bugün
- gömü bulmak7
- melih gökçek'e soruşturma açılması8
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı20
- yaşlı insanlar neden huysuz olur6
- sesli kitap dinlemek3
- yazarların sevdiği sözler2
- gocu abiyi akşamki boks maçına hazırlamak3
- çi çi çi çiçeğum çiçeğum da çiçeğum2
- kendinden biz diye bahsetmek6
- anayasanın ilk 3 maddesi2
- aç karnına kahve içmek8
- aslında 1999 yılında olmamız4
- şive şakası4
- genç yaşta ölen ünlüler2
- hayatının yavaş yavaş düzene girmesi2
- sözlüğün güzel yer olması3
- bu koyden olsam ne olacak20
- melek mosso'dan canlı canlı vazgeç gönlüm dinlemek2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası10
- sarapci koala79
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- doğru insanı bulmak3
- dinlerin yalan olması17
- gocu23
- sarı torba8
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı3
- dövüşlü film izleyip gaza gelmek4
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı2
- ağlama melis2
- boğazı yüzerek geçmek3
- sözlükteki botlar4
- cincinnati cini2
- dün gece sözlükte yaşanan terbiyesiz olay2
- nepal'deki sel felaketi6
- sımsıkı sıkı sıkı sıkı sıkı sar beni2
- hayda rinna rinna rinna rinanay3
- istanbul2
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- ekşi sözlük4
- lise yılları kurtlar vadisine denk gelmek3
- güne sporla başlamak3
- uzaylıların sefaköyü istila etmesi3
- otobüsten inerken şoföre teşekkür etmek2
- online listesi3
- erkeksii bayan buse2
- toplu taşımada boş koltuk gören ihtiyar2
- çaylak yapın beni11
- israil'in ateşkese rağmen lübnan'ı vurması3
- girne'deki gemi faciası3
- 30 ağustos zafer bayramı19
XIII
Dördüncü gezegenin sahibi bir işadamıydı. O kadar meşguldü ki küçük prensin geldiğini görmemişti bile.
"Günaydın," dedi küçük prens ona. "Sigaranız sönmüş."
"Üç iki daha beş eder. Beş yedi daha on iki; on iki üç daha on beş; on beş yedi daha yirmi iki; yirmi iki altı daha yirmi sekiz... Sigaramı yeniden yakacak zamanım yok. Yirmi altı beş daha otuz bir... Vay canına! Böylece beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir etti.
"Beş yüz milyon ne?" diye sordu küçük prens.
"Ha? Sen hâlâ burada mıydın? Beş yüz bir milyon. Duramam. Yapacak çok işim var, çok. Önemli işlerim var benim. Boş sözlerle zaman öldüremem. iki beş daha yedi..."
"Beş yüz bir milyon ne?" diye sordu küçük prens yine. Yanıtını almadan sorusundan asla vazgeçmezdi.
işadamı başını kaldırdı.
"Bu gezegende yaşamaya başladığımdan bu yana geçen elli dört yıl içinde yalnızca üç kez çalışmam bölündü. ilki yirmi iki yıl önceydi. Nerelen geldiğini bilmediğim sersem bir kaz konuvermişti karşıma. Çıkardığı korkunç sesler her yerden yankılanıyordu. Toplamada tam dört yanlış yaptırdı bana. ikincisi, on bir yıl önceydi. Romatizmam tutuverdi. Pek jimnastik yapamıyorum. Boş gezecek zamanım yok. Üçüncüsü, işte o da şimdi! Ne diyordum? Beş yüz bir milyon..."
"Milyon ne?"
işadamı birden bu soruyu yanıtlamadan rahat bırakılmayacağını anlamıştı.
"Şu küçük şeylerden," dedi. "Hani gökyüzünde görürüz ya arada bir."
"Sinekler mi?"
"Yo, hayır. Parıldayan küçük şeyler."
"Arılar?"
"Hayır hayır, tembellere hayal kurduran küçük altın şeyler. Bense boş hayallerle zaman öldüremem, önemli işlerim var benim."
"Ha, anladım yıldızlar."
"Evet, yıldızlar."
"Eee? Beş yüz milyon yıldıza ne olmuş peki?"
"Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Önemli bir iş yapıyorum burada. Sayılar şaşmamalı."
"Ne olmuş bu kadar yıldıza peki?"
"Ne mi olmuş?"
"Evet."
"Hiçbir şey olmamış. Benim onlar, hepsi bu."
"Yıldızlar sizin mi?"
"Evet."
"Ama daha önce gördüğüm kral..."
"Krallar yönetirler, sahip olmazlar. ikisi çok farklıdır."
"Yıldızlara sahip olmanın size ne yararı var ki?"
"Ne yararı mı var? Zengin oluyorum böylece."
"Zengin olmanın ne yararı var peki?"
"Zengin olunca yeni yıldızlar satın alabilirim. Yenileri bulunursa tabii..."
Küçük prens kendi kendine, "Bu adamın düşünceleri o ayyaş adamınkileri andırıyor biraz," diye söylendi.
Ama yine de aklına takılanları sormadan edemedi.
"insan nasıl olur da yıldızlara sahip çıkabilir?"
"Peki sence kimin yıldızlar?"
"Bilmem. Hiç kimsenin."
"Gördün mü işte, benim, çünkü bunu ilk ben akıl ettim."
"Bu yeterli mi?"
"Tabii, örneğin sahipsiz bir elmas buldun diyelim, o senindir. Sahipsiz bir ada keşfettin, senindir. Aklına daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir fikir geldi, hemen patentini alırsın, senin olur. işte tıpkı bunun gibi, yıldızların sahibi de benim; çünkü onlara sahip çıkmayı ilk ben akıl ettim."
"Evet, doğru," dedi küçük prens. "Peki ne yapıyorsunuz onlarla?"
"Deftere işliyorum," dedi işadamı. "Sayıyorum. Sonra yine sayıyorum. Çok zor iş. Ama ben tam böyle önemli işler için yaratılmış bir insanım."
Küçük prens hâlâ tam tatmin olmamıştı bu sözlerden.
"Bir ipek atkım olsa," dedi, "boynuma sarıp götürebilirim. Bir çiçeğim olsa, koparıp onu da götürebilirim. Ama yıldızları gökyüzünden koparıp alamazsınız ki..."
"Evet, ama bankaya yatırabilirim."
"O da ne demek?"
"Yani yıldızlarımın sayısını bir kâğıda yazar, bu kağıdı da bir çekmeceye koyup kilitlerim."
"Hepsi bu mu?"
"Bu yeter," dedi işadamı.
"Çok eğlenceli," diye düşündü küçük prens. "Pek şiirsel, ama çok önemsenecek bir iş değil gibi." Önemli işler konusunda küçük prens büyüklerinkinden farklı düşüncelere sahipti.
"Benim bir çiçeğim var," dedi işadamına. "Her gün suyunu veriyorum. Her hafta temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olan volkanımı da temizliyorum ben, ne olur ne olmaz diye. Onların sahibi olmam çiçeğimin de, volkanlarımın da biraz işine geliyor. Ama siz yıldızların hiçbir işine yaramıyorsunuz ki..."
işadamı ağzını açtı, ama söyleyecek bir şeyi yoktu. Küçük prens oradan uzaklaştı.
"Şu büyüklerin tümü de çok garip," diye söylenerek yine yola koyuldu.
Dördüncü gezegenin sahibi bir işadamıydı. O kadar meşguldü ki küçük prensin geldiğini görmemişti bile.
"Günaydın," dedi küçük prens ona. "Sigaranız sönmüş."
"Üç iki daha beş eder. Beş yedi daha on iki; on iki üç daha on beş; on beş yedi daha yirmi iki; yirmi iki altı daha yirmi sekiz... Sigaramı yeniden yakacak zamanım yok. Yirmi altı beş daha otuz bir... Vay canına! Böylece beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir etti.
"Beş yüz milyon ne?" diye sordu küçük prens.
"Ha? Sen hâlâ burada mıydın? Beş yüz bir milyon. Duramam. Yapacak çok işim var, çok. Önemli işlerim var benim. Boş sözlerle zaman öldüremem. iki beş daha yedi..."
"Beş yüz bir milyon ne?" diye sordu küçük prens yine. Yanıtını almadan sorusundan asla vazgeçmezdi.
işadamı başını kaldırdı.
"Bu gezegende yaşamaya başladığımdan bu yana geçen elli dört yıl içinde yalnızca üç kez çalışmam bölündü. ilki yirmi iki yıl önceydi. Nerelen geldiğini bilmediğim sersem bir kaz konuvermişti karşıma. Çıkardığı korkunç sesler her yerden yankılanıyordu. Toplamada tam dört yanlış yaptırdı bana. ikincisi, on bir yıl önceydi. Romatizmam tutuverdi. Pek jimnastik yapamıyorum. Boş gezecek zamanım yok. Üçüncüsü, işte o da şimdi! Ne diyordum? Beş yüz bir milyon..."
"Milyon ne?"
işadamı birden bu soruyu yanıtlamadan rahat bırakılmayacağını anlamıştı.
"Şu küçük şeylerden," dedi. "Hani gökyüzünde görürüz ya arada bir."
"Sinekler mi?"
"Yo, hayır. Parıldayan küçük şeyler."
"Arılar?"
"Hayır hayır, tembellere hayal kurduran küçük altın şeyler. Bense boş hayallerle zaman öldüremem, önemli işlerim var benim."
"Ha, anladım yıldızlar."
"Evet, yıldızlar."
"Eee? Beş yüz milyon yıldıza ne olmuş peki?"
"Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Önemli bir iş yapıyorum burada. Sayılar şaşmamalı."
"Ne olmuş bu kadar yıldıza peki?"
"Ne mi olmuş?"
"Evet."
"Hiçbir şey olmamış. Benim onlar, hepsi bu."
"Yıldızlar sizin mi?"
"Evet."
"Ama daha önce gördüğüm kral..."
"Krallar yönetirler, sahip olmazlar. ikisi çok farklıdır."
"Yıldızlara sahip olmanın size ne yararı var ki?"
"Ne yararı mı var? Zengin oluyorum böylece."
"Zengin olmanın ne yararı var peki?"
"Zengin olunca yeni yıldızlar satın alabilirim. Yenileri bulunursa tabii..."
Küçük prens kendi kendine, "Bu adamın düşünceleri o ayyaş adamınkileri andırıyor biraz," diye söylendi.
Ama yine de aklına takılanları sormadan edemedi.
"insan nasıl olur da yıldızlara sahip çıkabilir?"
"Peki sence kimin yıldızlar?"
"Bilmem. Hiç kimsenin."
"Gördün mü işte, benim, çünkü bunu ilk ben akıl ettim."
"Bu yeterli mi?"
"Tabii, örneğin sahipsiz bir elmas buldun diyelim, o senindir. Sahipsiz bir ada keşfettin, senindir. Aklına daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir fikir geldi, hemen patentini alırsın, senin olur. işte tıpkı bunun gibi, yıldızların sahibi de benim; çünkü onlara sahip çıkmayı ilk ben akıl ettim."
"Evet, doğru," dedi küçük prens. "Peki ne yapıyorsunuz onlarla?"
"Deftere işliyorum," dedi işadamı. "Sayıyorum. Sonra yine sayıyorum. Çok zor iş. Ama ben tam böyle önemli işler için yaratılmış bir insanım."
Küçük prens hâlâ tam tatmin olmamıştı bu sözlerden.
"Bir ipek atkım olsa," dedi, "boynuma sarıp götürebilirim. Bir çiçeğim olsa, koparıp onu da götürebilirim. Ama yıldızları gökyüzünden koparıp alamazsınız ki..."
"Evet, ama bankaya yatırabilirim."
"O da ne demek?"
"Yani yıldızlarımın sayısını bir kâğıda yazar, bu kağıdı da bir çekmeceye koyup kilitlerim."
"Hepsi bu mu?"
"Bu yeter," dedi işadamı.
"Çok eğlenceli," diye düşündü küçük prens. "Pek şiirsel, ama çok önemsenecek bir iş değil gibi." Önemli işler konusunda küçük prens büyüklerinkinden farklı düşüncelere sahipti.
"Benim bir çiçeğim var," dedi işadamına. "Her gün suyunu veriyorum. Her hafta temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olan volkanımı da temizliyorum ben, ne olur ne olmaz diye. Onların sahibi olmam çiçeğimin de, volkanlarımın da biraz işine geliyor. Ama siz yıldızların hiçbir işine yaramıyorsunuz ki..."
işadamı ağzını açtı, ama söyleyecek bir şeyi yoktu. Küçük prens oradan uzaklaştı.
"Şu büyüklerin tümü de çok garip," diye söylenerek yine yola koyuldu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar