bugün
- ilkokul bebesine türbanı savunmak52
- sinem dedetaş'ın ahında boğulacaksınız14
- ağlıyorum sözlük21
- gilded'in gözyaşları6
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak16
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek41
- donuzlanan başlığıma yazmasın8
- seren serengil3
- manifest dinleyen erkek10
- ahmet hakan'ın ben böyle yağmur görmedim yazısı11
- cumaya gitmeyen erkek bacımdır3
- türk arapsız yaşayamaz3
- sabah 7 akşam 7 günlük yevmiye 500 tl3
- sabahları 2 simit 2 açma 2 poğaça yiyen insan8
- anamgile gittiydim bacı gıı diyen kız4
- adana adliyesi nde kavga sanatlarını öğrenmek3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- 30 yaş üstü erkeklerin patatese dönmes8
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı19
- avram avinu3
- fon vurgunu17
- beni seviyor musun sözlük16
- neo osmanlı2
- arkadaşlar porselen mi bunlar yeni geldi4
- sen farklısın diyen erkek20
- pforzheim6
- atatürk diyor ki2
- beşiktaş9
- sözlük ablası16
- bütün yazarların bir gün öleceklerini düşünmek9
- arı2
- platon un mağara alegorisi10
- g i l d e d l i l y3
- bugün ne oldu2
- osmanlı dönemiyle gurur duymak7
- hasidik hanımı2
- futbol12
- 623 000 bin asker kaçağı12
- said nursi denilince akla gelen şeyler18
- sabahları aç karnına kahve içen özenti2
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı87
- yazarların sabah kahvaltıları9
- ayrıldık36
- iltica23
- iddaa oynamayi birakma sebepleri3
- yüksek enflasyon19
- köpeği hakaret olarak kullanmak13
- yavıdiler cumartesi ışık bile açmıyu2
- evde çiçek yetiştiren erkek19
- dünyanın altı günde yaratılması6
VIII
Çok geçmeden şu çiçek hakkında daha çok bilgi edindim. Küçük prensin gezegeninde çiçekler her zaman çok sadeydi. Tek sıralı taç yaprakları vardı, fazla yer kaplamıyorlar ve kimseye de sorun olmuyorlardı. Bir sabah otların arasında beliriverirler, geceleyin de sessizce solup giderlerdi. Ama bir gün kimsenin bilmediği bir yerlerden bir tohum uçup gelmiş ve küçük prens gezegeninde eşi benzeri bulunmayan bu çiçeği dikkatle izlemişti. Öyle ya, yeni bir tür baobap da olabilirdi bu.
Bir süre sonra fidenin büyümesi durmuş, çiçek vermeye hazırlanmıştı. Kocaman tomurcuk kendini gösterdiğinde orada bulunan küçük prens büyük bir merakla ortaya çok ilginç bir şeylerin çıkmasını beklemişti. Ama çiçek yeşil örtüsünün altındaki hazırlığının yeterli olduğunu sanmıyordu henüz. Renklerini büyük özenle seçiyor, kendini ağır ağır süslüyor, taç yapraklarını tek tek sıralıyordu. Gelincikler gibi buruşuk buruşuk çıkmak istemiyordu ortaya. Güzelliğinin en pırıltılı anında kendini göstermeye karar verdi. Aman! O ne cilveler, o ne pozlar! Günlerce sürmüştü o gizemli süslenmeler.
Ve bir sabah tam gün doğarken ortaya çıkıverdi.
Uzun uzun kendine çeki düzen vermeye çalıştıktan sonra esnedi ve. "Oh! Çok ender olarak uyanık kalırım" dedi. "Lütfen taç yapraklarımın düzensiz olmasından dolayı kınamayın beni..."
Küçük prens hayranlığını gizleyemeyip, "Ne kadar güzelsin!" dedi.
Çiçek, "Evet biliyorum," dedi, "Üstelik güneşle birlikte doğdum..." Küçük prens onun pek de alçakgönüllü sayılamayacağını tahmin edebiliyordu tabii, ama olsun; yine de çok etkileyiciydi.
Biraz sonra çiçek. "Sanırım kahvaltı zamanı," dedi. "Lütfen benim gereksinimlerimle ilgilenmek nezaketini gösterir miydin?"
Küçük prens utanarak biraz su alıp geldi ve çiçeği suladı.
Çiçek çok geçmeden kendini beğenmişliğiyle küçük prensi canından bezdirmeye koyuldu. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de kolay olmuyordu buna katlanmak. Örneğin bir gün üzerindeki dört dikeninden söz ederken küçük prense, "Sıkıysa kaplanlar pençelerini bir uzatsınlar!" demişti.
"Gezegenimde kaplan yok." demişti küçük prens ona. "Hem kaplanlar ot yemezler."
"Ben ot değilim," olmuştu çiçeğin tatlı bir sesle verdiği yanıt.
"Özür dilerim..." "Kaplanlardan korkmam ben. Sert rüzgârlardan korkarım. Beni rüzgârlardan koruyacak bir siperlik bulamaz mısın?"
"Sert rüzgârlar... Bu bir çiçeğin en korkulu rüyası olmalı," demişti küçük prens. Sonra da içinden, "Bu çiçek çok anlaşılması güç bir yaratık," diye mırıldanmıştı. "Geceleri beni cam bir fanusla örtmeni istiyorum. Burası çok soğuk. Benim geldiğim yerde..."
Tam o anda susmuştu. Bir tohum olarak gelmişti oraya. Öteki dünyalar hakkında bilgisi olamazdı Böyle gerçek olmayan bir şeyi söylemek üzereyken yakalanmış olmasından dolayı utanarak iki üç kez öksürmüş, küçük prensin ilgisini dağıtmaya çalışmıştı.
"Siperlik hani?"
"Seni dinlemek için durdum. Şimdi gidip bulacaktım..."
Çiçek küçük prensin vicdan azabı çekmesi için biraz daha öksürmüştü sonra.
Böylece küçük prens tüm sevgisine, iyi niyetine karşın bir süre sonra çiçeğinden şüphe etmeye başlamıştı. Önemsiz sözleri çok fazla ciddiye almış, sonuçta da mutsuz olmuştu.
"Onu dinlememeliydim," dedi bir gün bana. "insan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. Ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli yalnızca. Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu. Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim. Şu kaplanların pençeleriyle ilgili sözleri yalnızca acıma duygularıyla doldurmalıydı yüreğimi."
Küçük prens, "Gerçek şu ki," diye sürdürdü sözlerini, "bir şeyi anlamaya çalışırken neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum. Sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım. Güzel kokularıyla beni öyle büyülemişti ki... Ondan uzaklaşmamalıydım... Onun bana yaptığı o küçük numaraların arkasında yatan sevgiyi anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama onu nasıl sevmem gerektiğini bilemeyecek kadar küçüktüm..."
Çok geçmeden şu çiçek hakkında daha çok bilgi edindim. Küçük prensin gezegeninde çiçekler her zaman çok sadeydi. Tek sıralı taç yaprakları vardı, fazla yer kaplamıyorlar ve kimseye de sorun olmuyorlardı. Bir sabah otların arasında beliriverirler, geceleyin de sessizce solup giderlerdi. Ama bir gün kimsenin bilmediği bir yerlerden bir tohum uçup gelmiş ve küçük prens gezegeninde eşi benzeri bulunmayan bu çiçeği dikkatle izlemişti. Öyle ya, yeni bir tür baobap da olabilirdi bu.
Bir süre sonra fidenin büyümesi durmuş, çiçek vermeye hazırlanmıştı. Kocaman tomurcuk kendini gösterdiğinde orada bulunan küçük prens büyük bir merakla ortaya çok ilginç bir şeylerin çıkmasını beklemişti. Ama çiçek yeşil örtüsünün altındaki hazırlığının yeterli olduğunu sanmıyordu henüz. Renklerini büyük özenle seçiyor, kendini ağır ağır süslüyor, taç yapraklarını tek tek sıralıyordu. Gelincikler gibi buruşuk buruşuk çıkmak istemiyordu ortaya. Güzelliğinin en pırıltılı anında kendini göstermeye karar verdi. Aman! O ne cilveler, o ne pozlar! Günlerce sürmüştü o gizemli süslenmeler.
Ve bir sabah tam gün doğarken ortaya çıkıverdi.
Uzun uzun kendine çeki düzen vermeye çalıştıktan sonra esnedi ve. "Oh! Çok ender olarak uyanık kalırım" dedi. "Lütfen taç yapraklarımın düzensiz olmasından dolayı kınamayın beni..."
Küçük prens hayranlığını gizleyemeyip, "Ne kadar güzelsin!" dedi.
Çiçek, "Evet biliyorum," dedi, "Üstelik güneşle birlikte doğdum..." Küçük prens onun pek de alçakgönüllü sayılamayacağını tahmin edebiliyordu tabii, ama olsun; yine de çok etkileyiciydi.
Biraz sonra çiçek. "Sanırım kahvaltı zamanı," dedi. "Lütfen benim gereksinimlerimle ilgilenmek nezaketini gösterir miydin?"
Küçük prens utanarak biraz su alıp geldi ve çiçeği suladı.
Çiçek çok geçmeden kendini beğenmişliğiyle küçük prensi canından bezdirmeye koyuldu. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de kolay olmuyordu buna katlanmak. Örneğin bir gün üzerindeki dört dikeninden söz ederken küçük prense, "Sıkıysa kaplanlar pençelerini bir uzatsınlar!" demişti.
"Gezegenimde kaplan yok." demişti küçük prens ona. "Hem kaplanlar ot yemezler."
"Ben ot değilim," olmuştu çiçeğin tatlı bir sesle verdiği yanıt.
"Özür dilerim..." "Kaplanlardan korkmam ben. Sert rüzgârlardan korkarım. Beni rüzgârlardan koruyacak bir siperlik bulamaz mısın?"
"Sert rüzgârlar... Bu bir çiçeğin en korkulu rüyası olmalı," demişti küçük prens. Sonra da içinden, "Bu çiçek çok anlaşılması güç bir yaratık," diye mırıldanmıştı. "Geceleri beni cam bir fanusla örtmeni istiyorum. Burası çok soğuk. Benim geldiğim yerde..."
Tam o anda susmuştu. Bir tohum olarak gelmişti oraya. Öteki dünyalar hakkında bilgisi olamazdı Böyle gerçek olmayan bir şeyi söylemek üzereyken yakalanmış olmasından dolayı utanarak iki üç kez öksürmüş, küçük prensin ilgisini dağıtmaya çalışmıştı.
"Siperlik hani?"
"Seni dinlemek için durdum. Şimdi gidip bulacaktım..."
Çiçek küçük prensin vicdan azabı çekmesi için biraz daha öksürmüştü sonra.
Böylece küçük prens tüm sevgisine, iyi niyetine karşın bir süre sonra çiçeğinden şüphe etmeye başlamıştı. Önemsiz sözleri çok fazla ciddiye almış, sonuçta da mutsuz olmuştu.
"Onu dinlememeliydim," dedi bir gün bana. "insan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. Ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli yalnızca. Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu. Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim. Şu kaplanların pençeleriyle ilgili sözleri yalnızca acıma duygularıyla doldurmalıydı yüreğimi."
Küçük prens, "Gerçek şu ki," diye sürdürdü sözlerini, "bir şeyi anlamaya çalışırken neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum. Sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım. Güzel kokularıyla beni öyle büyülemişti ki... Ondan uzaklaşmamalıydım... Onun bana yaptığı o küçük numaraların arkasında yatan sevgiyi anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama onu nasıl sevmem gerektiğini bilemeyecek kadar küçüktüm..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar