bugün
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi11
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- yalnız çirkin asosyal erkek4
- ibrahim tatlısesin peygamber olma ihtimali4
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı7
- kahtalı mıçı hayranı kız4
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi4
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- timsah yürüyüşü4
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti4
- duygu özaslan6
- özel ders vermek4
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü5
- beni benden alırsan bene nolur3
- anın görüntüsü23
- yoktan var etmek boş kağıda nokta koymak gibidir3
- 2008 09 süper lig3
- ya şeytan haklıysa5
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- beni benden alırsan seni sana bırakmam2
- 2026 2027 sezonu şampiyonu fenerbahçe3
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- fenerbahçenin keşkeleri3
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- 6 kasım 2002 fenerbahçe galatasaray maçı4
- helin kandemir4
- espiyonaj dizisi3
- 90lar türkçe pop5
- bana aşık olan var mı3
- 15 kasım 20264
- başkalarının hayatı dizisi4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- fatma betül sayan kaya29
- 2004 2011 arası fenerbahçe3
- askerde özlenen şeyler9
- 17 kasım 2002 fenerbahçe bursaspor maçı2
- karaçulhaspor3
- bir kadın olarak dünyaya fırlatılmak4
- 1990 1995 arası beşiktaş3
- 1997 2002 arası galatasaray3
- xiaomi iphone samsung huawei oppo vivo realme4
- izmir de poposundan bıçaklanan trans birey7
- 812
- gassal dizisi2
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi19
- kürt menemeni2
- dokuz eylül üniversitesi2
- rüyada ilkokul derslerini alttan almak6
- kars şehir stadyumu2
Matrix ve gerçeklik / özgürlük ve determinizm problemi
"Her şeye muktedir bir Tanrı varsa biz nasıl özgür irade ile hareket eden varlıklar olabiliriz?"
Bunun bir de bilimsel versiyonu var;
"Eğer her şey fizik yasalarına tabi ise ve biz de fiziksel varlıklarsak, bizim geleceğimiz şu andan belirlenmiştir, o yasalara göre. Gelecek kaçınılmazdır. Bu durumda özgür irade nasıl mümkün olur?"
Matrix ile dünyadaki Matrix arasında hemen hemen hiçbir fark yok. Yani biz de sayılar tarafından kontrol ediliyoruz, yönetiliyoruz, bir istatistik sayısız, yaptığımız alışverişle enflasyonu değiştiren katsayısıyız, işsizsek işsiz katsayısıyız. Eğer filme göre yorumlarsak, görünen dünya ile gerçek dünya arasında bir ayrım var. Bizim zihnimizde yaşadığımız tecrübeler ile bu zihnimizde yaşadığımız tecrübeleri oluşturan dış gerçek arasındaki ayrım. Mesela Descartes'in kuşkuculuğu bu ayrım üzerine kuruludur. Yani; "ben zihnimdeki tecrübelerden yola çıkarak gerçekliğin nasıl olduğunu bulabilir miyim?", diye sorar Descartes. Ve bunun bilinemeyeceği sonucuna varır birinci meditasyonunun sonucunda. Neden böyle? Çünkü benim iç dünyamdaki tecrübelerin, zannettiğim gibi ağaçların, insanların, doğanın olduğu dünya tarafından değil, bambaşka bir güç tarafından oluşturabileceğini, benim iç dünyamdaki tecrübelerin o durumda da yine aynı olacağını söyler. işte bir rüya argümanı vardır.
Bir de şeytan argümanı vardır. Yani bütün evreni bir şeytan yaratmış olabilir ve benim zihnime bu tecrübeleri koymuş olabilir, der. Ve bu da insanı gerçekliğin bilinip bilinmeyeceğine dair kuşkuculuğa götürür.
20.yy'da kartezyen kuşkuculuk üzerine çok şey yazılıp çizildi. Bunlardan iki tane yazar, tartışmanın içerisinde ön plana çıktı. Matrix'ın kullandığı felsefi temalar açısından bunlardan bir tanesi; Bucknam'ın kavanozdaki "beyin metaforu".
Bucknam kuşkuculuğu aslında bir şekilde açıklamak için böyle bir argümanı geliştirir. Diyelim ki der, bir bilim insanın bir takım çok güçlü olanakları var, bilgisayar kullanıyor ve insanların beyinlerini alıyor, onları bir kavanoza koyuyor ve elektrotla bilgisayara bağlıyor ve istediği simülasyonları beyne iletiyor. Ve bizim yaşadığımızı sandığımız gerçeklik aslında beynin içinde oluşan ve bu bilim insanı tarafından verilmiş bir takım simülasyonlar. "Bu mümkün olabilir mi" diye sorar ve "mümkün değil" der. O argümana girmeyelim ama burada Matrix'in temeli atılmış oluyor.
Bir de değerlerle ilgili olarak, değerli olan nedir sorusuyla ilgilenen Robert Nozick adlı önemli bir felsefeci var. Onun "The Experience Machine" adlı bir makalesi var. O makaleyi "deneyim makinesi" olarak tercüme edebiliriz. Matrix'te o makineden çok yararlanılmış muhakkak ki. Orada Nozick ne der: "Diyelim ki bir sanal gerçeklik makinesi üretiyoruz ve bu makineyi istediğimiz şekilde programlıyoruz, istediğimiz şeyi bize yaşayabiliyor. Makineye bağlanıyoruz ve mesela siz çok ünlü bir yazar olmak istiyorsunuz ve çok ünlü bir yazar olduğunuz bir hayat yaşıyorsunuz ama sanal ortamda yaşıyorsunuz, gerçekte bir odada elektrotlara bağlı konumdasınız." Aynı Matrix gibi.
Biz sadece haz yaşamak isteyen varlıklar değiliz, aynı zamanda gerçeklikle bir bağlantı içinde olmak istiyoruz. Yaşamlarımızın ve isteklerimizin gerçekleşmesi, gerçek dünyadan kopuk olmaması temel değerlerimizden biridir, hazdan daha değerlidir hatta. Mutsuzluk pahasına yaşadığımızın gerçek olması yeğlenir diye düşünüyorum. Şimdii Matrix'te bu tema çok önemli. Güzel olan tarafı da bu. Neden Neo ve Morpheus ve diğerleri Matrix'ten ayrılıyorlar? Orada sonuç olarak zihinsel dünyalarını yaşadıkları bir anlamda çok daha haz verici bir hayat var.
Birinci filmde çok önemli bir sahne vardır. Karakterlerden bir tanesi, Cypher sanırım, bir biftek özler ve Matrix'ten ayrıldığı için haplarla beslenmektedir. Kendi kendisine der ki, "ya şöyle güzel güzel Matrix bifteği olsa şimdi, her ne kadar gerçek olmasa bile, bana vereceği tad gerçek olacak." Orada o ayrım var. Ortalıkta gerçek bir biftek olmasa bile o gerçek olmayan sanal biftekten alacağımız haz gerçek. Onu yeğleyebilirim bile. Böylece Smith ile anlaşmaya girer. O da maalesef sonra ortaya çıkıyor ki isa'yı ele veren havariye Judas'a gönderme yapıyor. O tarafına girmiyorum. Yani temel olarak dolayısıyla kuşkuculuk meselesi felsefi olarak Matrix'te öne çıkıyor. ikincisi nasıl bir yaşam değerlidir? Haz tek değer midir?
Yunanlıların hedonizim dediği tez. Tek değer hazdır tezi. Bu sorgulanıyor. Bunlar bana güzel gelen tarafları. Çok önemli bir temada özgürlük teması. Burada da felsefeden çok yararlanılmış. Felsefe tarihinde, özellikle din felsefesinde, özgürlük ve determinizm çok tartışılan bir konu hala, "her şeye muktedir bir Tanrı varsa biz nasıl özgür irade ile hareket eden varlıklar olabiliriz?" Bunun bir de bilimsel versiyonu var, eğer her şey fizik yasalarına tabi ise ve biz de fiziksel varlıklarsak, bizim geleceğimiz şu andan belirlenmiştir o yasalara göre. gelecek kaçınılmazdır. Bu durumda özgür irade nasıl mümkün olur meselesi var.
Görünen dünya ile gerçek dünya arasındaki ayrım değerler sistemi için de geçerlidir. Yani bize empoze edilen ve değerli sandığımız şeyler ile gerçekten değerli olan şeyler arasındaki ayrım. Bu ayrım, hakikaten hepimiz için çok önemli olan bir ayrımdır. Bize belirli bir değerler sistemi, neyin iyi neyin kötü olduğuna dair şeyler empoze ediliyor. Birisi tarafından mı? Hayır. Yani, oturup bir politikacı değerler şöyle olmalı, diye yazmıyor. Tabi ki değil, bu bir insanın elinde değil. Onun için biz yaratmışız bunu, küreselleşmiş bir kapitalist sistem yaratmışız. Belirli medyatik güçler, sermaye ağları ve uzantıları, sürekli olarak zihinlerimize nüfuz edip değerler sistemimizi bir şekilde kuruyor. Ve biz bunu sorgulamaya çalışıyoruz, "Bunun dışına çıkabilir miyiz" diye soruyoruz hatta çoğu zaman bile sormuyoruz.
Fakat şöyle bir sorun daha var, gerçekleşle sanal arasındaki fark bile sanal olabilir. Bizim kavramamız gereken seçimlerimiz... Kırmızı hap mı mavi hap mı? Yani, simülasyon içinde hazzı mı tercih edersiniz yoksa acılara rağmen özgür olmayı mı tercih edersiniz, gibi normatif bir soru aslında çözüm. Gerçeklik olarak varsaydığımız yer bile aslında simülasyonun bir parçası olmasın?
Seksen sonrasındaki çoğulculuk ve liberal demokrasi düşüncesiyle farklı kimliklerin, farklı etnik cinsel, dinsel veya politik kimliklerin hepsinin sistem içerisinde yavaş yavaş eritildiğini, muhalefetin bir şekilde farklı bir renk, bir farklı tad olarak lanse edildiğini ve sistemi değiştirmenin yavaş yavaş geri çekildiğini gördük. Bir zamanların isyan eden farklı bir şeyler söyleyen insanların zaman içinde bir şekilde zengin olduklarını gördük. Din konusuna gelirsek örneğin, Doğu felsefesinin ucuz kopyalarıyla dolu kitapçıları ve din ve inanca ait algıların bir şekilde içinin boşaldığını görüyoruz. Bunun dışında siyasi muhalefeti de son derece anlamını yitirdi.
Mesela meclise baktığımız zaman iktidar ve muhalefet arasında kim fark söyleyebilir? Yani iktidar ve muhalefet arasında üç farkı söyleyin desem iki tane fark bile çıkmaz. Sonuçta zaten söylemleri, yaptıkları, yapmak zorunda oldukları hepsi aynı. Aslında Matrix'in söylemek istediği de zaten, tepede herkesin uymak zorunda olduğu bir kod olduğu ve geleneksel efendi köle diyalektiğinin olmadığı. Bir insanın başka bir insanın üstünde tahakkum kurmasından öte, herkesin üstünde tahakkum kuran ve herkesin artık uymak zorunda olduğu ve aslında anlamını ve amacını yitirmiş bir kod var. Çıkar kavramı güç kavramı, son derece anlamını yitirmiş şeyler. Artık güç veya güç istenci yok. Heidegger'in söylediği gibi istenç istenci var sadece. Baudrillard yine benzeri bir şekilde artık Nietzsche'nin savunduğu yıkıcı tutku anlamında bir Nihilizmi bütün anlamları yıkıp kendi anlamımızı yaratmamızı yaratma doğrultusunda bir Nihilizmi, savunmanın hiçbir değerinin olmadığını söylüyor. O anlamda hepimiz nihilistiz. diyor. Aslında, simülasyon kuramıyla da -her ne kadar Baudrillard'ın kendisi çok karşı çıkmış olsa da- filmin bayağı bağdaştığını düşünüyorum.
Mesela Kahin'in kapısında Sokrates'in "Kendini bil" yazıyor. Eğer Matrix'in içinde kalıp da perdenin arkasında yaşamayı seçersek, her gün paramızı nasıl arttırabiliriz, nasıl iktidara gelebiliriz veya daha Yüksek not alabiliriz sorularını tekrarlayıp durmaya devam edeceğiz. Yok eğer, bütün yaşadıklarımız bir simülasyon mu acaba, sorusuyla yola çıkarsak o zaman işte neden para kazanmaya çalıştığımız, neden üniversitede bulunduğumuz, neden derslere çalıştığımız gibi sorularla yüzleşeceğiz. Ve bu toplantıdan çıkıp da evimize döndüğümüz ve ertesi sabah yeni bir güne uyandığımız zaman neden hala yaşamaya devam ediyoruz sorusuyla baş başa kalacağız."
---------> ig: p8tmodern
"Her şeye muktedir bir Tanrı varsa biz nasıl özgür irade ile hareket eden varlıklar olabiliriz?"
Bunun bir de bilimsel versiyonu var;
"Eğer her şey fizik yasalarına tabi ise ve biz de fiziksel varlıklarsak, bizim geleceğimiz şu andan belirlenmiştir, o yasalara göre. Gelecek kaçınılmazdır. Bu durumda özgür irade nasıl mümkün olur?"
Matrix ile dünyadaki Matrix arasında hemen hemen hiçbir fark yok. Yani biz de sayılar tarafından kontrol ediliyoruz, yönetiliyoruz, bir istatistik sayısız, yaptığımız alışverişle enflasyonu değiştiren katsayısıyız, işsizsek işsiz katsayısıyız. Eğer filme göre yorumlarsak, görünen dünya ile gerçek dünya arasında bir ayrım var. Bizim zihnimizde yaşadığımız tecrübeler ile bu zihnimizde yaşadığımız tecrübeleri oluşturan dış gerçek arasındaki ayrım. Mesela Descartes'in kuşkuculuğu bu ayrım üzerine kuruludur. Yani; "ben zihnimdeki tecrübelerden yola çıkarak gerçekliğin nasıl olduğunu bulabilir miyim?", diye sorar Descartes. Ve bunun bilinemeyeceği sonucuna varır birinci meditasyonunun sonucunda. Neden böyle? Çünkü benim iç dünyamdaki tecrübelerin, zannettiğim gibi ağaçların, insanların, doğanın olduğu dünya tarafından değil, bambaşka bir güç tarafından oluşturabileceğini, benim iç dünyamdaki tecrübelerin o durumda da yine aynı olacağını söyler. işte bir rüya argümanı vardır.
Bir de şeytan argümanı vardır. Yani bütün evreni bir şeytan yaratmış olabilir ve benim zihnime bu tecrübeleri koymuş olabilir, der. Ve bu da insanı gerçekliğin bilinip bilinmeyeceğine dair kuşkuculuğa götürür.
20.yy'da kartezyen kuşkuculuk üzerine çok şey yazılıp çizildi. Bunlardan iki tane yazar, tartışmanın içerisinde ön plana çıktı. Matrix'ın kullandığı felsefi temalar açısından bunlardan bir tanesi; Bucknam'ın kavanozdaki "beyin metaforu".
Bucknam kuşkuculuğu aslında bir şekilde açıklamak için böyle bir argümanı geliştirir. Diyelim ki der, bir bilim insanın bir takım çok güçlü olanakları var, bilgisayar kullanıyor ve insanların beyinlerini alıyor, onları bir kavanoza koyuyor ve elektrotla bilgisayara bağlıyor ve istediği simülasyonları beyne iletiyor. Ve bizim yaşadığımızı sandığımız gerçeklik aslında beynin içinde oluşan ve bu bilim insanı tarafından verilmiş bir takım simülasyonlar. "Bu mümkün olabilir mi" diye sorar ve "mümkün değil" der. O argümana girmeyelim ama burada Matrix'in temeli atılmış oluyor.
Bir de değerlerle ilgili olarak, değerli olan nedir sorusuyla ilgilenen Robert Nozick adlı önemli bir felsefeci var. Onun "The Experience Machine" adlı bir makalesi var. O makaleyi "deneyim makinesi" olarak tercüme edebiliriz. Matrix'te o makineden çok yararlanılmış muhakkak ki. Orada Nozick ne der: "Diyelim ki bir sanal gerçeklik makinesi üretiyoruz ve bu makineyi istediğimiz şekilde programlıyoruz, istediğimiz şeyi bize yaşayabiliyor. Makineye bağlanıyoruz ve mesela siz çok ünlü bir yazar olmak istiyorsunuz ve çok ünlü bir yazar olduğunuz bir hayat yaşıyorsunuz ama sanal ortamda yaşıyorsunuz, gerçekte bir odada elektrotlara bağlı konumdasınız." Aynı Matrix gibi.
Biz sadece haz yaşamak isteyen varlıklar değiliz, aynı zamanda gerçeklikle bir bağlantı içinde olmak istiyoruz. Yaşamlarımızın ve isteklerimizin gerçekleşmesi, gerçek dünyadan kopuk olmaması temel değerlerimizden biridir, hazdan daha değerlidir hatta. Mutsuzluk pahasına yaşadığımızın gerçek olması yeğlenir diye düşünüyorum. Şimdii Matrix'te bu tema çok önemli. Güzel olan tarafı da bu. Neden Neo ve Morpheus ve diğerleri Matrix'ten ayrılıyorlar? Orada sonuç olarak zihinsel dünyalarını yaşadıkları bir anlamda çok daha haz verici bir hayat var.
Birinci filmde çok önemli bir sahne vardır. Karakterlerden bir tanesi, Cypher sanırım, bir biftek özler ve Matrix'ten ayrıldığı için haplarla beslenmektedir. Kendi kendisine der ki, "ya şöyle güzel güzel Matrix bifteği olsa şimdi, her ne kadar gerçek olmasa bile, bana vereceği tad gerçek olacak." Orada o ayrım var. Ortalıkta gerçek bir biftek olmasa bile o gerçek olmayan sanal biftekten alacağımız haz gerçek. Onu yeğleyebilirim bile. Böylece Smith ile anlaşmaya girer. O da maalesef sonra ortaya çıkıyor ki isa'yı ele veren havariye Judas'a gönderme yapıyor. O tarafına girmiyorum. Yani temel olarak dolayısıyla kuşkuculuk meselesi felsefi olarak Matrix'te öne çıkıyor. ikincisi nasıl bir yaşam değerlidir? Haz tek değer midir?
Yunanlıların hedonizim dediği tez. Tek değer hazdır tezi. Bu sorgulanıyor. Bunlar bana güzel gelen tarafları. Çok önemli bir temada özgürlük teması. Burada da felsefeden çok yararlanılmış. Felsefe tarihinde, özellikle din felsefesinde, özgürlük ve determinizm çok tartışılan bir konu hala, "her şeye muktedir bir Tanrı varsa biz nasıl özgür irade ile hareket eden varlıklar olabiliriz?" Bunun bir de bilimsel versiyonu var, eğer her şey fizik yasalarına tabi ise ve biz de fiziksel varlıklarsak, bizim geleceğimiz şu andan belirlenmiştir o yasalara göre. gelecek kaçınılmazdır. Bu durumda özgür irade nasıl mümkün olur meselesi var.
Görünen dünya ile gerçek dünya arasındaki ayrım değerler sistemi için de geçerlidir. Yani bize empoze edilen ve değerli sandığımız şeyler ile gerçekten değerli olan şeyler arasındaki ayrım. Bu ayrım, hakikaten hepimiz için çok önemli olan bir ayrımdır. Bize belirli bir değerler sistemi, neyin iyi neyin kötü olduğuna dair şeyler empoze ediliyor. Birisi tarafından mı? Hayır. Yani, oturup bir politikacı değerler şöyle olmalı, diye yazmıyor. Tabi ki değil, bu bir insanın elinde değil. Onun için biz yaratmışız bunu, küreselleşmiş bir kapitalist sistem yaratmışız. Belirli medyatik güçler, sermaye ağları ve uzantıları, sürekli olarak zihinlerimize nüfuz edip değerler sistemimizi bir şekilde kuruyor. Ve biz bunu sorgulamaya çalışıyoruz, "Bunun dışına çıkabilir miyiz" diye soruyoruz hatta çoğu zaman bile sormuyoruz.
Fakat şöyle bir sorun daha var, gerçekleşle sanal arasındaki fark bile sanal olabilir. Bizim kavramamız gereken seçimlerimiz... Kırmızı hap mı mavi hap mı? Yani, simülasyon içinde hazzı mı tercih edersiniz yoksa acılara rağmen özgür olmayı mı tercih edersiniz, gibi normatif bir soru aslında çözüm. Gerçeklik olarak varsaydığımız yer bile aslında simülasyonun bir parçası olmasın?
Seksen sonrasındaki çoğulculuk ve liberal demokrasi düşüncesiyle farklı kimliklerin, farklı etnik cinsel, dinsel veya politik kimliklerin hepsinin sistem içerisinde yavaş yavaş eritildiğini, muhalefetin bir şekilde farklı bir renk, bir farklı tad olarak lanse edildiğini ve sistemi değiştirmenin yavaş yavaş geri çekildiğini gördük. Bir zamanların isyan eden farklı bir şeyler söyleyen insanların zaman içinde bir şekilde zengin olduklarını gördük. Din konusuna gelirsek örneğin, Doğu felsefesinin ucuz kopyalarıyla dolu kitapçıları ve din ve inanca ait algıların bir şekilde içinin boşaldığını görüyoruz. Bunun dışında siyasi muhalefeti de son derece anlamını yitirdi.
Mesela meclise baktığımız zaman iktidar ve muhalefet arasında kim fark söyleyebilir? Yani iktidar ve muhalefet arasında üç farkı söyleyin desem iki tane fark bile çıkmaz. Sonuçta zaten söylemleri, yaptıkları, yapmak zorunda oldukları hepsi aynı. Aslında Matrix'in söylemek istediği de zaten, tepede herkesin uymak zorunda olduğu bir kod olduğu ve geleneksel efendi köle diyalektiğinin olmadığı. Bir insanın başka bir insanın üstünde tahakkum kurmasından öte, herkesin üstünde tahakkum kuran ve herkesin artık uymak zorunda olduğu ve aslında anlamını ve amacını yitirmiş bir kod var. Çıkar kavramı güç kavramı, son derece anlamını yitirmiş şeyler. Artık güç veya güç istenci yok. Heidegger'in söylediği gibi istenç istenci var sadece. Baudrillard yine benzeri bir şekilde artık Nietzsche'nin savunduğu yıkıcı tutku anlamında bir Nihilizmi bütün anlamları yıkıp kendi anlamımızı yaratmamızı yaratma doğrultusunda bir Nihilizmi, savunmanın hiçbir değerinin olmadığını söylüyor. O anlamda hepimiz nihilistiz. diyor. Aslında, simülasyon kuramıyla da -her ne kadar Baudrillard'ın kendisi çok karşı çıkmış olsa da- filmin bayağı bağdaştığını düşünüyorum.
Mesela Kahin'in kapısında Sokrates'in "Kendini bil" yazıyor. Eğer Matrix'in içinde kalıp da perdenin arkasında yaşamayı seçersek, her gün paramızı nasıl arttırabiliriz, nasıl iktidara gelebiliriz veya daha Yüksek not alabiliriz sorularını tekrarlayıp durmaya devam edeceğiz. Yok eğer, bütün yaşadıklarımız bir simülasyon mu acaba, sorusuyla yola çıkarsak o zaman işte neden para kazanmaya çalıştığımız, neden üniversitede bulunduğumuz, neden derslere çalıştığımız gibi sorularla yüzleşeceğiz. Ve bu toplantıdan çıkıp da evimize döndüğümüz ve ertesi sabah yeni bir güne uyandığımız zaman neden hala yaşamaya devam ediyoruz sorusuyla baş başa kalacağız."
---------> ig: p8tmodern
Komplex ve bir çok başka felsefeyi de içeren.Acaba ben yasıyor muyum dedirten felsefe.
(bkz: there is no spoon)
Youtube videolarında bahsedilen felsefedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com