe başında dilenen adamın, tekerlekli sandalyedeki kadının, kayıp bir köpeğin, araba kazasının hikayelerini yazıyorum. sizin gözlerinizi kapadıklarınıza birilerinin bakması gerek. nihai amacım
yalanlara başkaldırıyor. direncimi kaybetmek içimdeki sevgiye daha çabuk ulaşmamı sağlıyor. özlem egolarımı ele geçirdiğinde, kemik isteyen köpeğin çaresizliğiyle bekliyorum.
belki de aşkı bulamadıkça yazıyorum.
tek amacım var: sonunda olmak istediğim insan. ben hızla ilerlerken, tesadüfler yolumu kesiyor. durmak zorundayım. ne güzel hala vazgeçebilmek. takvimimden günleri ve haftaları silip, yaşamı alanlara bölüyorum, ritmini bulsun diye. bir blok halinde ilerleyen zaman, dün ve yarınla bağlantısı kesilince kötürüm kalıyor. önceleri yattığı yerden ona hizmet etmemi bekliyor. ben beklentilerimi ve mutsuzluklarımı sunuyorum. tadı acı geliyor. sonra üzüntülerin içine kattığım hüzün haplarını tutuşturuyorum eline. yutmuyor.
''bağlantıları kur'' diyor bana bir bardak suyla. geçmişin hüznünü bugünün korkaklığına uyduruyorum hemen. bir ayağı oynar gibi oluyor.
acı.
''yarın'' diyor, '' bugünü yarına eklemem gerek''. bugünün korkularını yontunca, yarının beklentilerine oturmuş gibi oluyor. aralardan sızıntı yapan yalanları zamanın içine atıyorum.
dün, bugüne, şimdi sonraya devam ediyor. zaman iyileşiyor. topuğundaki sancıya rağmen yürümeyi sürdürüyor. kimse kederinin kapatan bantlarını fark etmiyor.''
not: copy paste değildir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar