bugün
- benim bileğim yamuk mu9
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı31
- ısparta da gece hayatı13
- sözlük erkeklerinin bicepsleri81
- bir tırcı sevmek5
- işçileri köle gibi çalıştıran türk patronlar6
- ya aşkım senin neden bicepslerin yok diyen kız10
- vücut geliştirme ve eşcinsellik6
- nusret3
- hiç uçağa binmemek7
- anın görüntüsü22
- bicepsiz fakir erkek6
- duanın bir şeye yaramaması28
- akplisin yani27
- türkiye de israilli kadına saldıran yobazlar6
- fon mağduru 500 bin insan napacak3
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey6
- erecto bey birader birader beydir2
- kavala kurabiyesi2
- çok eşlilik büyük bir sapıklıktır7
- hakkari de gece hayatı2
- bir oturuşta yarım ekmek tost yiyen erkek10
- götü güzel cüzdanı zengin sözlük erkekleri9
- sözlük erkeklerinin göğüs kasları12
- konya da gece hayatı2
- gönlü zengin kalbi güzel erkek12
- ev içinde uludağ sözlüğe bakamamak6
- fon vurgunu52
- canım ıspartam5
- arkadaşların evlenip çocuk sahibi olması2
- botoks yaptırmış sözlük üyeleri7
- 3 saat çalışan çamaşır makinesi9
- aykirikadin13
- fatma betül sayan kaya22
- dölüm geldi diyen erkek4
- bicepsini çıkartıp sözlük kızlarına gösteren hain7
- biberiye turşusu5
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım6
- isparta'yı bir cümle ile anlatmak2
- her gün 14 yumurta yiyen sözlük insanı3
- ne yapıyorsun8
- ayak fetişizminin neresi sapıklık9
- neden 50 tane arap devleti var12
- dizel araba kullanmak2
- akp li akp li bakan tip8
- her şeye neden diye sormak4
- 24 eylül 2017 sözlük erkekleri sözlük kızları maçı6
- akşamki tantana15
- insanın biraz da kendisi için üzülmesi2
- çirkin ama fakir erkek7
2006 yapımı John Carney filmidir.
Öyle bir film ki, en "baba" müzikaller bile bu denli etkileyici olmayı başaramadı gözümde, zamansız ve şov amaçlı parçaları, yok yere dansa başlayan milyon dolarlık şöhretleri ile. Oysa ki irlanda'dan çıkıp gelen bu filmde The Frames isimli grubun solisti olan Glen Hansard'ın gitarı ve sesi ile halihazırda bir piyanist olan Marketa irglova'nın tuşlara dokunuşunun tarifsiz bütünleşmesi insanı şarkıları tekrar tekrar dinlemeye, dinledikçe daha bir bağırarak eşlik etmeye teşvik ediyor. Filmin bu denli sıcak ve doğal olmasının önemli bir nedeni de iki başkarakterin de oyuncu olmaması. 1 saat 26 dakika gibi kısa bir süredeve basit bir hikaye etrafında, üstelik bu sürenin yarısını -belki daha fazlasını- birbirinden güzel parçalar ile geçirerek bu denli sıcak bir film yaratmak gerçekten inanılmaz.
--spoiler--
Umutsuz bir aşkın peşinde Londra'da sürüklenen ve annesinin ölümüyle Dublin'e, babasının yanına dönen delikanlımız -ki filmde bir isim geçmiyor- babasının dükkanında elektrikli süpürge tamir ederken bir yandan da sokaklarda şarkılarını söyleyerek yaşamını kazanıyor. Çek Cumhuriyeti'nden Dublin'e kızı ve annesiyle,kocasını geride bırakarak, göç etmiş kızımız -o da isimsiz- ise aynı sokaklarda çiçek satarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Ve bu iki dünyanın bir akşam kesişmesiyle iki ilişki mağlubu, hayat mağduru , ki isimsiz olmalarının temel nedeni de bu durumdaki her ademoğluna sesleniyor olması bence, zevk aldıkları şeye, müziğe sığınarak bize bol bol ziyafet sunuyorlar. Tabi öyküye tanıklık ettikçe sevginin illa ki bir öpücük ya da beraber olmak değil; doknumadan öte, aynı havayı solumanın, aynı kaldırıma oturmanın verdiği mutluluk olduğunu hatırlıyoruz.Filmin sonu da bizi sevgi denen kavram hakkında düşünmeye mecbur bırakıyor zaten.
--spoiler--
alıntı : http://antifa-kutay.blogs...dogru-insan-kac-kere.html
Öyle bir film ki, en "baba" müzikaller bile bu denli etkileyici olmayı başaramadı gözümde, zamansız ve şov amaçlı parçaları, yok yere dansa başlayan milyon dolarlık şöhretleri ile. Oysa ki irlanda'dan çıkıp gelen bu filmde The Frames isimli grubun solisti olan Glen Hansard'ın gitarı ve sesi ile halihazırda bir piyanist olan Marketa irglova'nın tuşlara dokunuşunun tarifsiz bütünleşmesi insanı şarkıları tekrar tekrar dinlemeye, dinledikçe daha bir bağırarak eşlik etmeye teşvik ediyor. Filmin bu denli sıcak ve doğal olmasının önemli bir nedeni de iki başkarakterin de oyuncu olmaması. 1 saat 26 dakika gibi kısa bir süredeve basit bir hikaye etrafında, üstelik bu sürenin yarısını -belki daha fazlasını- birbirinden güzel parçalar ile geçirerek bu denli sıcak bir film yaratmak gerçekten inanılmaz.
--spoiler--
Umutsuz bir aşkın peşinde Londra'da sürüklenen ve annesinin ölümüyle Dublin'e, babasının yanına dönen delikanlımız -ki filmde bir isim geçmiyor- babasının dükkanında elektrikli süpürge tamir ederken bir yandan da sokaklarda şarkılarını söyleyerek yaşamını kazanıyor. Çek Cumhuriyeti'nden Dublin'e kızı ve annesiyle,kocasını geride bırakarak, göç etmiş kızımız -o da isimsiz- ise aynı sokaklarda çiçek satarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Ve bu iki dünyanın bir akşam kesişmesiyle iki ilişki mağlubu, hayat mağduru , ki isimsiz olmalarının temel nedeni de bu durumdaki her ademoğluna sesleniyor olması bence, zevk aldıkları şeye, müziğe sığınarak bize bol bol ziyafet sunuyorlar. Tabi öyküye tanıklık ettikçe sevginin illa ki bir öpücük ya da beraber olmak değil; doknumadan öte, aynı havayı solumanın, aynı kaldırıma oturmanın verdiği mutluluk olduğunu hatırlıyoruz.Filmin sonu da bizi sevgi denen kavram hakkında düşünmeye mecbur bırakıyor zaten.
--spoiler--
alıntı : http://antifa-kutay.blogs...dogru-insan-kac-kere.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar