bugün
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- erkeklere en güzel hitap şekilleri17
- alttaki yazara bir şey söyle16
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler15
- ben bu yazıyı hiç kimseye yazmadım5
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- nefret edilen hitap şekilleri12
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar10
- ibrahim erkal saçı3
- sevgilinin arabasıyla kaza yapmak8
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- g i l d e d l i l y6
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek9
- cuma akşamı etkinlikleri8
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- maltepe'deki bina faciasında tutuklamalar3
- bi erkek için kütahyadan adanaya gitmek7
- sözlük çeteleri11
- kadın önünde çırıl çıplak olsa tecavüz edemezsin4
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- nejat uygur3
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı7
- hilafetin türklere faydası18
- gece gelen cop arabasi2
- aşkım dua lipa mı ben mi diyen sevgili5
- moda faciası olan şeyler7
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler6
- parcalandim toparlanamiyorum318
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz5
- dünya nın en güzel kadını4
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- karton toplayan meric8
- atalar arap harflerini ne zaman aldı5
- siyah giyen erkeğin asıl amacı3
- hangi yazarla çift olursunuz28
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- bana onu sormayin23
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- kibarhergele14
- ucan tekme atan hipopotam45
- izmirde bok kokusunun kaybolması9
- ağrı bandı4
- insan olmaya ceyrek kala6
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- s'i l v'e r m'i s t8
Türkçeye leman sevda darıcıoğlu ve pınar büyüktaş tarafından “straight düşünce” olarak çevrilen ve ilk olarak ingilizce’de 1992 yılında yayınlanan monique wittig kitabı. 2001’de ise wittig hayattayken fransa’nın Önemli queer teorisyenlerinden marie-helene bourcier tarafından fransızcaya çevrilmiş wittig’in çeviri kontrolleriyle. Kitap sel yayıncılık’tan “queer düş’ün serisi”nin ikinci kitabı olarak 2013 yılında çıktı. “Hetero zihniyet” veyahut “hetero zihin” kitabın adının çevirisinde içeriğiyle de uyumlu olarak daha mâkul olurmuş gibi geliyor bana. “Straight düşünce” yeterli gelmiyor pek.
kitabın içeriğine gelecek olursak, wittig’in politik deneme metinlerinden oluşuyor kitap. adından da anlaşılacağı üzere feminizmin içinden heteronormativiteyi ve kadın’ı sorunsallaştırıyor wittig. Ve bunu bir hayli kışkırtıcı bir biçimde yapıyor. “toplumsal sözleşme”ye ikinci bir sözleşme olarak “heteroseksüel sözleşme”yi de dahil ediyor ve bu kavramı literatüre kazandırıyor.
“cinsiyet kategorisi” başlıklı metninden:
“Cinsiyet farklılığı ideolojisi, bizim kültürümüzde erkekler ve kadınlar arasındaki toplumsal karşıtlığı doğa bahanesiyle örten bir sansür gibi işler. eril/dişil, erkek/dişi kategorileri, toplumsal farklılıkların daima ekonomik, politik ve ideolojik bir düzene bağlı olduğu gerçeğini gizlemeye hizmet eder. bütün tahakküm sistemleri maddi ve ekonomik düzeyde bölünmeler oluşturular. dahası bölünmeler, efendiler tarafından ve sonrasında köleler başkaldırıp mücadele etmeye başladıkları zaman soyutlanmış ve kavramsallaştırılmıştır. efendiler oluşturdukları bölünmeleri doğal farklılıklar olarak açıklar ve doğrularlar. köleler başkaldırıp mücadele etmeye başladıkları zaman toplumsal karşıtlıkları bu sözde doğal farklılıklar üzerinden okurlar.”
“Kadın doğulmaz” başlıklı metninden:
Bedensel ve düşünsel olarak, bizim için tesis edilen doğa fikrine kelimesi kelimesine uymaya mecbur bırakıldık. öylesine çarpıtıldık ki, bozulmuş bedenlerimize ‘doğal’ deniyor ve baskıdan önce de bu halde olduğu varsayılıyor. öyle çarpıtıldık ki, doğa sadece bir fikir olduğu halde, eninde sonunda baskı bizdeki bu doğanın bir Sonucuymuş gibi gözüküyor. materyalist bir analizin muhakemeyle yaptığını lezbiyen toplum uygulamada gerçekleştirir: biz lezbiyenlerin canlı kanıtı olduğu gibi, ‘kadınlar’ diye doğal bir grup yoktur. ve aynı zamanda bireyler olarak, Simone de beauvoir için olduğu gibi bizim için de bir mitten başka bir şey olmayan ‘kadın’ı yeniden sorunsallaştırıyoruz: ‘kadın doğulmaz, kadın olunur. Hiçbir biyolojik, psişik, ekonomik yazgı toplumda dişi, insanın tasvirini tanımlamaz; hadım ile eril adasındaki dişil diye nitelenen bu ürünü hazırlayan uygarlığın bütünüdür.’
Eğer biz erkek ve kadın arasında ‘doğal’ bir ayrımın olduğunu kabul edersek tarihi doğallaştırır, erkek ve kadın sanki her zaman var olmuşlar ve sanki hep var olacaklar gibi yaparız. ve tarihi doğallaştırmanın yanı sıra, bundan dolayı baskıyı Açığa vuran toplumsal fenomenleri de doğallaştırırız ve bu, tüm değişmeleri imkansız kılar. mesela çocuk yapmanın zorunlu bir üretimden geldiğini hesaba katmak yerine toplumlarımızda doğumların demografik olarak planlanmış olduğunu, bizlerin bir nevi ölüm tehlikesi taşıyan ‘savaş dışındaki’ tek toplumsal faaliyet, yani çocuk üretmek için programlandığımızı unutarak doğurmaya ‘doğal’, biyolojik bir süreç gibi bakıyor oluruz.
Bir sınıf olmak, Bir sınıf bilincine sahip olmak için ilk olarak en baştan çıkarıcı yönleri de dahil olmak üzere kadın mitini öldürmemiz gereklidir; Virginia woolf bir kadın yazarın ilk ödevinin yuvanın meleğini öldürmek olduğunu söylüyordu. ama bir sınıf oluşturmak için kendimizi birey olarak yok etmemizi gerektirmiyor. tarihimizin bireysel özneleri olarak kendimizi oluşturmanın tarihsel gerekliliğiyle de yüzleştik. sanırım bu kadın’ı ‘yeniden’ tanımlama girişimlerinin bugün neden çoğaldığını açıklıyor. söz konusu olan, bir sınıf tanımı olduğu kadar bir birey tanımıdır ve bu şüpesiz ki sadece kadınlar için geçerli değildir. zira ezilişimizin bilincine vardığımızda, kendimizi ezilişin nesnesinin aksine, özne olarak kurabileceğimizi, ezilişe rağmen birisi olabileceğimizi bilmeye ve deneyimlemeye ihtiyaç duyarız.”
kitabın içeriğine gelecek olursak, wittig’in politik deneme metinlerinden oluşuyor kitap. adından da anlaşılacağı üzere feminizmin içinden heteronormativiteyi ve kadın’ı sorunsallaştırıyor wittig. Ve bunu bir hayli kışkırtıcı bir biçimde yapıyor. “toplumsal sözleşme”ye ikinci bir sözleşme olarak “heteroseksüel sözleşme”yi de dahil ediyor ve bu kavramı literatüre kazandırıyor.
“cinsiyet kategorisi” başlıklı metninden:
“Cinsiyet farklılığı ideolojisi, bizim kültürümüzde erkekler ve kadınlar arasındaki toplumsal karşıtlığı doğa bahanesiyle örten bir sansür gibi işler. eril/dişil, erkek/dişi kategorileri, toplumsal farklılıkların daima ekonomik, politik ve ideolojik bir düzene bağlı olduğu gerçeğini gizlemeye hizmet eder. bütün tahakküm sistemleri maddi ve ekonomik düzeyde bölünmeler oluşturular. dahası bölünmeler, efendiler tarafından ve sonrasında köleler başkaldırıp mücadele etmeye başladıkları zaman soyutlanmış ve kavramsallaştırılmıştır. efendiler oluşturdukları bölünmeleri doğal farklılıklar olarak açıklar ve doğrularlar. köleler başkaldırıp mücadele etmeye başladıkları zaman toplumsal karşıtlıkları bu sözde doğal farklılıklar üzerinden okurlar.”
“Kadın doğulmaz” başlıklı metninden:
Bedensel ve düşünsel olarak, bizim için tesis edilen doğa fikrine kelimesi kelimesine uymaya mecbur bırakıldık. öylesine çarpıtıldık ki, bozulmuş bedenlerimize ‘doğal’ deniyor ve baskıdan önce de bu halde olduğu varsayılıyor. öyle çarpıtıldık ki, doğa sadece bir fikir olduğu halde, eninde sonunda baskı bizdeki bu doğanın bir Sonucuymuş gibi gözüküyor. materyalist bir analizin muhakemeyle yaptığını lezbiyen toplum uygulamada gerçekleştirir: biz lezbiyenlerin canlı kanıtı olduğu gibi, ‘kadınlar’ diye doğal bir grup yoktur. ve aynı zamanda bireyler olarak, Simone de beauvoir için olduğu gibi bizim için de bir mitten başka bir şey olmayan ‘kadın’ı yeniden sorunsallaştırıyoruz: ‘kadın doğulmaz, kadın olunur. Hiçbir biyolojik, psişik, ekonomik yazgı toplumda dişi, insanın tasvirini tanımlamaz; hadım ile eril adasındaki dişil diye nitelenen bu ürünü hazırlayan uygarlığın bütünüdür.’
Eğer biz erkek ve kadın arasında ‘doğal’ bir ayrımın olduğunu kabul edersek tarihi doğallaştırır, erkek ve kadın sanki her zaman var olmuşlar ve sanki hep var olacaklar gibi yaparız. ve tarihi doğallaştırmanın yanı sıra, bundan dolayı baskıyı Açığa vuran toplumsal fenomenleri de doğallaştırırız ve bu, tüm değişmeleri imkansız kılar. mesela çocuk yapmanın zorunlu bir üretimden geldiğini hesaba katmak yerine toplumlarımızda doğumların demografik olarak planlanmış olduğunu, bizlerin bir nevi ölüm tehlikesi taşıyan ‘savaş dışındaki’ tek toplumsal faaliyet, yani çocuk üretmek için programlandığımızı unutarak doğurmaya ‘doğal’, biyolojik bir süreç gibi bakıyor oluruz.
Bir sınıf olmak, Bir sınıf bilincine sahip olmak için ilk olarak en baştan çıkarıcı yönleri de dahil olmak üzere kadın mitini öldürmemiz gereklidir; Virginia woolf bir kadın yazarın ilk ödevinin yuvanın meleğini öldürmek olduğunu söylüyordu. ama bir sınıf oluşturmak için kendimizi birey olarak yok etmemizi gerektirmiyor. tarihimizin bireysel özneleri olarak kendimizi oluşturmanın tarihsel gerekliliğiyle de yüzleştik. sanırım bu kadın’ı ‘yeniden’ tanımlama girişimlerinin bugün neden çoğaldığını açıklıyor. söz konusu olan, bir sınıf tanımı olduğu kadar bir birey tanımıdır ve bu şüpesiz ki sadece kadınlar için geçerli değildir. zira ezilişimizin bilincine vardığımızda, kendimizi ezilişin nesnesinin aksine, özne olarak kurabileceğimizi, ezilişe rağmen birisi olabileceğimizi bilmeye ve deneyimlemeye ihtiyaç duyarız.”
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar