bugün
- ilkokul bebesine türbanı savunmak53
- sözlükteki bölücüler9
- sinem dedetaş'ın ahında boğulacaksınız14
- ağlıyorum sözlük21
- cumaya gitmeyen erkekleri aşağılayan kadın6
- türk arapsız yaşayamaz7
- gilded'in gözyaşları6
- benim de devletim olsun diyen kürt4
- seren serengil5
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek41
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak16
- donuzlanan başlığıma yazmasın8
- manifest dinleyen erkek10
- ahmet hakan'ın ben böyle yağmur görmedim yazısı11
- neo osmanlı3
- adana adliyesi nde kavga sanatlarını öğrenmek4
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- cumaya gitmeyen erkek bacımdır3
- sabahları 2 simit 2 açma 2 poğaça yiyen insan8
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı19
- 30 yaş üstü erkeklerin patatese dönmes8
- sen farklısın diyen erkek20
- beni seviyor musun sözlük16
- akit kapatılsın2
- anamgile gittiydim bacı gıı diyen kız4
- son kötü oylanan entrilerim2
- g i l d e d l i l y4
- sabah 7 akşam 7 günlük yevmiye 500 tl3
- sözlük ablası16
- fon vurgunu17
- arkadaşlar porselen mi bunlar yeni geldi4
- avram avinu3
- bütün yazarların bir gün öleceklerini düşünmek9
- beşiktaş9
- pforzheim6
- platon un mağara alegorisi10
- arı2
- osmanlı dönemiyle gurur duymak7
- tarhana çorbası12
- said nursi denilince akla gelen şeyler18
- 623 000 bin asker kaçağı12
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı87
- hasidik hanımı2
- bugün ne oldu2
- ayrıldık36
- iltica23
- futbol12
- köpeği hakaret olarak kullanmak13
- sabahları aç karnına kahve içen özenti2
- evde çiçek yetiştiren erkek19
XIII
Dördüncü gezegenin sahibi bir işadamıydı. O kadar meşguldü ki küçük prensin geldiğini görmemişti bile.
"Günaydın," dedi küçük prens ona. "Sigaranız sönmüş."
"Üç iki daha beş eder. Beş yedi daha on iki; on iki üç daha on beş; on beş yedi daha yirmi iki; yirmi iki altı daha yirmi sekiz... Sigaramı yeniden yakacak zamanım yok. Yirmi altı beş daha otuz bir... Vay canına! Böylece beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir etti.
"Beş yüz milyon ne?" diye sordu küçük prens.
"Ha? Sen hâlâ burada mıydın? Beş yüz bir milyon. Duramam. Yapacak çok işim var, çok. Önemli işlerim var benim. Boş sözlerle zaman öldüremem. iki beş daha yedi..."
"Beş yüz bir milyon ne?" diye sordu küçük prens yine. Yanıtını almadan sorusundan asla vazgeçmezdi.
işadamı başını kaldırdı.
"Bu gezegende yaşamaya başladığımdan bu yana geçen elli dört yıl içinde yalnızca üç kez çalışmam bölündü. ilki yirmi iki yıl önceydi. Nerelen geldiğini bilmediğim sersem bir kaz konuvermişti karşıma. Çıkardığı korkunç sesler her yerden yankılanıyordu. Toplamada tam dört yanlış yaptırdı bana. ikincisi, on bir yıl önceydi. Romatizmam tutuverdi. Pek jimnastik yapamıyorum. Boş gezecek zamanım yok. Üçüncüsü, işte o da şimdi! Ne diyordum? Beş yüz bir milyon..."
"Milyon ne?"
işadamı birden bu soruyu yanıtlamadan rahat bırakılmayacağını anlamıştı.
"Şu küçük şeylerden," dedi. "Hani gökyüzünde görürüz ya arada bir."
"Sinekler mi?"
"Yo, hayır. Parıldayan küçük şeyler."
"Arılar?"
"Hayır hayır, tembellere hayal kurduran küçük altın şeyler. Bense boş hayallerle zaman öldüremem, önemli işlerim var benim."
"Ha, anladım yıldızlar."
"Evet, yıldızlar."
"Eee? Beş yüz milyon yıldıza ne olmuş peki?"
"Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Önemli bir iş yapıyorum burada. Sayılar şaşmamalı."
"Ne olmuş bu kadar yıldıza peki?"
"Ne mi olmuş?"
"Evet."
"Hiçbir şey olmamış. Benim onlar, hepsi bu."
"Yıldızlar sizin mi?"
"Evet."
"Ama daha önce gördüğüm kral..."
"Krallar yönetirler, sahip olmazlar. ikisi çok farklıdır."
"Yıldızlara sahip olmanın size ne yararı var ki?"
"Ne yararı mı var? Zengin oluyorum böylece."
"Zengin olmanın ne yararı var peki?"
"Zengin olunca yeni yıldızlar satın alabilirim. Yenileri bulunursa tabii..."
Küçük prens kendi kendine, "Bu adamın düşünceleri o ayyaş adamınkileri andırıyor biraz," diye söylendi.
Ama yine de aklına takılanları sormadan edemedi.
"insan nasıl olur da yıldızlara sahip çıkabilir?"
"Peki sence kimin yıldızlar?"
"Bilmem. Hiç kimsenin."
"Gördün mü işte, benim, çünkü bunu ilk ben akıl ettim."
"Bu yeterli mi?"
"Tabii, örneğin sahipsiz bir elmas buldun diyelim, o senindir. Sahipsiz bir ada keşfettin, senindir. Aklına daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir fikir geldi, hemen patentini alırsın, senin olur. işte tıpkı bunun gibi, yıldızların sahibi de benim; çünkü onlara sahip çıkmayı ilk ben akıl ettim."
"Evet, doğru," dedi küçük prens. "Peki ne yapıyorsunuz onlarla?"
"Deftere işliyorum," dedi işadamı. "Sayıyorum. Sonra yine sayıyorum. Çok zor iş. Ama ben tam böyle önemli işler için yaratılmış bir insanım."
Küçük prens hâlâ tam tatmin olmamıştı bu sözlerden.
"Bir ipek atkım olsa," dedi, "boynuma sarıp götürebilirim. Bir çiçeğim olsa, koparıp onu da götürebilirim. Ama yıldızları gökyüzünden koparıp alamazsınız ki..."
"Evet, ama bankaya yatırabilirim."
"O da ne demek?"
"Yani yıldızlarımın sayısını bir kâğıda yazar, bu kağıdı da bir çekmeceye koyup kilitlerim."
"Hepsi bu mu?"
"Bu yeter," dedi işadamı.
"Çok eğlenceli," diye düşündü küçük prens. "Pek şiirsel, ama çok önemsenecek bir iş değil gibi." Önemli işler konusunda küçük prens büyüklerinkinden farklı düşüncelere sahipti.
"Benim bir çiçeğim var," dedi işadamına. "Her gün suyunu veriyorum. Her hafta temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olan volkanımı da temizliyorum ben, ne olur ne olmaz diye. Onların sahibi olmam çiçeğimin de, volkanlarımın da biraz işine geliyor. Ama siz yıldızların hiçbir işine yaramıyorsunuz ki..."
işadamı ağzını açtı, ama söyleyecek bir şeyi yoktu. Küçük prens oradan uzaklaştı.
"Şu büyüklerin tümü de çok garip," diye söylenerek yine yola koyuldu.
Dördüncü gezegenin sahibi bir işadamıydı. O kadar meşguldü ki küçük prensin geldiğini görmemişti bile.
"Günaydın," dedi küçük prens ona. "Sigaranız sönmüş."
"Üç iki daha beş eder. Beş yedi daha on iki; on iki üç daha on beş; on beş yedi daha yirmi iki; yirmi iki altı daha yirmi sekiz... Sigaramı yeniden yakacak zamanım yok. Yirmi altı beş daha otuz bir... Vay canına! Böylece beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir etti.
"Beş yüz milyon ne?" diye sordu küçük prens.
"Ha? Sen hâlâ burada mıydın? Beş yüz bir milyon. Duramam. Yapacak çok işim var, çok. Önemli işlerim var benim. Boş sözlerle zaman öldüremem. iki beş daha yedi..."
"Beş yüz bir milyon ne?" diye sordu küçük prens yine. Yanıtını almadan sorusundan asla vazgeçmezdi.
işadamı başını kaldırdı.
"Bu gezegende yaşamaya başladığımdan bu yana geçen elli dört yıl içinde yalnızca üç kez çalışmam bölündü. ilki yirmi iki yıl önceydi. Nerelen geldiğini bilmediğim sersem bir kaz konuvermişti karşıma. Çıkardığı korkunç sesler her yerden yankılanıyordu. Toplamada tam dört yanlış yaptırdı bana. ikincisi, on bir yıl önceydi. Romatizmam tutuverdi. Pek jimnastik yapamıyorum. Boş gezecek zamanım yok. Üçüncüsü, işte o da şimdi! Ne diyordum? Beş yüz bir milyon..."
"Milyon ne?"
işadamı birden bu soruyu yanıtlamadan rahat bırakılmayacağını anlamıştı.
"Şu küçük şeylerden," dedi. "Hani gökyüzünde görürüz ya arada bir."
"Sinekler mi?"
"Yo, hayır. Parıldayan küçük şeyler."
"Arılar?"
"Hayır hayır, tembellere hayal kurduran küçük altın şeyler. Bense boş hayallerle zaman öldüremem, önemli işlerim var benim."
"Ha, anladım yıldızlar."
"Evet, yıldızlar."
"Eee? Beş yüz milyon yıldıza ne olmuş peki?"
"Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Önemli bir iş yapıyorum burada. Sayılar şaşmamalı."
"Ne olmuş bu kadar yıldıza peki?"
"Ne mi olmuş?"
"Evet."
"Hiçbir şey olmamış. Benim onlar, hepsi bu."
"Yıldızlar sizin mi?"
"Evet."
"Ama daha önce gördüğüm kral..."
"Krallar yönetirler, sahip olmazlar. ikisi çok farklıdır."
"Yıldızlara sahip olmanın size ne yararı var ki?"
"Ne yararı mı var? Zengin oluyorum böylece."
"Zengin olmanın ne yararı var peki?"
"Zengin olunca yeni yıldızlar satın alabilirim. Yenileri bulunursa tabii..."
Küçük prens kendi kendine, "Bu adamın düşünceleri o ayyaş adamınkileri andırıyor biraz," diye söylendi.
Ama yine de aklına takılanları sormadan edemedi.
"insan nasıl olur da yıldızlara sahip çıkabilir?"
"Peki sence kimin yıldızlar?"
"Bilmem. Hiç kimsenin."
"Gördün mü işte, benim, çünkü bunu ilk ben akıl ettim."
"Bu yeterli mi?"
"Tabii, örneğin sahipsiz bir elmas buldun diyelim, o senindir. Sahipsiz bir ada keşfettin, senindir. Aklına daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir fikir geldi, hemen patentini alırsın, senin olur. işte tıpkı bunun gibi, yıldızların sahibi de benim; çünkü onlara sahip çıkmayı ilk ben akıl ettim."
"Evet, doğru," dedi küçük prens. "Peki ne yapıyorsunuz onlarla?"
"Deftere işliyorum," dedi işadamı. "Sayıyorum. Sonra yine sayıyorum. Çok zor iş. Ama ben tam böyle önemli işler için yaratılmış bir insanım."
Küçük prens hâlâ tam tatmin olmamıştı bu sözlerden.
"Bir ipek atkım olsa," dedi, "boynuma sarıp götürebilirim. Bir çiçeğim olsa, koparıp onu da götürebilirim. Ama yıldızları gökyüzünden koparıp alamazsınız ki..."
"Evet, ama bankaya yatırabilirim."
"O da ne demek?"
"Yani yıldızlarımın sayısını bir kâğıda yazar, bu kağıdı da bir çekmeceye koyup kilitlerim."
"Hepsi bu mu?"
"Bu yeter," dedi işadamı.
"Çok eğlenceli," diye düşündü küçük prens. "Pek şiirsel, ama çok önemsenecek bir iş değil gibi." Önemli işler konusunda küçük prens büyüklerinkinden farklı düşüncelere sahipti.
"Benim bir çiçeğim var," dedi işadamına. "Her gün suyunu veriyorum. Her hafta temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olan volkanımı da temizliyorum ben, ne olur ne olmaz diye. Onların sahibi olmam çiçeğimin de, volkanlarımın da biraz işine geliyor. Ama siz yıldızların hiçbir işine yaramıyorsunuz ki..."
işadamı ağzını açtı, ama söyleyecek bir şeyi yoktu. Küçük prens oradan uzaklaştı.
"Şu büyüklerin tümü de çok garip," diye söylenerek yine yola koyuldu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar