bugün
- emek hırsızı patronları ifşa etme akımı4
- diyete başlama pazartesisi4
- ismet bin komsomol el tavariş ül raskolnikov4
- istanbul da ortalama kiranın 42 bin tl olması3
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi12
- kadınlar sözlük2
- bilgi için mi like için mi yazılır7
- 14 haziran 2026 avustralyalının türk çocuğu x i2
- yeni arabalarda tuş yerine ekran olması2
- evlenmeyi başaramamış kadın17
- deli1i7
- botların ekşiden başlık araklaması4
- halkım yok sayılıyor işte kürt sorunu benim4
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı57
- kızına eşine bikini giydiren aile reisi7
- evde boş boş çerez yiyip bira içmek2
- buddy dude23
- menzil terör örgütü metö4
- hayatın planladığımız gibi gitmemesi2
- siyah carlsberg4
- barış alper yılmaz6
- deliliğin tedavisi10
- abd iran anlaşması2
- ona bir şey söyle16
- tunus5
- bir bölüm daha izleyeyim yatarım3
- güzel kızların isimleri6
- diamond bosphoruss birader4
- murat kurum'un dalış yaparak körfezi denetlemesi2
- aniden gelen boşluk hissi2
- dinlenme tesisinde kadına saldıran başıboş köpek3
- türkiye avustralya maçı5
- boşluğa dalmak2
- yem borusu çalmak2
- erkeklere gülmenin yakışmaması2
- diamond bosphoruss denen yazar17
- milli maçı izlemeyen erkek22
- montellanın santrafor oynatmama sebebi3
- evlenmek istemeyen insana seçilmemiş demek10
- nihoş3
- gocu28
- mantı abartılmış balon bir yemektir8
- karşı cinste hayran olunan özellik10
- isveç2
- bilecik te motosikletli uyuşturucu operasyonu2
- geçmişi çok fazla düşünmek2
- aktroller4
- iranda ne değişti de barış oldu2
- 14 haziran 2026 almanya curaçao maçı10
- hoşlanılan kızın 550'yi 2'ye bölünce 225 bulması2
ayağını yorganına göre uzatan insandır.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar