bugün
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı31
- giysi fiyatlarının uçması11
- konya da 3 4 büyüklüğünde deprem4
- vedat muriqi5
- çirkin kaslı erkek vs yakışıklı cılız erkek6
- arkadaşlar hoşçakalın2
- şoförün yan koltuğu4
- ismail kartal ın kovulması3
- fenerbahçe17
- yenilgisiz tek şampiyon5
- ismail kartal ne zaman kovulur sorunsalı2
- apo orospu çocuğu değildir demek5
- kafasına havan mermisi yiyen teröristler3
- yar deyince kalem elden neden düşer3
- sevgilinin sensiz de mutlu olmasını ister misin4
- en gıcık olunan şoför tipleri13
- zorunlu eğitim12
- sözlüğün bugün pek bir sıkıcı olması2
- anne pizzası10
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci15
- akp yeni parti'nin lacivertidir3
- dinci ve müslüman kavramları8
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz11
- game of thrones taki kerhaneci4
- porno seyrederken kıyametin gerçekleşmesi2
- sözlük kızı ile iletişim kurmak10
- porno yıldızlarını alfabetik sırayla sayan kız2
- temel reis3
- şakirtlerin özgün müzik dinlemesi2
- osuruktan şiirler41
- hiçbir kadının sevgisine ihtiyaç duymayan erkek5
- melih meriç2
- sebahattin şirin9
- putin türkmüş11
- makyaj yapmadan dışarı çıkan türk kızı2
- cedidacer2
- trileçe7
- popkek yiyen erkeğin namusu5
- atın zenginlik göstergesi olması2
- nervio hamferdi12
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı3
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim8
- türk vatandaşları türktür9
- motoru olan kaslı çocuk3
- diyanet'in japonya da ne işi var6
- sporcu motorcu müzisyen uzun boylu olmayan erkek3
- true'nin acile kaldırılması9
- nevşehir merkezli sahte mehdi operasyonu4
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- true'nin libidosu neden yüksek7
30 seneden fazladır bu memlekette genel geçer toplumsal normlara uymadan , cemiyete dahil olmaya çalışarak kentliliğin avantajlarından faydalanma uyanıklığına kıroluk / kro denmektedir. bu kelimeyle kastedilen ne etnisite ne de az tahsil v.b. özelliklerdir.kısaca "göte göt demektir".
1950li yılların sonlarından itibaren yoğun şekilde kente akın eden kalabalıklar yüzyılların biriktirdiği , salgın hastalıklar ,kötü beslenme , yakın akraba evlilikleri gibi unsurlara bağlı fiziksel iticilik , sosyalleşme sorunları , feodalite kaynaklı kadın erkek ilişki problemlerini de yanlarında metropollere taşıdılar. ankara cumhuriyetle beraber kent olma vasfını kazandığı için bu kültürel vandalizme çok dayanamadı ve 70 li yıllarda nüfusu yoğun bir taşra kenti haline geldi. istanbul ve izmir ise 1.000 yılı aşkın metropol geçmişleriyle buna biraz daha direnebildiler. fakat ne yazık ki birinin başına "6-7 eylül" felaketi diğerinin başına da "büyük yangın ve göç" afeti geldiği için onların da metropol kültürleri bir paris ya da londra seviyesinde değildi.
60 lı yılların ortalarından itibaren türk entelijansiyası köy enstitüleri kökenli yarı-aydın edebiyatçıların da katkıda bulunduğu bir ortamda en kolay kandırılabilir müşteri olan taşralı göçmenlere yani tribünlere oynamaya başladı. cumhuriyet döneminin en iç burkan kültürel simgeleri olan türk filmleri ve pre- arabesk müzik de bu dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. milyonlarca kişinin kültürel olarak beslendiği türk sinemasında kasabadan gelen genç kız / erkek hep kendisiyle alay edilen bir ortamda bulur kendini ve sonunda ahlaken de diğerlerinden üstün olduğu için sonunda herkesi alt eder ve utandırır. bu özet türk sinema tarihinin yaklaşık 40 yılının da özetidir. önceleri senaryodaki esas oğlan/kızın şehirliyi , kendini eğiterek gene şehirlinin oyunuyla ( kültür , eğitim , adab-ı muaşeret oyun diye niteleniyordu ne yazık ki ) yenmesi şeklinde gelişen senaryolar nuri sesigüzel gibi yontulamaz kerestelerin de sinema sektörüne girmesiyle sadece mertlik , bilek gücü ve/veya içli bağlama çalarak , şarkı söyleyerek kenti fetheden adam/kadın temasına dönüşüyordu. bir yandan da çalışmadan , eğilip bükülmeden para kazanma felsefesinin de tohumları atılmaktaydı. yere göğe sığdıramadıkları anadolu insanı bu fikre de çok yabancı değildi. 1. dünya savaşı sonundan itibaren 8.5 milyon azınlığın göç ettirilip , katledilip yok edilmesinden sonra geride bıraktıklarını da paylaşanlar gene bu güruhtu.
70lerde garibanın kentliyi sikme hikayeleri devrim sosuna bulanıp , 25 yıldır kültür bombardımanına tutulmuş kentli küçük burjuva çocuklarını da saflarına katmıştı. bakımsızlık , önüne gelene ana ,bacı , gardaş diye hitap etme , kültürel faaliyet olarak folklör ve bağlamaya sabitlenme gibi defektler artık ne yazık ki varoşlardan kent merkezlerine yayılmaya başlamıştı. kentten kültürünü değiştirmesini ve kentlinin kendisini taşralıya uydurmasını isteyen yeniler ne yazık ki değişim konusunda çok isteksiz ve inatçılardı. akrabaya tapıcılık , anane , feodalite değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez değerleriydi. buna mukabil kanunsuz mülkiyet gaspı ( gecekondulaşma ) , ticarette kanunsuzluk ,millileştirme politikalarından güç alarak sektörlere nüfuz etmek , ara sektörlerde mafyalaşma en sevdikleri eylemler olageldi hep. duyabilecekleri ufak tefek vicdan azapları için kirli ellerini yıkayacak suyu ise 2 olgu döküyordu artık. kentlerde kökleşmeye başlayan anadolu tipi tarikatlar ve sinema. filmler artık bi şekilde kazayla hapse düşmüş yağızlar ve onları dışarıda bekleyen sosyete kızları ile doluydu ve fakat bu sosyete işi bunlara iki numara büyük geldiğinden , perdeye bu kadınlardan yansıyan izdüşümleri de türkan şoray , serpil çakmaklı , necla nazır benzeri kavruk güdük gecekondululardı.
türk toplumsal ahlakı üzerinde çernobil etkisi bırakan özal dönemi artık kıroluğun fetih ve yayılma dönemiydi. ibrahim tatlıses gibi bir dağlı aspendosta konser verip sesi pavarotti ile karşılaştırılırken aramızdan cemal sahir ayrılıyordu da kimse fark bile etmiyordu. sesi az çıkan kentli 90ların başlarında bu kepazeliklere direnmeye çalıştıysa da 12 eylül mağduriyet fetişizmi taşra kültürel vandalizminin en büyük can simidi oldu. artık kilim desenli çantalar taşıyan, yelekler giyen sakallı garip tipler istila etmişti ortalığı. ahmet kaya esiyor gürlüyor , ferdi baba fadimenin düğününe gidiyor ama köye temelli dönmeyi aklından bile geçirmiyordu. neden dönseydi ki, köyü fayans kaplı apartman kondusunda yaşıyor üstüne üstlük emek harcamadan , üretmeden kazanabiliyordu kentte. şehirlinin istismarı ise devam etmekteydi emrah göz yaşları içinde şarkılar söylüyor genetik kopyaları sokaklarda selpak satıp , basküllerin önünde sözüm ona okul defterleriyle ders çalışıp bir yandan da dileniyorlardı. buzhaneye kapatılan selpakçı küçük kıza üzülen kitleler bi an dönüp de on binlerce çocuğu sokaklara süren hastalıklı zihniyetin tek arızasının yoksulluk olmaması gerektiğini sorgulamıyordu. medya ve siyaset de sorgulanmasını hiç istemedi on yıllar boyunca. birinin ucuz işgücü ve müşterisi , diğerinin ise oy deposuydu üstelik birbirine yetiştirilemeyecek bir kültürel uçurum da vardı arada. ne medya bunu pozitif olarak kapatabilecek donanımdaydı ne de siyaset finanse etmeye ve efor sarf etmeye gönüllüydü.
gitgide ortalama seviye düşürülerek kitleler bir arada tutulmaya çalışıldı. sonunda sokaklarının resmine bakıldığında 1928 türkiyesinden ( sosyal olarak ) geri bir türkiye var elimizde. ama dağlılara yetmiyor kadınlar kapansın , herkes belli normlar içinde yaşasın . her isteyen her istediğine bildiği gibi hitabetsin onlar anneme mesela hiç tanımadıkları halde ana , teyze falan desin. hanımefendi demek zor gelsin bayan desin , vergi ödemesin , istediği araziyi çevirsin mülk bellesin , kapalı kapıyı kırıp içeri yerleşsin çıkarmaya kimsenin gücü yetmesin , 6-7 bebe peydahlasın devlet okutsun toplum baksın, iki satır okuyup kafayı çalıştırmasın onun yerine bütün insanlık onun algı dünyasına sığdırdığı mythlere inançlara saygı duysun, çok basit bir kelimeyi kullanmayı bilmesin herkes onun söylediği gibi söylesin. kan davasını , töreyi , yöreyi benim burnuma soksun yetmesin savunsun. anası , babası , sülalesi evrilmesin ama yüzüne de vurulmasın.
saygıyı hakeden görür !
bu yazı çoooook daha uzun olurdu da toparlamak zorunda kaldım ....
1950li yılların sonlarından itibaren yoğun şekilde kente akın eden kalabalıklar yüzyılların biriktirdiği , salgın hastalıklar ,kötü beslenme , yakın akraba evlilikleri gibi unsurlara bağlı fiziksel iticilik , sosyalleşme sorunları , feodalite kaynaklı kadın erkek ilişki problemlerini de yanlarında metropollere taşıdılar. ankara cumhuriyetle beraber kent olma vasfını kazandığı için bu kültürel vandalizme çok dayanamadı ve 70 li yıllarda nüfusu yoğun bir taşra kenti haline geldi. istanbul ve izmir ise 1.000 yılı aşkın metropol geçmişleriyle buna biraz daha direnebildiler. fakat ne yazık ki birinin başına "6-7 eylül" felaketi diğerinin başına da "büyük yangın ve göç" afeti geldiği için onların da metropol kültürleri bir paris ya da londra seviyesinde değildi.
60 lı yılların ortalarından itibaren türk entelijansiyası köy enstitüleri kökenli yarı-aydın edebiyatçıların da katkıda bulunduğu bir ortamda en kolay kandırılabilir müşteri olan taşralı göçmenlere yani tribünlere oynamaya başladı. cumhuriyet döneminin en iç burkan kültürel simgeleri olan türk filmleri ve pre- arabesk müzik de bu dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. milyonlarca kişinin kültürel olarak beslendiği türk sinemasında kasabadan gelen genç kız / erkek hep kendisiyle alay edilen bir ortamda bulur kendini ve sonunda ahlaken de diğerlerinden üstün olduğu için sonunda herkesi alt eder ve utandırır. bu özet türk sinema tarihinin yaklaşık 40 yılının da özetidir. önceleri senaryodaki esas oğlan/kızın şehirliyi , kendini eğiterek gene şehirlinin oyunuyla ( kültür , eğitim , adab-ı muaşeret oyun diye niteleniyordu ne yazık ki ) yenmesi şeklinde gelişen senaryolar nuri sesigüzel gibi yontulamaz kerestelerin de sinema sektörüne girmesiyle sadece mertlik , bilek gücü ve/veya içli bağlama çalarak , şarkı söyleyerek kenti fetheden adam/kadın temasına dönüşüyordu. bir yandan da çalışmadan , eğilip bükülmeden para kazanma felsefesinin de tohumları atılmaktaydı. yere göğe sığdıramadıkları anadolu insanı bu fikre de çok yabancı değildi. 1. dünya savaşı sonundan itibaren 8.5 milyon azınlığın göç ettirilip , katledilip yok edilmesinden sonra geride bıraktıklarını da paylaşanlar gene bu güruhtu.
70lerde garibanın kentliyi sikme hikayeleri devrim sosuna bulanıp , 25 yıldır kültür bombardımanına tutulmuş kentli küçük burjuva çocuklarını da saflarına katmıştı. bakımsızlık , önüne gelene ana ,bacı , gardaş diye hitap etme , kültürel faaliyet olarak folklör ve bağlamaya sabitlenme gibi defektler artık ne yazık ki varoşlardan kent merkezlerine yayılmaya başlamıştı. kentten kültürünü değiştirmesini ve kentlinin kendisini taşralıya uydurmasını isteyen yeniler ne yazık ki değişim konusunda çok isteksiz ve inatçılardı. akrabaya tapıcılık , anane , feodalite değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez değerleriydi. buna mukabil kanunsuz mülkiyet gaspı ( gecekondulaşma ) , ticarette kanunsuzluk ,millileştirme politikalarından güç alarak sektörlere nüfuz etmek , ara sektörlerde mafyalaşma en sevdikleri eylemler olageldi hep. duyabilecekleri ufak tefek vicdan azapları için kirli ellerini yıkayacak suyu ise 2 olgu döküyordu artık. kentlerde kökleşmeye başlayan anadolu tipi tarikatlar ve sinema. filmler artık bi şekilde kazayla hapse düşmüş yağızlar ve onları dışarıda bekleyen sosyete kızları ile doluydu ve fakat bu sosyete işi bunlara iki numara büyük geldiğinden , perdeye bu kadınlardan yansıyan izdüşümleri de türkan şoray , serpil çakmaklı , necla nazır benzeri kavruk güdük gecekondululardı.
türk toplumsal ahlakı üzerinde çernobil etkisi bırakan özal dönemi artık kıroluğun fetih ve yayılma dönemiydi. ibrahim tatlıses gibi bir dağlı aspendosta konser verip sesi pavarotti ile karşılaştırılırken aramızdan cemal sahir ayrılıyordu da kimse fark bile etmiyordu. sesi az çıkan kentli 90ların başlarında bu kepazeliklere direnmeye çalıştıysa da 12 eylül mağduriyet fetişizmi taşra kültürel vandalizminin en büyük can simidi oldu. artık kilim desenli çantalar taşıyan, yelekler giyen sakallı garip tipler istila etmişti ortalığı. ahmet kaya esiyor gürlüyor , ferdi baba fadimenin düğününe gidiyor ama köye temelli dönmeyi aklından bile geçirmiyordu. neden dönseydi ki, köyü fayans kaplı apartman kondusunda yaşıyor üstüne üstlük emek harcamadan , üretmeden kazanabiliyordu kentte. şehirlinin istismarı ise devam etmekteydi emrah göz yaşları içinde şarkılar söylüyor genetik kopyaları sokaklarda selpak satıp , basküllerin önünde sözüm ona okul defterleriyle ders çalışıp bir yandan da dileniyorlardı. buzhaneye kapatılan selpakçı küçük kıza üzülen kitleler bi an dönüp de on binlerce çocuğu sokaklara süren hastalıklı zihniyetin tek arızasının yoksulluk olmaması gerektiğini sorgulamıyordu. medya ve siyaset de sorgulanmasını hiç istemedi on yıllar boyunca. birinin ucuz işgücü ve müşterisi , diğerinin ise oy deposuydu üstelik birbirine yetiştirilemeyecek bir kültürel uçurum da vardı arada. ne medya bunu pozitif olarak kapatabilecek donanımdaydı ne de siyaset finanse etmeye ve efor sarf etmeye gönüllüydü.
gitgide ortalama seviye düşürülerek kitleler bir arada tutulmaya çalışıldı. sonunda sokaklarının resmine bakıldığında 1928 türkiyesinden ( sosyal olarak ) geri bir türkiye var elimizde. ama dağlılara yetmiyor kadınlar kapansın , herkes belli normlar içinde yaşasın . her isteyen her istediğine bildiği gibi hitabetsin onlar anneme mesela hiç tanımadıkları halde ana , teyze falan desin. hanımefendi demek zor gelsin bayan desin , vergi ödemesin , istediği araziyi çevirsin mülk bellesin , kapalı kapıyı kırıp içeri yerleşsin çıkarmaya kimsenin gücü yetmesin , 6-7 bebe peydahlasın devlet okutsun toplum baksın, iki satır okuyup kafayı çalıştırmasın onun yerine bütün insanlık onun algı dünyasına sığdırdığı mythlere inançlara saygı duysun, çok basit bir kelimeyi kullanmayı bilmesin herkes onun söylediği gibi söylesin. kan davasını , töreyi , yöreyi benim burnuma soksun yetmesin savunsun. anası , babası , sülalesi evrilmesin ama yüzüne de vurulmasın.
saygıyı hakeden görür !
bu yazı çoooook daha uzun olurdu da toparlamak zorunda kaldım ....
işbu yazı zamanında kadın - bayan kelimelerinin kullanım sorunlarına dair yazılmıştı .
--spoiler--
buzhaneye kapatılan selpakçı küçük kıza üzülen kitleler bi an dönüp de on binlerce çocuğu sokaklara süren hastalıklı zihniyetin tek arızasının yoksulluk olmaması gerektiğini sorgulamıyordu ...
--spoiler--
görgü , ahlak, vicdan,insanlık , onur vesaire yalan. herkesin 3 - 5 milyon doları olsa dünya cennet olacak. bırakın artık köylülüğü ve cehaleti yoksullukla aklamayı
buzhaneye kapatılan selpakçı küçük kıza üzülen kitleler bi an dönüp de on binlerce çocuğu sokaklara süren hastalıklı zihniyetin tek arızasının yoksulluk olmaması gerektiğini sorgulamıyordu ...
--spoiler--
görgü , ahlak, vicdan,insanlık , onur vesaire yalan. herkesin 3 - 5 milyon doları olsa dünya cennet olacak. bırakın artık köylülüğü ve cehaleti yoksullukla aklamayı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar