bugün
- sözlükte flört etmemek9
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin32
- en iyi pizza içeriği10
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- kale3112'deki kale hangi kale4
- ders çalışırken sigara içmek2
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- sigarayı bırakınca ağzımın tadı geldi2
- ezoterizm4
- buz gibi bira2
- 24 eylül 2026 hollanda almanya maçı2
- asaf savaş akat2
- otel odası yalnızlığı2
- acı gerçekler14
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- pizza abartılmış balon bir yiyecektir3
- karşı cinsteki en itici özellik16
- türk reklam sektörü2
- en lezzetli balık24
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı4
- euro milliyetçisi2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- trabzon pidesi3
- anın görüntüsü23
- gammazlar göreve8
- ağlamak7
- ev sahibi egosu2
- sözlükte aile kurmak8
- meteoroloji'nin yeni yağışlı sistem uyarısı5
- ayakları çirkin bir kadınla aynı yatağa girmek3
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- bol mini etek5
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- uludağ sözlük evreni10
- şahane pazar3
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- netanyahu2
- herkesin aynı olmaması3
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması5
- motorla kaza yapan kadın7
- müzik dinleyen 45 yaş üstü dallama5
- osmanlı döneminde sözlük olsaydı4
- birikim yapmak7
- hünkar beğendi vs alinazik9
- demet evgar6
- kova burcu erkeği akrep kadını6
- atatürk diyor ki12
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız7
- spk soruşturmasında 387 milyon lira dondurulması6
- seda bakan'ın parmak arası çizmeleri3
IV
Böylece çok önemli bir şey öğrenmiştim: Küçük prensin geldiğini söylediği gezegen olsa olsa bir ev büyüklüğündeydi!
Bu beni çok da şaşırtmamıştı doğrusu. Çünkü bildiğimiz, isimleri konulmuş Dünya, Jüpiter, Mars, Venüs gezegenlerinin yanı sıra uzayda adı konmamış, bazıları teleskopla bile güçlükle görülebilecek kadar küçük yüzlerce gezegen olduğunu biliyordum. Gökbilimcileri bunlardan birini ilk kez görüp ortaya çıkardığında isim vermek yerine yalnızca bir numara veriyorlar. Örneğin "Asteroid 325" gibi.
Küçük prensin geldiği gezegenin B-612 diye bilinen asteroid olduğu konusunda beni haklı çıkaracak ciddi bir nedenim var.
Bu asteroidi ilk kez 1909 yılında bir Türk gökbilimci teleskopla gözlem yaparken görmüş. Bu buluşunu hemen Uluslararası Gökbilimi Toplantısı'nda büyük bir heyecanla sunmuş, ama adamcağız şalvar, cepken ve fes giyiyor diye onun söylediklerine hiç kimse değer vermemiş. Büyükler böyledir işte...
Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de, 1920 yılında aynı gökbilimci etkileyici ve şık bir giysiyle Asteroid B-612'yi tanıtabilmiş. Bu kez herkes ilgiyle izlemiş onun söylediklerini.
Şu anda size bu asteroidle ilgili bu kadar çok şey anlatabiliyor, numarasını filan söyleyebiliyorsam bu hep büyükler sayesinde oluyor. Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. "Sesi nasıl?" demezler örneğin, ya da. "Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" diye sormazlar. Onun yerine. "Kaç yaşında?" derler. "Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.
Eğer büyüklere, "Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var," derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, "Yüz milyonluk bir ev gördüm," dersiniz, işte o zaman size, "Oo, ne kadar güzel bir evmiş!" derler gözlerini koca koca açıp.
Aynı şekilde onlara, "Küçük prensin güler yüzlülüğü, tatlılığı ve bir koyun istiyor olması, onun var olduğunu gösterir. Birisi bir koyun istiyorsa, bu onun varlığının kanıtıdır." derseniz size inanmazlar, dalga geçerler. Ama onlara, "Küçük prensin geldiği gezegenin adı Asteroid B-612'dir," derseniz, işte o zaman size inanıverirler ve sıkıcı sorular sormazlar.
Büyükler böyledir işte. Ama bunu onlara anlatabilmek olanaksızdır. Çocuklar büyükler karşısında her zaman sabırlı ve anlayışlı olmak zorundalar.
Doğal olarak, yaşamı anlayan bizler için sayıların hiç önemi yok. Bu öyküye tıpkı peri masallarında olduğu gibi başlamış olmayı isterdim. "Bir zamanlar kendisinden birazcık daha büyük bir gezegende yaşayan küçük bir prens varmış. Bu prens bir koyun istiyormuş..." diyebilirdim örneğin.
Yaşamı anlayabilenler için eminim bu çok daha gerçekçi bir hava verirdi öyküme. Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım, koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra.
işte yine bu amaçla bir kutu boya ve kalem satın aldım kendime. Bu yaştan sonra resim yapmaya kalkışmak benim için çetin işti doğrusu. Hele altı yaşından beri tek yaptığım resmin bir boa yılanının içten ve dıştan görünüşü olduğu düşünülürse... Resimleri olabildiğince gerçeğe uygun çizmeye çalışacağım tabii. Ama başaracağımdan pek emin değilim açıkçası. Bir resim fena olmuyor derken, bir ötekinin gerçekle hiçbir ilgisi olmayıveriyor. Küçük prensin boyunu çizerken de hata yaptığım oluyor: bir yerde kısa. başka bir yerde uzun boylu çiziyorum onu. Giysilerinin rengiyle ilgili kuşkularım da var. işte böyle doğrulu yanlışlı da olsa herhalde üç aşağı beş yukarı gerçeği hakkında bir fikir vermeyi başarıyorumdur.
Bazı çok önemli ayrıntılarda hata yaptığım da oluyor. Ama işte bu benim suçum değil. Arkadaşım hiçbir zaman bana tam bir açıklama yapmadı ki. Benim de kendisi gibi olduğumu düşündü belki, kim bilir? Ama, şimdi açık konuşalım, ben kutuların içindeki koyunları göremiyorum. Belki de büyükler gibiyim biraz. Büyümek zorunda kaldığımdan olacak.
Böylece çok önemli bir şey öğrenmiştim: Küçük prensin geldiğini söylediği gezegen olsa olsa bir ev büyüklüğündeydi!
Bu beni çok da şaşırtmamıştı doğrusu. Çünkü bildiğimiz, isimleri konulmuş Dünya, Jüpiter, Mars, Venüs gezegenlerinin yanı sıra uzayda adı konmamış, bazıları teleskopla bile güçlükle görülebilecek kadar küçük yüzlerce gezegen olduğunu biliyordum. Gökbilimcileri bunlardan birini ilk kez görüp ortaya çıkardığında isim vermek yerine yalnızca bir numara veriyorlar. Örneğin "Asteroid 325" gibi.
Küçük prensin geldiği gezegenin B-612 diye bilinen asteroid olduğu konusunda beni haklı çıkaracak ciddi bir nedenim var.
Bu asteroidi ilk kez 1909 yılında bir Türk gökbilimci teleskopla gözlem yaparken görmüş. Bu buluşunu hemen Uluslararası Gökbilimi Toplantısı'nda büyük bir heyecanla sunmuş, ama adamcağız şalvar, cepken ve fes giyiyor diye onun söylediklerine hiç kimse değer vermemiş. Büyükler böyledir işte...
Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de, 1920 yılında aynı gökbilimci etkileyici ve şık bir giysiyle Asteroid B-612'yi tanıtabilmiş. Bu kez herkes ilgiyle izlemiş onun söylediklerini.
Şu anda size bu asteroidle ilgili bu kadar çok şey anlatabiliyor, numarasını filan söyleyebiliyorsam bu hep büyükler sayesinde oluyor. Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. "Sesi nasıl?" demezler örneğin, ya da. "Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" diye sormazlar. Onun yerine. "Kaç yaşında?" derler. "Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.
Eğer büyüklere, "Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var," derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, "Yüz milyonluk bir ev gördüm," dersiniz, işte o zaman size, "Oo, ne kadar güzel bir evmiş!" derler gözlerini koca koca açıp.
Aynı şekilde onlara, "Küçük prensin güler yüzlülüğü, tatlılığı ve bir koyun istiyor olması, onun var olduğunu gösterir. Birisi bir koyun istiyorsa, bu onun varlığının kanıtıdır." derseniz size inanmazlar, dalga geçerler. Ama onlara, "Küçük prensin geldiği gezegenin adı Asteroid B-612'dir," derseniz, işte o zaman size inanıverirler ve sıkıcı sorular sormazlar.
Büyükler böyledir işte. Ama bunu onlara anlatabilmek olanaksızdır. Çocuklar büyükler karşısında her zaman sabırlı ve anlayışlı olmak zorundalar.
Doğal olarak, yaşamı anlayan bizler için sayıların hiç önemi yok. Bu öyküye tıpkı peri masallarında olduğu gibi başlamış olmayı isterdim. "Bir zamanlar kendisinden birazcık daha büyük bir gezegende yaşayan küçük bir prens varmış. Bu prens bir koyun istiyormuş..." diyebilirdim örneğin.
Yaşamı anlayabilenler için eminim bu çok daha gerçekçi bir hava verirdi öyküme. Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım, koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra.
işte yine bu amaçla bir kutu boya ve kalem satın aldım kendime. Bu yaştan sonra resim yapmaya kalkışmak benim için çetin işti doğrusu. Hele altı yaşından beri tek yaptığım resmin bir boa yılanının içten ve dıştan görünüşü olduğu düşünülürse... Resimleri olabildiğince gerçeğe uygun çizmeye çalışacağım tabii. Ama başaracağımdan pek emin değilim açıkçası. Bir resim fena olmuyor derken, bir ötekinin gerçekle hiçbir ilgisi olmayıveriyor. Küçük prensin boyunu çizerken de hata yaptığım oluyor: bir yerde kısa. başka bir yerde uzun boylu çiziyorum onu. Giysilerinin rengiyle ilgili kuşkularım da var. işte böyle doğrulu yanlışlı da olsa herhalde üç aşağı beş yukarı gerçeği hakkında bir fikir vermeyi başarıyorumdur.
Bazı çok önemli ayrıntılarda hata yaptığım da oluyor. Ama işte bu benim suçum değil. Arkadaşım hiçbir zaman bana tam bir açıklama yapmadı ki. Benim de kendisi gibi olduğumu düşündü belki, kim bilir? Ama, şimdi açık konuşalım, ben kutuların içindeki koyunları göremiyorum. Belki de büyükler gibiyim biraz. Büyümek zorunda kaldığımdan olacak.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar