bugün
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı16
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması11
- hayatın kuralları9
- g i l d e d l i l y19
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- fenerbahçe7
- kadın olmanın avantajları16
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- yaşamak istenilen şeyler10
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- sözlükteki fenerbahçeliler8
- nervio23
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- geceye bir şarkı bırak10
- ismail kartal4
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- penisi seks objesi olarak görmek7
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- türkiye'ye geldim11
- kankadan sevgili olur mu5
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- friedrich hegel la bi cay icek7
- kurtar bizi müsavat16
- zengin olunca yapacaklarınız3
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- dil dalak beyin böbrek yiyen kız2
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- kürtsüz türkiye4
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin5
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- gençlerbirliği4
- galatasaray'ın fenerbahçe'yi yine altına alması3
- alkolsüz sosyalleşmede zorlanmak4
- sözlükteki fanatik fenerlilere giren kazık3
- aldığınız en büyük risk3
- düşük zeka belirtisi2
- yaşamak istenilen şehir2
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi2
- trans kadın çekiciliği5
- alevi kızların alev alev yanması13
- arkadaşlar ben drama queen miyim4
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- sevgiliyle sabaha kadar çığlık serisini izlemek3
- erkin koray ın sesinin berbat olması2
- sevişirken mastürbasyon yaptığını hayal etmek4
- anın görüntüsü30
- kadıköy solcusu4
sürekli kırılan taraf olur.
Kişiyi en aciz durumlara sokan, gerek biyolojik, gerek psikolojik yönden insan sağlığını bozacak seviyede etkileşimlere gebe olan, çekimserlik ve ileri görüşlülük arasında gidip gelen bir karakter zaafı. “Kıramamak” olarak nitelendirdiğimiz bu olayın, durumlara göre üstleneceği vazife değişiklik göstereceğinden, ben kendi tecrübelerim üzerinden örneklendirmek zorundayım. Ayrıca şunu da belirtmek lazım gelir ki; bahsedilen olgu sosyal ilişkilerin türüne göre "anlam" değiştiren bir yapıya sahiptir.
Yukarıda tanımını yaparken bahsetmiş olduğum “ileri görüşlülük” olgusu, “düşünmek” dediğimiz olaya eşittir. Düşünmenin buradaki rolü; karşılaşılan problemi/olayı ehemmiyetle karşılamak ve aceleci davranmamak manasına gelir. Sağlamış olduğunuz ya da içerisinde bulunduğunuz belli sistem ya da düzen kalıplarını yıkabilecek olan olguları önceden sezinlemek biraz maharet isteyen bir iştir, dolayısıyla bu konuda ön plana çıkacak olan tek şey tecrübelerimiz ve zihnimizin pratiğidir.
Tecrübelerimizin yetersiz kaldığı noktada tek güvencemiz ancak kendi zihinsel yapımız ve üretkenliğimiz olabilir. Bu üretkenlik ise, karakterimizi oluşturan etmenler ile ortak hareket eder. Dolayısıyla “kıramamak”, “kırmamak” olgusuna evrilebilir, lakin benim bahsetmek istediğim; karakterin özüne işlemiş olan ve bir refleks ya da davranış biçimi/alışkanlık halini almış olandır.
Hayatımın günlük rutininde en çok karşılaştığım olgulardan biri olan “kıramamak”, benim karakterimde genel olarak “susmak” eylemiyle vücut bulur. ilk akla gelen kelimeler sarf edildiğinde aslında “zar atmış olacağımızdan”, susmak bu noktada daha çıkarlı bir davranış halini almaktadır. Her cümleye ya da kelimeye yüklenilen, “aslından taşmış” olan anlamı, tek seferde algılamak her zaman mümkün olmadığı gibi, “o an” içinde bizlerin kimyasını değiştiren söylemleri de sonradan düşünmeyi ve irdelemeyi alışkanlık haline getirmek mutlak faydalıdır.
Şimdi, insan hayatında olaylar bazen öylesine hızlı gelişir ki, bunlara daima hazırlıklı olmanın pek mümkünatı yoktur. Düşünmek adına bile zamanımızın olmayacağı olaylar ile karşılaşmamız gayet mümkündür ve işte, bir “çıkmaz” olarak nitelendirilebilecek olgulardan biri de budur. Genelde bu “çıkmaz” olarak nitelendirilen olayların gidişatı negatife doğrudur, müdahil olmak ve sorumluluk almak gerekli olabilir. Bana göre; bu tarzdaki durumlarda yapılacak en doğru davranışlardan biri de; sizi ne kadar rahatsız eden ve aklınıza takılan konu varsa bile bunları açığa vurmamak ve “aşağı çeken” olayları en azından durdurabilmektir. Eğer benim bahsetmiş olduğum tarzdaki “kıramamak” mevcutsa, etkin bir kurtarıcı rolü oynar.
Bu bahsedilenler, ailevi yaşantıda bu şekilde vücut bulabilir, lakin diğer ilişkilerde farklılık göstermek durumunda bulunabilir, hatta mecbur olabilir. Ailevi sorunlarda, zaten kötüye giden olaylar dizesini, daha da aşağı çekerek çözmeniz mümkün değildir. Bu noktada kıramamak, “içine atmak” olgusuna evrilebilir, buna izin vermek doğru olur. Eğer kendimizi oldukça "kızgın" olaylar içinde bulduysak, mevcut problemler her şey kötüyken değil, stabilken çözülmelidir, dolayısıyla bahsedilenler yapıcı bir tutumu destekler niteliktedir.
Aslında "kıramamak", çekingenlik dediğimiz olayın temellerinde de yer alır. Çekingenlik ise her daim "utanç" ile eşleşmez, her zaman kaybetmekten değil, eğer kişinin yapısına ters durumlar sergiliyorsa, kişi "kazanmaktan da(ya da edinmekten)" çekinebilir. Çekince, yine bir düşünme süreci olabilir, üzerinde yoğunlaşılması gereken kişisel vazifelerden biridir. Genelde ikili ilişkilerde, samimiyetin dozuna ve gelişim şekline bağlı olarak azalarak son bulur fakat, bu ilerleyen zamanlarda nüks etmeyeceği anlamına gelmez.
Üzerine yorum yapılan bu olayın dozunu ayarlamak ise kişinin kendi seçeneğidir, "kıramamak" bir tarz ya da bir dert olabilir. Eğer uğraş sarf edilirse "Kırmamak" ile harmanlanarak asimile edilebilir, lakin benim adıma farklı bir yere sahiptir ve sahip olmaktan mutluyumdur*
Yukarıda tanımını yaparken bahsetmiş olduğum “ileri görüşlülük” olgusu, “düşünmek” dediğimiz olaya eşittir. Düşünmenin buradaki rolü; karşılaşılan problemi/olayı ehemmiyetle karşılamak ve aceleci davranmamak manasına gelir. Sağlamış olduğunuz ya da içerisinde bulunduğunuz belli sistem ya da düzen kalıplarını yıkabilecek olan olguları önceden sezinlemek biraz maharet isteyen bir iştir, dolayısıyla bu konuda ön plana çıkacak olan tek şey tecrübelerimiz ve zihnimizin pratiğidir.
Tecrübelerimizin yetersiz kaldığı noktada tek güvencemiz ancak kendi zihinsel yapımız ve üretkenliğimiz olabilir. Bu üretkenlik ise, karakterimizi oluşturan etmenler ile ortak hareket eder. Dolayısıyla “kıramamak”, “kırmamak” olgusuna evrilebilir, lakin benim bahsetmek istediğim; karakterin özüne işlemiş olan ve bir refleks ya da davranış biçimi/alışkanlık halini almış olandır.
Hayatımın günlük rutininde en çok karşılaştığım olgulardan biri olan “kıramamak”, benim karakterimde genel olarak “susmak” eylemiyle vücut bulur. ilk akla gelen kelimeler sarf edildiğinde aslında “zar atmış olacağımızdan”, susmak bu noktada daha çıkarlı bir davranış halini almaktadır. Her cümleye ya da kelimeye yüklenilen, “aslından taşmış” olan anlamı, tek seferde algılamak her zaman mümkün olmadığı gibi, “o an” içinde bizlerin kimyasını değiştiren söylemleri de sonradan düşünmeyi ve irdelemeyi alışkanlık haline getirmek mutlak faydalıdır.
Şimdi, insan hayatında olaylar bazen öylesine hızlı gelişir ki, bunlara daima hazırlıklı olmanın pek mümkünatı yoktur. Düşünmek adına bile zamanımızın olmayacağı olaylar ile karşılaşmamız gayet mümkündür ve işte, bir “çıkmaz” olarak nitelendirilebilecek olgulardan biri de budur. Genelde bu “çıkmaz” olarak nitelendirilen olayların gidişatı negatife doğrudur, müdahil olmak ve sorumluluk almak gerekli olabilir. Bana göre; bu tarzdaki durumlarda yapılacak en doğru davranışlardan biri de; sizi ne kadar rahatsız eden ve aklınıza takılan konu varsa bile bunları açığa vurmamak ve “aşağı çeken” olayları en azından durdurabilmektir. Eğer benim bahsetmiş olduğum tarzdaki “kıramamak” mevcutsa, etkin bir kurtarıcı rolü oynar.
Bu bahsedilenler, ailevi yaşantıda bu şekilde vücut bulabilir, lakin diğer ilişkilerde farklılık göstermek durumunda bulunabilir, hatta mecbur olabilir. Ailevi sorunlarda, zaten kötüye giden olaylar dizesini, daha da aşağı çekerek çözmeniz mümkün değildir. Bu noktada kıramamak, “içine atmak” olgusuna evrilebilir, buna izin vermek doğru olur. Eğer kendimizi oldukça "kızgın" olaylar içinde bulduysak, mevcut problemler her şey kötüyken değil, stabilken çözülmelidir, dolayısıyla bahsedilenler yapıcı bir tutumu destekler niteliktedir.
Aslında "kıramamak", çekingenlik dediğimiz olayın temellerinde de yer alır. Çekingenlik ise her daim "utanç" ile eşleşmez, her zaman kaybetmekten değil, eğer kişinin yapısına ters durumlar sergiliyorsa, kişi "kazanmaktan da(ya da edinmekten)" çekinebilir. Çekince, yine bir düşünme süreci olabilir, üzerinde yoğunlaşılması gereken kişisel vazifelerden biridir. Genelde ikili ilişkilerde, samimiyetin dozuna ve gelişim şekline bağlı olarak azalarak son bulur fakat, bu ilerleyen zamanlarda nüks etmeyeceği anlamına gelmez.
Üzerine yorum yapılan bu olayın dozunu ayarlamak ise kişinin kendi seçeneğidir, "kıramamak" bir tarz ya da bir dert olabilir. Eğer uğraş sarf edilirse "Kırmamak" ile harmanlanarak asimile edilebilir, lakin benim adıma farklı bir yere sahiptir ve sahip olmaktan mutluyumdur*
içinde kıramamak.
Bende olan ve hiç sevmediğim bi huyum.
insanlara hayır diyemiyorum.
Geçen dönem yurtta kalan 8 arkadaşımın eşyasını bana bırakmak istedi.
o eşyaların neredeyse tamamını tek başıma taşıdım. (Çiğ köfte tepsisinden tutun da ayakkabılık, halılar, elektrikli süpürgeye kadar aklınıza ne gelirse. Bir öğrenci evi döşenirdi abartısız.)
insanlara hayır diyemiyorum.
Geçen dönem yurtta kalan 8 arkadaşımın eşyasını bana bırakmak istedi.
o eşyaların neredeyse tamamını tek başıma taşıdım. (Çiğ köfte tepsisinden tutun da ayakkabılık, halılar, elektrikli süpürgeye kadar aklınıza ne gelirse. Bir öğrenci evi döşenirdi abartısız.)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar