bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin7
- gece yarısı çalan telefon7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- kel erkek3
- gammaz olmuşum13
- aquila bicipite8
- uysaljakoben20
- minyon kadın siniri5
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir3
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- death2
- reha muhtar25
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- başımın tatlı tatlı dönmesi2
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- pazarda su satmak2
- gecenin şarkısı4
- ses yakışıklılığı2
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- gazlamak2
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- gençler iş beğenmiyor3
- bizim delilere bakayım4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- sevgiliyle kavga etmek2
- kemal kılıçdaroğlu35
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- semum3
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- düşkün2
- strese girdiğinde vücudun verdiği garip tepkiler2
- şato3
- 1 milyon tl verseler 1 milyon tl yi alır mısınız5
- eski yazarların emekli yapılması5
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- müslümanlara kızıp islam dan soğumak4
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- nur suresi 35 ayet2
- sözlük yazarlarına tavsiye4
hem komünist hem diktatör hem ateisttir.
neresinden bakarsan bak boktandır yani.
dünyanın en muhteşem(!) sıfatlarını üzerinde barındırmıştır.
allah orda yaşayanlara sabır versin.
haa pardon % 71 i ateistti zaten!
neresinden bakarsan bak boktandır yani.
dünyanın en muhteşem(!) sıfatlarını üzerinde barındırmıştır.
allah orda yaşayanlara sabır versin.
haa pardon % 71 i ateistti zaten!
SSCB’nin himayesindeki Kim il Sung önderliğinde kurulan KDHC daha baştan Stalinist tipte örgütlenen bürokratik bir diktatörlüktü.
KDHC “Anti-Japon Ulusal Birlik Cephesi” kurmuştu ve cephenin içerisinde, adından anlaşılacağı üzere, yerli burjuvazinin de yer alması savunuluyordu. Bu cephe Stalinist “halk cephesi” anlayışının bir örneğiydi aynı zamanda. Japon işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren bu cephe, dönemin iki büyük gücünden biri olan SSCB’ye sırtını dayamayı tercih etmişti.
Hem SSCB’deki bürokratik sistem, hem de onun ideolojisi olan Stalinizm Kuzey Kore’ye uyarlandı. Bu tip ülkelerin yapısını Elif Çağlı Marksizmin Işığında kitabında şöyle açıklıyor:
“Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, bürokratik devletin kumandası altında oluşmuş bir sosyo-ekonomik formasyon, kapitalizmden komünizme geçiş dönemiyle hiçbir ilgisi olmayan ve tamamen kendine özgü karakteri temelinde irdelenmesi gereken bir fenomendir. işçi sınıfının iktidarını bürokrasiye kaptırdığı, ya da zaten hiç iktidara gelmediği ve devletin daha baştan bürokratik tarzda kurulduğu ülkelerin tümünde, kapitalizmden komünizme geçiş döneminin temel koşulunun varlığından söz edebilmek olanaksızdır.”
Bu temel koşulun “proletaryanın devrimci diktatörlüğü” olduğunu söyledikten sonra, işçi demokrasisinin bir seçenek değil bir zorunluluk olduğunun altını çiziyor:
“işçi demokrasisinin olmadığı koşullarda işçi devletinden, işçi devletinin olmadığı koşullarda da, geçiş döneminin varlığından söz etmek olanaksızdır. Demek ki, bu toplumlar «sosyalist» olarak tanımlanamayacağı gibi, bunların, «geçiş dönemini yaşayan toplumlar» olarak tanımlanması da mümkün değildir.”
Kuzey Kore’de işçi demokrasisinin olmadığı, daha kuruluş yıllarında Sung’un sözlerinden de anlaşılmaktadır. Sung birçok konuşmasında ve yazısında içerisinde ulusal burjuvazinin de olduğu birleşik cephe ile demokratik bir halk cumhuriyeti kurmaktan bahseder. “Halk cephesi”, “demokratik halk cumhuriyeti” gibi kavramlar Stalinizmin ürünleridir. Asya’dan Afrika’ya ulusal kurtuluş mücadelesi veren birçok ülkede, ulusal kurtuluş hareketlerinin başını çeken örgütler emperyalizme karşı Sovyetler Birliği’nin desteğini alabilmek için bu kavramlara sarılmışlar, kendilerini “sosyalist” olarak pazarlamışlardır.
işçi sınıfının hem nicelik hem de nitelik olarak çok zayıf olduğu bu ülkelerde, küçük-burjuva hareketler önderliğinde Stalinist bürokratik diktatörlükler kurulmuştur. işçi sınıfının toplumsal etkinliği ne kadar zayıfsa, bu ülkelerdeki garabet de o ölçüde artmıştır. Kuzey Kore örneğinde bu garabet en uç boyutlarına varmıştır. 1946’da Sung’un bizzat verdiği rakamlara göre halk komitelerinde yer alanların sadece %5,7’si işçiydi. Bugünkü Kuzey Kore garabetinin sınıfsal arka planı işte burada yatmaktadır.
KDHC “Anti-Japon Ulusal Birlik Cephesi” kurmuştu ve cephenin içerisinde, adından anlaşılacağı üzere, yerli burjuvazinin de yer alması savunuluyordu. Bu cephe Stalinist “halk cephesi” anlayışının bir örneğiydi aynı zamanda. Japon işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren bu cephe, dönemin iki büyük gücünden biri olan SSCB’ye sırtını dayamayı tercih etmişti.
Hem SSCB’deki bürokratik sistem, hem de onun ideolojisi olan Stalinizm Kuzey Kore’ye uyarlandı. Bu tip ülkelerin yapısını Elif Çağlı Marksizmin Işığında kitabında şöyle açıklıyor:
“Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, bürokratik devletin kumandası altında oluşmuş bir sosyo-ekonomik formasyon, kapitalizmden komünizme geçiş dönemiyle hiçbir ilgisi olmayan ve tamamen kendine özgü karakteri temelinde irdelenmesi gereken bir fenomendir. işçi sınıfının iktidarını bürokrasiye kaptırdığı, ya da zaten hiç iktidara gelmediği ve devletin daha baştan bürokratik tarzda kurulduğu ülkelerin tümünde, kapitalizmden komünizme geçiş döneminin temel koşulunun varlığından söz edebilmek olanaksızdır.”
Bu temel koşulun “proletaryanın devrimci diktatörlüğü” olduğunu söyledikten sonra, işçi demokrasisinin bir seçenek değil bir zorunluluk olduğunun altını çiziyor:
“işçi demokrasisinin olmadığı koşullarda işçi devletinden, işçi devletinin olmadığı koşullarda da, geçiş döneminin varlığından söz etmek olanaksızdır. Demek ki, bu toplumlar «sosyalist» olarak tanımlanamayacağı gibi, bunların, «geçiş dönemini yaşayan toplumlar» olarak tanımlanması da mümkün değildir.”
Kuzey Kore’de işçi demokrasisinin olmadığı, daha kuruluş yıllarında Sung’un sözlerinden de anlaşılmaktadır. Sung birçok konuşmasında ve yazısında içerisinde ulusal burjuvazinin de olduğu birleşik cephe ile demokratik bir halk cumhuriyeti kurmaktan bahseder. “Halk cephesi”, “demokratik halk cumhuriyeti” gibi kavramlar Stalinizmin ürünleridir. Asya’dan Afrika’ya ulusal kurtuluş mücadelesi veren birçok ülkede, ulusal kurtuluş hareketlerinin başını çeken örgütler emperyalizme karşı Sovyetler Birliği’nin desteğini alabilmek için bu kavramlara sarılmışlar, kendilerini “sosyalist” olarak pazarlamışlardır.
işçi sınıfının hem nicelik hem de nitelik olarak çok zayıf olduğu bu ülkelerde, küçük-burjuva hareketler önderliğinde Stalinist bürokratik diktatörlükler kurulmuştur. işçi sınıfının toplumsal etkinliği ne kadar zayıfsa, bu ülkelerdeki garabet de o ölçüde artmıştır. Kuzey Kore örneğinde bu garabet en uç boyutlarına varmıştır. 1946’da Sung’un bizzat verdiği rakamlara göre halk komitelerinde yer alanların sadece %5,7’si işçiydi. Bugünkü Kuzey Kore garabetinin sınıfsal arka planı işte burada yatmaktadır.
güncel Önemli Başlıklar
