bugün
- gömü bulmak7
- melih gökçek'e soruşturma açılması8
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı20
- yaşlı insanlar neden huysuz olur6
- sesli kitap dinlemek3
- yazarların sevdiği sözler2
- gocu abiyi akşamki boks maçına hazırlamak3
- çi çi çi çiçeğum çiçeğum da çiçeğum2
- kendinden biz diye bahsetmek6
- anayasanın ilk 3 maddesi2
- aç karnına kahve içmek8
- aslında 1999 yılında olmamız4
- şive şakası4
- genç yaşta ölen ünlüler2
- hayatının yavaş yavaş düzene girmesi2
- sözlüğün güzel yer olması3
- bu koyden olsam ne olacak20
- melek mosso'dan canlı canlı vazgeç gönlüm dinlemek2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası10
- sarapci koala79
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- doğru insanı bulmak3
- dinlerin yalan olması17
- gocu23
- sarı torba8
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı3
- dövüşlü film izleyip gaza gelmek4
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı2
- ağlama melis2
- boğazı yüzerek geçmek3
- sözlükteki botlar4
- cincinnati cini2
- dün gece sözlükte yaşanan terbiyesiz olay2
- nepal'deki sel felaketi6
- sımsıkı sıkı sıkı sıkı sıkı sar beni2
- hayda rinna rinna rinna rinanay3
- istanbul2
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- ekşi sözlük4
- lise yılları kurtlar vadisine denk gelmek3
- güne sporla başlamak3
- uzaylıların sefaköyü istila etmesi3
- otobüsten inerken şoföre teşekkür etmek2
- online listesi3
- erkeksii bayan buse2
- toplu taşımada boş koltuk gören ihtiyar2
- çaylak yapın beni11
- israil'in ateşkese rağmen lübnan'ı vurması3
- girne'deki gemi faciası3
- 30 ağustos zafer bayramı19
VIII
Çok geçmeden şu çiçek hakkında daha çok bilgi edindim. Küçük prensin gezegeninde çiçekler her zaman çok sadeydi. Tek sıralı taç yaprakları vardı, fazla yer kaplamıyorlar ve kimseye de sorun olmuyorlardı. Bir sabah otların arasında beliriverirler, geceleyin de sessizce solup giderlerdi. Ama bir gün kimsenin bilmediği bir yerlerden bir tohum uçup gelmiş ve küçük prens gezegeninde eşi benzeri bulunmayan bu çiçeği dikkatle izlemişti. Öyle ya, yeni bir tür baobap da olabilirdi bu.
Bir süre sonra fidenin büyümesi durmuş, çiçek vermeye hazırlanmıştı. Kocaman tomurcuk kendini gösterdiğinde orada bulunan küçük prens büyük bir merakla ortaya çok ilginç bir şeylerin çıkmasını beklemişti. Ama çiçek yeşil örtüsünün altındaki hazırlığının yeterli olduğunu sanmıyordu henüz. Renklerini büyük özenle seçiyor, kendini ağır ağır süslüyor, taç yapraklarını tek tek sıralıyordu. Gelincikler gibi buruşuk buruşuk çıkmak istemiyordu ortaya. Güzelliğinin en pırıltılı anında kendini göstermeye karar verdi. Aman! O ne cilveler, o ne pozlar! Günlerce sürmüştü o gizemli süslenmeler.
Ve bir sabah tam gün doğarken ortaya çıkıverdi.
Uzun uzun kendine çeki düzen vermeye çalıştıktan sonra esnedi ve. "Oh! Çok ender olarak uyanık kalırım" dedi. "Lütfen taç yapraklarımın düzensiz olmasından dolayı kınamayın beni..."
Küçük prens hayranlığını gizleyemeyip, "Ne kadar güzelsin!" dedi.
Çiçek, "Evet biliyorum," dedi, "Üstelik güneşle birlikte doğdum..." Küçük prens onun pek de alçakgönüllü sayılamayacağını tahmin edebiliyordu tabii, ama olsun; yine de çok etkileyiciydi.
Biraz sonra çiçek. "Sanırım kahvaltı zamanı," dedi. "Lütfen benim gereksinimlerimle ilgilenmek nezaketini gösterir miydin?"
Küçük prens utanarak biraz su alıp geldi ve çiçeği suladı.
Çiçek çok geçmeden kendini beğenmişliğiyle küçük prensi canından bezdirmeye koyuldu. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de kolay olmuyordu buna katlanmak. Örneğin bir gün üzerindeki dört dikeninden söz ederken küçük prense, "Sıkıysa kaplanlar pençelerini bir uzatsınlar!" demişti.
"Gezegenimde kaplan yok." demişti küçük prens ona. "Hem kaplanlar ot yemezler."
"Ben ot değilim," olmuştu çiçeğin tatlı bir sesle verdiği yanıt.
"Özür dilerim..." "Kaplanlardan korkmam ben. Sert rüzgârlardan korkarım. Beni rüzgârlardan koruyacak bir siperlik bulamaz mısın?"
"Sert rüzgârlar... Bu bir çiçeğin en korkulu rüyası olmalı," demişti küçük prens. Sonra da içinden, "Bu çiçek çok anlaşılması güç bir yaratık," diye mırıldanmıştı. "Geceleri beni cam bir fanusla örtmeni istiyorum. Burası çok soğuk. Benim geldiğim yerde..."
Tam o anda susmuştu. Bir tohum olarak gelmişti oraya. Öteki dünyalar hakkında bilgisi olamazdı Böyle gerçek olmayan bir şeyi söylemek üzereyken yakalanmış olmasından dolayı utanarak iki üç kez öksürmüş, küçük prensin ilgisini dağıtmaya çalışmıştı.
"Siperlik hani?"
"Seni dinlemek için durdum. Şimdi gidip bulacaktım..."
Çiçek küçük prensin vicdan azabı çekmesi için biraz daha öksürmüştü sonra.
Böylece küçük prens tüm sevgisine, iyi niyetine karşın bir süre sonra çiçeğinden şüphe etmeye başlamıştı. Önemsiz sözleri çok fazla ciddiye almış, sonuçta da mutsuz olmuştu.
"Onu dinlememeliydim," dedi bir gün bana. "insan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. Ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli yalnızca. Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu. Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim. Şu kaplanların pençeleriyle ilgili sözleri yalnızca acıma duygularıyla doldurmalıydı yüreğimi."
Küçük prens, "Gerçek şu ki," diye sürdürdü sözlerini, "bir şeyi anlamaya çalışırken neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum. Sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım. Güzel kokularıyla beni öyle büyülemişti ki... Ondan uzaklaşmamalıydım... Onun bana yaptığı o küçük numaraların arkasında yatan sevgiyi anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama onu nasıl sevmem gerektiğini bilemeyecek kadar küçüktüm..."
Çok geçmeden şu çiçek hakkında daha çok bilgi edindim. Küçük prensin gezegeninde çiçekler her zaman çok sadeydi. Tek sıralı taç yaprakları vardı, fazla yer kaplamıyorlar ve kimseye de sorun olmuyorlardı. Bir sabah otların arasında beliriverirler, geceleyin de sessizce solup giderlerdi. Ama bir gün kimsenin bilmediği bir yerlerden bir tohum uçup gelmiş ve küçük prens gezegeninde eşi benzeri bulunmayan bu çiçeği dikkatle izlemişti. Öyle ya, yeni bir tür baobap da olabilirdi bu.
Bir süre sonra fidenin büyümesi durmuş, çiçek vermeye hazırlanmıştı. Kocaman tomurcuk kendini gösterdiğinde orada bulunan küçük prens büyük bir merakla ortaya çok ilginç bir şeylerin çıkmasını beklemişti. Ama çiçek yeşil örtüsünün altındaki hazırlığının yeterli olduğunu sanmıyordu henüz. Renklerini büyük özenle seçiyor, kendini ağır ağır süslüyor, taç yapraklarını tek tek sıralıyordu. Gelincikler gibi buruşuk buruşuk çıkmak istemiyordu ortaya. Güzelliğinin en pırıltılı anında kendini göstermeye karar verdi. Aman! O ne cilveler, o ne pozlar! Günlerce sürmüştü o gizemli süslenmeler.
Ve bir sabah tam gün doğarken ortaya çıkıverdi.
Uzun uzun kendine çeki düzen vermeye çalıştıktan sonra esnedi ve. "Oh! Çok ender olarak uyanık kalırım" dedi. "Lütfen taç yapraklarımın düzensiz olmasından dolayı kınamayın beni..."
Küçük prens hayranlığını gizleyemeyip, "Ne kadar güzelsin!" dedi.
Çiçek, "Evet biliyorum," dedi, "Üstelik güneşle birlikte doğdum..." Küçük prens onun pek de alçakgönüllü sayılamayacağını tahmin edebiliyordu tabii, ama olsun; yine de çok etkileyiciydi.
Biraz sonra çiçek. "Sanırım kahvaltı zamanı," dedi. "Lütfen benim gereksinimlerimle ilgilenmek nezaketini gösterir miydin?"
Küçük prens utanarak biraz su alıp geldi ve çiçeği suladı.
Çiçek çok geçmeden kendini beğenmişliğiyle küçük prensi canından bezdirmeye koyuldu. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de kolay olmuyordu buna katlanmak. Örneğin bir gün üzerindeki dört dikeninden söz ederken küçük prense, "Sıkıysa kaplanlar pençelerini bir uzatsınlar!" demişti.
"Gezegenimde kaplan yok." demişti küçük prens ona. "Hem kaplanlar ot yemezler."
"Ben ot değilim," olmuştu çiçeğin tatlı bir sesle verdiği yanıt.
"Özür dilerim..." "Kaplanlardan korkmam ben. Sert rüzgârlardan korkarım. Beni rüzgârlardan koruyacak bir siperlik bulamaz mısın?"
"Sert rüzgârlar... Bu bir çiçeğin en korkulu rüyası olmalı," demişti küçük prens. Sonra da içinden, "Bu çiçek çok anlaşılması güç bir yaratık," diye mırıldanmıştı. "Geceleri beni cam bir fanusla örtmeni istiyorum. Burası çok soğuk. Benim geldiğim yerde..."
Tam o anda susmuştu. Bir tohum olarak gelmişti oraya. Öteki dünyalar hakkında bilgisi olamazdı Böyle gerçek olmayan bir şeyi söylemek üzereyken yakalanmış olmasından dolayı utanarak iki üç kez öksürmüş, küçük prensin ilgisini dağıtmaya çalışmıştı.
"Siperlik hani?"
"Seni dinlemek için durdum. Şimdi gidip bulacaktım..."
Çiçek küçük prensin vicdan azabı çekmesi için biraz daha öksürmüştü sonra.
Böylece küçük prens tüm sevgisine, iyi niyetine karşın bir süre sonra çiçeğinden şüphe etmeye başlamıştı. Önemsiz sözleri çok fazla ciddiye almış, sonuçta da mutsuz olmuştu.
"Onu dinlememeliydim," dedi bir gün bana. "insan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. Ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli yalnızca. Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu. Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim. Şu kaplanların pençeleriyle ilgili sözleri yalnızca acıma duygularıyla doldurmalıydı yüreğimi."
Küçük prens, "Gerçek şu ki," diye sürdürdü sözlerini, "bir şeyi anlamaya çalışırken neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum. Sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım. Güzel kokularıyla beni öyle büyülemişti ki... Ondan uzaklaşmamalıydım... Onun bana yaptığı o küçük numaraların arkasında yatan sevgiyi anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama onu nasıl sevmem gerektiğini bilemeyecek kadar küçüktüm..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar