bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- gece yarısı çalan telefon4
- gammaz olmuşum13
- aquila bicipite8
- uysaljakoben20
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar4
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- minyon kadın siniri4
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- gecenin şarkısı4
- ses yakışıklılığı2
- gazlamak2
- sevgiliyle kavga etmek2
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- gençler iş beğenmiyor3
- bizim delilere bakayım4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- kemal kılıçdaroğlu35
- semum3
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- düşkün2
- strese girdiğinde vücudun verdiği garip tepkiler2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- şato3
- 1 milyon tl verseler 1 milyon tl yi alır mısınız5
- eski yazarların emekli yapılması5
- nur suresi 35 ayet2
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- müslümanlara kızıp islam dan soğumak4
- sözlük yazarlarına tavsiye4
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- tinder eşleşmesinde ilk mesaj sorunu5
- üst üste sigara içip entry girmek4
- hayatı akışına bırakmak5
- günün şiirinden bir dize4
- şansımı sikeyim4
uludağ sözlükte publish edeceğim novallam.
bölüm 1: bu ben değilim
en sevdiğim birkaç arkadaşımdan birisi karşımda acılar içinde kıvranıyordu. onu yaklaşık 8 yıldır tanıyordum. genel olarak sağlam adam olduğunu söyleyebilirdik. abartılı hareketlerden kaçınan hassas ruhlu insanlar bilirler ki birisine sağlam demek onun için yapılıp yapılabilecek en kıyak tanımlamalardan birisine denk gelir. ta ki son zamanlara kadar.
evde sarı loş müziğin altında oturmuş, geçmiş tarihli yabancı biraları indirimli satan tekelden aldığı hoergarden biraları içerken şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. konuştuğumuz onca şeyi bi bakışta anlatabilecek jestlerle bakıyorduk birbirimize; "bize ne oldu amına koyayım?" arkada david august'un ünlü berlin seti dönerken cigaramızdan ikişer kez daha çekip aynı anda başımızı geriye doğru, koltuğun üzerine atıp tavana bakmaya başladık, normalde esasında 5-10 saniye arası süren bu gibi anlar kafanız yüksek olduğunda nereden baksan 2-3 dakika gibi gelir insana. sessizliği böldüm; "ee şimdi ne diyosun yani?"
"boku yemiş durumdayım aga. kafam karışık. çok güzel keyfim yerindeydi, sonra saçma sapan ne oldu anlamadım, sik gibi bi ruh haline büründüm. herşey çok tatsız geliyor. hayatım boyunca bir daha hiç bir şeyden keyif alamayacağım gibi bi his. sanki içinde bulunduğum her an hayatım boyunca o ana kadar yaşadığım tüm anlar içinde en kötüsüymüş gibi, gittikçe de daha kötü olacakmış gibi. geçmişi düşünüyorum, şey gibi geliyor, "lan ben aslında baya mutluymuşum ha", en azından geçmişte yaşadığım kötü anlar net bir şekilde aklımda değiller. aslında biliyorum, geçmişte de kötü günlerim oldu ama şimdi o zamanları düşündüğümde üzerimde öyle pek etkili olmamışlar, onu anlıyorum. mutluluklar daha net görünüyor gözüme eskileri düşününce" dedi.
"olum sen dibe vurmaya doğru gidiyorsun galiba he. böyle acılı, sancılı bi duygu ama bi yandan da güzel, sakin kalabilirsen dibe vurup tekrar sektiğin o anı böyle çok ağır çekimde yavaşlatılmış bir şekilde izliyormuşsun gibi hissedip acayip tad alıyorsun o kısa zaman diliminden. yerçekimi gibi çekiyor şerefsiz, ama ne kadar dibe gidersen sekmeye o kadar yaklaştığını bildiğin için seviniyosun da bir yandan" diye karşılık verdim. uzun zaman sonra yakın arkadaşımla kartları birbirimize açık oynayacaktık belli ki.
kafamızın genelde iyi olduğu yaklaşık bir 8 aylık süreç yaşadık. ama genelde benimki daha iyiydi diyebilirim. düşündüğümde o dönemde sadece ama sadece kafamız iyiyse ya da iyi olmasını planlıyorsak bir araya gelmiştik. bir kez de oturalım bir kahve içelim, bi puba gidip iki bira çakıp muhabbet edelim gibi bir girişimimiz olmamıştı. sanki ayık kafayla beraber vakit geçirirsek birbirimize artık daha fazla tahammül edemediğimizin ortaya çıkmasından korkar gibiydik. bu uğurda bi nevi müptezel olmuştuk koyduğumun yerinde.
devam etti; abi ben hayatımda ilk kez kendimi bu kadar karaktersizmişim gibi hissediyorum. ne olduğumu, kim olduğumu hiç bilmiyorum lan, hiç emin değilim yani. hayatta şu olaylar karşıma çıkarsa böyle davranırım, şu olursa şunu yaparım gibi arkasında kesin bir şekilde durabileceğim bi tane prensibim, kuralım yok. hayat nereye savursa o yöne gidiyormuşum gibi bi his. dur da diyemiyorsun, bırakıyosun kendini çaya düşüp de debelendikçe dibe batan birinin kendini sırt üstü salıp suyun yüzeyinde kalmaya çalışması gibi.
bu yaşta karakter oluşturmaya çalışıyorum la. valla bak. bu amına kodumun karakterinin bu yaşa kadar çoktan oluşmuş olması gerekmiyo muydu acaba? eski radyolarda böyle yuvarlak bir düğme olurda sağa sola çevire çevire frekans yakalamaya çalışırsınya. aynı o şekil, bi sağa çeviriyorum, bi sola çeviriyorum, yok abi olmuyo. içime bi türlü sinmiyor.
neye göre çeviriyorum ama? toplum abi. toplum ne isterse, insanların benden ne istediğini düşünüyorsam ona göre vermeye çalışıyorum ayarı. insanın karakterini kesinkes emini toplum oluşturuyor bana göre. ama sonra bi zaman geliyor, bakıyosun senden ne istendiğine göre verdiğim ayar hiçbir frekansı almıyor. elinde kala kalıyorsun o tuşla. seni kendileri biçimlendirmiş mesela, sonra bir zaman sonra dönüp bir de "bu ne skim herif" diye seni yeriyorlar. bazen; "ulan bu zaten ben değilim ki" diye haykırmak istiyorum."
En sert kavgaların sonrasında bile kafamız iyiyken birbirimize kıyamazdık. gözümüzün önünde birbirimizin eriyip gidişini izlerken aslında kendimizi izlediğimizin farkındaymışçasına bir sempati içindeydik birbirimize karşı.
kalktık, aynı mahallede oturan başka bir arkadaşımıza gitmeye karar verdik. havadaki ağır havayı azaltırdı o. bir alt geçidin altında geçip avm'ye doğru döndüğümüzde yere çökmüş kaval gibi bir alet çalan adamı gördük. kaval sesinin iyisi nasıl olur pek bilmem ama adam kavalı pek çalabiliyor gibi değildi. normalde dilenciymiş de o sırada orada yerde bulduğu bi kavalı görünce alıp bari istediğim parayı hakedeyim diye düşünmüş gibi bir hali vardı. önünden geçerken adam kaval çalmaya ara verip seslendi; "abi allah rızası için yardım edin"...
"gidip elindeki kavalı alıp "bak hocam, o öyle değil böyle çalınır, şurdaki tuştan başlayıp şu tarafa doğru bemoller ve diyezlerle yavaş yavaş geleceksin" diye anlatsana. yardım edin dediği aslında oymuş, nasıl çalınacağını merak ediyormuş..." güldüm. o da güldü. iyi güldük o muhabbete. önünden geçmişken avm'ye girip bir kahve içmeye karar verdik.
bölüm 1: bu ben değilim
en sevdiğim birkaç arkadaşımdan birisi karşımda acılar içinde kıvranıyordu. onu yaklaşık 8 yıldır tanıyordum. genel olarak sağlam adam olduğunu söyleyebilirdik. abartılı hareketlerden kaçınan hassas ruhlu insanlar bilirler ki birisine sağlam demek onun için yapılıp yapılabilecek en kıyak tanımlamalardan birisine denk gelir. ta ki son zamanlara kadar.
evde sarı loş müziğin altında oturmuş, geçmiş tarihli yabancı biraları indirimli satan tekelden aldığı hoergarden biraları içerken şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. konuştuğumuz onca şeyi bi bakışta anlatabilecek jestlerle bakıyorduk birbirimize; "bize ne oldu amına koyayım?" arkada david august'un ünlü berlin seti dönerken cigaramızdan ikişer kez daha çekip aynı anda başımızı geriye doğru, koltuğun üzerine atıp tavana bakmaya başladık, normalde esasında 5-10 saniye arası süren bu gibi anlar kafanız yüksek olduğunda nereden baksan 2-3 dakika gibi gelir insana. sessizliği böldüm; "ee şimdi ne diyosun yani?"
"boku yemiş durumdayım aga. kafam karışık. çok güzel keyfim yerindeydi, sonra saçma sapan ne oldu anlamadım, sik gibi bi ruh haline büründüm. herşey çok tatsız geliyor. hayatım boyunca bir daha hiç bir şeyden keyif alamayacağım gibi bi his. sanki içinde bulunduğum her an hayatım boyunca o ana kadar yaşadığım tüm anlar içinde en kötüsüymüş gibi, gittikçe de daha kötü olacakmış gibi. geçmişi düşünüyorum, şey gibi geliyor, "lan ben aslında baya mutluymuşum ha", en azından geçmişte yaşadığım kötü anlar net bir şekilde aklımda değiller. aslında biliyorum, geçmişte de kötü günlerim oldu ama şimdi o zamanları düşündüğümde üzerimde öyle pek etkili olmamışlar, onu anlıyorum. mutluluklar daha net görünüyor gözüme eskileri düşününce" dedi.
"olum sen dibe vurmaya doğru gidiyorsun galiba he. böyle acılı, sancılı bi duygu ama bi yandan da güzel, sakin kalabilirsen dibe vurup tekrar sektiğin o anı böyle çok ağır çekimde yavaşlatılmış bir şekilde izliyormuşsun gibi hissedip acayip tad alıyorsun o kısa zaman diliminden. yerçekimi gibi çekiyor şerefsiz, ama ne kadar dibe gidersen sekmeye o kadar yaklaştığını bildiğin için seviniyosun da bir yandan" diye karşılık verdim. uzun zaman sonra yakın arkadaşımla kartları birbirimize açık oynayacaktık belli ki.
kafamızın genelde iyi olduğu yaklaşık bir 8 aylık süreç yaşadık. ama genelde benimki daha iyiydi diyebilirim. düşündüğümde o dönemde sadece ama sadece kafamız iyiyse ya da iyi olmasını planlıyorsak bir araya gelmiştik. bir kez de oturalım bir kahve içelim, bi puba gidip iki bira çakıp muhabbet edelim gibi bir girişimimiz olmamıştı. sanki ayık kafayla beraber vakit geçirirsek birbirimize artık daha fazla tahammül edemediğimizin ortaya çıkmasından korkar gibiydik. bu uğurda bi nevi müptezel olmuştuk koyduğumun yerinde.
devam etti; abi ben hayatımda ilk kez kendimi bu kadar karaktersizmişim gibi hissediyorum. ne olduğumu, kim olduğumu hiç bilmiyorum lan, hiç emin değilim yani. hayatta şu olaylar karşıma çıkarsa böyle davranırım, şu olursa şunu yaparım gibi arkasında kesin bir şekilde durabileceğim bi tane prensibim, kuralım yok. hayat nereye savursa o yöne gidiyormuşum gibi bi his. dur da diyemiyorsun, bırakıyosun kendini çaya düşüp de debelendikçe dibe batan birinin kendini sırt üstü salıp suyun yüzeyinde kalmaya çalışması gibi.
bu yaşta karakter oluşturmaya çalışıyorum la. valla bak. bu amına kodumun karakterinin bu yaşa kadar çoktan oluşmuş olması gerekmiyo muydu acaba? eski radyolarda böyle yuvarlak bir düğme olurda sağa sola çevire çevire frekans yakalamaya çalışırsınya. aynı o şekil, bi sağa çeviriyorum, bi sola çeviriyorum, yok abi olmuyo. içime bi türlü sinmiyor.
neye göre çeviriyorum ama? toplum abi. toplum ne isterse, insanların benden ne istediğini düşünüyorsam ona göre vermeye çalışıyorum ayarı. insanın karakterini kesinkes emini toplum oluşturuyor bana göre. ama sonra bi zaman geliyor, bakıyosun senden ne istendiğine göre verdiğim ayar hiçbir frekansı almıyor. elinde kala kalıyorsun o tuşla. seni kendileri biçimlendirmiş mesela, sonra bir zaman sonra dönüp bir de "bu ne skim herif" diye seni yeriyorlar. bazen; "ulan bu zaten ben değilim ki" diye haykırmak istiyorum."
En sert kavgaların sonrasında bile kafamız iyiyken birbirimize kıyamazdık. gözümüzün önünde birbirimizin eriyip gidişini izlerken aslında kendimizi izlediğimizin farkındaymışçasına bir sempati içindeydik birbirimize karşı.
kalktık, aynı mahallede oturan başka bir arkadaşımıza gitmeye karar verdik. havadaki ağır havayı azaltırdı o. bir alt geçidin altında geçip avm'ye doğru döndüğümüzde yere çökmüş kaval gibi bir alet çalan adamı gördük. kaval sesinin iyisi nasıl olur pek bilmem ama adam kavalı pek çalabiliyor gibi değildi. normalde dilenciymiş de o sırada orada yerde bulduğu bi kavalı görünce alıp bari istediğim parayı hakedeyim diye düşünmüş gibi bir hali vardı. önünden geçerken adam kaval çalmaya ara verip seslendi; "abi allah rızası için yardım edin"...
"gidip elindeki kavalı alıp "bak hocam, o öyle değil böyle çalınır, şurdaki tuştan başlayıp şu tarafa doğru bemoller ve diyezlerle yavaş yavaş geleceksin" diye anlatsana. yardım edin dediği aslında oymuş, nasıl çalınacağını merak ediyormuş..." güldüm. o da güldü. iyi güldük o muhabbete. önünden geçmişken avm'ye girip bir kahve içmeye karar verdik.
güncel Önemli Başlıklar
