küçük ve bazı orta büyüklükteki işletmelerde bulunan 4-5 metrekarelik işletme sahibinin kullanımı için varolan mekan. işletmenin en önemli unsuru olan para kasası da bu yerdedir. çırağın yahut kalfanın yaptığı hatadan ötürü ensesine sille patlatılacaksa bu tasvip etmediğimz olayda yine bu göt kadar yerde cereyan eder. masanın üstünde cam olur genelde ve altına da birkaç eski para ve ispanyol paça pantolon giymiş antika adamların olduğu fotoğraflar konur. duvarda atatürk ün bir portresi ve onun az altınada işletme sahibinin vefat eden babası veya dedesinin resmi konur. çekmecedeki kutuun içinde çaycıya verilmek üzere markalar bulunur. finansal açıdan hergün ızgara çeşitleri yemek mümkün değildir. patron lokantadan yemek söyleyecekse çırak ve kalfaların izinli olduğu günleri tercih eder. bazı zamanda ekmek-peynir-karpuz veya ekmek-peynir-üzüm trioları tercih edilir. bundaki asıl amaç yemeği ucuza getirmektir fakat işletme sahibi bunun nedenini "hergünde yağlı yenilmez ki gardaşım" diyerek açıklamaya çalışır. yazıhaneye dönecek olursak masanın altında koca bir sopa veya demir parçası olur. kavga anında patron çırak veya kalfaya "olum koş emaneti getir" der. patron evli değilse ve şayet testesteron hormonuda fazla salgılanıyorsa yazıhanede perde kullanılır. amaç mastürbasyon ortamı oluşturmaktır. lokantadan yemek söylememek için ekmek-peyniri çalışanların gözünde havyar gibi göstermeye çalışan adamın bu yerde jaluzi perde kullanması anormaldir. bunun yerine kırmızı veya yeşil kalın kumaştan yapılmış ekonomik açıdan uygun perdeler kullanılır. masanın altında oturan kişinin özellikle kış aylarında ayaklarının üşümemesi için tahta bir aparat vardır. yazıhanenin çok dar olmasından dolayı sürmeli-raylı kapılar tercih edilir. yazıhane dediğim şey böyle boktan bişeydir işte.
(bkz: anıların depreşmesi)
(bkz:-abi çay söyleyeyim mi?
-yo söyleme sen geç içeri ben geliyorum)
günümüzde yazane olarak kullasnılan kelimenin orjinal şeklidir.
© copyright 2005 - 2026