bugün
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi11
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti4
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- timsah yürüyüşü4
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı6
- özel ders vermek4
- duygu özaslan6
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü5
- 2008 09 süper lig3
- 2026 2027 sezonu şampiyonu fenerbahçe3
- ya şeytan haklıysa5
- fenerbahçenin keşkeleri3
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- 6 kasım 2002 fenerbahçe galatasaray maçı4
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri2
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- espiyonaj dizisi3
- helin kandemir4
- bana aşık olan var mı3
- 17 kasım 2002 fenerbahçe bursaspor maçı2
- 15 kasım 20264
- 90lar türkçe pop5
- başkalarının hayatı dizisi4
- 2004 2011 arası fenerbahçe3
- karaçulhaspor3
- 1990 1995 arası beşiktaş3
- bir kadın olarak dünyaya fırlatılmak4
- 1997 2002 arası galatasaray3
- askerde özlenen şeyler9
- 812
- gassal dizisi2
- kürt menemeni2
- xiaomi iphone samsung huawei oppo vivo realme4
- dokuz eylül üniversitesi2
- kars şehir stadyumu2
- 16 kasım 20262
- izmir de poposundan bıçaklanan trans birey7
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi19
- binbir gece masalları dizisi2
- 80 yıl cumhuriyet şehir stadyumu2
- düzenli beyaz ekmek yemek gerizekalı yapıyor5
- rüyada ilkokul derslerini alttan almak6
- helin elveren4
- sevgilimin babasıyla cinsel ilişki yaşadım2
- sarı koala2
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı3
- hatay usülü soslu döner3
- gençler sakın büyümeyin3
Şiirin soyutluğu somutluğu sorunu çok tartışıldı. Gene de belli bir sonuca varılamadı. Kapalı şiir için soyut, "anlamsız şiir" için soyut, toplumcu olmayan şiir için soyut, hatta yeni şiirlerin tümü için soyut denildi. Gerçi soyut şiirle, somut şiir arasındaki ayrım kesin olarak belirlenmiş değil. Değil ama, işe bu yönden bakanlar da yok denecek kadar az. Soyut kavramı, giderek, sanatta, felsefede kullanılan anlamından da soyutlanarak, konuşma dilimize yerleşen bir basitlik simgesi oluverdi. Yergiler, suçlamalar bile hep aynı kavrama başvurularak yapılıyor.
Bir şiirin "nedir"liği, "nasıl"lığı kadar, o şiire bakan kişinin şiir ekini, algısı, deneyleri, yorum gücü de önemlidir. Yani şiirin soyut ya da somut bir izlenim bırakması, yazarı kadar okuyucuyu da ilgilendirir. Ama ben bu konuyu ters yönden, yalnızca ozanın tutumu bakımından incelem istiyorum. Yapacağım iş -ama doğru, ama yanlış- soyut-somut ikilemesini kaldırmayı denemek...
ilkin şöyle bir soru soralım kendimize : Şiiri şiirden soyutlamak mümkün müdür? Yani ilk günden bugüne dek yazılmış şiirlerle ortak bir düzen kurulmuştur da, bu düzenin dışında kalabilen şiirler olmuş mudur? Olmuşsa, bunlar canlılıklarını, etkinliklerini, işlevlerini sürdürebilmişler midir? Hiç sanmıyorum. Yıkıcı bir şiir akımı bile yıktığı değerlerle beslenmek, geride bıraktığı dil, biçim, yapı özelliklerini kaynak yaparak güçlenmek zorundadır. Bırakalım dünya şiirini, kendi ozanlarımızı, örneğin bir A.Haşim'i, Y.Kemal'i yadsıyarak, onlarla ilgimizi büsbütün keserek ozanlık katına erişebilirmiyiz? Şiir tarihi içinde yer alan, çağdan çağa uygulanabilen, kendi öz gerçeğini yitirmeden değişebilen bütün şiirler, canlı, yaşaması olan örgensel (organik) bir bütünlük kurarlar. Şiirin somutluğu da önce bu örgensel bütünlüğe bağlılığıyla oranlıdır. işte şiirin şiirden soyutlanması, ozanın bu bütünlüğe boşvermesi; şaşırtıcılıkla, dayalı bir gösteriyle yetinmesi demektir.
Ayrıca şiirler şiirlere eklenerek, dil, yapı v.b. bakımından nasıl bir düzen yaratılıyorsa; çeşitli şiirlerdeki çeşitli öğeler de, duygular, düşünüler de birbirleriyle kaynaşıp çözülerek bu düzenle çakışırlar. Örneğin daha önceki dönemlerde yazılmış bir şiirin anlamını, bugün için küçümseyebiliriz ama, o anlamdan koptuğumuzu, hiç mi hiç etkilenmediğimizi söyleyemeyiz kolayca. Çünkü ozanlar salt yeni duygular, yeni heyecanlar peşinde değillerdir. Onların gerçek çabaları, kamusal duyguya, kamusal isterlere bir yön vermek, buna bir çeşitlilik, yeni bir biçim, en önemlisi de yeni bir kişilik kazandırmaktır. Diyeceğim, örgensel bütünlük adına yapılan ya da yapılacak her türlü işlem, kendiliğinden bir somutlama eylemine geçiştir.
Şiir, insani değerlerden, ölümsüz özlerden, yaşam koşullarından, çağını yansıtmaktan kopmazlığıyla da somut bir olgudur. Ama kimi dönemlerde şiirin bu niteliği farkedilmeyebilir. Dil zorluğu, soyut araçlar, yeni şiir öğeleri bir engel olarak dikilebilir karşımıza. Soyut araçlar dedik; evet, bu bizim çelişmeye düştüğümüz sanısını uyandırmamalı. Bilimler bile, insanın salt bir yanıyla ilgilenmekte , insanı insandan soyutlayarak, gerçekte ona somut bir nitelik kazandırmıyorlar mı? Felsefe için de durum aynı : o da yaşamımıza yepyeni anlamlar katmakla kalmıyor, ortaya attığı düşünce biçimlerinin dizgelerinin birbirlerini etkileyip değerlendirmesiyle somut bir görünüme kavuşuyor. Soyut araçlardan yararlanması bakımından şiir de, bu mantık kurgusunun dışında kalamaz. işte şiirin şiiri, düşüncenin düşünceyi somutlaması da budur, bence.
"Örgensel bütünlük" diye betimlediğimiz bu şiir ortamı, dural bir durum da değildir. Çünkü sürekli olarak şiirler arası bir savaştan söz açılabilir; tıpkı canlı varlıklarda olduğu gibi, şiirler de zamanla ya birbirlerini yok ederler, ya düzeltip değerlendirirler. Başka şiirlerin hışmına uğramış bir şiir ya tükenip yerini boşaltır, ya da yıllar sonra ötekilere baskın çıkabilir. Bu aynı zamanda bir somutlaşma savaşıdır - kimi dönemlerde soyut diye nitelendirdiğimiz şiirlerin, sonradan somut bir nitelik kazanması gibi -. Bu işlem, bu arınma bir ozanın kendi şiirleri arasında da olabilir.
Öyleyse soyut dediğimiz şiirler ne kapalı, ne anlamsız, ne de toplumcu olan şiirlerdir. Soyut şiir olsa olsa daha yazılmamış bir şiirdir; bir de dediğimiz gibi yazılmış görünüp de, belli bir şiir düzeninde yer almamış, geleneğinden kopuk, geleceğe yönelmemiş, salt ozanını ilgilendiren her türlü şiir soyuttur.
(bkz: Edip CANSEVER)
Bir şiirin "nedir"liği, "nasıl"lığı kadar, o şiire bakan kişinin şiir ekini, algısı, deneyleri, yorum gücü de önemlidir. Yani şiirin soyut ya da somut bir izlenim bırakması, yazarı kadar okuyucuyu da ilgilendirir. Ama ben bu konuyu ters yönden, yalnızca ozanın tutumu bakımından incelem istiyorum. Yapacağım iş -ama doğru, ama yanlış- soyut-somut ikilemesini kaldırmayı denemek...
ilkin şöyle bir soru soralım kendimize : Şiiri şiirden soyutlamak mümkün müdür? Yani ilk günden bugüne dek yazılmış şiirlerle ortak bir düzen kurulmuştur da, bu düzenin dışında kalabilen şiirler olmuş mudur? Olmuşsa, bunlar canlılıklarını, etkinliklerini, işlevlerini sürdürebilmişler midir? Hiç sanmıyorum. Yıkıcı bir şiir akımı bile yıktığı değerlerle beslenmek, geride bıraktığı dil, biçim, yapı özelliklerini kaynak yaparak güçlenmek zorundadır. Bırakalım dünya şiirini, kendi ozanlarımızı, örneğin bir A.Haşim'i, Y.Kemal'i yadsıyarak, onlarla ilgimizi büsbütün keserek ozanlık katına erişebilirmiyiz? Şiir tarihi içinde yer alan, çağdan çağa uygulanabilen, kendi öz gerçeğini yitirmeden değişebilen bütün şiirler, canlı, yaşaması olan örgensel (organik) bir bütünlük kurarlar. Şiirin somutluğu da önce bu örgensel bütünlüğe bağlılığıyla oranlıdır. işte şiirin şiirden soyutlanması, ozanın bu bütünlüğe boşvermesi; şaşırtıcılıkla, dayalı bir gösteriyle yetinmesi demektir.
Ayrıca şiirler şiirlere eklenerek, dil, yapı v.b. bakımından nasıl bir düzen yaratılıyorsa; çeşitli şiirlerdeki çeşitli öğeler de, duygular, düşünüler de birbirleriyle kaynaşıp çözülerek bu düzenle çakışırlar. Örneğin daha önceki dönemlerde yazılmış bir şiirin anlamını, bugün için küçümseyebiliriz ama, o anlamdan koptuğumuzu, hiç mi hiç etkilenmediğimizi söyleyemeyiz kolayca. Çünkü ozanlar salt yeni duygular, yeni heyecanlar peşinde değillerdir. Onların gerçek çabaları, kamusal duyguya, kamusal isterlere bir yön vermek, buna bir çeşitlilik, yeni bir biçim, en önemlisi de yeni bir kişilik kazandırmaktır. Diyeceğim, örgensel bütünlük adına yapılan ya da yapılacak her türlü işlem, kendiliğinden bir somutlama eylemine geçiştir.
Şiir, insani değerlerden, ölümsüz özlerden, yaşam koşullarından, çağını yansıtmaktan kopmazlığıyla da somut bir olgudur. Ama kimi dönemlerde şiirin bu niteliği farkedilmeyebilir. Dil zorluğu, soyut araçlar, yeni şiir öğeleri bir engel olarak dikilebilir karşımıza. Soyut araçlar dedik; evet, bu bizim çelişmeye düştüğümüz sanısını uyandırmamalı. Bilimler bile, insanın salt bir yanıyla ilgilenmekte , insanı insandan soyutlayarak, gerçekte ona somut bir nitelik kazandırmıyorlar mı? Felsefe için de durum aynı : o da yaşamımıza yepyeni anlamlar katmakla kalmıyor, ortaya attığı düşünce biçimlerinin dizgelerinin birbirlerini etkileyip değerlendirmesiyle somut bir görünüme kavuşuyor. Soyut araçlardan yararlanması bakımından şiir de, bu mantık kurgusunun dışında kalamaz. işte şiirin şiiri, düşüncenin düşünceyi somutlaması da budur, bence.
"Örgensel bütünlük" diye betimlediğimiz bu şiir ortamı, dural bir durum da değildir. Çünkü sürekli olarak şiirler arası bir savaştan söz açılabilir; tıpkı canlı varlıklarda olduğu gibi, şiirler de zamanla ya birbirlerini yok ederler, ya düzeltip değerlendirirler. Başka şiirlerin hışmına uğramış bir şiir ya tükenip yerini boşaltır, ya da yıllar sonra ötekilere baskın çıkabilir. Bu aynı zamanda bir somutlaşma savaşıdır - kimi dönemlerde soyut diye nitelendirdiğimiz şiirlerin, sonradan somut bir nitelik kazanması gibi -. Bu işlem, bu arınma bir ozanın kendi şiirleri arasında da olabilir.
Öyleyse soyut dediğimiz şiirler ne kapalı, ne anlamsız, ne de toplumcu olan şiirlerdir. Soyut şiir olsa olsa daha yazılmamış bir şiirdir; bir de dediğimiz gibi yazılmış görünüp de, belli bir şiir düzeninde yer almamış, geleneğinden kopuk, geleceğe yönelmemiş, salt ozanını ilgilendiren her türlü şiir soyuttur.
(bkz: Edip CANSEVER)
Soyut ve somut kavramlarına nasıl baktığınızla alakalı ama adı konan her şey somuttur.
Mesela melekler diyelim. Bunlar soyuttur demi. Biz göremeyiz hatta bazılarımız inanmaz bile. Fakat asıl dikkat edilmesi gereken şu; belli özelliklere sahip olan "Melek" diye bir kavram oluşturulmuş. Söylendiği zaman herkesin aklında bir şey canlanan, belirli bir yapıya ve özelliklere sahip bir kavram var. Realitede yok ama aslında böyle bir şey var.
Soyut olan şeyler insanın aklına dahi gelmeyecek şeyler olarak düşünüyorum. Yani o kadar soyutlar ki bunun literatürde adı bile yok ve biz onu bilmiyoruz , aklımıza dahi gelmiyor.
Yanlış veya yalan olsa dahi reel hayatta tanımlanan bir şey soyutluktan çıkar somut olur. Yani önemli olan o "şey" in insanın aklına gelip tanımlanmasıdır. o artık somutlaşmıştır.
Mesela melekler diyelim. Bunlar soyuttur demi. Biz göremeyiz hatta bazılarımız inanmaz bile. Fakat asıl dikkat edilmesi gereken şu; belli özelliklere sahip olan "Melek" diye bir kavram oluşturulmuş. Söylendiği zaman herkesin aklında bir şey canlanan, belirli bir yapıya ve özelliklere sahip bir kavram var. Realitede yok ama aslında böyle bir şey var.
Soyut olan şeyler insanın aklına dahi gelmeyecek şeyler olarak düşünüyorum. Yani o kadar soyutlar ki bunun literatürde adı bile yok ve biz onu bilmiyoruz , aklımıza dahi gelmiyor.
Yanlış veya yalan olsa dahi reel hayatta tanımlanan bir şey soyutluktan çıkar somut olur. Yani önemli olan o "şey" in insanın aklına gelip tanımlanmasıdır. o artık somutlaşmıştır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com