bugün
- sinek as'ın sözlüğe vedası4
- balık yanına en yakışan çorba7
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın16
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak19
- arkadaşlar öldünüz mü10
- 40 yaşında halen sürpriz yumurta alan insan4
- 43 bin yaşlının ölümünde ağır ihmal4
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri15
- atatürk'ün en büyük düşmanı2
- anal ilişki yaparsak hemoroid olur muyuz10
- kedi eti2
- nemlendirici krem20
- gocu nerede gocu9
- istanbul da gece hayatı2
- askerde özlenen şeyler10
- fenerbahçe medyası2
- keşke atatürk hiç doğmasaydı diye düşünen yobaz4
- atatürk'ün islam ile değil emevi diniyle savaşması4
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum7
- cihangir ç2
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek12
- telefonlardaki görüntüler porno sitelere satılıyor3
- kobra takibi3
- yapay zekayı destekleyen mallar4
- kadir mısıroğlunun yezid hayranlığı3
- recep ivedik 84
- müslüm gürses'i herkesin sevmesi4
- sevgiliye gezme sözü vermek2
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın5
- nissan micra kullanan erkek11
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- clio klitorisin kısaltılmışıdır5
- sabah menemen yaparken kış güneşi dinlemek3
- nev18
- chp osmanlı gibidir2
- bir şeyler söyle3
- öğretmenlerin teneffüse ihtiyacı olması5
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- siyasal islamcıların ataları2
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- disco disco gezen insan8
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- fon vurgunu53
- katatespizartmasi12
- kudüs üç semavi din için önemlidir3
- bik bik'in mutfağına konuk olmak2
- çirkin yapınca tacizci yakışıklı yapınca çapkın2
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- src belgesi2
- güne jelatinli ananas suyu ile başlamak2
entry'ler (3)
ılık rüzgarın esmediği, yeşil çamların kokmadığı bir sokakta yürüyorum. Her zamanki gibi karanlık, yerde sokağın ışıklarını yansıtan su birikintileri ve klişe olmadığını iddia eden yorgun iki köprücük kemiği... yürüyoruz hep beraber ah diye nefes verdiğim bu dumanlı sokaklarda. kaybolmadığımdan adım gibi eminim; sadece evin yolunu göremiyorum, ama biliyorum eve doğru gittiğimi...
Çalılıklardan gelen kirpi seslerinin bile korkutucu olmaya başladığı bu sokaklarda, günün her saatini yalnız ve sessiz geçirdiğimi hatırlıyorum. Eskidendi, çok eskiden. Şimdiyse her yanım dağ suyu ve güneş yanığı; yanlış yoldan bana kalan iki hatıra. Biri gözlerimden, diğeri sırtımdan; bu acılar hiç dinmeyecek sanıyordum.
insanın hatıralarla arkadaş olması ne acı, sokakların kirpilerle dolu olması da...
Çalılıklardan gelen kirpi seslerinin bile korkutucu olmaya başladığı bu sokaklarda, günün her saatini yalnız ve sessiz geçirdiğimi hatırlıyorum. Eskidendi, çok eskiden. Şimdiyse her yanım dağ suyu ve güneş yanığı; yanlış yoldan bana kalan iki hatıra. Biri gözlerimden, diğeri sırtımdan; bu acılar hiç dinmeyecek sanıyordum.
insanın hatıralarla arkadaş olması ne acı, sokakların kirpilerle dolu olması da...
Son dönemde kafamı iyice kurcalamaya başlayan gerçek.
Varoluşum, ben dahil kimsenin onayını almadan 21 yıl önce bu evrende boy göstermeye başladı. Bazen, hayatta bazı anlar vardır; iyi ki doğdum, iyi ki tanık oluyorum bu güzelliklere diye içlenir kendini kutlarsın. Çocukken her gününü kutlarsın! Ancak ne oldu nasıl olduysa, bu güzellemeler tükendi. içimde sadece sıkıntı, midemde bir bulantı, ellerimde hafif titreme ve öze dönmeye çalışırken özden uzaklaşmamın vermiş olduğu hasret var. Bunu birçok şeye bağlayabileceğimden dolayı bilmiyorum sorunun cevabını. Ama bir soru varsa ortada, elbet bir cevabı da vardır. Bulduğum gün ölmekten korkmayacağım. Ama şimdi öyle mi? Her an, ölmekten öyle çok korkuyorum ki...
Oh be diyemeden, ılık rüzgarlarda koşamadan, keyifle yağmur altında ıslanamadan ölmekten çok korkuyorum. Bir bu kadar kötü hissi de değer verdiğim insanlarımın adına yaşıyorum. Benden önce göçüp gitse ne olur diye düşünmekten kendimi alıkoyamadığım, alıkoyamadıkça daha da çok düşünüp derinlerde boğulduğum bir anafor gibi. Yaşamaktan bu kadar sıkılırken, ölmekten bu kadar korkmak; dünyada bunca güzellik varken, hep gri bir döngüde hissetmek beni tüketti. Nasıl eskisi kadar mutlu, renkli, umutlu olacağımı bilmiyorum. Ellerimi kaldıracağım yardım için ama sanki bağlıymış gibi zemine sıkıca. Başımın eğikliği de bundandır belki.
Savaşamıyorum artık, hiç gücüm kalmadı. Son nefesimi vermeden, ben de mutlu hissetmek istiyorum. Belki bir gün uyandığımda, ölmeyi unutacağım. Ve o gün geldiğinde emin olun, en çok doğayı seveceğim.
Varoluşum, ben dahil kimsenin onayını almadan 21 yıl önce bu evrende boy göstermeye başladı. Bazen, hayatta bazı anlar vardır; iyi ki doğdum, iyi ki tanık oluyorum bu güzelliklere diye içlenir kendini kutlarsın. Çocukken her gününü kutlarsın! Ancak ne oldu nasıl olduysa, bu güzellemeler tükendi. içimde sadece sıkıntı, midemde bir bulantı, ellerimde hafif titreme ve öze dönmeye çalışırken özden uzaklaşmamın vermiş olduğu hasret var. Bunu birçok şeye bağlayabileceğimden dolayı bilmiyorum sorunun cevabını. Ama bir soru varsa ortada, elbet bir cevabı da vardır. Bulduğum gün ölmekten korkmayacağım. Ama şimdi öyle mi? Her an, ölmekten öyle çok korkuyorum ki...
Oh be diyemeden, ılık rüzgarlarda koşamadan, keyifle yağmur altında ıslanamadan ölmekten çok korkuyorum. Bir bu kadar kötü hissi de değer verdiğim insanlarımın adına yaşıyorum. Benden önce göçüp gitse ne olur diye düşünmekten kendimi alıkoyamadığım, alıkoyamadıkça daha da çok düşünüp derinlerde boğulduğum bir anafor gibi. Yaşamaktan bu kadar sıkılırken, ölmekten bu kadar korkmak; dünyada bunca güzellik varken, hep gri bir döngüde hissetmek beni tüketti. Nasıl eskisi kadar mutlu, renkli, umutlu olacağımı bilmiyorum. Ellerimi kaldıracağım yardım için ama sanki bağlıymış gibi zemine sıkıca. Başımın eğikliği de bundandır belki.
Savaşamıyorum artık, hiç gücüm kalmadı. Son nefesimi vermeden, ben de mutlu hissetmek istiyorum. Belki bir gün uyandığımda, ölmeyi unutacağım. Ve o gün geldiğinde emin olun, en çok doğayı seveceğim.
Tanrılar yitirmemizi istiyorlar; bu korkusuz bakışları, kaygısız gülüşleri, saf dokunuşları. iyi ve güzel olan her şey yok olsun istiyorlar. Bu bencilliğe alışkınım...
Çok denedim, çok yoruldum. Kah bir bar sandalyesinde, kah bir camii avlusunda. Ufka baktım beni görmez, toprak ise beni çağırır. Aralarında bir o yana bir bu yana savruldum, süründüm ah sırtımda kurudu kanım. Kristal bir viski bardağında erittim günahlarımı. Şimdi kana kana içiriyorlar bana; bencil, yüce, gaddar tanrılarım!
Oysa kim istemez her gün bahar gibi koksun, her bakış parıl parıl parlasın... çocuklar büyümesin, ruhlar asla ölmesin, bu kanlar ve şarap ırmakları şırıl şırıl akmasın. Tanrılar yitirmemizi istiyorlar tüm güzellikleri. Bırakalım, hepsi onlara kalsın bu gri diyarların; bana bir seni versin, bir de tüm günahlarımı... ferah bir his olmalı yitirmek, tanrılarla dolu tüm diyarları.
Çok denedim, çok yoruldum. Kah bir bar sandalyesinde, kah bir camii avlusunda. Ufka baktım beni görmez, toprak ise beni çağırır. Aralarında bir o yana bir bu yana savruldum, süründüm ah sırtımda kurudu kanım. Kristal bir viski bardağında erittim günahlarımı. Şimdi kana kana içiriyorlar bana; bencil, yüce, gaddar tanrılarım!
Oysa kim istemez her gün bahar gibi koksun, her bakış parıl parıl parlasın... çocuklar büyümesin, ruhlar asla ölmesin, bu kanlar ve şarap ırmakları şırıl şırıl akmasın. Tanrılar yitirmemizi istiyorlar tüm güzellikleri. Bırakalım, hepsi onlara kalsın bu gri diyarların; bana bir seni versin, bir de tüm günahlarımı... ferah bir his olmalı yitirmek, tanrılarla dolu tüm diyarları.