bugün

W.S.Jevons'un 1865 yılında Kömür Sorunu adlı çalışmasıyla ortaya koyduğu ve ''Jevons Paradoksu'' olarak bilinen görüşleri, enerji krizi etrafında dönen tartışmaların kapitalizmin tarihsel eğilimlerini göstermesi bakımından bugün de geçerliliğini koruyor. 19.yüzyılın başından beri kapitalizmin gelişmesi, sürekli artan bir enerji ihtiyacını ve farklı doğal varlıkların enerji ihtiyacı için tüketilmesini ve buna uygun teknolojilerin seferber edilmesini de beraberinde getirdi. Buhar makinesi, elektriğin icadı, petrolün kullanılması ve nükleer teknoloji gibi yeni teknolojilerin yaratılması bu maddi ihtiyaçtan kaynaklandı. Jevons, yakıt ekonomisi olarak adlandırdığı kömür gibi bir doğal kaynağın kullanımındaki etkinliğin artmasının, bu kaynağa yönelik talepte bir azalmaya değil, sadece bir artışa neden olduğunu saptamıştı. Bu da etkinliklerdeki iyileştirmelerin kapitalist sistemde genişleyen bir üretim ölçeğine neden olmasından kaynaklanmaktadır.

Britanya'nın sanayi gelişiminin ucuz kömüre dayandığını belirten Jevons, kömürün daha derindeki damarlarının çıkartılmasıyla birlikte artan maliyetinin, ekonomik durgunluk yaratacağını ileri sürüyordu. Jevons'un kömür kaynaklarının tükenmesi nedeniyle oluşacak durgunluk beklentisi, petrol ve hidroelektrik gibi ikame enerji kaynaklarının ortaya çıkmasıyla gerçekleşmemişti. Kömürden sonra devreye sokulan petrol ve şimdi de nükleer teknolojiye rağmen yeni ve yine bir enerji krizi doğdu.

Tarihsel süreklilik içinde bakıldığında buhar makinesi geliştikçe kömüre olan talep azalmadı aksine artı. Tıpkı soğutma teknolojisinin gelişmesinin daha çok buzdolabının üretilmesine yol açması gibi otomobil sanayinde enerjinin daha etkin kullanılması, otomobil sayısında daha fazla artışa neden oluyor. Daha az enerji tüketen buzdolabı ve klimalar ile daha az yakıtla çalışan otomobiller bir pazarlama faktörü olmanın ötesinde mevcut sistem içinde bir anlam taşımıyor. Enerjideki kapitalist teknolojik gelişmeler, her defasında sistemin enerjiye daha fazla bağımlı hale gelmesine ve emeğin ve doğanın daha fazla talan edilmesine yol açan daha fazla enerji talebi yarattı. Açlık sorunu karşısında GDO'ların, petrole alternatif olarak sunulan biyolojik yakıtların, gıda krizini daha da derinleştirdiği gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde; rüzgâr ve güneşten elektrik elde edilmesinin de kapitalist sistemde aynı akıbete uğrayacağı belli. Büyük baraj projeleri de kurulduğu yörelerde yok ettiği tarım alanları ve hidrolik döngüde yol açtıkları bozulma nedeniyle sermayenin elinde ekolojik açıdan zararlı projeler haline gelmektedir.

alıntı habercek.com
© copyright 2005 - 2026