bugün
- ne kadar yaşlısın14
- kendisiyle övünen insanlar9
- asrın soygunu21
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- trt tarafsız olmalı11
- nokia 3310 denince akla gelenler8
- kavga havasında olmak4
- bu nasıl hava lan7
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı36
- sigara böreği5
- koyu saç açık ten4
- malum kesimin her şeyi yemesi3
- fatma betül sayan kaya47
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı20
- asuman krause3
- istanbul un havasının deli bir kadın gibi olması4
- zulzula cin kabilesi5
- frankyfourfingers2
- nokia 6600 denince akla gelenler3
- motorola razr v32
- uludağ itiraf3
- barış alper yılmaz8
- paranın devrinin bitmesi10
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi2
- ortada bir yolsuzluk olmaması28
- sarma saran kaslı sözlük erkekleri13
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi21
- izmirin diğer büyükşehirlere göre çok geri olması13
- yasak cinsel ilişkiler15
- bir erkeğe saklama kabında sarma götürmek14
- patates kızartmak4
- romanya53
- türkiye28
- bir sözlük erkeğine yürüyüp karşılık bulamamak11
- beyza4
- gocu'nun 2 günde unutulması13
- sarma saramayan kız10
- futbol13
- melih gökçek soruşturması ne oldu22
- sevgili3
- eylül ayı2
- italya12
- sözlük erkeğine cin musallat etmek7
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- abberline ın yeni hesabı11
- dünya60
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis15
- true'nun çaylak olması7
- bir sözlük erkeğine sarma tenceresiyle saldırmak7
- x veya exe olunca şeytanivekorkunç bir kopyaolması2
devlet memurlarının çalışma süreleri içersinde bulunan zorunlu hizmet/şark görevini yerine getirdikleri doğu illerine halk arasında verilen ad.
90'lı yııların başından beri de pkk sayesinde artık iyiden iyiye tedavisi mümkün olmayan ölümcül zehirli şark çıbanına dönüştü.
"yıl olmuş 2012 şark cephesinde hala değişen hiçbir şey yok."
**
Beytüşşebap Kaymakamı Beytüşşebap'ı anlatıyor
Beytüşşebap'a atandım...
Önce Diyarbakır'a geldim.
Şırnak'a gidebilmem için Cizre'ye, oradan başka bir araçla Şırnak'a gitmem gerektiğini öğrendim. Karayoluyla gitmekten vazgeçtim. Diyarbakır kolordu'da üç-dört gün helikopter bekledim. Sonunda Sikorsky'yle hareket ettim.
1.5 saat uçup, tümen'in pistine indim. Valilik binasına gittim. Vali beni kabul
etti. Asla normal kaymakam gibi davranmamam gerektiğini, köy ziyaretleri yapmamamı, çünkü, devletin kırsalı tamamen terk ettiğini, il ve ilçe merkezinde tutunulmaya çalışıldığını söyledi. Kısacası, dost bilinen aşiretlerin dışındaki köyler, yollar PKK'nın hâkimiyetine bırakılmıştı.
Beytüşşebap'a giden helikoptere bindim. 50 dakikalık uçuştan sonra, yüksek dağlarla çevrili askeri birliğe indim. Komutan beni karşıladı, çay kahve ikramından sonra, bugünlerde ilçeye baskın yapılacağını, duyum aldıklarını söyledi. Merak ediyorsam, dürbünle görebileceğimi anlattı. Gerçekten de, baktım, karşımızdaki dağlarda hareketli insan grupları görülüyordu. Komutan da, Vali gibi, ilçe'den kesinlikle ayrılmamamı, köylere gitmememi salık verdi.
Şırnak'tan gelirken, Besta denilen bölgeyi geçip, 30 kilometre sonra hayli bozuk asfalttan Uludere'ye varılır, asfalt biter, ham toprak yol başlar. Beytüşşebap'a kadar 60 kilometrenin bir tarafı sarp ve dik yamaçlı, öbür tarafı derin uçurumdur. Sürekli mayın döşeniyor. Aslında, bu yolu en az birkaç noktada her gün kesip, kimlik kontrolü yapıyorlar. Bu durum bilindiği için, hiçbir kamu görevlisi karayolunu kullanmıyor. Erzak kamyonları talan ediliyor.
Terör örgütü, korku salmış, halkın nazarında itibar kazanmış... Tanıştığım insanlar, aman kaymakam bey sakın şurdan aşağı inme, şurayı geçeyim deme gibi uyarılarda bulunuyor. Bunların bir kısmı samimi, bir kısmı kamu görevlilerinde korku, yılgınlık yaratmak için söyleniyor.
Buralarda ticaret yapmak isteyen, örgütten icazet almak zorunda... Vergi adı altında para toplanıyor. Eylemler, vatandaşa bire beş katılarak anlatıyor. Örgütün, istemediği adamı derhal görevden aldıracağına, istediği adamı vali, hatta bakan bile yapabileceğine, psikolojik olarak inandırılıyor.
ilçede, asaleten atanmış neredeyse bir memur bile yok. Buraya atananların hepsi, ya kurumları tarafından cezalandırılmak maksadıyla gönderilmiş ya da torpilleri olmayan sahipsiz insanlar... Kırgınlık, küskünlük, bezginliklerinden ötürü, yöre halkına verebilecekleri hiçbir şey yok. Bazı kamu görevlileri ise buralara hiç uğramazlar, onlar imtiyazlıdır.
Geçici köy korucularının mücadeleye büyük katkısı var. Ancak, devlet istemeden de olsa, feodal sistemi, aşiretleri güçlendirdi. Korucular, kendi meslekleri olan hayvancılığı tamamen bırakmış vaziyette... Unvanlarının önündeki 'geçici' kelimesinden rahatsız oluyorlar, durumumuz, geleceğimiz belirsiz diyorlar. Korucu yapılanların özenle seçilmesi gerekiyor.
PKK, küçük çocukları kaçırarak veya ikna ederek, intikam duygusu aşılayan, araziyi avucunun içi gibi bilen kişilerden oluşuyor. Örgüte katılan, çaresiz bırakılıyor, ne aile, ne arkadaş ilişkisi kalıyor, geri dönüş yolları kapatılıyor. Dağdaki ağır şartlarda yıllarca yaşamaktansa, çılgınca emirlere itaat edip, ölümün kurtuluş olduğunun farkındalar.
Bizimkiler ise sivil yaşamlarında iş veya meslek sahibiyken, zorunlu olarak askere alınan 18-20 yaşındaki gençler... Henüz askere alınmadan önce, televizyondaki şehit haberleriyle psikolojileri sarsılan, üstelik, ailelerinin endişelerini hisseden gencecik delikanlılar.
PKK, yıllardır aynı noktalarda üsleniyor. Operasyon yapacağımız zaman, birliklerimizde hareketlilik yaşanıyor, korucular toplanıyor. Sağır sultan bile duyuyor! Zirvelerden seyrediyorlar. Bizimkiler hedef bölgeye vardığında, orda kimse kalmıyor. Bizimkiler geri dönüp, daha birliğin kapısından bile girmeden, onlar eski mevzilerine yerleşiyor.
Bir seferinde, ele geçirilen örgüt mensubunun üstünden çıkan not defterinde okumuştum. Karakolumuz bir ay boyunca, 24 saat izlenmiş, giren çıkan araçların plakası, nöbetçi-devriye saatleri en ince ayrıntılarına kadar yazılmış, ne yaptığımızı, ne yapacağımızı ezbere biliyorlar.
Halbuki, PKK'nın dağ kadrosu 3 bini geçmez, farz edelim 4 bin olsun, 11 bölgeye dağılmış durumdalar, kabaca her şehre 350 terörist düşer...
Bunlara karşı, 22-25 yaşında, 5 bin veya 7 bin kişilik özel birlik oluşturulmalıdır.
Gerilla harbi'yle eğitilmelidir.
Eşlerine her türlü ekonomik güvence, çocuklarına en üst seviyede eğitim sağlanmalıdır.
Operasyon yetkisine sahip, tek bir komutana bağlanmalıdır.
Emirlerinde, helikopter, uçak olmalıdır. Her mangada doktor bulunmalıdır. Asla sabit durmayıp, gece gündüz hareket halinde olmalıdır. Ne zaman, nerede oldukları asla bilinmemelidir...
Av durumundan çıkıp, avcı konumuna geçmelidir.
Şehit cenazelerinde atılan nutukların, kanları yerde kalmayacak türünden anlamsız lafların, herhangi bi etkisi yok artık...
Ne şehit sayısında azalma var, ne atılan nutuklarda!
Derken...
Saat 21 sularında, yoğun silah sesleriyle irkildim. Eşimi ve kızımı arka odalardan birine, mermi isabet etmeyecek şekilde yatırdım. Kapım çalındı... Elinde fener tutan polis, ilçeye saldırıldığını, en alt kattaki kalorifer dairesine inmemiz gerektiğini söyledi. Eşim sığınakta bulunanları teskin etmeye çalışırken, şahsıma verilen Kalaşnikof'la dışarı çıktım.
Lojman duvarında siper almış polislerin yanına gittim. Gecenin karanlığında kimin kime ateş ettiği belli değildi. Ben dahil herkes, bilinçsizce, içgüdüyle hareket ediyordu. Her insan korkar. insani duygudur. Ancak, yüreğimde hissettiğim korku değildi, derin bir sızıydı... Taa Çin sınırlarından Avrupa'nın içlerine ilerleyen millet, çapulcu karşısında acze mi düşmüştü?
Evet, Beytüşşebap Kaymakamı'nın sözleri bunlar...
Ancak, şu anki Beytüşşebap Kaymakamı'nın değil... 1993-95 arasında Beytüşşebap Kaymakamı olan Mesut Taner Genç'in, 2008'de piyasaya çıkardığı 'Ateş Hattında-Beytüşşebap Kaymakamı'nın PKK ile Mücadele Günlüğü' isimli kitabından!
Anlatmış kaymakam...
Daha ne anlatayım. ** *
90'lı yııların başından beri de pkk sayesinde artık iyiden iyiye tedavisi mümkün olmayan ölümcül zehirli şark çıbanına dönüştü.
"yıl olmuş 2012 şark cephesinde hala değişen hiçbir şey yok."
**
Beytüşşebap Kaymakamı Beytüşşebap'ı anlatıyor
Beytüşşebap'a atandım...
Önce Diyarbakır'a geldim.
Şırnak'a gidebilmem için Cizre'ye, oradan başka bir araçla Şırnak'a gitmem gerektiğini öğrendim. Karayoluyla gitmekten vazgeçtim. Diyarbakır kolordu'da üç-dört gün helikopter bekledim. Sonunda Sikorsky'yle hareket ettim.
1.5 saat uçup, tümen'in pistine indim. Valilik binasına gittim. Vali beni kabul
etti. Asla normal kaymakam gibi davranmamam gerektiğini, köy ziyaretleri yapmamamı, çünkü, devletin kırsalı tamamen terk ettiğini, il ve ilçe merkezinde tutunulmaya çalışıldığını söyledi. Kısacası, dost bilinen aşiretlerin dışındaki köyler, yollar PKK'nın hâkimiyetine bırakılmıştı.
Beytüşşebap'a giden helikoptere bindim. 50 dakikalık uçuştan sonra, yüksek dağlarla çevrili askeri birliğe indim. Komutan beni karşıladı, çay kahve ikramından sonra, bugünlerde ilçeye baskın yapılacağını, duyum aldıklarını söyledi. Merak ediyorsam, dürbünle görebileceğimi anlattı. Gerçekten de, baktım, karşımızdaki dağlarda hareketli insan grupları görülüyordu. Komutan da, Vali gibi, ilçe'den kesinlikle ayrılmamamı, köylere gitmememi salık verdi.
Şırnak'tan gelirken, Besta denilen bölgeyi geçip, 30 kilometre sonra hayli bozuk asfalttan Uludere'ye varılır, asfalt biter, ham toprak yol başlar. Beytüşşebap'a kadar 60 kilometrenin bir tarafı sarp ve dik yamaçlı, öbür tarafı derin uçurumdur. Sürekli mayın döşeniyor. Aslında, bu yolu en az birkaç noktada her gün kesip, kimlik kontrolü yapıyorlar. Bu durum bilindiği için, hiçbir kamu görevlisi karayolunu kullanmıyor. Erzak kamyonları talan ediliyor.
Terör örgütü, korku salmış, halkın nazarında itibar kazanmış... Tanıştığım insanlar, aman kaymakam bey sakın şurdan aşağı inme, şurayı geçeyim deme gibi uyarılarda bulunuyor. Bunların bir kısmı samimi, bir kısmı kamu görevlilerinde korku, yılgınlık yaratmak için söyleniyor.
Buralarda ticaret yapmak isteyen, örgütten icazet almak zorunda... Vergi adı altında para toplanıyor. Eylemler, vatandaşa bire beş katılarak anlatıyor. Örgütün, istemediği adamı derhal görevden aldıracağına, istediği adamı vali, hatta bakan bile yapabileceğine, psikolojik olarak inandırılıyor.
ilçede, asaleten atanmış neredeyse bir memur bile yok. Buraya atananların hepsi, ya kurumları tarafından cezalandırılmak maksadıyla gönderilmiş ya da torpilleri olmayan sahipsiz insanlar... Kırgınlık, küskünlük, bezginliklerinden ötürü, yöre halkına verebilecekleri hiçbir şey yok. Bazı kamu görevlileri ise buralara hiç uğramazlar, onlar imtiyazlıdır.
Geçici köy korucularının mücadeleye büyük katkısı var. Ancak, devlet istemeden de olsa, feodal sistemi, aşiretleri güçlendirdi. Korucular, kendi meslekleri olan hayvancılığı tamamen bırakmış vaziyette... Unvanlarının önündeki 'geçici' kelimesinden rahatsız oluyorlar, durumumuz, geleceğimiz belirsiz diyorlar. Korucu yapılanların özenle seçilmesi gerekiyor.
PKK, küçük çocukları kaçırarak veya ikna ederek, intikam duygusu aşılayan, araziyi avucunun içi gibi bilen kişilerden oluşuyor. Örgüte katılan, çaresiz bırakılıyor, ne aile, ne arkadaş ilişkisi kalıyor, geri dönüş yolları kapatılıyor. Dağdaki ağır şartlarda yıllarca yaşamaktansa, çılgınca emirlere itaat edip, ölümün kurtuluş olduğunun farkındalar.
Bizimkiler ise sivil yaşamlarında iş veya meslek sahibiyken, zorunlu olarak askere alınan 18-20 yaşındaki gençler... Henüz askere alınmadan önce, televizyondaki şehit haberleriyle psikolojileri sarsılan, üstelik, ailelerinin endişelerini hisseden gencecik delikanlılar.
PKK, yıllardır aynı noktalarda üsleniyor. Operasyon yapacağımız zaman, birliklerimizde hareketlilik yaşanıyor, korucular toplanıyor. Sağır sultan bile duyuyor! Zirvelerden seyrediyorlar. Bizimkiler hedef bölgeye vardığında, orda kimse kalmıyor. Bizimkiler geri dönüp, daha birliğin kapısından bile girmeden, onlar eski mevzilerine yerleşiyor.
Bir seferinde, ele geçirilen örgüt mensubunun üstünden çıkan not defterinde okumuştum. Karakolumuz bir ay boyunca, 24 saat izlenmiş, giren çıkan araçların plakası, nöbetçi-devriye saatleri en ince ayrıntılarına kadar yazılmış, ne yaptığımızı, ne yapacağımızı ezbere biliyorlar.
Halbuki, PKK'nın dağ kadrosu 3 bini geçmez, farz edelim 4 bin olsun, 11 bölgeye dağılmış durumdalar, kabaca her şehre 350 terörist düşer...
Bunlara karşı, 22-25 yaşında, 5 bin veya 7 bin kişilik özel birlik oluşturulmalıdır.
Gerilla harbi'yle eğitilmelidir.
Eşlerine her türlü ekonomik güvence, çocuklarına en üst seviyede eğitim sağlanmalıdır.
Operasyon yetkisine sahip, tek bir komutana bağlanmalıdır.
Emirlerinde, helikopter, uçak olmalıdır. Her mangada doktor bulunmalıdır. Asla sabit durmayıp, gece gündüz hareket halinde olmalıdır. Ne zaman, nerede oldukları asla bilinmemelidir...
Av durumundan çıkıp, avcı konumuna geçmelidir.
Şehit cenazelerinde atılan nutukların, kanları yerde kalmayacak türünden anlamsız lafların, herhangi bi etkisi yok artık...
Ne şehit sayısında azalma var, ne atılan nutuklarda!
Derken...
Saat 21 sularında, yoğun silah sesleriyle irkildim. Eşimi ve kızımı arka odalardan birine, mermi isabet etmeyecek şekilde yatırdım. Kapım çalındı... Elinde fener tutan polis, ilçeye saldırıldığını, en alt kattaki kalorifer dairesine inmemiz gerektiğini söyledi. Eşim sığınakta bulunanları teskin etmeye çalışırken, şahsıma verilen Kalaşnikof'la dışarı çıktım.
Lojman duvarında siper almış polislerin yanına gittim. Gecenin karanlığında kimin kime ateş ettiği belli değildi. Ben dahil herkes, bilinçsizce, içgüdüyle hareket ediyordu. Her insan korkar. insani duygudur. Ancak, yüreğimde hissettiğim korku değildi, derin bir sızıydı... Taa Çin sınırlarından Avrupa'nın içlerine ilerleyen millet, çapulcu karşısında acze mi düşmüştü?
Evet, Beytüşşebap Kaymakamı'nın sözleri bunlar...
Ancak, şu anki Beytüşşebap Kaymakamı'nın değil... 1993-95 arasında Beytüşşebap Kaymakamı olan Mesut Taner Genç'in, 2008'de piyasaya çıkardığı 'Ateş Hattında-Beytüşşebap Kaymakamı'nın PKK ile Mücadele Günlüğü' isimli kitabından!
Anlatmış kaymakam...
Daha ne anlatayım. ** *
rusya'ya karşı savaştığımız cephe.
Kpss ye mi çalışıyorsun kopoglu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar