bugün
- silik sayınız7
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- gece 2 de yatıp sabah 6 da kalkmak5
- yanıyorum diye mesaj atan sözlük kızı4
- gece gelen yemek yapma isteği6
- online yazarlar nasıl görünür4
- daha favlamadan zaten favladınız uyarısı4
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- fon vurgununu eleştiren imama erişim engeli5
- kale3112'nin çalıştığı binaya saldırı düzenlemek6
- terhis oluyorum sözlük21
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- erecto bilader bilader bey2
- fon vurgunu nedir3
- ne bu fon vurgunu3
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- nasıl açık oylarız4
- uyudunuz mu arkadaşlar10
- trafikte korna çalmanın işlevi7
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- acıktım ne yesem3
- fatma betül sayan kaya28
- bizde arkadaşın karısına yanlış olmaz4
- sözlük üzerinden alınan son dm2
- gecenin şarkısı4
- çok yorgun geçirilen bir günün ardından6
- akıllı telefon kullanan erkek9
- 20078
- sözlükten buluştuğu kızın göğüslerini çalan adam5
- hediyeleşme kültürü2
- en güzel geçen yıllar4
- vajinanın tatsız tuzsuz olması6
- levent yüksel4
- mekke anlaşması'nın tbmm den geçmesi6
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- camilerdeki ayak kokusu11
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- tablacı köftesi3
- gece vardiyası yazarlar3
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- olgun erkek vs şakacı erkek3
- victor osimhen9
- münafık11
- damar patlatan hemşire uyuzluğu2
- yalnız kalma lüksü2
ayağını yorganına göre uzatan insandır.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
birde anımı paylaşayım, sene 1980 lerin ilk yarısı öyle tommy hilfiger, paul&shark, abercrombie, gap falan ülkeye girememiş henüz benetton türkiyede popüler değil, dexter ayakkabıyı bırak normal ayakkabı alabilmek sizi oldukça kalbur üstü seviyelere taşıyorken, kışa girilmek üzere botum ayağım büyüdüğü için ayağıma olmuyor, çok kızgınım kendime neden bu kadar hızlı büyüdü ayaklarım diye.
cumartesi dedemle beraber kızılaya gidiyoruz, ozaman alışveriş merkezleri falan yok ya ulusa ya kızılaya gideceksin, bulvarın üstünde kip mağazası var, devrin iyi mağazalarından. içeri giriyoruz ayakkabıların olduğu yere gidiyoruz, görevli 2-3 model çıkarıyor deniyorum, içlerinden birisini beğeniyorum, denediğim bot 34 numara dedem 1 numara büyüğünü istiyor, görevli tamam diyip depoya giderken dedem bana dönüp, kalın çorapla giyince tam olur diyor, aslında demek istediği belki seneyede giyersin ama beni incitmeden bunu anlatmaya çalışıyor, ee malum o yıllarda ayakkabı şimdilerdeki gibi çin malı seri üretim değil, pahallı, bende orta seviyeli bir devlet memuru ailesinin evladıyım, neyse botu alıp çıkıyoruz ama içim biraz buruk, keşke büyük almasaydık daha rahat olurdu diyorum, ama yinede mutluyum haftaya yep yeni botlarla başlayacağım diye.
pazartesi servise binmek için aşşağı indiğimde ayaklarım sıcacık içim mutlu, yanıma kapıcımızın cocuklarından birisi yanaşıyor, aynı okuldayız, ben servisi beklerken o okula yürüyerek gidiyor ,gitmedende elindeki sakızdan çıkan araba kartlarını bana gösteriyor, gözüm ayaklarına ilişiyor ayakkabının defalarca elden geçtiği belli, bir onun ayaklarına bakıp bir kendi ayaklarıma bakıp üzülüyorum, aklıma ayağıma olmayan ayakkabılarım geliyor,
s:lan kaç numara ayakkabı giyiyosun ?
x:ne biliyim lan
bunu derken ayagını hafif yan büküyor, ayakkabının burnu hafif açılmış, bir yandan düşünmeye devam ediyorum olmayan ayakkabılarımı teklif etsem ayıp olurmu, utanırmı diye, ardından teklif edemeyip susuyorum, o okula yürümeye başlıyor
canım sıkkın servisi beklerken apartmanımızın altında bakkal dükkanı işleten ahmet abi yanıma geliyor ,laflıyoruz biraz durumu anlatıyorum, oda bana kırmadan bunu nasıl yapabileceğimin yolunu gösteriyor *
akşam olduğunda düşündüğümü annemle paylaşıyorum, oldukça hoşuna gidiyor.
ertesi sabah ben servisi beklemeye aşşağı indiğimde muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz ,
s: olum şu araba kartlarını çıkarsana bi
x: napcan lan
s: sende tüm arabalar var, bende olmayan biri varmı diye bakacam
ardından çıkarıyor kartları, ben karıştırıyorum içlerinde lotus gp yi çekip çıkarıyorum
s: işte bu bende yok lan
x: olum o kimsede yok (aslında bulunmaz değil ama ,yinede nadir kartlardan biri)
s: sana bir teklifim var sen bana o kartı ver, bende sana kelepir bir çift ayakkabı vereyim
x: hımmm, immm, tamam ama bir şartla
s: nedir
x: denerim ayakkabı olursa veririm, yoksa vermem
s: anlaştık (bunu derken umarım ayakkabılar olur diye içimden geçiriyorum)
x: akşam okul sonrası bahçede buluşuyoruz ozaman tamammı ?
s: tamam
akşam okul sonrası bahçede takas işlemi için buluşuyoruz, deniyor ayakkabıyı
x: lan biraz büyük, ama olsun kalın çorapla giyerim, ben kabul ediyorum
s: tamam, al ayakkabıları, kartı ver.
bu diyalog sonrası alışveriş tamam, ikimizde mutluyuz ayakkabıları aldığı için.
bu alışverişten çok uzun yıllar sonra oturup o günleri yaad ederken hala yüzlerimiz gülümsüyor, şartlar zor olsada mutlu olduğumuz konusunda hem fikiriz. o şimdi öğretmen bense iktisadçıyım , o ayakkabıyı bilmem ama ben lotus gp resmi olan o kartı saklıyorum.
bu anıyı niye paylaştım kısmına gelirsek, markaların insanları sınıflandırmadığı zamanlardada sınıf farkları vardı, ama hiç bir zaman insanlığımızı kaybetmedik, bir insan bir markayı giyiyor diye ne zengin nede fakirdir bunu yargılamak kimseye düşmez.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com