bugün
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur8
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı11
- kolye142
- misafir gelince odaya kacmak3
- sarı tekerin yazar olamaması9
- bik bik'in kraliçe olması10
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- peynir dolgulu jalapeno5
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi19
- türk kızı'nın hırt suçlu fetişi6
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- ıpkis'in bir işe yaramaması10
- kafasına haç düşen rahibin ölmesi5
- beni seviyor musun canım sözlük2
- doğu türkistan2
- hacker saldırısı gazileri8
- fransa9
- bik bik moderatör olmasın kampanyası6
- cep telefonu22
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi6
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu7
- kalktı2
- nokia20
- uzun süre bir uçuruma bakmak4
- usualsuspects'e ödül ayağı atmak5
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız7
- sözlüğe yeni bir moderatör alınsın kampanyası5
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- usualsuspectsin mod olması6
- zall'ın makara yapması6
- semih kılıçsoy4
- türkiye20
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- usualsuspects'in ayağı4
- arkadaşınızın sizi övmesi3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- azerbaycan5
- tır şoförü olmayı istemek14
- yılmaz erdoğan2
- her boku yiyip suçu şeytana atmak2
- abd de futbol sahasına kamyonet dalması4
- konya denilince akla gelenler7
- esaretin bedeli5
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- almanya11
- araba3
- meltem hendem2
- antalya2
- ben yokken sözlükte neler oldu4
tenimizi ezebilirsiniz... ama... Ruhumuzu asla... Onu ne işkence zapteder, ne kelepçe, ne pranga... Gülümser durur inancımız, hürriyet buudunda sonsuzca... Bizi edebilirsiniz, evimizden, tenimizden... Ama dinimizden?.. Çok şükür... Pişmanlık uğramadı semtimizden... Ya siz?.. Ezelî pis, hayvancıklar... Neye yaradı işkenceniz?..
dünyanız kara, ahiretiniz zift...Sizi bekliyor cehenneminiz!...
salih mirzabeyoğlu - işkence sf:52
dünyanız kara, ahiretiniz zift...Sizi bekliyor cehenneminiz!...
salih mirzabeyoğlu - işkence sf:52
hedef bilindikten ve belirlendikten sonra, insan oraya giden yolda adeta akan su gibi olmalı; her zerresiyle... işte tuttuğun mevziî terketmemek için alman ve çevreye sıçratman gereken pay!...
ne yap yap, korunacağın veya fedakârlık yapacağın şeylerin, hedef uğrunda olduğunu bil.
salih mirzabeyoğlu - işkence sf:76
ne yap yap, korunacağın veya fedakârlık yapacağın şeylerin, hedef uğrunda olduğunu bil.
salih mirzabeyoğlu - işkence sf:76
...bu hıyarların hiçbir zaman anlayamayacakları bir hisle, içinde bulunduğum düşkünlük şartlarında davamın ve mânâmın haysiyet ve vakarını korumaları için ruhaniyetlerine sığındığım büyüklerimden, Allah'ın izniyle himmet istiyorum... Benim gövdemde hiçbir mukavemet ve direnç göstermememe rağmen, karşımda eziklik tavrıyla öfkelenmeleri, ahmakça lâfları ve yerli yersiz dayakları, beni ruhen ve zihnen çökertememe ve dağıtamama acizliklerinin itirafi oluyor...
Muhataplarımın bende vehmettikleri büyüklük, sığındığım mihraktan beklediğim lütuf cevabıdır...
Nitekim, Davut'un o hâlim içinde dahi kendince bana yakıştırdığı beylik bir psikolojik klişe var:
- "Sen büyüklük kompleksi içindesin!"
"Aslında siz de ne kadar küçük olduğunuzu biliyorsunuz!" diyemiyorum...
Aslında bu adamların gerçekten anlayamadığım, daha doğrusu erkeklik gururuna yakıştıramadğım ve sonradan, iktidarsızlıktan kaynaklanan bir cinsi sapık türüyle müşterekliklerini yakaladığım bir yanı var: Devletin haklı veya haksız himayesini arkasına almış üç- beş adam, dışarıda hesabı malûm şekilde sorulur korkusuyla bilinmeyen bir mekânda bir adamın gözlerini bağlayarak, malum usullerle sorguluyorlar...
Pekâlâ!..
Ama bunu sanki şahsi gücüymüş gibi kendilerine yormaları, bu hallerini aksettiren o cakalı öfkeleri yok mu, en çok buna içerliyorum...
Fakat sonradan, bir hayvan karşısında insanın gururunu muhafaza kaygısı olamayacağı hakikatiyle hallerini kendimi rahatlatıcı malzeme olarak görüyorum... Onlar karşımda yiğitlene dursunlar!..
"Şef" yine yiğitleniyor ve üzerime saldırarak gırtlağıma sarılıyor... Aman bir öfkeli, bir hiddetli ki, sormayın!..
arkadan kolumu büküyor ve sırtıma, ciğerlerimi ağzıma getirdiğinden emin, iki yumruk vuruyor... Gayet tabiî, öne doğru savruluyorum... b
u tip hadiselerde, dayağın soruşturma gayesinden saptığını, hatta ipuçlarını kaybettiklerini ve işin dayak atma zevkinden ibaret kaldığını görüyorum...
Bunlar sapık ve korkularını sadizmle örtmeye çalışan, cesaret duygularını bu yoldan tatmin eden garip bir tür... "Şef"in öfkesi, "tamam şefim, vurma artık; konuşacak!" numarasıyla ya- tıştırıldıktan sonra, Kaleşnikof tüfeklerinin yerini söylememem(!) üzerine tekrar depreşiyor...
Belden üstüm çıplak; "Şef", önce su döküyor, ardından da yan tarafıma geçip sopa gibi salladığı kolunun ve elinin tersiyle göğsüme darbeler indiriyor...
düpedüz yumruk vurmamasını, gövdemde kırık çıkık ve izler olmasını istememelerine bağlıyorum...
Davut, "konuş Salih; bak zayıf bir bünyen var!" diyor... "Şefin sesi üç-beş metre öteden ve ihtimal, masanın arkasından geliyor...
Buraya teşrif ettiğimden beri köprü altı çocuklarının zevkiyle
konuşmalarına şahit olduğumu söylemeliyim... Davut, sık sık kullandığı "Devletin gücü her şeye yeter!.. Devletin eli uzundur!" klişesini tekrarlarken, "Şef" atılıyor:
"Pekâlâ, soyun şunu!"
Devletin elinin devletin gücünü göstermek üzere benim pantolona uzanması, tam bir kara mizah mevzuu...
O ânda "hayır!" diye bir tepkiyle, ne olursa olsun öfkesine kapılarak, gözlerime bağladıkları bantı sökmeye davranıyorum ve öldürmek pahasına dövüşmeyi düşünüyorum...
Bir ânda, "sakın sökme!", "yapma!" çığlıklarıyla toptan davranışa geçen bir panik sergiliyorlar...
Pislikleri nisbetinde Devleti temsil ettiğini sanan, zalimlikleri nisbetinde korkak böcekler...
Bu korkudur ki, devletin himayesini arkalarına alarak cinayetler işletiyor bunlara!..
salih mirzabeyoğlu - işkence
Muhataplarımın bende vehmettikleri büyüklük, sığındığım mihraktan beklediğim lütuf cevabıdır...
Nitekim, Davut'un o hâlim içinde dahi kendince bana yakıştırdığı beylik bir psikolojik klişe var:
- "Sen büyüklük kompleksi içindesin!"
"Aslında siz de ne kadar küçük olduğunuzu biliyorsunuz!" diyemiyorum...
Aslında bu adamların gerçekten anlayamadığım, daha doğrusu erkeklik gururuna yakıştıramadğım ve sonradan, iktidarsızlıktan kaynaklanan bir cinsi sapık türüyle müşterekliklerini yakaladığım bir yanı var: Devletin haklı veya haksız himayesini arkasına almış üç- beş adam, dışarıda hesabı malûm şekilde sorulur korkusuyla bilinmeyen bir mekânda bir adamın gözlerini bağlayarak, malum usullerle sorguluyorlar...
Pekâlâ!..
Ama bunu sanki şahsi gücüymüş gibi kendilerine yormaları, bu hallerini aksettiren o cakalı öfkeleri yok mu, en çok buna içerliyorum...
Fakat sonradan, bir hayvan karşısında insanın gururunu muhafaza kaygısı olamayacağı hakikatiyle hallerini kendimi rahatlatıcı malzeme olarak görüyorum... Onlar karşımda yiğitlene dursunlar!..
"Şef" yine yiğitleniyor ve üzerime saldırarak gırtlağıma sarılıyor... Aman bir öfkeli, bir hiddetli ki, sormayın!..
arkadan kolumu büküyor ve sırtıma, ciğerlerimi ağzıma getirdiğinden emin, iki yumruk vuruyor... Gayet tabiî, öne doğru savruluyorum... b
u tip hadiselerde, dayağın soruşturma gayesinden saptığını, hatta ipuçlarını kaybettiklerini ve işin dayak atma zevkinden ibaret kaldığını görüyorum...
Bunlar sapık ve korkularını sadizmle örtmeye çalışan, cesaret duygularını bu yoldan tatmin eden garip bir tür... "Şef"in öfkesi, "tamam şefim, vurma artık; konuşacak!" numarasıyla ya- tıştırıldıktan sonra, Kaleşnikof tüfeklerinin yerini söylememem(!) üzerine tekrar depreşiyor...
Belden üstüm çıplak; "Şef", önce su döküyor, ardından da yan tarafıma geçip sopa gibi salladığı kolunun ve elinin tersiyle göğsüme darbeler indiriyor...
düpedüz yumruk vurmamasını, gövdemde kırık çıkık ve izler olmasını istememelerine bağlıyorum...
Davut, "konuş Salih; bak zayıf bir bünyen var!" diyor... "Şefin sesi üç-beş metre öteden ve ihtimal, masanın arkasından geliyor...
Buraya teşrif ettiğimden beri köprü altı çocuklarının zevkiyle
konuşmalarına şahit olduğumu söylemeliyim... Davut, sık sık kullandığı "Devletin gücü her şeye yeter!.. Devletin eli uzundur!" klişesini tekrarlarken, "Şef" atılıyor:
"Pekâlâ, soyun şunu!"
Devletin elinin devletin gücünü göstermek üzere benim pantolona uzanması, tam bir kara mizah mevzuu...
O ânda "hayır!" diye bir tepkiyle, ne olursa olsun öfkesine kapılarak, gözlerime bağladıkları bantı sökmeye davranıyorum ve öldürmek pahasına dövüşmeyi düşünüyorum...
Bir ânda, "sakın sökme!", "yapma!" çığlıklarıyla toptan davranışa geçen bir panik sergiliyorlar...
Pislikleri nisbetinde Devleti temsil ettiğini sanan, zalimlikleri nisbetinde korkak böcekler...
Bu korkudur ki, devletin himayesini arkalarına alarak cinayetler işletiyor bunlara!..
salih mirzabeyoğlu - işkence
bütün bir cemiyet adına yaşanmış bir hayatın, muhasebe ve murakebe hissini muhatabında uyandırması, şuuraltına zerkettiği zamanî şuur idrakı ile onunla zamanın nabız noktasında buluşması diye bir tevhid sırrı ve aksiyon davası. [...]
beni çözmek?..
o kadar kolay değil herhalde!.. yaşamak gerek!..
salih mirzabeyoğlu - işkence
beni çözmek?..
o kadar kolay değil herhalde!.. yaşamak gerek!..
salih mirzabeyoğlu - işkence
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar