bugün
- true'nin libidosu neden yüksek7
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim7
- putin türkmüş9
- kankinizin sevgilinizi götürmesi5
- true'nin acile kaldırılması9
- mahalle kültürünün yok olması4
- tek adam4
- diyanet'in japonya da ne işi var3
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler5
- türk vatandaşları türktür8
- dinci şairler4
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- kıza fotoğraf yolladıktan sonra olabilecekler4
- giysi fiyatlarının uçması3
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci7
- türkiyeli olmak3
- sözlükte kimsenin kalmadığını hissetmek2
- sözlük yazarlarının kombinleri8
- canımın yubari kavunu çekmesi8
- 18 ağustos 2026 kuduz paniği2
- kill bill vol 33
- ilk öpüştüğüm kız6
- osuruktan şiirler41
- vexillarius the slayer3
- eczacının sağlıklı günler demesi5
- mokv öldü mü2
- aslan gibi adam11
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı20
- almanyada çok insan öldü haklı mıydı4
- adana kebap10
- gut hastalığı2
- rus milfi3
- burası instagram değil sözlük4
- amca diyen bokolog2
- bebek katili4
- gece pencereyi açık unutup yatmak5
- dünya asla vazgeçme günü4
- koreli ucube ile evlenen kadın3
- şu an sizi ne mutlu ederdi3
- ince memed3
- aleksey batrakov13
- haftanın gammazları listesi26
- türkiyenin ukraynaya füze satışına putin uyardı3
- gogo yubari ile okul gezisinde yanyana düşmek2
- ben geldim kerkenezler18
- sözlükten soğuma nedenleri17
- claudian clouds22
- kanal ayarlama 1500 lira11
- rusya'dan ingiltere'ye iha tehdidi2
- arkadaşlar sizce bu balık mı rihanna mı3
XXIV
Çölde kazaya uğradığımdan bu yana sekiz gün geçmişti. Tüccarın öyküsünün sonunu dinlerken son yudum suyumu içiyordum.
"Evet," dedim küçük prense. "Anlattıkların çok hoş ama ben hâlâ uçağımı onaramadım; içecek bir şeyim de kalmadı. Doğrusu ben de gönlümce bir su kaynağına yürümeyi isterdim!"
"Dostum olan tilki..."
"Sevgili küçük adamım. Bu işle tilkinin bir ilgisi yok!"
"Neden?"
"Çünkü susuzluktan ölmek üzereyim de ondan..."
Söylediğimi anlayamıyordu. "Dost edinmiş olmak iyi bir şeydir," dedi yanıt olarak, "ölmek üzere olsa bile insan. Örneğin ben bir tilki ile dost olduğum için çok mutluyum..."
"Durumu anlayamıyor," diye düşündüm. "Hiç susamıyor, hiç acıkmıyor ki. Biraz güneş yetiyor ona..."
Ama dimdik bana bakarak düşündüklerimi yanıtladı:
"Ben de susadım. Haydi bir kuyu arayalım..."
Bezginlikle elimi salladım. Koskoca çölde rasgele kuyu aramak saçmaydı. Yine de yürümeye başladım.
Birkaç saat konuşmadan yürüdük. Gece oldu ve yıldızlar çıktı. Susuzluk biraz başımı döndürüyordu; rüyadaymışım gibi baktım yıldızlara. Birden küçük prensin son söylediği çınladı kafamın içinde.
"Demek sen de susadın?" dedim.
Sorumu yanıtlamadı, yalnızca, "Su yürek için de iyidir..." dedi.
Bir şey anlamamıştım, ama sustum. Onu sorguya çekmenin bir işe yaramayacağını biliyordum.
Yorulmuştu. Oturdu. Ben de yanına oturdum. Bir süre sessizlikten sonra yine konuştu:
"Buralardan görülmeyen bir çiçek sayesinde yıldızlar güzel."
"Evet, güzel," diye yanıtladım. Sonra da önümüzde uzanan, ay ışığının aydınlattığı kum tepelerine çevirdim başımı.
"Çöl güzel," diye ekledi küçük prens.
Doğruydu. Çölü her zaman severdim. insan çölde bir kum tepesine oturduğunda hiçbir şey görmez, hiçbir şey duymaz. Ama yine de o sessizliğin içinde bir şeyler soluk alıp veriyor, bir şeyler parıldıyor gibidir...
"Çölü güzel yapan," dedi küçük prens, "bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması..."
Şaşkınlıkla baktım. Kumlardan yayılan gizemli ışığın nedenini anlamıştım birden. Çocukken yaşadığımız eski evin altında bir hazinenin gömülü olduğunu söylemişlerdi bize. Doğrusu kimse tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu, hatta belki kimse aramamıştı bile. Ama o evin büyüsüydü o. Evim yüreğimin derinliklerinde bir sır saklıyordu...
"Doğru," dedim küçük prense. "Ev, yıldızlar, çöl... Onları güzel yapan gözle görülmeyen bir şeyler!"
"Tilkimle aynı fikirde olmana sevindim," dedi küçük prens.
Küçük prens uykuya dalarken onu kucağıma alıp yine yola koyuldum. Çok etkilenmiştim; duygularım karmakarışık olmuştu. Çok narin bir hazine taşıyor gibiydim. Hatta, sanki dünyada ondan daha narin bir şey yoktu. Ay ışığının aydınlattığı soluk alnına, yumulu gözlerine, rüzgârın uçuşturduğu saçına baktım ve şöyle söyledim kendi kendime:
"Şu anda gördüğüm yalnızca bir kabuk. Asıl önemli olan ise gözle görülmüyor..."
Dudakları belli belirsiz bir gülümsemeyle aralanırken kendi kendime şunları söylüyordum:
"Küçük prensin beni en çok etkileyen yanı uykudayken bile çiçeğine, tüm varlığını bir lambanın ışığı gibi aydınlatan bir gülün hayaline olan bağlılığı..." Şimdi onu daha da narin hissediyordum. Onu korumak, sakınmak istiyordum; sanki hafif bir esintinin söndürüvcreceği bir küçücük alevdi...
Gün doğarken kuyuyu buldum.
Çölde kazaya uğradığımdan bu yana sekiz gün geçmişti. Tüccarın öyküsünün sonunu dinlerken son yudum suyumu içiyordum.
"Evet," dedim küçük prense. "Anlattıkların çok hoş ama ben hâlâ uçağımı onaramadım; içecek bir şeyim de kalmadı. Doğrusu ben de gönlümce bir su kaynağına yürümeyi isterdim!"
"Dostum olan tilki..."
"Sevgili küçük adamım. Bu işle tilkinin bir ilgisi yok!"
"Neden?"
"Çünkü susuzluktan ölmek üzereyim de ondan..."
Söylediğimi anlayamıyordu. "Dost edinmiş olmak iyi bir şeydir," dedi yanıt olarak, "ölmek üzere olsa bile insan. Örneğin ben bir tilki ile dost olduğum için çok mutluyum..."
"Durumu anlayamıyor," diye düşündüm. "Hiç susamıyor, hiç acıkmıyor ki. Biraz güneş yetiyor ona..."
Ama dimdik bana bakarak düşündüklerimi yanıtladı:
"Ben de susadım. Haydi bir kuyu arayalım..."
Bezginlikle elimi salladım. Koskoca çölde rasgele kuyu aramak saçmaydı. Yine de yürümeye başladım.
Birkaç saat konuşmadan yürüdük. Gece oldu ve yıldızlar çıktı. Susuzluk biraz başımı döndürüyordu; rüyadaymışım gibi baktım yıldızlara. Birden küçük prensin son söylediği çınladı kafamın içinde.
"Demek sen de susadın?" dedim.
Sorumu yanıtlamadı, yalnızca, "Su yürek için de iyidir..." dedi.
Bir şey anlamamıştım, ama sustum. Onu sorguya çekmenin bir işe yaramayacağını biliyordum.
Yorulmuştu. Oturdu. Ben de yanına oturdum. Bir süre sessizlikten sonra yine konuştu:
"Buralardan görülmeyen bir çiçek sayesinde yıldızlar güzel."
"Evet, güzel," diye yanıtladım. Sonra da önümüzde uzanan, ay ışığının aydınlattığı kum tepelerine çevirdim başımı.
"Çöl güzel," diye ekledi küçük prens.
Doğruydu. Çölü her zaman severdim. insan çölde bir kum tepesine oturduğunda hiçbir şey görmez, hiçbir şey duymaz. Ama yine de o sessizliğin içinde bir şeyler soluk alıp veriyor, bir şeyler parıldıyor gibidir...
"Çölü güzel yapan," dedi küçük prens, "bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması..."
Şaşkınlıkla baktım. Kumlardan yayılan gizemli ışığın nedenini anlamıştım birden. Çocukken yaşadığımız eski evin altında bir hazinenin gömülü olduğunu söylemişlerdi bize. Doğrusu kimse tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu, hatta belki kimse aramamıştı bile. Ama o evin büyüsüydü o. Evim yüreğimin derinliklerinde bir sır saklıyordu...
"Doğru," dedim küçük prense. "Ev, yıldızlar, çöl... Onları güzel yapan gözle görülmeyen bir şeyler!"
"Tilkimle aynı fikirde olmana sevindim," dedi küçük prens.
Küçük prens uykuya dalarken onu kucağıma alıp yine yola koyuldum. Çok etkilenmiştim; duygularım karmakarışık olmuştu. Çok narin bir hazine taşıyor gibiydim. Hatta, sanki dünyada ondan daha narin bir şey yoktu. Ay ışığının aydınlattığı soluk alnına, yumulu gözlerine, rüzgârın uçuşturduğu saçına baktım ve şöyle söyledim kendi kendime:
"Şu anda gördüğüm yalnızca bir kabuk. Asıl önemli olan ise gözle görülmüyor..."
Dudakları belli belirsiz bir gülümsemeyle aralanırken kendi kendime şunları söylüyordum:
"Küçük prensin beni en çok etkileyen yanı uykudayken bile çiçeğine, tüm varlığını bir lambanın ışığı gibi aydınlatan bir gülün hayaline olan bağlılığı..." Şimdi onu daha da narin hissediyordum. Onu korumak, sakınmak istiyordum; sanki hafif bir esintinin söndürüvcreceği bir küçücük alevdi...
Gün doğarken kuyuyu buldum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar