bugün
- sonra konuşuruz diyen sevgili11
- sözlüğün sarması9
- maaş yüz yüze görüşülecektir11
- ben olmasam burası batar insanı7
- sözlüğün en kültürlü yazarı14
- koreli erkek seven muhafazakar kız3
- akp liler yargılansaydı4
- sözlüğün en kütür kütür yazarı6
- gökçeklere üzülmek3
- yahudi aklı3
- misafir gelecek diye temizlik yapmak5
- yanlışlıkla cappuccino içen erkek4
- otobüste açamadığı camı kıran erkek13
- ayak fetişisti erkekle evlenir misiniz3
- arkadaşlar yogaya başlayalım mı10
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip3
- nervio'nun çok büyük konuşması2
- iltica7
- galatasaray10
- recete8
- sibel can'ın kıyafetinin azizliğine uğraması4
- kiraz cicegi kolonyasi6
- taze fasulye yiyen erkek3
- kıymalı kaşarlı pide3
- yazarlara çaylakken neler oluyor5
- ayak fetişizmine sapıklık diyen yobazlar3
- biz bu aptallık ile nasıl mücadele edeceğiz ya7
- zall'a çaylak atan ai moderatör4
- gocu geldi gocu geldi6
- hiç çaylak olmamış sözlük yazarı4
- yagmurcu12
- dinamik güler yüzlü takım çalışmasına yatkın6
- çaylaklar cennete mi gidiyor cehenneme mi5
- gammazların gizli hesapları görebilmesi5
- ey insan7
- ebeveyn lafları3
- ölürken dinlenecek müzik4
- dünyada birlikler kurulmalı3
- kulaklık8
- sözlükte kavga olacak hissi4
- serhat kılıç27
- sözlüğün en masum yazarları23
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı23
- namazın amacı12
- kadın bacağı paylaşan mehdi8
- fakir ekeği annesi sevsin9
- dinleyin ulan develer babanız galatasaray geliyor2
- yapay zeka 10 yıl içinde tüm insanları öldürecek4
- 9 eylül izmir in kurtuluşu6
- diyojen3
egenin incisi güzel izmirin karşıyakada iki ve konak ta bir sahnesinin bulunduğu tiyatro..
buranın yöneticisine iki çift lafım var. tiyatro eleştirmeni değilim ama bağdat hatun ve nora bir bebek evi'nin kadın başrollerini oynayan oyuncular yer değiştirse çok daha güzel olacakmış gibi.
(bkz: hande gürler)
(bkz: özlem başkaya)
(bkz: hande gürler)
(bkz: özlem başkaya)
1957 yılında açılmış, 60. senesini kutlayan köklü bir tiyatro.
gömü: bir küp altın isimli necati cumali oyununu sahnelemişler, gittim izledim, gördüklerim içime dert oldu gelip anlatmak istedim;
şimdi şöyle ki sevgili okur öncelikle metin seçimiyle başlamak istiyorum, tiyatrolarda türk tiyatrosundan oyunlar oynanması beni her zaman mutlu etmiş, heyecanlandırmıştır fakat bu metin seçimi, bu metni sahneleme fikri kimden nasıl çıktıysa gerçekten oturup sebeplerini dinlemek isterim, metin maalesef çok zayıf, zaman birliği işlenememiş, olay örgüsü aşırı dağınık, o derece ki metne ismini veren gömü meselesi uzunca bir süre unutuluyor ve hiçbir amaca hizmet etmeyen bir aşk hikayesini izlemeye maruz kalıyoruz. şimdi iyi niyetle tüm bunların devlet tiyatrolarının ve/veya oyunun dramaturgunun suçu olmadığını, necati cumali'nin metnine ait yapabileceğimiz eleştiriler olarak düşünelim fakat sıkıntılar burada bitiyor mu? tabii ki hayır.
oyun, oyuncuların enerjisiz, hevessiz, bitse de gitsek gibi bir enerjiyle ettiği bir dansla başlıyor, tiyatroyla uzaktan yakından alakası olmayan insanlar bile düşünebilecektir ki bir komedi oyununun yüksek başlaması seyirciyi yakalayabilmesi için muhakkak gereklidir, oysa ben daha oyunun ilk dakikalarında edilen bu dansta genel olarak oyuncuların özellikle de kekeme karakterin yüzüne, dansına baktığım zaman inanılmaz bir isteksizlik gördüm, siz kendi yaptığınız işe inanmıyorsanız seyircinin inanmasını bekleyemezsiniz.
devam edelim; oyun genelinde oyunculuklar da oyunun akışı da düzenlenen reji numaraları da adeta bir lise piyesi tadı veriyor, aşırı bir büyük oynama, inandırıcılıktan çok uzak eylemler, poz kesmeler, hiçbir amaca hizmet etmeyen eylemler...
dahası da var; oyuncular yaptıkları işe o kadar inanmıyor ki etki-tepki'ler ezberlenmiş, tam sayısını hatırlamıyorum fakat örneğin sahnede 12 oyuncu izlediysek mutlaka bunların en az 10'u okullu diğer 2'si de ömrünün büyük bir kısmını tiyatroya harcamış alaylı insanlardır, onların profesyonelliklerini tartışmak istemiyorum fakat bu durum bana yaptıkları işe inanmadıklarını ve saygı duymadıklarını hissettiriyor, memnun değiller oynadıkları şeyden, bir seyirci olarak bana geçen his bu. etki-tepki'ler öylesine ezberlenmiş ki büyük büyük cümlelerin idrak seviyesi 0.01 saniye olarak görülüyor, herkes her şeyi önceden biliyormuş da sadece seyirci bilmiyormuş ona anlatılıyormuş gibi bir durum söz konusu, ben antik yunan komedyası izlemeye gelmemiştim...
oyunun sonlarına doğru iş hiç de rejisörün planladığı gibi olmadı, rejisör, seyirci finalde müziğe ve dansa alkışla eşlik eder oyunu böyle tatlı bir havada bitiririz diye düşünmüş, oyunun başındakinden daha yüksek bir dans çıkıverdi ortaya, oyun o kadar düşüktü ki konak sahnesi'nin hiçbir seyircisi o dansa alkış tutmadı, eşlik etmedi, seyircinin eşlik etmeyişi oyuncuları şaşırtır gibiydi fakat beni çok mesut etti, seyirciyi aptal yerine koyarsanız kaybedersiniz. final selamına kadar o dansa eşlik edilmedi, finalde selam verilirken abartısız bir alkış geldi. özet; seyirci izlediği şeyden memnun değildi.
tüm bunlardan sonra oyunun keşke bir fuayesi yapılsaydı da sorabilseydim, bu oyun neden oynandı, bu oyunun derdi neydi, seyirciye ne söylenmek istendi, yapılan iş içinize sindi mi, daha niceleri... o kadar merak ediyorum ki nedenleri niçinleri, kimse kusura bakmasın ben tiyatroya duyduğum saygı ve sevginin böyle sömürülmesine izin veremem.
gömü: bir küp altın isimli necati cumali oyununu sahnelemişler, gittim izledim, gördüklerim içime dert oldu gelip anlatmak istedim;
şimdi şöyle ki sevgili okur öncelikle metin seçimiyle başlamak istiyorum, tiyatrolarda türk tiyatrosundan oyunlar oynanması beni her zaman mutlu etmiş, heyecanlandırmıştır fakat bu metin seçimi, bu metni sahneleme fikri kimden nasıl çıktıysa gerçekten oturup sebeplerini dinlemek isterim, metin maalesef çok zayıf, zaman birliği işlenememiş, olay örgüsü aşırı dağınık, o derece ki metne ismini veren gömü meselesi uzunca bir süre unutuluyor ve hiçbir amaca hizmet etmeyen bir aşk hikayesini izlemeye maruz kalıyoruz. şimdi iyi niyetle tüm bunların devlet tiyatrolarının ve/veya oyunun dramaturgunun suçu olmadığını, necati cumali'nin metnine ait yapabileceğimiz eleştiriler olarak düşünelim fakat sıkıntılar burada bitiyor mu? tabii ki hayır.
oyun, oyuncuların enerjisiz, hevessiz, bitse de gitsek gibi bir enerjiyle ettiği bir dansla başlıyor, tiyatroyla uzaktan yakından alakası olmayan insanlar bile düşünebilecektir ki bir komedi oyununun yüksek başlaması seyirciyi yakalayabilmesi için muhakkak gereklidir, oysa ben daha oyunun ilk dakikalarında edilen bu dansta genel olarak oyuncuların özellikle de kekeme karakterin yüzüne, dansına baktığım zaman inanılmaz bir isteksizlik gördüm, siz kendi yaptığınız işe inanmıyorsanız seyircinin inanmasını bekleyemezsiniz.
devam edelim; oyun genelinde oyunculuklar da oyunun akışı da düzenlenen reji numaraları da adeta bir lise piyesi tadı veriyor, aşırı bir büyük oynama, inandırıcılıktan çok uzak eylemler, poz kesmeler, hiçbir amaca hizmet etmeyen eylemler...
dahası da var; oyuncular yaptıkları işe o kadar inanmıyor ki etki-tepki'ler ezberlenmiş, tam sayısını hatırlamıyorum fakat örneğin sahnede 12 oyuncu izlediysek mutlaka bunların en az 10'u okullu diğer 2'si de ömrünün büyük bir kısmını tiyatroya harcamış alaylı insanlardır, onların profesyonelliklerini tartışmak istemiyorum fakat bu durum bana yaptıkları işe inanmadıklarını ve saygı duymadıklarını hissettiriyor, memnun değiller oynadıkları şeyden, bir seyirci olarak bana geçen his bu. etki-tepki'ler öylesine ezberlenmiş ki büyük büyük cümlelerin idrak seviyesi 0.01 saniye olarak görülüyor, herkes her şeyi önceden biliyormuş da sadece seyirci bilmiyormuş ona anlatılıyormuş gibi bir durum söz konusu, ben antik yunan komedyası izlemeye gelmemiştim...
oyunun sonlarına doğru iş hiç de rejisörün planladığı gibi olmadı, rejisör, seyirci finalde müziğe ve dansa alkışla eşlik eder oyunu böyle tatlı bir havada bitiririz diye düşünmüş, oyunun başındakinden daha yüksek bir dans çıkıverdi ortaya, oyun o kadar düşüktü ki konak sahnesi'nin hiçbir seyircisi o dansa alkış tutmadı, eşlik etmedi, seyircinin eşlik etmeyişi oyuncuları şaşırtır gibiydi fakat beni çok mesut etti, seyirciyi aptal yerine koyarsanız kaybedersiniz. final selamına kadar o dansa eşlik edilmedi, finalde selam verilirken abartısız bir alkış geldi. özet; seyirci izlediği şeyden memnun değildi.
tüm bunlardan sonra oyunun keşke bir fuayesi yapılsaydı da sorabilseydim, bu oyun neden oynandı, bu oyunun derdi neydi, seyirciye ne söylenmek istendi, yapılan iş içinize sindi mi, daha niceleri... o kadar merak ediyorum ki nedenleri niçinleri, kimse kusura bakmasın ben tiyatroya duyduğum saygı ve sevginin böyle sömürülmesine izin veremem.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar