bugün
- kadınların bir erkekte aradığı kriterler14
- mezun olunan okula yıllar sonra tekrar gitmek10
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız20
- messi vs maradona5
- sözlükte sizi kim tanıyor16
- yazarların hayatlarının 1 yılını satacakları fiyat11
- sözlükçülerin en iyi 5 roman listesi15
- 2026 dünya kupası30
- gs renklerini birleştirince altın mı çıkar5
- kant'ın ahlak yasası ve günlük hayat6
- kiraz cicegi kolonyasi44
- sersem herif14
- upuzun saçlarını kısacık kestiren kız5
- izlenilen ilk yabancı dizi12
- inanmıyorsanız bari saygı duyun6
- sevgiliyle film izlemek için sinema kapatan erkek4
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler7
- göksel ve teoman evlenseydi ne olurdu3
- allah olsanız yazacağınız kitabın ismi ne olurdu10
- ateist3
- yaprak yiyen kadın4
- misojini2
- avrupa birliği4
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı24
- aynı anda üç kızla gezmek5
- çirkin kadını güzel gösteren şeyler4
- meyveli soda içen erkek2
- mehmet okuyan12
- kim kimin fakesi10
- gavurun kızı6
- örümcek adamın siyah simbiyot kostümünü giymek2
- magnum4
- alttaki yazarın gerçek adını tahmin etme4
- sözlük erkeklerinin kurabiyeleri9
- zall'a yazdığım mesaj7
- fas13
- askeri ücretle erdoğanı savunan tip11
- fransa10
- deniz göktaş'ın proje olması2
- lise arkadaşları4
- aşkom diyen erkek4
- 10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı10
- yapay zeka ile sohbet ederken duyulan garip his4
- berat albayrak döneminde atılan enerji tohumları2
- en son ne zaman çaylak oldunuz3
- bir messi değil2
- abd iran ateşkesinin kalıcı olamaması10
- en saçma deyim ve atasözleri2
- sözlükte ciddi konuların konuşulmaması6
- kadınların koşamaması6
sanırım üniversite birinci sınıfta okuduğum seneydi, ya da iki... her neyse, bu hafıza sorunu son zamanlarda fazlasıyla sıkıntı oluşturmaya başladı bende. esasında bununla alakalı bir şeylerden söz etmek değildi niyetim. uzun zaman önceydi işte...
kavurucu yaz sıcağının etkisiyle kuzenlerim ve abimle beraber evde tıkılı kaldığımız bir yaz günüydü. yapılabilecek tüm seçenekleri gözden geçirip en makulu olan evde oturup film seyretmekte karar kılmıştık. yata yata pek bir büyüttüğümüz popolarımızı kaldırıp dışarıdan film kiralamaya üşendiğimizden, tvdeki program listesinden keyfimizi yerine getirecek bir film arar olduk. ve nihayet şansımız yaver gitti de zamanında pek bir kaliteli filmler veren, dekodersiz evlerin fazla hoşlanmadığı cine5'de 10 dakika sonra başlayacak olan filmi izlemeye niyetlendik: le diner de cons. "ben bu filmi biliyorum!" dedi abim; "tiyatro uyarlaması, tam bize göre..." salaklar sofrası idi türkçe adı. haliyle fransızca eğitim görmüş birisi olduğundan şaşırmadık film hakkında bilgi sahibi olmasına. gerçi bilmediği bir şeyler var mı diye sorsanız sanırım bu soruyu yanıtsız geçiştirmek zorunda kalırdım...
baştan sona kadar kahkaha bombardımanı şeklinde ilerleyen salaklar sofrası hayatım boyunca izlediğim en komik filmlerden biriydi, belki de en komiği!.. haftanın belli günlerinde arkadaşları ile çıktıkları yemeğe buldukları bir dolu salağı çağıran filmin kahramanları, kimin getirdiği adam en salak seçilirse ona ödül vermek için iddialaşırlar ve olaylar böylece zıvanadan çıkar. filmden sonra sabaha kadar film hakkında konuştuğumuzu ve hatırladığımız her sahnede katıla katıla güldüğümüzü bilirim. hatta bazan öyle bir gülme krizi tutuyordu ki kasıklarımıza kramplar giriyor, tuvalete yetişemesek altımıza kaçıracak oluyorduk...* filmde dikkatimi en çok çeken oyuncu jacques villeret olmuştu. dış görünüşü ile bile güldürme potansiyeline sahip olan bu oyuncuyu bir yerlerden gözüm ısırıyordu. hafiza-i beşer nisyan ile malüldür derler ama bu durum o zamanlar bende pek geçerli değildi sanırım. zira zehir gibi hafızamın hatırlayamayacağı pek az şey vardı... kısa bir süre sonra bu komik sıfatlı tıknaz vücutlu adamı nerden hatırladığımı buldum. cumartesi cumartesi adlı türk alman ortak yapımı filmde karısını doğrayarak salam yapan psikopat kasap rolünde muhteşem bir performans sergilemişti. tunç okan'ın otobüs'le beraber çektiği iki filmden biri olan bu film türk sinemasının en özgün mizah örneklerinden biriydi bana göre...
eğer ki canınız gülmek istiyorsa, karın ağrısından ve kasıklarınıza kramp girmesinden hoşlanıyorsanız bu iki filmi şiddetle tavsiye ederim. şu satırlara kadar konunun bu ne bu başlığı ile ne alakası var derseniz hemen anlatayım. mevzubahis ikinci filmin bir yerinde kreşe bırakılan yaramaz bir çocuk vardır. sürekli ortalığı karıştırır, arkadaşlarını döver, oyuncakları kırar. bu şımarık veled haylazlıklarını yaparken çevresindekilere durmadan aynı soruyu sorar. onu geçiştirmelerinden de hiç hoşlanmaz. işte ısrarla düzgün bir cevap alabilmenin umudu ile sorduğu bu sorudur; bu ne bu?.. * *
kavurucu yaz sıcağının etkisiyle kuzenlerim ve abimle beraber evde tıkılı kaldığımız bir yaz günüydü. yapılabilecek tüm seçenekleri gözden geçirip en makulu olan evde oturup film seyretmekte karar kılmıştık. yata yata pek bir büyüttüğümüz popolarımızı kaldırıp dışarıdan film kiralamaya üşendiğimizden, tvdeki program listesinden keyfimizi yerine getirecek bir film arar olduk. ve nihayet şansımız yaver gitti de zamanında pek bir kaliteli filmler veren, dekodersiz evlerin fazla hoşlanmadığı cine5'de 10 dakika sonra başlayacak olan filmi izlemeye niyetlendik: le diner de cons. "ben bu filmi biliyorum!" dedi abim; "tiyatro uyarlaması, tam bize göre..." salaklar sofrası idi türkçe adı. haliyle fransızca eğitim görmüş birisi olduğundan şaşırmadık film hakkında bilgi sahibi olmasına. gerçi bilmediği bir şeyler var mı diye sorsanız sanırım bu soruyu yanıtsız geçiştirmek zorunda kalırdım...
baştan sona kadar kahkaha bombardımanı şeklinde ilerleyen salaklar sofrası hayatım boyunca izlediğim en komik filmlerden biriydi, belki de en komiği!.. haftanın belli günlerinde arkadaşları ile çıktıkları yemeğe buldukları bir dolu salağı çağıran filmin kahramanları, kimin getirdiği adam en salak seçilirse ona ödül vermek için iddialaşırlar ve olaylar böylece zıvanadan çıkar. filmden sonra sabaha kadar film hakkında konuştuğumuzu ve hatırladığımız her sahnede katıla katıla güldüğümüzü bilirim. hatta bazan öyle bir gülme krizi tutuyordu ki kasıklarımıza kramplar giriyor, tuvalete yetişemesek altımıza kaçıracak oluyorduk...* filmde dikkatimi en çok çeken oyuncu jacques villeret olmuştu. dış görünüşü ile bile güldürme potansiyeline sahip olan bu oyuncuyu bir yerlerden gözüm ısırıyordu. hafiza-i beşer nisyan ile malüldür derler ama bu durum o zamanlar bende pek geçerli değildi sanırım. zira zehir gibi hafızamın hatırlayamayacağı pek az şey vardı... kısa bir süre sonra bu komik sıfatlı tıknaz vücutlu adamı nerden hatırladığımı buldum. cumartesi cumartesi adlı türk alman ortak yapımı filmde karısını doğrayarak salam yapan psikopat kasap rolünde muhteşem bir performans sergilemişti. tunç okan'ın otobüs'le beraber çektiği iki filmden biri olan bu film türk sinemasının en özgün mizah örneklerinden biriydi bana göre...
eğer ki canınız gülmek istiyorsa, karın ağrısından ve kasıklarınıza kramp girmesinden hoşlanıyorsanız bu iki filmi şiddetle tavsiye ederim. şu satırlara kadar konunun bu ne bu başlığı ile ne alakası var derseniz hemen anlatayım. mevzubahis ikinci filmin bir yerinde kreşe bırakılan yaramaz bir çocuk vardır. sürekli ortalığı karıştırır, arkadaşlarını döver, oyuncakları kırar. bu şımarık veled haylazlıklarını yaparken çevresindekilere durmadan aynı soruyu sorar. onu geçiştirmelerinden de hiç hoşlanmaz. işte ısrarla düzgün bir cevap alabilmenin umudu ile sorduğu bu sorudur; bu ne bu?.. * *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar