bugün
- iskilipli atıf hoca18
- favlayan yazarın asıl amacı9
- kablosuz mouse7
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- otel odasında yalnız kalmak4
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- robert de niro denince akla gelen ilk film4
- herşeyi kusursuz sadece ayağı çirkin olan kız3
- traveler seri oy atınca ay silkecek beni sanmak3
- iş yerinde atletle çalışmak3
- sevimli kafir3
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- sözlüğün sapık dolması sorunsalı3
- pazarama com3
- evli bir kadını sikmek3
- zenci kadın poposu2
- kasımda aşk başkadır2
- dünürüm haçan sana hamsi yaptum'ye bagayım3
- hüzünlü bakışlı ünlüler2
- ahmet nazif zorlu6
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- millette manyak para var21
- red flag sözlük yazarları2
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor4
- osmanlı hanedanı3
- tanımadığı kadına tokat atan adam2
- 693
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- ismail kartal18
- escort ile para kavgası6
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler2
- nick vermeden bir yazara seslen3
- anın görüntüsü32
- boşandığı eşine araba alan adam8
- sözlük kürdü54
- nar tanelemek5
- okulda ayağa kalkma ritüeli3
- zenci uşağın aniden içeri girmesi5
- gıda çarşısında çalışan yuzır2
- handjob3
- artılama ile manevi gururu ihya edilen kezo2
- geç bas geç bas diye bağıran kişi psikolojisi2
- yere düşen araba anahtarı3
- erken uyanmak4
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı9
- günahlarla yüklü mermi2
- 33 ülkenin stok yapın çağrısı3
- koltukaltını maymun gibi kaşımak3
bir kumdan kaleler şarkısı. * *
çok hoş, kedi gibi şarkı. (bkz: ağlatan şarkı)
seninle yarı aşık, yarı gül damlası
geçerken yana döne bir aşkın içinden
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
yanıma biraz hüzün biraz da düş alıp
gidersem bil ki uzaklara uyar aklım
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
(bkz: böhüüü)
(bkz: sözlük eski aşkımı geri getir lan allahsız)
çok hoş, kedi gibi şarkı. (bkz: ağlatan şarkı)
seninle yarı aşık, yarı gül damlası
geçerken yana döne bir aşkın içinden
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
yanıma biraz hüzün biraz da düş alıp
gidersem bil ki uzaklara uyar aklım
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
(bkz: böhüüü)
(bkz: sözlük eski aşkımı geri getir lan allahsız)
buryun bu da akorları
`http://www.tunakiremitci.com/harfin.html`
`http://www.tunakiremitci.com/harfin.html`
yılmaz erdoğan'ın tespitiyle:
Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim. Üzücü bir suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin. Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım. Bozdun harflerimin fiyakasını.
Çoktandır tanıyorum bu duyguyu. Bazen bir acı bazen sadece kimliksiz bir bulut sayesinde yirmi dokuz harfle burun buruna gelmek... Hadi yanındayız demeleri bana... Bizi hale yola sok, şekillendir, içindekilerden bir fihrist yap, sırala, yarala... Aslında komikler. Herşeye çare olabileceklerini sanıyorlar. Oysa beyaz kâğıt üstünde bazen çaresiz lekelerden başka bir şey değiller. Mesela şu "a" harfini ele alalım. Üçünü biraraya getiriyorsun şaşkınlık oluyor. On tanesini yanyana diziyorsun çığlık kıvamına erişiyorlar.
Harfler kendilerini bir şey zannediyor.
Yazmakla ilgili ne söyleyebilirim ki, zamana karşı harf zaiyatı. iç yerlerinde beliren gri bir bulutu başkalarının da anlayabileceği hale getirme uğraşı. Oysa ne gerek var bilmiyorum. Kime anlatıyorum? Niçin? Hüzüne fiyakalı bir edebiyat giydirmekten başka nedir ki yazmak? Ya da okuyanı gıdık yerinden dürtmek. Gülsünler diye. Üzülsünler diye... Anlasınlar, anlaşsınlar diye. Ve en kimseyle anlaşamayanların işiyken yazmak...
Anlatabilseydim yazmazdım.
Yazınca çekilir biri oluyorum, tek bildiğim bu. Hep başkaları için kâğıda döküyorum içimin kirlenen seslerini. Evet sesler de kirlenir. Kokular bile hatta. Eski tadı kalmayabilir buğunun.
Harflerin sözcük oluşturmak için biraraya gelmesi imece usulü bir hüzün inşaatıdır çoğu zaman.
Bu kadar üzgün olmasam yazmazdım.
Yeryüzünün bu yarımadasında (belki tamada olsaydı herşey kolay olurdu), yani bu coğrafyası bile yarım ülkede topu topu yirmidokuz arkadaşım var. Bazılarıyla çok az görüşsem mesela je ile çok samimi olduğumuz söylenemez, hep yanımdalar. Bütün sırlarımı biliyor ve benden izin alma nezaketini bile göstermeden açık ediyorlar herşeyi. Kimseyi ağız tadıyla aldatamıyorum bu yüzden. Çizgisiz bir beyaz kâğıtla karşılaşmayagörsünler, herşeyi anlatıyorlar. Hem de en burkucu tarafından. Şiir diye bir şey tutturmuşlar, kimseye acımıyorlar.
Bir tek senden korkuyorlar şu sıralar.
Bak şimdi de lafı sana getirdiler gördün mü?
Ne zaman seni görsem etrafta kimsecikler olmuyor. Harflerim zavallı seslerin gölgelerine saklanıyor. Oysa herkese seslerini gere gere bağırıyorlardı. Kendilerini arayıp da bulamadıkları bir cakayla biraraya getiren bir dimağ bulmuşlardı ve havalarından geçilmiyordu. Biz istersek biraraya gelir gülmekten öldürürüz hepinizi ya da göz pınarlarınızı kanatırız istersek, diyorlardı. Onlar benim dilimin kayganlığını aşıp meşhur olmuşlardı. Herkesi etkileyebileceklerini düşünüyorlardı.
Harflerim beni herşeye alet ediyordu.
Ama senden korkuyorlar işte. En çok da suskunluğundan. Zaman durdu sanıyorlar sen susunca. Aptallaşıyorlar. Şimdi ne yapacağız, diyorlar. Eyvah oluyorlar aniden. Ve panik halinde sesler çıkarmaya başlıyorlar. Onları unuttun, onları istemiyorsun sanıyorlar harflerim. Güleceksin belki ama kaşlarından bile ürküyorlar. Kaşlarının yayına takılı ok oluyor çünkü gözlerin. Baktığı yerden ses getiren gözlerin... Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim
suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin.
Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım.
Bozdun harflerimin fiyakasını.
Ve seninle karşılaştığım, yani annenin seni doğurduğu, bizim birbirimizi doğurduğumuz o günden sonra ilk kez biraraya geliyorlar. Tembelleşmişler. Birbirlerini ilk kez görüyor, ilk defa yanyana geliyor gibiler. Ama şimdi tuhaf bir hevesle ve korkuya direnerek toplanıp bağırmaya başlamalarının bir anlamı olmalı. Sanırım sana alışıyorlar. Kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğunun adının ilk harfinden aldılar işareti belki... Şaka yaptığını biliyorlar artık. Seni seviyorlar.
işte bu yüzden sürekli bana "Seni seviyorum" dedirtiyorlar. Tekrara düşme, sıkıcı olma ya da anlamı aşındırma kaygısını bir yana bıraktılar. Çünkü onlar çok iyi biliyor ki iyi filmlerde çok zor söyletilir "Seni seviyorum" cümlesi. Esas adam, yani sapına kadar insan yürekli, karizmasında fırtınalar barındıran ama işte allah kahretsin ki sevgisini gösteremeyen adam filmin sonunda, ölürken
söyler bazen. Hatta cümle "Seni hep sevdim"e dönüşür. Hep sevmiştir, gizli gizli ağlamıştır ama o cümleyi söyleyememiştir işte...
Ama ben esas adamları sevmem.
Esas adamlar sıradan insanlar içindir.
Sırayı bozmasaydım yazamazdım.
Şimdi harflerim sana, bütün cesaretlerini toplayıp kendilerine çekidüzen vererek ve "Beğenmezse bozulmayalım arkadaşlar" cümlesinin ardına saklanıp sahip oldukları sesleri titrete titrete bir cümle hediye etmek istiyorlar:
Merhaba, seni seviyorum, seni sevmeseydim yazamazdım.
Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim. Üzücü bir suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin. Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım. Bozdun harflerimin fiyakasını.
Çoktandır tanıyorum bu duyguyu. Bazen bir acı bazen sadece kimliksiz bir bulut sayesinde yirmi dokuz harfle burun buruna gelmek... Hadi yanındayız demeleri bana... Bizi hale yola sok, şekillendir, içindekilerden bir fihrist yap, sırala, yarala... Aslında komikler. Herşeye çare olabileceklerini sanıyorlar. Oysa beyaz kâğıt üstünde bazen çaresiz lekelerden başka bir şey değiller. Mesela şu "a" harfini ele alalım. Üçünü biraraya getiriyorsun şaşkınlık oluyor. On tanesini yanyana diziyorsun çığlık kıvamına erişiyorlar.
Harfler kendilerini bir şey zannediyor.
Yazmakla ilgili ne söyleyebilirim ki, zamana karşı harf zaiyatı. iç yerlerinde beliren gri bir bulutu başkalarının da anlayabileceği hale getirme uğraşı. Oysa ne gerek var bilmiyorum. Kime anlatıyorum? Niçin? Hüzüne fiyakalı bir edebiyat giydirmekten başka nedir ki yazmak? Ya da okuyanı gıdık yerinden dürtmek. Gülsünler diye. Üzülsünler diye... Anlasınlar, anlaşsınlar diye. Ve en kimseyle anlaşamayanların işiyken yazmak...
Anlatabilseydim yazmazdım.
Yazınca çekilir biri oluyorum, tek bildiğim bu. Hep başkaları için kâğıda döküyorum içimin kirlenen seslerini. Evet sesler de kirlenir. Kokular bile hatta. Eski tadı kalmayabilir buğunun.
Harflerin sözcük oluşturmak için biraraya gelmesi imece usulü bir hüzün inşaatıdır çoğu zaman.
Bu kadar üzgün olmasam yazmazdım.
Yeryüzünün bu yarımadasında (belki tamada olsaydı herşey kolay olurdu), yani bu coğrafyası bile yarım ülkede topu topu yirmidokuz arkadaşım var. Bazılarıyla çok az görüşsem mesela je ile çok samimi olduğumuz söylenemez, hep yanımdalar. Bütün sırlarımı biliyor ve benden izin alma nezaketini bile göstermeden açık ediyorlar herşeyi. Kimseyi ağız tadıyla aldatamıyorum bu yüzden. Çizgisiz bir beyaz kâğıtla karşılaşmayagörsünler, herşeyi anlatıyorlar. Hem de en burkucu tarafından. Şiir diye bir şey tutturmuşlar, kimseye acımıyorlar.
Bir tek senden korkuyorlar şu sıralar.
Bak şimdi de lafı sana getirdiler gördün mü?
Ne zaman seni görsem etrafta kimsecikler olmuyor. Harflerim zavallı seslerin gölgelerine saklanıyor. Oysa herkese seslerini gere gere bağırıyorlardı. Kendilerini arayıp da bulamadıkları bir cakayla biraraya getiren bir dimağ bulmuşlardı ve havalarından geçilmiyordu. Biz istersek biraraya gelir gülmekten öldürürüz hepinizi ya da göz pınarlarınızı kanatırız istersek, diyorlardı. Onlar benim dilimin kayganlığını aşıp meşhur olmuşlardı. Herkesi etkileyebileceklerini düşünüyorlardı.
Harflerim beni herşeye alet ediyordu.
Ama senden korkuyorlar işte. En çok da suskunluğundan. Zaman durdu sanıyorlar sen susunca. Aptallaşıyorlar. Şimdi ne yapacağız, diyorlar. Eyvah oluyorlar aniden. Ve panik halinde sesler çıkarmaya başlıyorlar. Onları unuttun, onları istemiyorsun sanıyorlar harflerim. Güleceksin belki ama kaşlarından bile ürküyorlar. Kaşlarının yayına takılı ok oluyor çünkü gözlerin. Baktığı yerden ses getiren gözlerin... Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim
suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin.
Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım.
Bozdun harflerimin fiyakasını.
Ve seninle karşılaştığım, yani annenin seni doğurduğu, bizim birbirimizi doğurduğumuz o günden sonra ilk kez biraraya geliyorlar. Tembelleşmişler. Birbirlerini ilk kez görüyor, ilk defa yanyana geliyor gibiler. Ama şimdi tuhaf bir hevesle ve korkuya direnerek toplanıp bağırmaya başlamalarının bir anlamı olmalı. Sanırım sana alışıyorlar. Kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğunun adının ilk harfinden aldılar işareti belki... Şaka yaptığını biliyorlar artık. Seni seviyorlar.
işte bu yüzden sürekli bana "Seni seviyorum" dedirtiyorlar. Tekrara düşme, sıkıcı olma ya da anlamı aşındırma kaygısını bir yana bıraktılar. Çünkü onlar çok iyi biliyor ki iyi filmlerde çok zor söyletilir "Seni seviyorum" cümlesi. Esas adam, yani sapına kadar insan yürekli, karizmasında fırtınalar barındıran ama işte allah kahretsin ki sevgisini gösteremeyen adam filmin sonunda, ölürken
söyler bazen. Hatta cümle "Seni hep sevdim"e dönüşür. Hep sevmiştir, gizli gizli ağlamıştır ama o cümleyi söyleyememiştir işte...
Ama ben esas adamları sevmem.
Esas adamlar sıradan insanlar içindir.
Sırayı bozmasaydım yazamazdım.
Şimdi harflerim sana, bütün cesaretlerini toplayıp kendilerine çekidüzen vererek ve "Beğenmezse bozulmayalım arkadaşlar" cümlesinin ardına saklanıp sahip oldukları sesleri titrete titrete bir cümle hediye etmek istiyorlar:
Merhaba, seni seviyorum, seni sevmeseydim yazamazdım.
atılgan bayar'ın, kaleme aldığı şiir kitabına verdiği isimdir...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar