bugün
- atatürk düşmanı it sürüsü5
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı5
- almanlarin orduya guvensizligi3
- robot moderatör2
- habire1275
- habire12 adamdır37
- izmirli kızların verici olması34
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek5
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- sssilvermist21
- fil8
- kaplan7
- kartal6
- ben geldim naneler13
- timsah5
- hiyeroglif dilleri3
- aslan8
- zebra4
- insan kaynakları4
- claudian clouds kadındır12
- cilgincapkin13
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- iş bulamamak4
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
- aldığınız en ilginç iltifat3
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- sansürsüz tarih2
- anın görüntüsü18
- deccal'in sozluge gelmesi10
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- nickten isim tahmini yapmak25
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası19
- messi'yi savunan adamla ahbaplık etmem5
- kafa dağıtmalık şarkı önerileri5
- yazarların almak istediği hediyeler4
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- ben senin yerinde olsam5
- yorgun mermi13
- yeni parti46
- tas kafa traşlı hırt sorunu3
- sözlükteki kavganın amacı5
- gece denize girmek12
- arap gel oğlum5
- yarası olan gocudur5
- temmuz6
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
entry'ler (12)
ev ziyaretlerinde genellikle ayakkabıyla eve giren, halkı temsil ettiğini söyleyen ancak bir o kadar halktan kopuk chp milletvekili adayı..
inancım doğrultusunda tadını denemediğim için bilemeyeceğim ettir. ancak domuz etinin bizim alışık olmadığımız kadar ağır bir kokusu vardır. gördüğüm ülkelerde de diğer etlerden biraz daha ucuz olduğu da bir gerçek. ülkemizde de kaçak olmayan domuz etin kilosunun 200-250 liradan satılması da, ayrı bir olay. belki ucuz olsa denemek isteyenler nasıl bir şey olduğunu görebilirlerdi.
elimden geleni yapıyorum aslında onunla daha fazla zaman geçirmek için. ama bu evde, onun evinde, kendimi evimde gibi hissetmiyorum. hep eve gitmek istiyorum. kendi evime. kendi odama. kendi salonuma. kendi banyoma. kendi kedime. insan severken, sevilirken yalnızlığını özler mi? özlüyorum bazen. bazen çok sıkıyorsun diyorum. sıkmazsam beni umursamıyorsun diyor. kedin bile daha önemli bende diyor. gerçekten öyle mi acaba? umursuyorum da aslında. çok seviyorum da aslında. ama bu kadar severken insan kendini de özler mi?
niyeyse hep aklımda yer edinmiş bir seneydi 1996. sanat güneşimiz zeki müren, hamiyet yüceses ve türkiye'nin en zengin iş adamı vehbi koç yaşama veda etmişlerdi. bir de ülkeyi karanlığa gömmeye çalışacak olan erbakan başbakanlığındaki refahyol hükümeti kurulmuştu. tansu çiller, mesut yılmaz, bülent ecevit, deniz baykal, alparslan türkeş siyaset arenasındaydı. yavru vatanımızın cumhurbaşkanı rauf denktaş sık sık haberlerdeydi.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
insan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
insan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
çavdar tarlasında çocuklar. beğeneceğinizi umuyorum. çok keyifli bir kitap.
ayrımcılığın en büyüğüdür. gereksiz ve sakıncalıdır.
küçükken beni çok mutlu etmiş çizgi filmdir. hala severek izlerim.
geldim, gördüm, arttırdım. hoşbulduk ahali.
henüz genç olmak ve bir zevcenin olmaması.
vatanım, devletim, herşeyim. var olma sebebim.
uludağ sözlük'te ilk nefesimi alıyorum an itibariyle.