bugün
- memduh bashgan13
- simko39
- rambo ariel ortega7
- nihoşun ölümü16
- yılmaz güney'in sömürgecilerin kucağına oturması7
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi21
- çin'in abd'ye iha ihracatını yasaklaması11
- asteğmen3
- masklavi ve mel mel gibson'un birbirini artılaması10
- gheorghe hagi3
- terliksi vedat3
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık18
- tuncay ortega serhat serhat ceyhun ümit2
- herkes denize pikniğe giderken sizin çalışmanız6
- insanın inanmak istediğine inanması2
- alex de souza nobre ikilisi2
- karşısındaki yazarı kadın sanıp mesaj atan erkek12
- kıbrısı ingilize veren padişah6
- emret komutanım tahir yüzbaşı3
- fakirlerin çocuklarına koyduğu sikimsonik isimler3
- özgür özel'in tutuklanması9
- sahilde çok fazla şişman genç kadın olması3
- ülkücü bir babanın oğluna vereceği isim8
- ben gürcü yüm eşim arap karşıma türklükle gelmeyin2
- emret komutanım3
- yeni parti5
- alex de souza2
- benim çocuğum yapmaz annesi5
- sturm graz2
- waffle2
- velvet16
- eric abidal3
- akp vs pkk6
- zorunlu eğitim6
- kolonoskopi4
- roberto carlos ile tüpçü fikret'in otopark kavgası2
- yerli ve milli muhalefet2
- cafu lucio carlos silva ronaldinho ronaldo rivaldo2
- meal kuran değildir26
- midilli adası7
- uysaljakoben biraderin yok olması2
- bayan yazarların nick altı3
- arka kapının gıcırdaması5
- erdal beşikçioğlu18
- ülseratif kolit2
- bir kadının hoşlandığını belli etmesinin yolları6
- sözlük yazarı dövmek6
- ciguli kral2
- lore peyniri4
- yazarların sgk borcu4
ayağını yorganına göre uzatan insandır.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar