bugün
- halk başkanlık sistemini istiyor6
- her yerde sümkürebilen insan5
- merhabalarr5
- mamut avlayıp ev geçindiren efsanevi nesil11
- sigaranın yanına çay kahve dışında alternatifler10
- erkeğe şiddet uygulayan kadın4
- çok su içmek2
- merfulu6
- kötü biri olduğunu fark etmek2
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde5
- gammazlığı elinden alınan yazar2
- kendini fazla ciddiye almak2
- gratisin içini merak etmek7
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz17
- kendinden sıkılmak2
- arda güler2
- mekke anlaşması14
- bana gel film izleriz diyen erkek16
- spor olsun diye her yere yürüyen insan2
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi19
- günlük tutan erkek14
- sözlük yazarlarının 1999 yılından beklentileri6
- iyi parti'nin çerçeve yasaya muhalefet şerhi3
- arkadaşlar nasılsınız11
- kavalali mehmet ali pasa4
- yakışıklı erkeklerin sürekli çaylak olması13
- 40 hadis3
- sözlük yazarlarına bir şey söyle8
- cansever18
- simko317
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- gece yolda yürürken çöpten fırlayan adam5
- futbol24
- türkiye'ye en uygun yönetim şekli islami komünizm3
- açlık krizi nasıl bastırılır8
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları15
- kendine bir soru sor5
- insan sevmemek6
- hewal ebo9
- bir erkeğe en çok yakışan şey4
- sözlüğün kırbacı5
- arkadaşlar önce soğan mı kavrulur yoksa biber mi4
- kendini atatürk ten akıllı sanan ergen türkçü7
- sarapci koala7
- anın görüntüsü10
- victor osimhen9
- ümit özdağ6
- tavuk pilav4
- tai lung16
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması16
Varlığın öznel kavranma biçimi, sanat. Şiir, sanatların sultanı. Çünkü malzemesi her şeyin evvelinde bulunan söz. Söz evvel, şiir ahir.
Şiirin bir akıl işi olduğunu iddia eden soğuk kanlı teoriler bir yana onun hiç olmazsa doğuş anında bir ilhamın aydınlığına ihtiyaç duyduğu muhakkak. Arkası, ilhamın işlenmesi. Şair kuyumculuğu.
Eflatun, şairin her an şiir söyleyemediğine dikkat ederek onu şair kılan hale ilahi bir vecdin sebebiyet verdiğini söyler ve buna da ilham adını verir.
ilham, keşfin yanı başında. Aracısız ve perdesiz kalbe inen bilgi, şair fark etse de fark etmese de böyle. Şiir sözcüğü, "bilmek" kadar "sezmek, sezgiyle bilmek" anlamını da taşıyor. Böylece şiir, mutlak bilgiye giden yolda sezgisel bir vasıtaya dönüşüyor.
Mutlak bilgi ile rabıta kurabiliyor olması yüzündendir ki ilkel toplumlarda şiir, kendisiyle uğraşana ayrıcalıklı bir toplumsal mevki kazandırıyordu. ilkel toplumlarda kahinlerin, sihirbazların, müneccimlerin aynı zamanda şair olması bu ayrıcalıktan.
Çağlar boyunca şaire bir tür kutsiyet atfedilmesi, hiç olmazsa bir saygınlık yüklenmesi sıradan insanlar için kapalı olan ilhamın ona açık olmasından. Gayesini sadece kendi güzelliğinde bulan saf şiirin teorisyeni Rahip Bremond, şiir lisanına "dua" der. Haşim, sembolik bir muhteva taşıyan poetikasında şiiri resullerin sözlerine benzetir. Lamartine, inancını kaybettiği sıralarda bile inanç ihtiyacını, dua olarak adlandırdığı şiirleriyle gidermeye çalışır. "Erzurum Yolculuğu" esnasında Puşkin'in karşılaştığı bilge bir Türk paşası, bir şairle karşılaşmış olmasını hayra yorar. Çünkü bir şair ona göre dervişin kardeşidir.
islamiyet öncesi Arap kabilelerinde şairin ne kadar mühim bir yer tuttuğu bilinir. Kalabalıklar üzerinde yarattığı etki kadar bu etkinin kaynağıdır da şairi farklı ve üstün kılan. Çünkü şaire metafizik bir takım güçler tarafından şiir ilham edildiğine inanılır. Bu yüzden kelamın en yüksek mertebesi olan Kur'an kendisine vahyedildiğinde, Hz. Peygamber cahiliye dönemi Arapları tarafından şairlikle suçlanmıştı. Fakat cevap açık ve net: "Biz ona şiir öğretmedik", (36,69).
Kuşku yok ki bu reddiyenin şiir aleyhine içerdiği kesinlik aynı zamanda, şiirin, sanatların sultanı olduğunu doğrulayan bir düzlemde okunabilir. Ve şiirin Kur'an nezdinde tenzilini mevsuk bu reddiye, şiirin insan sözü nezdinde tenzihi olarak da algılanabilir. "Biz ona şiir öğretmedik", ama ona vahyedilen şey, (gafletle de olsa), şiirle mukayese ediliyor. Değil mi ki arada bir vech-i şebeh var.
Necip Fazıl, Poetika'da, insanın, bitki ve hayvanlara üstünlüğünü hatırlattıktan sonra, şairin de "zat ve şuur bilgisine" sahip olma bakımından insanlar arasında ve fakat insanlar üzerinde olduğunu ifade eder.
Tanpınar, "ani bir cehdle kendini bulan ruhun insandaki ezeli hakikatle temasından doğan bir konuşma" olarak adlandırır şiir halini. Şiir bir hatırlamadır ona göre. Şair bu hatırlamayı başaran insan.
insan, varlığının mahiyetini çözmek ve mutlak bilgiye ulaşmak ister. Dinin yanı sıra, bilim ve sanat da bu bilgiye hizmet eder, şiir de. Ancak onun vasıtası sezgidir. Şiir, belki de mahiyeti belli olmayan ani ilhamlara dayalı olarak bir yerlerden şair gönlüne indiğinden, şair insanlar arasında ama onlardan yukarıda bir yerdedir. Çünkü o kendisini üstün idrake götüren ilhamın tecelli ettiği bir kalbe sahiptir, bir seçilmiştir o. Sözlerinin resullerin sözlerine benzetilmesi bu yüzdendir. Toplum kalabalığında yalnızlıkla başlayan çoğulluğu, yadırganabilirliğinden kaynaklanan önlenemez cazibesi içine ilham inen bir kalbe sahip olmasından ötürüdür.
Şiir ki, ilham şairin kalbinde başlayıp kalbinde bittikten sonra, mahiyeti şairin kendisine bile meçhul. Şairler bilirler.
Fuzuli "Aldanma ki şair sözü elbette yalandır", uyarısında. Doğru. Şiir, tümüyle sanat, koskoca bir yalan belki. Ama kalbe doğan ilhamın aydınlığında, daha yüksek bir hakikatin kavratılması için söylenen en doğru yalan. Şairin anlattığı gül belki yoktur. Ama o, güllerin üzerindeki gülü işaret eder neticede. Gülün gerçekliği için söylenen bir gül yalandır şiir ve şair gül için gül yalanı söyleyen. Yalan bir tek şairlerin hakkı. Gerçeği, yalnızca gerçeği söylemek için.
Şiirin bir akıl işi olduğunu iddia eden soğuk kanlı teoriler bir yana onun hiç olmazsa doğuş anında bir ilhamın aydınlığına ihtiyaç duyduğu muhakkak. Arkası, ilhamın işlenmesi. Şair kuyumculuğu.
Eflatun, şairin her an şiir söyleyemediğine dikkat ederek onu şair kılan hale ilahi bir vecdin sebebiyet verdiğini söyler ve buna da ilham adını verir.
ilham, keşfin yanı başında. Aracısız ve perdesiz kalbe inen bilgi, şair fark etse de fark etmese de böyle. Şiir sözcüğü, "bilmek" kadar "sezmek, sezgiyle bilmek" anlamını da taşıyor. Böylece şiir, mutlak bilgiye giden yolda sezgisel bir vasıtaya dönüşüyor.
Mutlak bilgi ile rabıta kurabiliyor olması yüzündendir ki ilkel toplumlarda şiir, kendisiyle uğraşana ayrıcalıklı bir toplumsal mevki kazandırıyordu. ilkel toplumlarda kahinlerin, sihirbazların, müneccimlerin aynı zamanda şair olması bu ayrıcalıktan.
Çağlar boyunca şaire bir tür kutsiyet atfedilmesi, hiç olmazsa bir saygınlık yüklenmesi sıradan insanlar için kapalı olan ilhamın ona açık olmasından. Gayesini sadece kendi güzelliğinde bulan saf şiirin teorisyeni Rahip Bremond, şiir lisanına "dua" der. Haşim, sembolik bir muhteva taşıyan poetikasında şiiri resullerin sözlerine benzetir. Lamartine, inancını kaybettiği sıralarda bile inanç ihtiyacını, dua olarak adlandırdığı şiirleriyle gidermeye çalışır. "Erzurum Yolculuğu" esnasında Puşkin'in karşılaştığı bilge bir Türk paşası, bir şairle karşılaşmış olmasını hayra yorar. Çünkü bir şair ona göre dervişin kardeşidir.
islamiyet öncesi Arap kabilelerinde şairin ne kadar mühim bir yer tuttuğu bilinir. Kalabalıklar üzerinde yarattığı etki kadar bu etkinin kaynağıdır da şairi farklı ve üstün kılan. Çünkü şaire metafizik bir takım güçler tarafından şiir ilham edildiğine inanılır. Bu yüzden kelamın en yüksek mertebesi olan Kur'an kendisine vahyedildiğinde, Hz. Peygamber cahiliye dönemi Arapları tarafından şairlikle suçlanmıştı. Fakat cevap açık ve net: "Biz ona şiir öğretmedik", (36,69).
Kuşku yok ki bu reddiyenin şiir aleyhine içerdiği kesinlik aynı zamanda, şiirin, sanatların sultanı olduğunu doğrulayan bir düzlemde okunabilir. Ve şiirin Kur'an nezdinde tenzilini mevsuk bu reddiye, şiirin insan sözü nezdinde tenzihi olarak da algılanabilir. "Biz ona şiir öğretmedik", ama ona vahyedilen şey, (gafletle de olsa), şiirle mukayese ediliyor. Değil mi ki arada bir vech-i şebeh var.
Necip Fazıl, Poetika'da, insanın, bitki ve hayvanlara üstünlüğünü hatırlattıktan sonra, şairin de "zat ve şuur bilgisine" sahip olma bakımından insanlar arasında ve fakat insanlar üzerinde olduğunu ifade eder.
Tanpınar, "ani bir cehdle kendini bulan ruhun insandaki ezeli hakikatle temasından doğan bir konuşma" olarak adlandırır şiir halini. Şiir bir hatırlamadır ona göre. Şair bu hatırlamayı başaran insan.
insan, varlığının mahiyetini çözmek ve mutlak bilgiye ulaşmak ister. Dinin yanı sıra, bilim ve sanat da bu bilgiye hizmet eder, şiir de. Ancak onun vasıtası sezgidir. Şiir, belki de mahiyeti belli olmayan ani ilhamlara dayalı olarak bir yerlerden şair gönlüne indiğinden, şair insanlar arasında ama onlardan yukarıda bir yerdedir. Çünkü o kendisini üstün idrake götüren ilhamın tecelli ettiği bir kalbe sahiptir, bir seçilmiştir o. Sözlerinin resullerin sözlerine benzetilmesi bu yüzdendir. Toplum kalabalığında yalnızlıkla başlayan çoğulluğu, yadırganabilirliğinden kaynaklanan önlenemez cazibesi içine ilham inen bir kalbe sahip olmasından ötürüdür.
Şiir ki, ilham şairin kalbinde başlayıp kalbinde bittikten sonra, mahiyeti şairin kendisine bile meçhul. Şairler bilirler.
Fuzuli "Aldanma ki şair sözü elbette yalandır", uyarısında. Doğru. Şiir, tümüyle sanat, koskoca bir yalan belki. Ama kalbe doğan ilhamın aydınlığında, daha yüksek bir hakikatin kavratılması için söylenen en doğru yalan. Şairin anlattığı gül belki yoktur. Ama o, güllerin üzerindeki gülü işaret eder neticede. Gülün gerçekliği için söylenen bir gül yalandır şiir ve şair gül için gül yalanı söyleyen. Yalan bir tek şairlerin hakkı. Gerçeği, yalnızca gerçeği söylemek için.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar