bugün
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı26
- hamburgerin içindeki domates2
- kant ın ödev ahlakı2
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- sydney sweeney2
- ölümden korkuyor musunuz24
- depresyon6
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- her biji amed8
- habire1219
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler7
- pazar gecesi sözlükte 900 online yazar olması5
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi15
- uçan arabalar neden çıkmadı6
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- morkstar3
- bugün ne oldu7
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- amed sporlu bir kızı hoplatmak6
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması7
- türk düşmanı piçler9
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile10
- trabzonspor'un amedspor'u lider yapması5
- gecenin şarkısı11
- 0 0 719
- sokak köpeklerinin saldırısına uğramak3
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- konuşmak istemiyorum4
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- sıfır atık vakfı11
- turkanime tv3
- hiç fuhuş yaptınız mı6
- yapay zeka şeytani görevlerin yüzde 97 sini yaptı2
- sözlükteki sinsi köpekler8
- mekke antlaşması2
- claudian clouds33
- vedat muriqi5
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi9
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- evrene enerji gönderen müslüman9
- sarışın kızlar4
- cop318
- anın görüntüsü22
- true ile sevişmek5
- lilith fahişe mi sorunsalı3
- ne mutlu türküm diyene3
- fusya semsiyeli yabanci25
- sözlüğün aptal kaynaması5
Müjdeler olsun, ülkemizde Chateau Kalecik şarabı üretilmeye başlanmış! Bildiğimiz Kalecik Karası'ndan herhalde daha haso bir şarap bu, herhalde daha pahalı da olsa gerektir. Demek ki Orta Anadolunun Kalecik mevkiinde bir şato, oranın bir de senyörü varmış ki, şimdi bu soylu kişi kendi özel kavını, bağının özel üretimini halka açıyor, satmaya koyuluyor...
Atadan dededen kalma şatonun ve müştemilatının amansız masrafıyla başa çıkamayan, şatonun bir kanadına çekilip geri kalanını halka açan, ya otel yapan, ya da konser monser çeşitli etkinlikler düzenleyip para kazanmaya çalışan düşmüş Fransız aristokratları gibi...
Örneğin Brissac şatosunun markisi ve markizi böyledir.
Gençliğimde tanıdığım, Fransa'nın gerçekten de en köklü ve en soylu ailelerinden birinin kızı olan Helene de Montluc turizm sektöründe işçiydi, tur liderliği yapıyordu, rehberlik bile değil. Bir zamanlar Lyon ili tekmil onlarındı oysa.
iyi... Yakında bizde de Marki dö Şebinkarahisar, Kont dö Akdağmadeni, Dük dö Şarkikarağaç falan çıkarlar piyasaya...
Çünkü şimdiye kadar hep köylerini içindeki ırgatlar ve yanaşmalarla birlikte satıp istanbul'a gelince ayağında tokyoyla Çiçek Pasajı'nda midye dolması satan soylularımızı görmüştük...
Ben de aristokrasisi olmayan Türkiye'nin asıl gizli aristokratları kimlerdir diye merak ediyordum; çünkü saraylı geçinenin iki kuşak öncesini araştırınca sarayın kenefçibaşına, eşraftan geçinenin üç göbek öncesine gidince leblebiciye varıyorsun...
O eşrafın dedesi de ne hikmetse hep içi altın dolu bir küp bulmuştur bahçede ya da tarlada, öyle zengin olmuştur... Ve de hiçbir Ermeni tanıdığı olmamıştır tabii.
Sonra bu Kalecik şatosunun esrarını kurcalayınca gördük ki, meğer Fransız sermayesiyle ortaklık kurup küreselleşen bir arkadaş şişeleyip şişeleyip verirmiş piyasaya... Aristokrat falan değil, sadece burjuva.
Amaan, ben de sıkıldım ha, işgüzar bir adamsa şimdi bunu okuyunca telefon edecek, uzun uzun şaraplarının kalitesini anlatacak, kesmezse tekzip gönderecek, dava açmayı düşünecek, işin yoksa uğraş dur, ya da toplantıda dedirtip kaçmaya bak, bu sıcakta hiç çekemem.
Fakat üreticinin değil ama tüketicinin şarap kıroluğu da ilginç bir konudur.
Şu anda en iyi Türk şarabı kabul edilen ve gerçekten de çok iyi bir şarap olan Kalecik, meraklısına rahmetli ve sevgili dostum Tuğrul Şavkay tarafından tanıtıldı ve sevdirildi. Ruhu şad olsun, yitireli bir yıl olacak, çocuk rahmet istedi.
Fakat yeniyetme ve hırt burjuvazi, her konunun olduğu gibi bunun da suyunu çıkardı, yanında lokantaya götürdüğü manitaya hava atmak için ille de Kalecik açtıranlar ve fiyatını da beğenmeyenler, az bulup itiraz edenler türedi.
Evet ya, her ülkede hesaba yüksek diye itiraz ederler, bizim burada az bulanlar ve şanına yakıştıramayanlar git bunu arttır da getir derler garsona!
Fakat bu gazino raconunu şaraplı masaya taşıyınca rezillik de başlar.
Neyse ki yontuluyorlar yavaş yavaş, artık garson tatmaları için iki yudum damlatınca lık diye içmiyorlar, damaklarına alıp azıcık dolaştırıyorlar, sonra garsona çok bilmiş çok bilmiş bakıp kafalarını sallıyorlar. Hatta içlerinde, Alice TV kanalından öğrendiği şekilde kadehi sapından tutanlar, şarabı bir süre kadehin içinde çalkalayıp bukesini koklayanlar bile var.
Sommelier kelimesini bilmiyorlar, kendi itikadlarınca şarap garsonu deyip geçiyorlar gerçi ama, buna da şükür.
Balıkla kırmızı şarap, etle beyaz şarap içen genç hırtlar da türedi ama onlar da bunu bir kişilik savaşı, bir özgürlük göstergesi, bir tür bireylik mertebesine erişme sanıyorlar ve bu öküzlüğü gerçekleştirirken bir yandan bize de bol bol küfür ediyorlar. Ben de onlara ediyorum, ödeşmiş oluyoruz.
Fakat bu şato muhabbeti, tüy dikti.
Şato sihirli bir kelimeye dönüşüyor, mutlaka daha iyi ve daha pahalı çağrışımı yapıyor. Şarabın hası şatoda pişer!
Uyanık işadamı da ispanya'ya değil bozkırın Kalecik köyüne hayali şatosunu kondurup veriyor şarabını pazara...
Fransız burjuva karıları, aristokratları aşağılamak için o edepsiz kaniş köpeklerine Kontes ya da Düşes ismini koyarlardı. Bizde aşağılayacak soylu olmadığı için bari o ayaktan para kazanalım ağabey.
engin ardiç
Atadan dededen kalma şatonun ve müştemilatının amansız masrafıyla başa çıkamayan, şatonun bir kanadına çekilip geri kalanını halka açan, ya otel yapan, ya da konser monser çeşitli etkinlikler düzenleyip para kazanmaya çalışan düşmüş Fransız aristokratları gibi...
Örneğin Brissac şatosunun markisi ve markizi böyledir.
Gençliğimde tanıdığım, Fransa'nın gerçekten de en köklü ve en soylu ailelerinden birinin kızı olan Helene de Montluc turizm sektöründe işçiydi, tur liderliği yapıyordu, rehberlik bile değil. Bir zamanlar Lyon ili tekmil onlarındı oysa.
iyi... Yakında bizde de Marki dö Şebinkarahisar, Kont dö Akdağmadeni, Dük dö Şarkikarağaç falan çıkarlar piyasaya...
Çünkü şimdiye kadar hep köylerini içindeki ırgatlar ve yanaşmalarla birlikte satıp istanbul'a gelince ayağında tokyoyla Çiçek Pasajı'nda midye dolması satan soylularımızı görmüştük...
Ben de aristokrasisi olmayan Türkiye'nin asıl gizli aristokratları kimlerdir diye merak ediyordum; çünkü saraylı geçinenin iki kuşak öncesini araştırınca sarayın kenefçibaşına, eşraftan geçinenin üç göbek öncesine gidince leblebiciye varıyorsun...
O eşrafın dedesi de ne hikmetse hep içi altın dolu bir küp bulmuştur bahçede ya da tarlada, öyle zengin olmuştur... Ve de hiçbir Ermeni tanıdığı olmamıştır tabii.
Sonra bu Kalecik şatosunun esrarını kurcalayınca gördük ki, meğer Fransız sermayesiyle ortaklık kurup küreselleşen bir arkadaş şişeleyip şişeleyip verirmiş piyasaya... Aristokrat falan değil, sadece burjuva.
Amaan, ben de sıkıldım ha, işgüzar bir adamsa şimdi bunu okuyunca telefon edecek, uzun uzun şaraplarının kalitesini anlatacak, kesmezse tekzip gönderecek, dava açmayı düşünecek, işin yoksa uğraş dur, ya da toplantıda dedirtip kaçmaya bak, bu sıcakta hiç çekemem.
Fakat üreticinin değil ama tüketicinin şarap kıroluğu da ilginç bir konudur.
Şu anda en iyi Türk şarabı kabul edilen ve gerçekten de çok iyi bir şarap olan Kalecik, meraklısına rahmetli ve sevgili dostum Tuğrul Şavkay tarafından tanıtıldı ve sevdirildi. Ruhu şad olsun, yitireli bir yıl olacak, çocuk rahmet istedi.
Fakat yeniyetme ve hırt burjuvazi, her konunun olduğu gibi bunun da suyunu çıkardı, yanında lokantaya götürdüğü manitaya hava atmak için ille de Kalecik açtıranlar ve fiyatını da beğenmeyenler, az bulup itiraz edenler türedi.
Evet ya, her ülkede hesaba yüksek diye itiraz ederler, bizim burada az bulanlar ve şanına yakıştıramayanlar git bunu arttır da getir derler garsona!
Fakat bu gazino raconunu şaraplı masaya taşıyınca rezillik de başlar.
Neyse ki yontuluyorlar yavaş yavaş, artık garson tatmaları için iki yudum damlatınca lık diye içmiyorlar, damaklarına alıp azıcık dolaştırıyorlar, sonra garsona çok bilmiş çok bilmiş bakıp kafalarını sallıyorlar. Hatta içlerinde, Alice TV kanalından öğrendiği şekilde kadehi sapından tutanlar, şarabı bir süre kadehin içinde çalkalayıp bukesini koklayanlar bile var.
Sommelier kelimesini bilmiyorlar, kendi itikadlarınca şarap garsonu deyip geçiyorlar gerçi ama, buna da şükür.
Balıkla kırmızı şarap, etle beyaz şarap içen genç hırtlar da türedi ama onlar da bunu bir kişilik savaşı, bir özgürlük göstergesi, bir tür bireylik mertebesine erişme sanıyorlar ve bu öküzlüğü gerçekleştirirken bir yandan bize de bol bol küfür ediyorlar. Ben de onlara ediyorum, ödeşmiş oluyoruz.
Fakat bu şato muhabbeti, tüy dikti.
Şato sihirli bir kelimeye dönüşüyor, mutlaka daha iyi ve daha pahalı çağrışımı yapıyor. Şarabın hası şatoda pişer!
Uyanık işadamı da ispanya'ya değil bozkırın Kalecik köyüne hayali şatosunu kondurup veriyor şarabını pazara...
Fransız burjuva karıları, aristokratları aşağılamak için o edepsiz kaniş köpeklerine Kontes ya da Düşes ismini koyarlardı. Bizde aşağılayacak soylu olmadığı için bari o ayaktan para kazanalım ağabey.
engin ardiç
Gündemdeki Haberler