bugün
- bir zihinden diğer zihne geçen memler8
- queen ravenna ve cinleri14
- hayatın insana diz çöktürmeye çalışması5
- sonbahar depresyonu3
- öldükten sonraki ilk 1 milyar yıl4
- korku filmleri pornografi bilinçaltını besler3
- çomarların tartışamaması3
- mesleğinizi söyleyince muhatap olduğunuz sorular12
- karabüyü yapılan kaynananın hala yaşaması6
- kuru patlıcan dolması4
- manifestten hangi kızla sevişirdin16
- bilim ve materyalizm her şeyi açıklamaz4
- beni affettiğini söylesin gideyim10
- tavuğun neden kanatları var11
- zamdan önce gelen petrol gaz haberleri3
- çok sıkıcısın be sözlük4
- karton toplayan birini görseniz naparsınız5
- büyülü zihinle seçici kitap okuma4
- bilinçaltı2
- sözlükte üzdüğüm yazarlar11
- kendi hayatının figüranı olmak4
- büyü yapmak4
- yurtdışı çıkış harcı2
- sueda uluca silvermist benzerliği11
- taliban7
- 8 eylül 2026 real madrid inter maçı4
- bilinçaltı katmanı düşmüş meleklerin alanıdır2
- iğrenç askerlik anıları2
- rastgele kitap sayfaları açıp okumak3
- queen ravenna'nın değişimi3
- karanlık astral eterdeki tekillik zihni3
- insanın bir gün anlaşılacağını beklemesi3
- bugünü yaşama arzusu2
- youtube öneri motoruyla zihin programlama2
- ulu sözlükte artan astral karanlık enerji3
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü12
- izmir3
- bilmiyorum2
- kulaklık6
- bilinçaltına sızıp kontrolü devralmak2
- dünya adaletli bir yer midir3
- 100 bin lira3
- afganistan4
- vişneli tayfır2
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı11
- pandela 38
- bağlamanın zıtlıklardan beslenen doğası2
- izmir yanıyor3
- erkeklere doğum izninin 3 gün olması5
- kendinizi en iyi ne zaman hissediyorsunuz3
Yine getiriyordu hayattaki her şey adamı kadına ama koca bir gökyüzü çöktü hayallerinin üstüne ve yıkıldı binalar 'adamdaki kadın'ın üstüne, enkaz altında şimdi tümden ama eli kaldı dışarıda sadece ya da adam öyle olduğunu düşünüyor fakat ses duyuyordu bazen içinden geliyor gibi, 'hey! kimse var mı orada?'. Yaşıyor gibiydi kadın bazen ama yaşıyor olmaması gerekirdi çünkü adam o en sevdikleri kitabın, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak canlandırdıkları, üstelik de en sevdikleri bölümlerini yine aklından geçirirken ezbere:
+Demek kraliçe olmasaydınız beni sevecektiniz madam, öyle mi? bu durumda, sizi bana karşı böyle acımasız kılanın konumunuzun saygınlığı olduğuna inanabilirim, demek Madam de Chevreuse olsaydınız, zavallı Buckingham ümit besleyebilirdi? Ah! Güzel majesteleri, bu tatlı sözler için yüzlerce teşekkürler.
- Ah! Milord, beni yanlış anladınız; demek istediğim...
+ Susun! Susun! Bir yanlış anlaşılmadan dolayı mutluysam, o mutluluğu elimden alma acımasızlığını göstermeyin. Kendiniz de söylediniz beni bir tuzağa düşürdüler, belki de ölebilirdim, çünkü ne gariptir ki bir süredir öleceğimi hissediyorum.
- Aman Tanrım! Evet dük, benim de bazı önsezilerim, rüyalarım var. Bir keresinde sizin yaralandığınızı gördüm, kanlar içerisinde yatıyordunuz.
+ Sol yanda, değil mi, bir bıçak yarası?
- Evet, aynen öyle, sol tarafta bir bıçakla.
+ Daha fazla duymak istemiyorum madam, beni seviyorsunuz, bu çok güzel.
- Sizi seviyor muyum?
+ Evet. Beni sevmeseydiniz, Tanrı benim gördüğüm rüyayı size gönderir miydi? Birbirlerine yüreğinden bağlı iki insan aynı önsezileri paylaşabilir miydi? Ah! Kraliçem, beni seviyorsunuz, beni ağlatacaksınız!
- Aman Tanrım! Tanrım! Bakın dük, Tanrı aşkına gidin artık, sizi sevip sevmediğimi bilmiyorum. Bana merhamet edin ve gidin. Ah! Fransa'da ölürseniz, ölümünüzün nedeninin bana olan aşkınız olduğunu düşünüp kendimi asla effetmeyeceğim.
+ Ah! Bu halinizle ne güzelsiniz! Sizi ne kadar seviyorum!
- Gidin! Gidin! Size yalvarırım ve daha sonra geri dönün; elçi olarak, bakan olarak etrafınızda sizi savunacak muhafızlarla, size göz kulak olacak hizmetkarlarla geri gelin, o zaman hayatınız için endişelenmeyeceğim ve sizi yeniden görmekten mutlu olacağım.* *
içinden bir başka ses yanlış köprülerde yanlış gemilerin yakıldığını söylüyordu kulağına ve o kadar kontrol etmesine rağmen köprünün bastığı yerlerindeki tahtalarının eksik olup olmadığını, tam ulaşmak üzereyken köprünün ucundaki kadına, köprü çökmüş adam da 'o'na ulaşamadan aşağı düşmüştü. Oysa ne çok seviyordu kadın kraliçe, adam kılıç taşıyan bir dük olmayı ve ne de çok da benziyordu birbirine ulaşamayan tiyatral yönleri ile gerçek karakterleri, çünkü sonunda hep sorguluyorlardı 'biz var mıydık?' diye.
Oysa ki yaşam kadar gerçekti 'biz' olgusu onlar için ama yaşamak gibi sahteydi, çünkü aynı kraliçe gibi, git diyordu ama gelme diyemiyordu kadın. Sadece biliyorlardı ki, bir başka zaman gerekti onlara, erkeklerin, atların sırtında aşkları için düelloya çıktıkları, sevdikleri kadının uğruna gözlerini kırpmadan ölüme gidebilecekleri kadar temiz ve onurlu sevebilecekleri ama kadınların da kraliçeler gibi asil ve kendilerine gösterilen bu aşk reveranslarını kaldırabilecek ya da kendileri için ölen bu adamların ardından yaşamamayı tercih edebilecek kadar tutkulu oldukları ve aşkın birini acı içerisinde yaşarken öldürmek değil, saf ve şerefli ve tutkulu şekilde birlikte ölmek olduğu zamanlar gibi ancak yoktu öyle bir şansları ve kadın çabuk sıkıldı bu şeyden, hemen her şeyden çarçabuk sıkıldığı gibi. işte bu yüzden git dedi adama, sadece git ve bilmiyorum:
-git!
+ya sevgi?
-bilmiyorum, git işte.
Gitti adam kendi yoluna, ne de olsa kendinden önce gelirdi 'o'nun istekleri ve bu da onlardan biriydi, sonra saate baktı bir gün kendini dünya kadar yorgun hissettiğinde, saat kendi yönünde dönmüştü yıllarca ve geçmişti zaman o çürük köprüyü aşma denemesinden bu yana ama akrep ve yelkovan birbirlerini kovaladıkça, eski bir 'an'ın tortusunun korkusundan geçememişti ve ayırdına vardığı tek gerçekti aslında sadece 'saat ibresinin tersi yönünde dönen bir hayat'a sahip olabildiği, gerisi ise zamandan korkmuş bir düştü ve artık bir mucize gerekti adama ve son düşüşü değil, kafa tutuşu olacaktı kaderine, altındaki tahta köprüden boynunda bir iple bir sonraki kayışı.
[https://www.youtube.com/watch?v=t_YzPKnCVLQ ]
+Demek kraliçe olmasaydınız beni sevecektiniz madam, öyle mi? bu durumda, sizi bana karşı böyle acımasız kılanın konumunuzun saygınlığı olduğuna inanabilirim, demek Madam de Chevreuse olsaydınız, zavallı Buckingham ümit besleyebilirdi? Ah! Güzel majesteleri, bu tatlı sözler için yüzlerce teşekkürler.
- Ah! Milord, beni yanlış anladınız; demek istediğim...
+ Susun! Susun! Bir yanlış anlaşılmadan dolayı mutluysam, o mutluluğu elimden alma acımasızlığını göstermeyin. Kendiniz de söylediniz beni bir tuzağa düşürdüler, belki de ölebilirdim, çünkü ne gariptir ki bir süredir öleceğimi hissediyorum.
- Aman Tanrım! Evet dük, benim de bazı önsezilerim, rüyalarım var. Bir keresinde sizin yaralandığınızı gördüm, kanlar içerisinde yatıyordunuz.
+ Sol yanda, değil mi, bir bıçak yarası?
- Evet, aynen öyle, sol tarafta bir bıçakla.
+ Daha fazla duymak istemiyorum madam, beni seviyorsunuz, bu çok güzel.
- Sizi seviyor muyum?
+ Evet. Beni sevmeseydiniz, Tanrı benim gördüğüm rüyayı size gönderir miydi? Birbirlerine yüreğinden bağlı iki insan aynı önsezileri paylaşabilir miydi? Ah! Kraliçem, beni seviyorsunuz, beni ağlatacaksınız!
- Aman Tanrım! Tanrım! Bakın dük, Tanrı aşkına gidin artık, sizi sevip sevmediğimi bilmiyorum. Bana merhamet edin ve gidin. Ah! Fransa'da ölürseniz, ölümünüzün nedeninin bana olan aşkınız olduğunu düşünüp kendimi asla effetmeyeceğim.
+ Ah! Bu halinizle ne güzelsiniz! Sizi ne kadar seviyorum!
- Gidin! Gidin! Size yalvarırım ve daha sonra geri dönün; elçi olarak, bakan olarak etrafınızda sizi savunacak muhafızlarla, size göz kulak olacak hizmetkarlarla geri gelin, o zaman hayatınız için endişelenmeyeceğim ve sizi yeniden görmekten mutlu olacağım.* *
içinden bir başka ses yanlış köprülerde yanlış gemilerin yakıldığını söylüyordu kulağına ve o kadar kontrol etmesine rağmen köprünün bastığı yerlerindeki tahtalarının eksik olup olmadığını, tam ulaşmak üzereyken köprünün ucundaki kadına, köprü çökmüş adam da 'o'na ulaşamadan aşağı düşmüştü. Oysa ne çok seviyordu kadın kraliçe, adam kılıç taşıyan bir dük olmayı ve ne de çok da benziyordu birbirine ulaşamayan tiyatral yönleri ile gerçek karakterleri, çünkü sonunda hep sorguluyorlardı 'biz var mıydık?' diye.
Oysa ki yaşam kadar gerçekti 'biz' olgusu onlar için ama yaşamak gibi sahteydi, çünkü aynı kraliçe gibi, git diyordu ama gelme diyemiyordu kadın. Sadece biliyorlardı ki, bir başka zaman gerekti onlara, erkeklerin, atların sırtında aşkları için düelloya çıktıkları, sevdikleri kadının uğruna gözlerini kırpmadan ölüme gidebilecekleri kadar temiz ve onurlu sevebilecekleri ama kadınların da kraliçeler gibi asil ve kendilerine gösterilen bu aşk reveranslarını kaldırabilecek ya da kendileri için ölen bu adamların ardından yaşamamayı tercih edebilecek kadar tutkulu oldukları ve aşkın birini acı içerisinde yaşarken öldürmek değil, saf ve şerefli ve tutkulu şekilde birlikte ölmek olduğu zamanlar gibi ancak yoktu öyle bir şansları ve kadın çabuk sıkıldı bu şeyden, hemen her şeyden çarçabuk sıkıldığı gibi. işte bu yüzden git dedi adama, sadece git ve bilmiyorum:
-git!
+ya sevgi?
-bilmiyorum, git işte.
Gitti adam kendi yoluna, ne de olsa kendinden önce gelirdi 'o'nun istekleri ve bu da onlardan biriydi, sonra saate baktı bir gün kendini dünya kadar yorgun hissettiğinde, saat kendi yönünde dönmüştü yıllarca ve geçmişti zaman o çürük köprüyü aşma denemesinden bu yana ama akrep ve yelkovan birbirlerini kovaladıkça, eski bir 'an'ın tortusunun korkusundan geçememişti ve ayırdına vardığı tek gerçekti aslında sadece 'saat ibresinin tersi yönünde dönen bir hayat'a sahip olabildiği, gerisi ise zamandan korkmuş bir düştü ve artık bir mucize gerekti adama ve son düşüşü değil, kafa tutuşu olacaktı kaderine, altındaki tahta köprüden boynunda bir iple bir sonraki kayışı.
[https://www.youtube.com/watch?v=t_YzPKnCVLQ ]
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar